Zeynep Kocasinan'ın Kitapları Seçkin Kitapçılarda Satışta

Zeynep Kocasinan'ın Kitapları Seçkin Kitapçılarda Satışta
Zeynep Kocasinan'ın Kitapları: "Reiki'yi Yaşıyorum", "Görüşler", "Dönüşüm Oyunu Gerçek mi?", "Atlamak", "Kitaplar Soru Sorar", "Doğru Yanlış Güzel Çirkin", "Is It Written in the Stars?" ve "Imagine Being Lucky"

İnternet Sitesi

www.zeynepkocasinan.com

31 Ekim 2007 Çarşamba

Yalnızlık zamanı geldiyse eğer...


Bazen düşünürüm hüzün olmasa edebiyat olur muydu diye?
Mesela yağmurlu günlerde canım biriyle konuşmak isterse ve o insan kaybedilmişler arasında ise?
Bu kaybedilmişleri kimileri artık başka evrenlerin başka katmanlarında olabilir.
Ama ya bu kaybedilmişler ruhumun içindeki fırtınaları en iyi anlamasını umduğunuz insanlarsa?
Ya o zaman ne olacak?

Yağmurlu günler ve gri gündüzler olmasa edebiyat olur mu diye düşünürüm zaman zaman.
Yitirilmiş sevgiler, uzaklardaki sevgililer ve yaşanamamış sevgiler olmasa, edebiyat olur muydu?
Bilmiyorum. Bilemiyorum. Hüzünlerden kendi payıma düşenleri aldım zamanı geldikçe.
Hüzünsüzlük insana dair bir özellik değil belki de.

Müziği sonuna kadar açıp bir sigara yakıp rüzgârı seyretmek nedir bilirim.
Zevkten evde kendi başıma aynı müziklerle dans etmeyi de biliyorum.
Sevinç ve üzüntünün tahmin edeceğimden yakın kardeşler olduğu bana öğretildi.

Dışarıdaki ağaçları eğen Kasım rüzgârı gibi bir rüzgâr içimde eserken, bir durgun göl olmayı bilirim.
Hissettiklerimi yaşamamayı, yaşadıklarımı hissetmemekten daha iyi bilirim.

Yağmur dökemediğimiz gözyaşları olur.
Rüzgâr koşmak koşmak koşmak isterken yetişir imdadıma.
Müziğin sesinin yüksekliği yetmez içimden yükselen sesleri susturmaya.
Tekrar ve tekrar ve tekrar, yanı şarkıyı dinlerim, artık benim sesim oluncaya kadar.

Ben yalnız zamanlarımda Babamı özlerim,
Üç sene oldu O terki diyar edeli.
Ve şimdi de, belki de uzakta olduğum için daha çok Annemi.

Öğreniyorum,
Yalnızlık zamanı geldiyse eğer,

Çare yok, yaşamaktan başka.

11/11/2007, Fethiye

23 Ekim 2007 Salı

Sevgililer Günü ve Ruh Eşi Enerjisi


Şimdi de Şubat ayının en çok konuşulan gününün enerjisine Numeroloji açısından bir bakalım.

Şubat ayı, 14.Şubat gününün “sevgililer günü” olarak adlandırılması nedeni ile olsa gerek, sevgi üzerine en çok yazılan, konuşulan ay oluyor nedense. Sevgi her an’a dair ama kimi zamanlar sevgiyi irdelemek hakkını daha çok buluyoruz kendimizde.

Peki, sevgi’nin bir sayısı var mı? Sevgi’ye dair ve ait ve onu tarif eden?
Sayılar dünyası sevgi için ne söylüyor? 6 sayısının Tarot’taki adı genelde Aşıklar. İlişkilere dair olduğu için belki de. Ancak bana doğru gelen her zaman belirli bir günün enerjisine bakarken, öncelikle o günün ana sayısını ele almaktır. Daha sonra farklı metotlar ile güne bakılabilir. Bir günün nasıl geçeceğini o günün enerjisi ve bir onun kadar da kişi ile o günün enerjisinin uyumları da etkiler.

14 Şubat tarihine beraber bakalım şimdi:

14.02.2007

2007+16 = 2023 => 2+2+3 = 7

7 sayısı bu tarihin enerjisini tarif eden sayı oluyor.

Bu anlamda 7 sayısını ele aldığımızda, o gün için şu önerilerde bulunabiliriz:
n İlişkilerde denge önemlidir. Yani konuştuğunuz kadar dinlemek. Aldığınız kadar vermek. Bu dengeyi yakalamayı başarabildiğiniz sürece duygusal ilişkilerinizde mutluluğu yakalayabilirsiniz. Ve vermek kadar almak da önemlidir. Tek taraflı ilişkilerin başarılı olması zordur.
n Değişim yaşamın bir parçasıdır. Hayatın durağan olmadığını ve olamayacağını kabul etmek gerekir. Yaşamın akışında yaşadığımız ilişkilerin bizi besleyen ve geliştiren ilişkiler olup olmadığına dikkat etmemiz faydalı olur.
n Bugün yapacağımız doğru seçimler yaşamda belki de aradığımız mutluluğu bulmamıza yardım etme potansiyelini taşıyor.
n Bugün hayatınızdaki 21.Haziran - 21.Temmuz tarihleri arasında doğmuş, yani Yengeç burcu insanları ile ilgili konularınızı çözümlemek isteyebilirsiniz.
n Yaşamın bir sebep sonuç ilişkisi boyutu ile işlediğini unutmayın. Bir ilişkiye ne katıyorsanız ya da yürekten ne katmayı düşüyorsanız, bunu alabilirsiniz. Öz’de enerjisel olarak yaşam bunu sunar. Vermeden almayı düşünüyorsanız, ilişkinizin uzun ömürlü olması mümkün değildir.
n Bugün yaşamınızı düzene koymaya karar verdiğiniz zaman, hayatınızda size ait olmayan şeyleri geride bırakarak, yeni başlangıçlara açılabileceğinizi müjdeliyor. Hayatınızdaki değişimleri hayırlı olacağı inancı ile kucaklayın ve açılan yollarınızı bu niyet ile desteklemekte olduğunuzun farkında olun lütfen.

***
Bizler yaradılışta bir tek parça ruh iken, pozitif ve negatif kutuplar olarak, yani şimdi adlandırdığımız şekilde erkek ve kadın olarak ikiye ayrıldık. Her ruh iki eşit parçaya ayrıldı, farklı kutuplar olarak. Ve yaşamlar ve asırlar boyunca bu parçalar bir araya gelmek üzere yaşayıp duruyor. Ta ki, tekrar bir araya gelinceye kadar.

Birçoğumuz bu yaşamımızda ruh eşimiz ile karşılaşmayacağız. Çok nadir bir olay iki ruh eşinin bir yaşamda kadın ve erkek eşler olarak bir araya gelmesi. Çoğu zaman bu tadı veren ilişkileri arayışında olacağız ve belki de ancak kısmen o tadı yakalayabileceğiz. Bu mutlu olmayacağız anlamına gelmiyor. Ruhumuzun diğer yarısı ister Arjantin’de yeni doğan bir bebek olsun, ister Yeni Zelanda’da yaşlı bir çiftçi, ruh olarak her zaman bizimle birlikte, ya da en azından tam hissetmemiz, tamamlanmış hissetmemiz için çağırmamızı bekliyor.

Ne dersiniz? Fiziksel olarak olmasa da enerjisel olarak diğer yarımız ile buluşma zamanımız gelmedi mi? Ve kim bilir belki de aramızdan o sevgiyi burada yaşayabilecek şanslılarda çıkacaktır. Ne güzel bir şey sevmek, sevebilmek ve sevilmiş hissedebilmek.

Şimdi kapatın gözlerinizi, kendinize sessiz bir köşe ya da zaman dilimi bulun ve aşağıdaki onaylamaları tekrar edin:

- “Ruhumda ruh eşi enerjisini uyandırıyorum. Ben, şimdi, ruhumun diğer yarısını kendime çekiyorum. Tüm ilişkilerim ruh eşi enerjisi ile doluyor ve zenginleşiyor.”
- “Tüm ilişkilerimi ruh eşim ile yaşayabileceğim zenginlik seviyesine yükseltiyorum. Hayatımda sevgiyi hissetmek, yaşamak ve tadına varmak için yer açıyorum.”
- “Yaradan’a, meleklerime ve evrene beni hayrıma olan sevgiye yönlendirmeleri için teslim oluyorum ve mesajlarını duyuyor ve dinliyorum.”

Kabala gibi mistik bilimler ruh eşimize fiziksel dünyada kavuşabilmek için ruhumuzun arınma süreçlerinden geçmiş olması gerektiğini hatırlatıyor. Ancak, ruhunuzun diğer yarısını çağırarak mevcut ilişkilerinize de bu enerjiyi katmak, o arkadaşlıkları, dostlukları bu enerji seviyesin yükseltmek mümkün.

Ruh Eşi Enerjisi bağlantısı için bir not:
Enerjisel olarak Kabala’ya göre yılın bir günü ruhumuzun diğer yarısı ile buluşmamız açısından bize enerjisel olarak bir fırsat sunuyor. Ruhumuzun diğer yarısı ile bağlantıya geçebilmemiz için Evren’in açtığı bir kapı diyebiliriz buna. Ancak o gün Kabalistik takvime göre 14 Şubat 2007 değil. Yaz aylarının sonlarına denk gelen o gün enerjisel olarak nasıl bir bağlantı yapabileceğinizin detaylarını zamanı gelince aktaracağım.

Şimdilik, ruhunuzun yaradılıştaki diğer yarısı ile enerjisel olarak bir araya gelebilmek için: Öncelikle kendinizi sevin ve takdir edin. Siz bilseniz de bilmeseniz de ruhunuzun diğer yarısı dünyanın hangi köşesinde olursa olsun, fiziksel olarak ve duygusal olarak yaşadıklarınızın birçoğunu hissediyor ve etkilerini yaşıyor. Belki bunun neden olduğunun farkında değil. Günlerdir sebepsiz olarak ağrıyan dizinin sizin spor yaparken sakatlanmanız olduğunu bilmiyor. Ya da içindeki tarifsiz acının belki de sizin babanızı yitirmiş olmanız ve bu üzüntü ile yaşamakta olduğunuz için hissedildiğini anlayamıyor. Ama bu etkileri yaşıyor. Siz de benzer şeyler yaşıyor olabilirsiniz.

O zaman, sadece kendiniz için değil, ruhunuzun diğer yarısı için de, kendinize iyi bakın. Ve örneğin her Reiki öğrencisinin ilk olarak öğrendiği 5 temel Reiki prensibini siz de uygulayın ve her sabah kendinize tekrar edin:
- Bugün için endişelenme.
- Bugün için öfkelenme.
- Ekmeğini helal yollardan kazan.
- Şükret.
- Büyüklerine, ailene, tüm insanlara iyi davran.

Sevgilerimle,
Z.

22 Ekim 2007 Pazartesi

Leonardo da Vinci’nin Ayak İzinde


Birkaç gün önce yakın bir arkadaşım bana Stuart Avery Gold’ın Ping adlı kitabını hediye etti. Ping yeni bir göl aramaya çıkan Ping adlı bir kurbağanın hikâyesi. Bu basit hikâye bana nedense farklı ama çok benzer başka bir hikâyeyi Coelho’nun Simyacı’sını hatırlattı. Bazılarınız artık biliyor ki bana birçok şey Simyacı’yı hatırlatır. Hep özel bir kitap olduğunu düşünmüşümdür.

Her iki kitap da yolumuzdan, bir anlamda kader çizgisinden ve bu yoldaki arayışlarımızdan bahsediyor. Kurbağa Ping temiz ve berrak suları olan bir göl arıyor. Simyacı’daki başkarakteri delikanlı Santiago ise kendi hazinesini. İkisine hedeflerine, amaçlarına ulaşmak için uğraşıyorlar, çabalıyorlar. Tekrar tekrar deniyorlar. Bazen arayışı bırakıp geri dönmeyi düşünselerde, düşüyor ve sonra kalkıp devam ediyorlar. Ve bu yolculukları sırasında kendilerine yolu öğreten, hedeflerine ulaşmaları konusunda yardımcı olacak insanlar ile karşılaşıyorlar. (Doğrusu Ping’in karşısına çıkan bir insan değil bir baykuş oluyor. )

***


Baykuş, Kurbağa Ping’e ne dedi?

Bazen hedefe, ulaşmayı tasarladığımız hedefe çok odaklanıp bugünü unutuyor muyuz? Yaşamı gün gün yaşadığımızı unutuyor muyuz? Arzularımıza çok odaklanıyor ve esasında bize sadece bugünün verildiğini unutuyor muyuz? Ve yarının esasında bize garanti edilemediğini?

Nefes aldığımızın farkında mıyız? Üzgün ya da sevinçli olduğumuzun farkında mıyız? Mutluluğun nasıl hissettiğini biliyor muyuz? Mutluluk nasıl bir his? Mutlu olunca ne hissedersiniz? En son ne zaman mutlu hissettiniz? Hatırlıyor musunuz? En son ne zaman yürekten güldünüz? Hatırlıyor musunuz? Ve hatırladığınız an’lara dönersek – bunları hissedebildiğini ve hatırlayabildiğinize göre – bu anları özel yapan neydi?

Baykuş Ping’e iyi bir yaşam yaşayabilmek için 2 şey yapmamız gerektiğini söyler:
Öncelikle, Yaşamı yaşamayı çok, fazlasıyla istemeliyiz.
İkincisi, Her gün yaşamı dolu dolu yaşamak için istikrarlı olarak ısrarcı olmalıyız.

Biz yola çıktık. Yoldayız. Gün be gün yaşıyoruz. Günleri teker teker karşılayarak yaşamak zorundayız yaşamı. Soru - yolda geçirdiğimiz zamanı nasıl daha mutlu ve keyifli yaşayabiliriz? Yaşamın ana konusu bir anlamda bu galiba. Huzur, sevgi ve mutluluk arıyoruz – ne yapıyor, ne ile uğraşıyorsak uğraşalım özdeki arzular çok basit esasında.

Peki, bunların Leonardo da Vinci ile ne ilgisi var dediğiniz duyar gibiyim. Sabrın sonu selamet. Bu defa düşündüm de belki de, yazar Michael Gelb’in “Leonardo Gibi Düşünmek” adlı kitabında dediği gibi, Leonardo da Vinci gibi düşünmeliyiz. Yaşamımızda hepimizin bir noktada, kendi yaşam el kitaplarımızı, yaşam kılavuzlarımızı yazmamız gerekecek. O an gelinceye kadar haydi gelin biz bilgileri toplamaya devam edelim.

Nasıl Leonardo da Vinci gibi düşünülür?

Geçtiğimiz Aralık ayında İstanbul, Hasköy’de Rahmi Koç Müzesi’nde bir sergiye gitme şansım oldu. Leonardo’nun tasarladığını, yaptığı bazı makinelerin benzer yapımları sergileniyordu. Çoğumuz Leonardo do Vinci’yi meşhur Mona Lisa resminin ressamı olarak tanırız. Ancak Leonardo bir mühendis, heykeltıraş, ressam, matematikçi, mimar, botanik uzmanı, müzisyen, filozof, sahne dekor ve kostüm tasarımcısı, ve … Evet, liste devam ediyor. O’nun gerçek bir dahi olduğu muhakkak. Hatta Tony Buzan ve Raymond Keene’nin yaptığı bir çalışmaya göre, Leonardo, Albert Einstein, Isaac Newton, Mikelanj ve Büyük İskender gibi dehaların arasında, tüm zamanların en büyük dahisi olarak ortaya çıkmış. Top 10 listesinin 1 Numarası özetle.

Gelb kitabında Leonardo’nun dehasındaki kavramları ele alarak, bunları kendi yaşamımıza nasıl uygulayabiliriz, bunu irdelemiş. Ve Leonardo’ya ait 7 prensip belirlemiş:

1. Yaşama daima merak ile yaklaşmak ve devamlı olarak öğrenmek için tükenmeyen bir arzu.
2. Bilgiyi deneyimler ile test etme kararlılığını ve hatalardan öğrenmek isteği.
3. Tüm duyularımızın hassasiyetini daimi olarak artırmak, özellikle göz ile görme yeteneğimizi artırmak ve böylelikle yaşamı daha canlı bir tecrübe haline getirmek.
4. Belirsizliği, karışıklığı ve anlaşılmazlıkları kucaklama arzusu.
5. Bilim ile sanat arasında, mantık ile hayal gücü arasında denge kurarak beynin tamamını kullanmak üzere gelişmek.
6. Bedensel olarak denge, zarafet içinde formda olmak.
7. Sistem düşüncesi. Her şeyin birbiri ile bağlantılı olduğunu fark etmek ve buna müteşekkir olmak.

***

100 Soru Sormak Neyi Çözer?

Leonardo’nun sorularını, gözlemlerini, düşüncelerini, rüyalarını not defterlerine kaydettiği biliniyor. Gelb bizimde aynı şeyi yapmamızı öneriyor. Yanınızda bir defter, bir günlük ya da ajanda taşıyın ve buna aklınıza gelenleri geldikçe, hatta duygularınızı, hayallerinizi, arzularınızı yazın.

Michael Gelb’in önerdiği diğer bir egzersiz, bizim için önemli olan 100 soruyu yazmak. Bu 100 soruyu bir oturuşta yazmamız gerekiyor. Bu sorular her türlü sorumuz olabilir. Mesela “Nasıl tasarruf yapabilirim?” ya da “Bu dünyadaki varlığımın amacı ne?” ya da “Bana hangi kıyafetler yakışır?” Kısaca aklınıza gelen HER soru. Gelb ancak 100 soru ile tortuların ardındaki gerçek sorulara ulaşmamızı sağlayacağına inanıyor. Yazarak bunları döküyor ve temizliyoruz. Sonra bu 100 soru içinde bizim için gerçekten önemli olan 10 tanesini seçmemiz ve bir sonraki aşama olarak da bunları bizim için önem sırasına dizmemiz isteniyor.

Hemen cevapların ardından koşturmaya başlamayacağız. Cevapları istemediğimden değil. Ancak sadece soruları gün ışığına çıkarmak bile çözümü başlatır. Bilincimiz ve bilinçaltımız aradığımız cevaplar için bilgi toplamaya başlar. Bio-enerji hocam Moshe’nin her zaman söylediği gibi: “Soruyu sorun; cevap mutlaka gelecektir.” Neyi öğrenmek, neyi bilmek istediğimizi adlandırdığımızda hem kendimizi anlarız, hem de neyi arayacağımızı biliriz.

Ben bu dünyada tecrübe etmeye geldiğimiz yaşamımızın için bilginin verilmekte olduğuna inanıyorum. Sadece bazen arama ve araştırma cesaretimizi yitiriyoruz. Bu defa gelin yolu Leonardo’nun ayak izlerinden takip edelim. Her ay adım adım iz sürmeye devam edeceğiz. Ve her adımda yeni tecrübe ve deneyimlere yürüyeceğiz.

Sevgi ve mutluluk dolu günler diliyorum. Yolculuğunuz güneşli ve aydınlık olsun.
Sevgilerimle.
Z.

Zeynep`in Kitap Tavsiyesi:

“Leonardo da Vinci Gibi Düşünmek” Michael J. Gelb.

Üstatlardan:

“Sanatın bilimini ve bilimin sanatını öğrenin.” Leonardo da Vinci.

Ayın Onaylaması:
“Öğrenmek istiyorum. Öğrendikçe büyüyorum.” Louise L. Hay

Yaşamın Sır’rı Artık Elimizde


Şimdi SIR’ra ulaşmak kolay. Çekim Yasası, şimdilerde en çok konuşulan sır oldu.

Son günlerin en çok satan listesinde bir numarayı kapan “The Secret” Türkçe anlamı ile Sır kitabı yaşama bakış açımızı derinden değiştirmeye devam ediyor. Önce filmi elden ele dolaşmaya başladı. Sonra Nil Gün muhtemelen birazda bu filmin ve kitabın etkisiyle “Çekim Yasası” kitabını çıkardı. Film kısıtlı bir alt yazı ile dağıtıldığı için, “Çekim Yasası” bir iki ay boyunca benim en çok hediye ettiğim kitap oldu. Sonra hocam Moshe Abudaram bana Amerika’dan The Secret’ın İngilizcesi’ni getirerek hediye etti. Neredeyse eş zamanlı olarak da Türkçesi çıktı. Şimdi her köşe başında karşımıza çıkıyor. Ne mutlu bize…

Time dergisi 14.Mayıs.2007 tarihli sayısında, Dünyadaki En Etkili 100 İnsan başlığı altında The Secret filminin yaratıcısı ve aynı adlı kitabın yazarı Rhonda Byrne’da listeye almış. Tavuk Suyuna Çorba serisi kitaplarının yazarlarından ve The Secret’da da yer alan Jack Canfield “Rhonda saf bir niyetle insanlara yardım etmek istedi ve milyonlara ulaştı” diye anlatıyor Time dergisindeki yazısında.

İstanbul’da metro da 4. Levent’e giderken bakıyorum biri elinde kitap, The Secret’ı okuyor. Benim çocukluğumda Japonya’da otobüslerde metrolarda kitap okuyan insanların fotoğrafları basılır, onlar nerede biz nerede denirdi. Gülümsüyorum elinde The Secret’lı adamı görünce. Fethiye’de bir mağazaya gidiyorum. Satış sorumlusu hanım The Secret’ı okuduğundan bahsediyor. Uçakta, sokakta, mağazada sır kulaktan kulağa yayılıyor. Bu arada merak ettiniz mi bu kitabın ismi neden mi orijinal İngilizce adı ile konmuş. Zaman zaman “Sır” kitabını okudunuz mu diye sorarken, öncelikle Nermin Bezmen’ın aynı adlı kitabı ile ve sonra başka kitap ve filmler ile karıştığını gördüm. Ben de kitap hakkında The Secret diye konuşmaya başlayınca, yayınevinin kararını anladım doğrusu.

İstediğiniz her şeyi elde edebilirsiniz, her şey olabilirsiniz.

Peki, bu meşhur sırrın Çekim Yasası olduğunu öğrendik. Nerede, nasıl kullanacağız? Her zaman. Bizler birer mıknatısız ve düşündüğümüzü, hislerimiz ile canlı tuttuğumuz şeyleri yaşamımıza çekiyoruz. Mutlu hissettiğimizde ve olumlu şeyler düşündüğümüzde bunu yaşamımıza çekiyoruz. Sözlerimiz çok güçlü. Dudaklarımızdan çıkanlar ile bir realite yaratmış oluyoruz. Ve Evren de bu gerçekliği onaylamak üzere harekete geçiyor. The Secret bize diyor ki “İstediğiniz her şeyi elde edebilirsiniz, her şey olabilirsiniz.” Ve anahtar bizim elimizde. Bize verilmiş yaradılışımız ile birlikte belki de. Tarihin yaprakların üstatlar, hocalar, bilgeler benzer şeyleri asırlardır söylüyorlar.
Evrenden olumlu sözler ile arzularımızı istiyoruz, gerçekleşeceğine inanıyoruz, arzu ettiğimiz sonucun nasıl gerçekleşeceğini evrene bırakıyoruz ve arzumuzu elde etmeye, kabul etmeye hazır olmaya çalışıyoruz. Evrenin bizim dileklerimizi ve isteklerimiz gerçekleştirmek üzere her zaman hazır beklediğini söylüyor sır.

Şu an nasıl hissediyorsunuz?

Kitapta yer alan eğitmenlerden Lisa Nichols’da bize hatırlatıyor: “Duygularınızdan emin olmadığınızda ‘Şu an ne hissediyorum?’ diye kendinize sorun. Gün içinde zaman zaman durup kendinize bu soruyu sorabilir, böylece duygularınıza dair daha fazla farkındalık kazanabilirsiniz.” Bu sorunun cevabı bize yaşadıklarımızın ve yaptıklarımızın yaşam yolumuz ile uyumlu olup olmadığını gösteriyor. İyi hissetmiyorsak, yaptıklarımız asıl istediklerimizle tam uymuyor demek. Bir şeyleri değiştirmemiz gerekiyor. Ama en önemlisi iyi hissetmeyi hedeflemek gerekiyor.

Sır esasında çok basit, ancak tam olarak kavramak, sindirmek önemli. Ben kitabı mutlaka okuyun diyorum ben. Size çok farklı kapıları açtığını göreceksiniz.

Piyano Sergi Salonunda Nasıl Belirdi?

Çok basit bir örnek verebilirim size. Mart ayında Fethiye Belediyesi Kültür Merkezi’nde bir resim sergim vardı. Ben 7 yaşımdan beri piyano çalarım ve piyanonun sesi beni her zaman çok etkiler, adeta ayrı bir dünyaya götürür. Kültür Merkezi’nde bir piyano hocası olduğunu biliyordum ancak sergi açılışında piyanosunu kullanabilmek için kendisi ile konuşma şansım olmadı İstanbul-Fethiye arasında gidip gelirken. Sergi bir Perşembe günü açılacaktı. Ben Çarşamba sabahı Fethiye’ye vardım. Ve resimlerimde kargo ile Çarşamba öğlen. Resimleri kargo firmasından sergi salonunda teslim aldım. 1, 2 saat sonra resimleri açarak yerleştirmeye başlamak üzere ayrıldım. Geri geldiğimde salona baktığımda uzak köşede bir piyanonun durmakta olduğunu fark ettim. Yanına gittim, evet sergi salonunda bir piyano gelmişti. Meğerse piyano hocası Kültür Merkezi’nin sergi katı ile aynı bölümde olması düşünülen bir aktiviteye katılmak istemiş, sonra da olmamış, piyano aşağıya kadar inmişken bari kalsın aşağıda demiş.

Bu arada sergi açılışına gelen ve açılışta ne kadar çok piyano çalışmasını istediğimi bilenler tabiî ki benim bu organizasyonu yaptığımı düşünmüşler. Gerçeği öğrenince onlar bana “secret” (sır) böyle mi oluyor dediler. Ben sadece istemiştim, gerçekten çok ve herkesin keyif alacağı güzel bir şey olması dileği ile. Çok basit bir örnek ama yaşam bunun gibi mutlu olayların birleşimi ile çok keyifli hale geliyor. Keyifli olmadığında ise bize düşen hayra yormak ve o girdaba kapılmadan olumluya şükretmek. Şükür arzu ettiklerimizi bize çeken mıknatısların en kuvvetlilerinden birisidir.

Louise L. Hay ve Norman Vincent Peale Okunması Gereken Üstatlar

Çekim yasası ve bunun hayatımıza etkisi ilk defa yazılmıyor. “Düşünce Gücüyle Tedavi” ve onlarca muhteşem kitabın yazarı Louise L. Hay düşüncelerin ve duyguların yaşam kalitemize ve sağlığımıza etkilerini ilk duyuranlardan. Aramızdan 1993 yılında ayrılan Norman Vincent Peale “Olumlu Düşünmenin Gücü”, “Olumlu Yaşamanın Gücü” ve “Başarırım Dersen Başarırsın” gibi kitapları ile olumlu düşüncelerin nasıl yaşama olumlu şeyleri çektiğini tüm dünyaya yıllarca duyurdu. Bu yazarlar dünya listelerinde çok satanlarda yer almaya devam ediyor. The Secret bir film ile beraber konuyu ele aldığı için sanırım geniş bir kitleye çok kısa zamanda ulaşma şansına kavuştu. Bir anlamda bu konulara daha ilgi duymayanlara esasında ne kadar gerekli bilgiler olduğunu da duyurmuş oldu.

Steve Rother ve Hatırlamak

Nisan ayında “Hatırla” kitabının yazarı Steve Rother eşi Barbara ile bir eğitim vermek üzere İstanbul’daydı. Onlar ile çok güzel bir dört gün geçirme şansına kavuştum. Çalışmaları hakkında ilerideki aylarda yazmak istiyorum; ancak kendisinin özellikle vurguladığı bir noktayı şimdi belirtmeden geçemeyeceğim. Steve Rother diyor ki “Amacımız insanların kendi güçlerini ve içsel rehberliklerini bulmalarına yardım etmektir. Biz gerçek kimliğimizi hatırladığımızda Dünya’da cenneti yaratma görevini gerçekleştirebiliriz.” Düşüncelerimizi ve duygularımızı çekim yasasına uygun olarak kullandığımızda gündelik hayatımıza cennetin tadını katmak mümkün olabilir.

Sevdiğiniz şeyleri yaparak kendi gücünüzü keşfedeceğiniz günler sizi bekliyor. Hazır mısınız? Haydi, kemerlerinizi bağlayın o zaman. Yolculuk başlıyor…

***


Robin Sharma’dan Yaşamın 5 Altın Tavsiyesi:

1- Her sabah saat 5:00 gibi gün doğumundan önce uyanın. Erken kalkanlar sabahın bereketi ile yaşamdan çok daha fazlasını alırlar.

2- Gününüzün ilk 60 dakikasını gününüzün kutsal saati olarak ayırın. Bu zamanı dua etmek, meditasyon yapmak, günlüğünüzü yazmak, ilham verici kitap yada metinleri okuyarak değerlendirir. Yaşamınızı en üst seviyeye taşımak için güne ruhunuzu besleyerek başlayın.
3- Başkalarının sizden beklediğinin ötesinde ilgi, sevgi ve anlayış gösterin. Yeni dünyanın yaratılmasında yerinizi alın.
4- Sizden beklenilenin ötesinde bir mükemmellikle yapın işlerinizi ve faaliyetlerinizi. Böylelikle bolluk ve doyum size akacaktır.
5- Kendinizi bildiğiniz en sevgi dolu ve sevgi veren insan olarak hissedin ve böyle davranın. Mükemmel bir varlık olduğunuzu bilerek, bu dünyada yaşayan eşsiz bir varlık olarak yaşayın ve buna layık olarak davranın.

***


Moshe Abudaram’dan 10 Altın Anahtar:

1- Nefes alın. Ne zaman sıkılırsanız, farkında olun ve nefes alın. Nefes ruhunuzun beden ile bağıdır. Bu bağlantınız hep yerinde olsun.
2- Su için. Vücudunuzda su yoksa ruhunuzun ikamet ettiği beden ne görevlerini ne de sizin arzularınızı gerçekleştirebilir.
3- Endişeye değil, neşeye odaklanın. Ancak neşe karşınızdaki kapalı kapıları açan anahtardır. İçinizden gelmiyorsa bile, gülün, kahkaha atın, frekansınızı değiştirin. İçinizden gelmese de radyonun kanalını değiştirin.
4- Yarının problemlerini bugünün enerjisi ile çözemezsiniz. Size bugün için gerekli tüm güç verildi. Ve yarın, yarın için gerekenler verilecek. Taşıyamayacağınız hiçbir yük size verilmez. Kendinize güvenin.
5- Kendi anne babamızı biz seçtik. Onlara gereken saygıyı gösterin. Ne olursa olsun. Kızsanız da, darılsanız da, üzülseniz de, saygı gösterin. Bazen saygı sevgiden de önemli olabilir.
6- Çocuklarınız size ait değiller. Onlara hak ettikleri gibi, bağımsız ve özgür varlıklar olarak gerekli sevgi ve saygıyı gösterin. Ve bilin ki onlar sizi seçti, sizin kendi anne babalarınızı seçtiğiniz gibi.
Yaşamak için geldikleri bir yol. Onlar için bir şey yapmak istiyorsanız bu yolu yürümeleri için onlara destek olun.
7- Ruhunuzun ölümsüz olduğunun farkında olun. Hep vardınız ve hep var olacaksınız.
8- Ben akşamdan ertesi sabah 6’da uyanmayı kendime vaat edersem, bu olur. Peki, sözleriniz ile siz her gün, her an ne vaat ediyorsunuz? Kelimeleriniz ile kendinize, öldün diyerek, dizlerim bitti diyerek, bu iş beni hasta etti, diyerek gerçekleşerek kehanetler yaratmayın. Güçlüsünüz, insansınız, başarırsınız.
9- Yapın. Yapmadıklarınıza pişmanlıklarınız her zaman daha çok olur. Yüreğiniz derinliklerin bir dilek olarak geliyorsa ve size neşe veriyorsa, durmayın yapın.
10- Bilmek istediklerinizi sorun. Soru varsa, cevap mutlaka gelecektir. Her zaman ilk gelen cevap en doğrusudur.

________________________________________________________________________
Ayın Onaylaması:

“Kendime verebileceğim en güzel hediye koşulsuz sevgidir.”

Louise L. Hay
________________________________________________________________________
Üstatlardan:

“Kimse çiçeği görmez – gerçekten – o kadar küçüktür ki görmek zaman ister – oysa bizim zamanımız yoktur – görmek zaman ister, bir arkadaş kazanmanın zaman istediği gibi.”
Georgia O’Keeffe
________________________________________________________________________
Zeynep’in Okuma Tavsiyesi:

“Ferrasini Satan Bilge’den Liderlik Bilgeliği”; Yazar: Robin Sharma


Sayıların Size Mesajı Var

Sayıların dili var mıdır? İlkokulda öğrenmeye başlarız 1, 2, 3, 4, 5...

Sayılar miktarlar dünyası ile bağlantı kurmamızı ve ifade etmenizi sağlayan semboller. Yaşamın ayrılmaz bir parçası. Ancak, Sayılar adetler, miktarlar, ölçüm dışında daha farklı bir bilgi verebilir mi bize? Böyle bir özellik taşıyor olabilir mi? Numeroloji ve bu bilgiyi kullanan Tarot bilimi sayıların bize kendimiz ve yaşamımız hakkında kuvvetli bilgiler verdiği söylüyor.

Ben matematiği hep çok sevdim. İlkokula başlamadan önce toplama, çıkarma işlemleri yapmaya başlamışım. Sonraki, kendimi bildiğim yıllarda da bu sevgi devam etti. Sayılar bana hep gizemli geldi. Farklı bir dünyanın anahtarları gibi. Gerçekten de sayılar bize farklı bir dünyadan mesaj getiriyor olabilirler mi? Farklı hocalar ile çalışmalarımda sayılarının dilinin konuşan ile karşılaştım. Ve bu dili Numeroloji ve bunu kullanan Tarot ile bizlere aktarıyorlardı.

Numeroloji Nedir?
Numeroloji sayıların dili hakkında bir dal. Numeroloji yaşamı ve olayları sayıların sunduğu bilgiler ile değerlendirme metodu olarak adlandırılabilir. Numeroloji bir anlamda enerjilere sayılar aracılığı ile bakmaktır. Sayıların miktarsal yönü ile değil, ifade ettiği enerji anlamı ile ilgilenir. 0’dan 9’a kadar olan rakamlar sayıları oluşturur. Tabi matematiğin tarihçesinde ve asırlar boyunca kullanımında farklı bilgiler var. Biz burada günümüzde Numeroloji’nin yaygın kullanımı açısından konuyu ele alacağız.

***


Sayıların enerji anlamı varsa, bunu nasıl okuruz ve anlarız?

Sayılar öncelikle doğum tarihimiz ile bizi ana bir enerji olarak etkiliyor. Doğum tarihimiz astrolojik olarak gezegenlerin konumu ve etkileri nedeni ile yaşamımıza etki ediyor olmak ile birlikte, bir sayı olarak da, bu sayının enerjisi ile birlikte yaşamımıza etki ediyor. Kader diye adlandırdığımız yaşam çizgimizde bize bazı imkânları sunuyor ve bazı görev, ders ve sorumlulukları da beraberinde getiriyor.

Genel olarak yaşamımız ve doğum günümüzden başlayarak her yıl için sayıların enerjisinden yola çıkarak yaşamımız hakkında belki de tahmin edebileceğinizden çok daha fazla bilgi edinmek mümkün.

Gelin, öncelikle doğum tarihinizden, yaşamınızı etkileyen sayıları nasıl buluruz buna bakalım.

Örneğin: 01.01.1970 tarihinde doğdunuz.

Numeroloji’ye göre bu tarih 19 sayısına denk gelmekte. (1970+2=1972; 1+9+7+2=19)
Bu kişi o zaman, genel olarak söyleyebilirsek, 19, ve bu sayılardan elde edilen 10 (1+9=10) ve 1 (1+0=1) sayılarının etkisi altında demektir.
Bu kişi, 2007 yılında girdiğimizde ise doğum günü olan 1.Ocak tarihinden itibaren 11 sayısının etkisi altında olacak. (2007+2=2009; 2+9=11)

Bu arada, belirtmek zorundayım ki her bilimde ve aşağı yukarı her konuda olduğu gibi Numeroloji’de de farklı ekoller ve çalışma ve hesap tarzları var. Ancak ben sizlerle, kendi çalışmalarımda kullandığım ve sonuçlarını tecrübe ettiğim metotları paylaşmaya çalıyorum. Belki konuya tamamen hâkim olmanızı sağlamasa da günümüzde sık sık duyduğunuz bu konuda hakkında bir miktarda olsa bilginiz olması için. Bir konuya giriş dersi diyebiliriz.

Bu sayılar neyi ifade ediyor?
Öncelikle doğum tarihiniz ile ortaya çıkan sayılar, yaşamınızda sizi etkileyen ana enerjileri, ana etkileri ifade ediyor. Kimi Numeroloji ve Tarot uzmanları Kader denilen şeyin bu olduğunu savunuyor. Yaşamın bize - bize özel olarak – sunduğu enerjisel şartlar tanımlanıyor.

Doğum günümüzden başlayarak içine girdiğimiz yıl ise bize, o yıl içerisinde bizi etkilemesi muhtemel olan enerjiler, konular, güçler ve insanlar hakkında bilgi veriyor.

***

Doğum tarihiniz, içinde bulunduğunuz yıl, evinizin kapı numarası, okul numaranız taşıdığı sayı ile belirli bir enerji frekansı olarak yaşamınızı, farkına varsanız da varmasanız da, etkiler. Sayıların dilini anlamak, bu şartları anlamaya ve belki de yaşamınızı anlamaya yardımcı olur. Bizi etkileyen faktörleri ya da bize sunulan imkânları bilirsek, yaşamımızı çok daha rahat ve huzurlu olarak şekillendirme şansımız var.

***

Yaşam sayınızı hesaplamayı sanırım hepiniz yapabildiniz. O zaman size hayat enerjiniz ile ilgili olarak aşağıdaki bilgileri dikkate almanızı önereceğim. Aynı zaman da aşağıda her sayı ile ilgili olarak belirttiğim onaylamaları kullanarak gerek belirli bir yılda, gerekse yaşamınızın akışına yol açabilirsiniz. Tabi bu sayılara dair bilgileri birkaç paragrafa sığdırmak çok zor, ancak faydalı olabileceğini düşündüğüm bir kısım bilgileri paylaşmayı arzu ediyorum.

(1) Bir: İletişim sayısı, esnek olabilmek ve zekâ. Bu sayı ile doğanlar sihirli bir iletişim gücüne sahiptirler. Bir sayısına ait olanlar yaşam çizgilerinde daha yüksek bir güç ve irade ile bağlantıda olma ihtiyacını hissederler. Meslek olarak öğretmenlik, danışmanlık, medya, tasarım, tasarım, halkla ilişkiler ve diplomatik görevlerde başarılı olabilirler.

Onaylama: “Yaratıcılığımı ifade etmek beni mutlu ediyor ve doyuruyor.”

(2) İki: İçsel güçlere ulaşmak, şifacılık, bağımsızlık, artan kendine güven ve iç denge. Yaşam sayısı 2 olan kişiler genelde bağımsızlıklarına düşkündürler. Denge ve uyum onlar içi n önemlidir. Dengesi bozulan şeyleri fark edip dengeye getirmekte ustadırlar. Bu kişiler teşhis koymakta ustadırlar ve iyi negotiator olurlar.
Yıllık olarak 2 sayısında olanlar için bu yıl denge ve uyumu yakalamak için önemli bir yıldır. Bu yılda kısıtlanmak, engellenmek istemezler. Uyumsuz durumlarda kendini çıkarmak için kuvvetli bir eğilim duyabilirler.

Onaylama: “Sezgilerime güveniyorum.”

(3) Üç: Güzellik, sevgi, feminen ve annelik özellikleri, güç ve güzelliğin bileşimi.
3 sayısı derin bir doğa sevgisinin ifade eder. Başkalarını şifalandırmak, rahatlatmak ve beslemek için büyük bir kapasite taşırlar. Tıp ya da veterinerlik ile ilgili meslekler, mimari, bahçecilik ve sanat gibi doğayı da güzelleştiren dallarda başarılı olabilirler, bu dallara çekilebilirler.
Bu sayı yıl sayınız ise, bu yıl duygusal olarak neyin önemli neyin önemsiz olduğunu size gösterecek kişileri yaşamınıza çekebilirsiniz. Bu yıl içinde gereğinden fazla verici olmamak, annelik ile ilgili konuları çözümlemek, yaşamınıza daha çok güzellik, uyum katmak için çaba göstermek doğru olacaktır. Aynı zamanda bu yıl hayatınızdaki sizin için önemli olan kadınlar ile ilişkilerinizi düzene sokmak için iyi bir zaman olacaktır.

Onaylama: “Güç ve güzellik sahibiyim.”

(4) Dört: Liderlik, maceraperestlik, baba olmak, otorite, kâşif.
Gücünüzü kendinizi geliştirmek ve yeni başlangıçlar için kullandığınız sürece, etkileri hep olumlu ve faydalı olacaktır. Değişimden çekinmek ve korkmak gücünüzü yitirmeniz ihtimalini doğurabilir.
Bir yıl sayısı olarak 4 size, yeni projelerin başlangıcını, seyahat ihtimallerini ve “baba” ile ilgili konuları getirebilir.

Onaylama: “Gücüme güveniyorum ve hizmet ederek yönlendiriyor ve yönlendirerek hizmet ediyorum.”

(5) Beş: Ruhsal öğretmen, danışman, başlangıçlar yapan, iç rehber, değişim.
Gerek yaşam sayınız olarak, gerekse bir yıl sayısı olarak 5 sayısı size ruhsal öğretmenler ile çalışmanızı öneriyor. Geçmişte ya da şimdi sizi etkileyen ya da bilgisine çekildiğiniz bir öğretmen, üstat oldu mu? Kendinize uygun bir hoca bulmaya çalışıp seçebilirsiniz. Kişisel gelişim ile ilgili gruplara katılabilirsiniz. Almaya açık ve katılımcı olun. Kalbinizin talimatlarına, sesine ve bunu dinlemeye açık olun. Kişinin kendini arayışı, arzularını, isteklerini, yeteneklerini tanımaya, anlamaya çalışması, yaşam yolunu bulması açısından etkili ve gerekli.

Onaylama: “Kalbimin sesini dinliyorum.”

(6) Altı: Aşk, çekim, zıtların sevgi ile birleşimi, ilişkiler vasıtası ile gelişim.
6 yaşam sayısını taşıyan kişiler insanlara örnek olmayı ve motive etmeye başarabilenlerdir. Grup ortamında ya da bire bir olarak insanlarla çalışma yapmakta başarılı olurlar.
6 sayılı yılınızda tüm ilişkilerinizi gözden geçirme ihtiyacını hissedebilirsiniz. Bu süre için kimi ilişkilerinizin sağlamlaştığını, kimi ilişkilerinizin ise uzaklaşmaya başladığını ya da bittiğini görebilirsiniz. Genelde evlilik, boşanma ya da taşınmalar yaşayabilirsiniz bu yılda. Bu yıl genelde bir karar verme yılı olarak da çıkar karşımıza – iki konu, iki insan, iki durum, iki yer ya da iki yön arasında bir karar vermeniz gerekebilir. Yaşadığınız değişimlerde bir dönüm noktasında olduğunuz söylenebilir.

Onaylama: “Hayat arkadaşımı bulmaya hazırım.”

(7) Yedi: Yeni başlangıçlar, iyi de doğru değişim, ruhsal yol.
Yedi bir değişim sayısı. Ancak yaşamda değişimi sürdürebilmek için hareket ve sakinliğin bir dengesini sağlamak gereklidir. 7 sayısını taşıyan kişiler hayatlarında değişim ve çeşitlilik ararlar. Bu kişiler aynı zamanda farklı aktiviteleri aynı anda yürütebilme ve yapabilme yeteneğine sahiptirler. Eğer sadece bir ilgi alanına odaklanacaklarsa bu alanın onlara aradıkları tüm çeşitliliği sunabilmesi gerekir.
Eğer yaşam sayınız yedi ise, siz ailenizle olmayı ve ev yaşamını seversiniz; ancak seyahat etmekten ve aynı anda birden fazla şeyle uğraşmak, ilgilenmekten de keyif alırsınız.
Yıl sayısı olarak 7 yılını yaşamaktaysanız, bu yıl taşınmak, yeni bir yere yerleşmek, seyahat etmek ya da kariyerinizi değiştirmek için çok uygun bir yıl. Bu yılda eviniz ile ilgili değişiklikler olabilir. Evinizde dekorasyon değişikliği yapabileceğiniz gibi, evinizi komple değiştirmek ya da taşınmak isteyebilirsiniz. Bu yıl da terfi edebilirsiniz ya da iş değişikliği yapabilirsiniz. Genel olarak değişikliklerin sizin için olumlu olacağını söylemek mümkün.

Onaylama: “Yaşamımız düzene sokuyor ve yeni başlangıçlara hazırlanıyorum.”


(8) Sekiz: Denge, merkezini bulmak, farklılıkları dengelemek, adalet.

Yaşam yılınız 8 ise denge ve uyum yaşam boyu sizi etkileyecek ana iki konu olacaktır. Güzellik, denge ve uyum yaşamda çok değer verdiğiniz kavramlar. Yaşamınızın net, berrak, basit ve düzenli arzu ediyorsunuz. Karışık ve karmaşık olaylara toleransınız düşük. Yaşamınızın farklı dönemlerinde finans ve sağlık konularında dengeyi bulma ihtiyacını daha fazla hissedebilirsiniz. Yazarlık, editörlük ya da araştırma görevlisi olmak isteyebilirsiniz. Orijinal ve yaratıcı fikirlerinizi geniş kitlelerin kullanabileceği projeler üretmek isteğini hissedebilir ve bu yönde çalışmak isteyebilirsiniz. Hayatınız boyunca Terazi burcu insanlarının size sadelik ve denge arayışınızda arzuladığınız durumu gösteren bir ayna görevi yaptığını fark edebilirsiniz.

Yaşamınızın 8 yılında ise, hayatınızdaki dengesini yitirmiş konuları ve alanları dengeye getirmek arzusunu hissedersiniz. Sağlığınızı, işlerinizi, hukuki konuları çözümlemek için bir istek duyacaksınız ve bunları yapmak enerjisini de hissedeceksiniz. Birçok kişi 8 yılında, yıllardır duran eski eşyalarını atar, el değmemiş dolaplarını, depolarını temizler, eski giysilerini elden çıkarır. Bu yıl hayatınızı basitleştirmek için iyi bir yıldır. Düzen ve netlik, berraklık sizin için önemli hale gelir. Bu yılda doğa ile içi içe olmak, doğa yürüyüşlerine gitmek, deniz kenarında yürüyüşler yapmak, kısa da doğanın içinde olacağınız aktiviteler yapmak size hayat katacaktır.

Onaylama: “Merkezimde dengedeyim.”

(9) Dokuz: Kendi ışığını bulmak, içe yönelmek, ürün almak, kendi merkezinde olmak, bilge rehber.
Yaşam sayısı 9 olan kişilerin sessizlik ve sakinliğe bir özlemi olur ve kendileri ile zaman geçirmeyi severler. İnsanlar ile olmak ile sıkıntıları yoktur; ancak bulundukları ortamda psikolojik, duygusal ve aynı zamanda fiziksel özgürlüğe, alana ihtiyaçları vardır. Eğer kısıtlandıklarını ve engellendiklerini hissederlerse, içlerine kapanabilirler. Eğer yaşam yolunda ilerlerken bir şeyleri tamamladıktan sonra yeni şeylere başlamayı severler. Başkalarına bir işe başlamak ya da sonlandırmak konusunda yardım etmekte yeteneklidirler.

Eğer 9 yılını yaşamaktaysanız, yarım kalan işlerinizi tamamlamak için doğru bir yıldasınız. Bu yıl içinde yalnız kalmak ve dinlenmek odaklı seyahatlere gitmek üzere bir istek duyabilirsiniz. Ayrıca bu yıl elleriniz ile kendinizi ifade edebileceğiniz yaratıcı aktivitelerde bulunmak ruhunuza iyi gelecektir. El ile şifa konusu da ilginizi çekebilir.

Onaylama: “Yalnız kalmaktan mutluyum ve istediğim zaman yalnız olmayı bırakabilirim.”

(10)On: Büyüme, yaratıcılık, büyük çıkış, beklenmeyen kısmet.

Orijinallik ve yaratıcılık yaşam sayısı 10 olan kişilerin arzusu olacaktır. Daha önce yapılmamış ve denenmemiş şeyleri yapmaktan hoşlanırlar. Yaptıkları şeyler daha önce yapılmış şeyler olduğunda, bunları daha farklı şekilde hayata geçirmek üzere yollar ararlar. Aynı zaman da yeni fırsatları ve imkânları fark edebilmek yeteneğine de sahiptirler.

10 yılı yaşayanlar için bu yıl yeni fırsatlara ve imkânlara açılmak için doğru bir yıldır. Genelde bu fırsatlar yaşamınızı olumlu yönlere götürecektir. Aktif olarak yaşamınızı yeni bir yöneltebilir ve hayatınızı her yönüyle bolluğa açabilirsiniz. Kısaca hayatınızı çok daha olumlu bir yöne götürmek için enerjilerin size yardımcı olduğu ve fırsatların açıldığı bir yıldasınız. Çünkü yaşadığınız yıllar ile bir anlamda bu fırsatların size verilmesini hak eder duruma gelmiş oluyorsunuz.

Onaylama: “Yaşamıma gelecek mucizelere açığım.”

(11)On bir: Tutku, çok yönlü yaratıcılık, yetenekler, güç, eski korkuları ve şartlanmaların üstesinden gelmek.

11 insanları yaratıcı ifadeli insanlardır. Sahne sanatlarına ve yaratıcı dallara eğilebilirler. Bilinen sistem ve düzenlere yaratıcılık ve orijinal fikirler getirmekte kuvvetlidirler. Başkaları tarafından zaman zaman inanılmaz diye tarif edilebilecek kadar kuvvetli oldukları söylenir. Yaşam prensibi olarak, olayların bir çiçek gibi açılacağına inanırlar. Risk almaktan çekinmezler. Eğer yaşam sayınız 11 ise, yaratıcılık ve gücünüz ile kendinizi her zaman tazeleyebilir ve yeniden yaratabilirsiniz.

11 sayılı yılınızda iseniz, içinizde fiziksel yenilenme dahil hayatınızın her alanında yenilenme arzusu duyabilirsiniz. Yaşamı tekrar heyecan ve keyifle yaşama arzusunu da hissedebilirsiniz. Yaratıcı tüm sanat faaliyetleri ve sahne sanatları ilginizi daha çok çekebilir. Aynı zaman da, hayatınızdaki Aslan insanları ile ilişkileriniz ele aldığınız bir yıl olabilir. İçinizde belki da daha önce hiç kullanmadığınız kadar büyük bir kuvvetin var olduğunu fark ederek, gerçekten kendiniz olmak için önemli adımlar atabilirsiniz.

Onaylama: “Yaşamımı dolu dolu yaşamaktan keyif alıyorum.”

Sayılar 12’den 22’ye kadar olmak üzere devam ediyor. Kimi üstatlara göre ise 0’dan 21’e. Bazı hocalar ise Numerolojiyi 0’dan 9’a kadar ana sayıları ve ek olarak 11 ile 22 sayılarını ele alarak kullanıyor. Sayılar dünyası farklı ve geniş bir dünya. Bu ay ele alamadığım diğer sayıları Mart ayında ele almaya devam edeceğim.

***

Sayılar bize hangi enerjilerin kullanmamız üzere bize sunulduğunu gösteriyor. Numerolojiyi kullanan Tarot da bir fal metodu değil. Sembollerin dili ile kendimize ayna tuttuğumuz bir metot. Biz yarına bakmaya ya da geleceği öğrenmeye çalışmıyoruz bu dallar ile. Sadece bize bugünü doğru yaşamamız için gereken bilgileri almaya çalışıyoruz. Bizi etkileyebilecek faktörleri bilmek daha bilinçli kararlar almamızı ve kendimiz, ailemiz ve çevremiz için faydalı şeyler yapmamızı sağlayabilir. Bilgi kuvvettir. “Hayatımızda önemli kararlar verilmekte olduğunda genelde trampetler çalmaz. Genelde kader sessizce yaratılır,” diyor Agnes De Mille. Ve hocam Moshe’nin her zaman dediği gibi: “Bildiğimiz bir geleceğe uyanmak ne kadar keyifli olabilir ki. Bırakın yaşam sizi yarın’a yarın götürsün. Her günü taşıyabileceğimiz enerji o gün verilir. Yarının yüklerini bugünün enerjisi ile taşımak mümkün değildir. Bugün’ü bugünün enerjisi ile yaşarsanız – işte mutluluğun anahtarı budur.”


***

Sorular cevapların kapısını açar, dedik. İsteklerin yapabilme gücünü içinde taşması gibi. O zaman sormaya bir defa daha devam edelim. Claude Bernard diyor ki: “İnsan bilinenden bilinmeyene gitmeden hiçbir şey öğrenemez.”
Soralım:
1- Yaşamınızda sizin için gerçekten anlamı olan şeyler neler?
2- Neler size güven ve huzur veriyor; nelerin ruhunuza dokunabildiğini hissediyorsunuz?
3- Yeni yılda hangi net rüyaların, hayallerin, ihtimallerin sizin için gerçekleşebileceğini düşünüyorsunuz?
4- Sevgi sahiplenmek midir? Sahiplenmeden sevmek mümkün müdür?
5- Yaşamı olduğu gibi kabul etmek ile ilgili düşünceleriniz nedir?

Sizin sorularınız neler? Aklınıza gelen sorularınızı bir defter alarak yazmanızı öneriyorum. Konuları yazılı hale getirdiğiniz de ve kendinize sesli olarak tekrar ettiğinizde, beyininizi farklı duyularınız ile uyararak cevabın ve çözümün bulunmasında yolu açmış oluyorsunuz.


***

İçinizdeki Devi Uyandırın kitabının yazarı Anthony Robbins “Ufak değişimler büyük farklar yaratır” diyor. Muhtelif hocalardan farklı önerilerden bir derleme sunmak istiyorum sizlere.

İşte Şubat ayı için bazı öneriler:
1. Bir kâğıt ve kalem alın ve bir paragrafta, seçeceğiniz belirli bir hedefe ulaşabilmek için size gerektiğini düşündüğünüz karakter özelliği, yetenek, yaklaşım ya da davranış biçimlerinden 5 tanesini belirleyin. Bu özelliklerden bir tanesine sahip olmak için en az bir adım atın.
2. Zevk ve mutluluğu daimi olarak ertelemeyin. Bugün keyif alacağınız, yüzünüze tebessüm getirecek bir şey yapın. Bir dondurma alın, eski bir arkadaşınızı arayın, müziği açıp dans edin, ya da suçluluk duymadan sevdiğiniz televizyon programını seyredin. Kendinizi mutlu etmeyi unutmayın. Ruhunuzun size teşekkür edecektir.
3. Alışkanlıklarınıza bakın. Bunlardan sizin kişisel gelişiminizi desteklediğine inandıklarınız hangileri? Sizi beslemediğini düşündüğünüz alışkanlarınız hangileri?
4. Evinizi ya da odanızı toplarken ve temizlerken, her zaman tüm negatif ve olumsuz şeyleri dışarı attığınızı ve hayatınızdaki karışıklıkları düzenlediğinizi hayal edin. Eğer yerleri siliyor ya da süpürüyorsanız, bunu dışarıya doğru hareketler ile yapın. Böylelikle mekândaki enerjileri arındırmış olacaksınız.
5. Yolunuz kapalıysa- farklı bir yol deneyin. Hayatınızda karşınıza engeller çıktığında ve bunları geçemediğinizde, başka yollar, metotlar, imkânlar var mı diye araştırın lütfen. Çözümsüzlüğe odaklanmayın. Eğer bir derdiniz varsa, birçok hocanın dediği gibi “cevabı ve yapma gücü de” size verilmiştir.
6. Zihinsel netlik kazanmak için meditasyon yapabilirsiniz. Meditasyon yapmak için ille de özel bir zamana ve mekâna ihtiyaç yoktur. Meditasyon bir iç sakinliğe ulaşmak demektir genel olarak. Herhangi bir yer de ve zamanda sessiz olmak, ister gözünüz açık ister kapalı kendinizi, yaşamınızı, çevrenizi bir seyirci olarak sakince gözlemlemek en basit ve etkili meditasyonlardan biridir. 10 dakika sessizce seyredin. Bakalım neler keşfedeceksiniz?
7. Sizi ne yönlendiriyor? Kararlarınızı nasıl alıyorsunuz? Hangi şartlarda ve durumlarda karar vermekte zorlanıyorsunuz? Kararlarınızın netleştiği zamanlar var mı? Bu netliği daha uzun süre muhafaza etmek için yapabileceğiniz bir şey var mı?
8. Eskiyi geride bırakmayı öğrenin. Öncelikle kırık eşyalarınızı, yırtık ve tamir olamayan ya da kısaca içine sığmadığınız ya da size çok bol gelen giysilerinizi atın ya da verin. Çalışmayan eski bilgisayarları, bozuk televizyonları, kırık şemsiyeleri atın. Bırakmak, geride bırakmak ruhumuz için zor bir kavram. Bunu kabul edelim ama yine de artık bize ait olmayan, yaşamımıza değer katmayan şeyleri bırakalım. Hayatımıza yeni şeyler davet etmek istiyoruz ama onlara yer açmak isek nasıl yaşamımıza girebilirler?
9. Evinize, odanıza taze enerji getirmek için mum, tütsü yakmayı veya esansiyel yağlardan yararlanmayı düşünebilirsiniz. Çiçeklerin ve muhtelif bitkilerin kokuları ruhumuzu arındırabilir. Hoşunuza giden kokuları keşfetmek için kokulu mumları ve tütsüleri deneyebilirsiniz. Ruhunuzu beslemenin ve dinlendirmenin bu yolu da bu. İçinizden gelenleri deneyerek keşfedin. Aromaterapi dalı bu konuda uzmanlaşan bir branş. İlginizi çekiyorsa bu konuda okuyabilirsiniz.
10. Yaşamın kazanmak ya da kaybetmek olmadığını unutmayın. Yaşadıklarınızı iyi veya kötü olarak adlandırmaya çalışın. Yaşamı bize sundukları ile kabul ettiğimizde gelen bir özgürlük var. Tecrübelerinizi yaşamın size verdiği madalyalar olarak değerlendirin. Tecrübe acı ve tatlı anıları ile yaşamın bize en büyük ve alternatifi olmayan hediyesi.


Albert Einstein “ Hayatta deneyimleyebileceğimiz en güzel şey - mucizeler’dir” diyor.
Mucize dolu günlere yolunuz açık olsun.
Sevgiyle,
Z.
________________________________________________________________________
Ayın Onaylaması:

“Sonsuz seçeneklerim var. Hayatta beni iyilikler bekliyor.”
Louise L. Hay, “Düşünce Gücüyle Tedavi” kitabının yazarı.
________________________________________________________________________
Ayın Sözü:


“Şans çok kuvvetlidir. Her zaman oltanız atılı olsun. En ummadığınız havuzda, balık yakalayabilirsiniz.”

OVID
________________________________________________________________________
Okuma Tavsiyesi:

“ Vücudun Gizli Mesajları”; Yazar: Susan L. Levy & Carol Lehr.

Yaşam Yolumuz Sayılarda mı Yazılı?

Yaşamın anlamını sorguluyoruz. En önemlisi bir sonraki adımımızın ne olması gerektiğini bulmaya çalışıyoruz. Yaşam bizim için neler saklıyor merak ediyoruz.
Numeroloji, sayı bilimi, bizim kendimizi anlamamız için bilgi sunan dallardan biri. Hayatta eğer bizi etkileyen enerjileri, etkileri anlayabilirsek, belki de kendimiz için daha doğru cevaplar bulmamız mümkün.
Haydi, Numeroloji hakkında geçen ay başladığımız çalışmamıza devam edelim.
Geçen ay 1’den 11’e kadar olan sayıları ele almıştık. Bu ay 12’den 22’ye kadar olan sayıları ele alacağız. Öncelikle, Numeroloji açısından yaşam sayınızı ve yıl sayınızı nasıl hesaplayabileceğinizi bir örnekleme ile tekrarlayalım. Geçen ay ele aldığımız sayılarının bazılarının tekrarın yapabilmek ve geçen sayımızı okuyamayanlar varsa diye, buna göre bir doğum tarihi seçiyorum.
Her dalda olduğu gibi Numeroloji’de de farklı ekoller ve yaklaşım tarzları var. Ben sizler ile bana en uygun gelen bilgi ve metotları paylaştığımı hatırlatmak isterim.

Örneğin: 17.10.1980 tarihinde doğdunuz.
Numeroloji’ye göre bu tarih (9) sayısına denk gelmekte. (1980+27= 2007; 2+7 =9) Bu kişi o zaman, (9) sayısının etkisini tüm yaşamı boyunca hissedecektir. Bu kişi, 2007 yılında ise doğum günü olan 17.Ekim tarihine kadar tarihinden itibaren genel yaşam sayısı etkisine ek olarak, (8) sayısının etkisi altında olacaktır. (2006+27=2033; 2+3+3=8). 17.10.2007 tarihinden itibaren ise, yıl etkisi olarak (2007+27= 2034; 2+3+4=9) (9) sayısının etkisi altında olacaktır.
O zaman bu kişinin karşılaşacağı etki ve imkânlara şöyle bir göz atalım:
Yaşam Sayısı olarak (9):
Yaşam sayısı 9 olan kişilerin sessizlik ve sakinliğe bir özlemi olur ve kendileri ile zaman geçirmeyi severler. Ancak liderlik görevleri de üstlenebilirler. Eğer kısıtlandıklarını ve engellendiklerini hissederlerse, içlerine kapanabilirler. Eğer yaşam yolunda ilerlerken bir şeyleri tamamladıktan sonra yeni şeylere başlamayı severler. Başkalarına bir işe başlamak ya da sonlandırmak konusunda yardım etmekte yeteneklidirler.
Yıl Sayısı olarak (8):
Yaşamınızın 8 yılında ise, hayatınızdaki dengesini yitirmiş konuları ve alanları dengeye getirmek arzusunu hissedersiniz. Sağlığınızı, işlerinizi, hukuki konuları çözümlemek için bir istek duyacaksınız ve bunları yapmak enerjisini de hissedeceksiniz. Bu yıl hayatınızı basitleştirmek için iyi bir yıldır. Düzen ve netlik, berraklık sizin için önemli hale gelir. Bu yılda doğa ile içi içe olmak, doğa yürüyüşlerine gitmek, deniz kenarında yürüyüşler yapmak, kısa da doğanın içinde olacağınız aktiviteler yapmak size hayat katacaktır.
Yıl Sayısı olarak (9):
Eğer 9 yılını yaşamaktaysanız, yarım kalan işlerinizi tamamlamak için doğru bir yıldasınız. Bu yıl içinde yalnız kalmak ve dinlenmek odaklı seyahatlere gitmek üzere bir istek duyabilirsiniz.

***

1’den 11’e kadar olan sayıları Mart ayında ele almıştık. 8 ve 9 sayılarını kısaca hatırlamış olduk. Bu defa, 12’den 22’ye kadar diğer ana sayıları ile alacağız.

Oniki (12): Yeni bir bakış açısı ile bakmak. Külli iradeye teslim olmak.
Doğum tarihleri 12 sayısı olanlar, yaşama farklı açılardan bakabilen ve aynı zamanda başkalarının bunu yapmasına yardım edenler olurlar. Sanki bir psikolog gibi olaylara ve durumları farklı yönlerden değerlendirerek başkalarının daha doğru kararlar vermelerine yardımcı olurlar. 12 sayılı yılın sayısı ise, bu yılınızda geçmişinizden insanlar ile karşılaşabilirsiniz. Bu insanlar size belki de artık bırakmanız gereken kalıpları göstermek üzere aynalık yapacaklardır.
Onaylama: “İlahi iradeye, evrenin iradesine teslim oluyorum.”

Onüç (13): Transformasyon, dışta görünen değişimler.
Doğum tarihiniz 13 ise, değişim yaşamınızın daimi bir parçası olacaktır. Gelişim, ait olmayanları bırakmak ve ilerlemek ana yaşam kavramlarınızdır. Adeta bir ebe gibi başkalarının yaşamlarındaki yeni doğumlara destek verirken bulabilirsiniz kendinizi. Ya da kayıpları ile başa çıkmaya çalışanlara yardımcı olduğunuzu fark edebilirsiniz. Hiçbir şeye gereğinden fazla bağlanmamak gerektiğinin bilincinde olarak, bu kavramı başkalarına da öğretirsiniz. 13 yıl sayınız ise, hayatınızdaki Akrep burcu insanları ile konular gündeme gelebilir.
Onaylama: “Her biten şey, yeni şeylerin ortaya çıkması için bir fırsattır.”

Ondört (14): Denge, iç değişim, yaratıcı güç.
Zıt görünen, farklı şeyleri bir araya getirebilen kişilerdensiniz. Farklı öğeleri birleştirerek daha büyük bir şey yaratmak genel yaşam prensibinizdir. Ve genelde başkalarının hayal edemediği, göremediği çözümleri üretmek yeteneğiniz vardır. Yıl sayısı olarak 14, hayatınızda her şeyin yerine oturmaya başladığı bir yıl olma özelliğini gösterir.
Onaylama: “Ben yaratıcı enerji için bir kanalım.”

Onbeş (15): Bireysellik.
Olaylara objektif olarak bakabilme yeteneği ile birlikte yaşamın karşınıza çıkardığı durumlar ile başa çıkmak konusunda yeteneklisiniz. Yaşamınızdaki Oğlak burcu insanları size kendi başarabilme yeteneğinizi göstermek, hatırlatmak üzere bir ayna görevi yapabilirler. İç sesiniz size bilgi sağlamakta. Yıl sayısı olarak 15, yaratıcı insanlar, yaratıcı iş imkanları ya da projeler karşınıza çıkabilir. Bu yıl kendinizi bedeniniz ile barışık hissedeceğiniz ve belki de bedeniniz ile bütün olmayı öğreneceğiniz yıllar.
Onaylama: “Yaşamımın dümeni benim kontrolümde.”

Onatlı (16): Yeniye yer açılması ve bunun için eskilerin ortadan çekilmesi. İç dönüşüm.
16 yaşam sayısı olanlar iç dünyalarında bir mimar, bir designer gibi çalışırlar. Fikirleri inşa ederler, neyin işe yarayıp neyin yaramayacağını tespit etmek konusunda doğal olarak başarılıdırlar. Ve fikirlerinin hayata geçmesinden hoşlanırlar. 16 sayılı yılı yaşayanlar ise, bu yılda kendileriniz fiziksel olarak tazelemek ve yenilemek için diyet, egzersiz, meditasyon gibi çalışmalara daha çok ilgi duyarlar. Onları genlde, gerçekten kendilerini tüm yönleri ile keşfedecekleri bir yıl beklemektedir.
Onaylama: “Yaşamımda benim için en hayırlı olanlar gerçekleşiyor.”

Onyedi (17): Berraklaşmak, görüşün açılması.
Doğal yapı itibariyle insanları kendilerine geçen bir karizmaları vardır 17 insanlarının. Kendilerine değer verirler ama kendini beğenmişliğin esasında öz güven eksikliğinden kaynaklandığını da bilirler. Denge ve netliğin iç dünyadan dış dünyaya yansımasını yaşarlar. Diğer yandan 17 yılını yaşayanlar Kova insanları ile ya da Kova ayında yeni projelere başlama fırsatları yakalayabilirler.
Onaylama: “Hayal gücümün getirdiği yaratıcılığım ile fikirleri hayata geçirebilmek için gereken derin bilgiye ulaşabiliyorum.”

Onsekiz (18): Bilincin yeni seviyelerine ulaşmak.
Sanki karanlığı aydınlatabilen bir yapıya sahipsiniz. Çevrenizdeki insanları güven çemberinize ancak güvenilir olduklarından emin olduktan sonra alıyorsunuz. Karar vermek konusunda başarılısınız ve yaşamımız boyunca karşınıza çıkacak çoklu seçenekler arasından sizin için en doğrularını seçerek ilerleyeceksiniz. 18 sayılı yılınızda, başkalarının sevgi ve onayı için kendinizin bazı yönlerini iptal etmenin doğru olmadığını idrak edebilirsiniz.
Onaylama: “Gün doğuyor. Biliyorum ki gün ağarmadan önce her şey karanlık görünür.”

Ondokuz (19): Yaratıcı enerji, ruhsallık.
Doğal bir jeneratörsünüz, doğal bir harekete geçiricisiniz. Yaratıcı olarak kendinize denk kişiler ve gruplar bulamazsanız bireysel olarak çalışmayı ve üretmeyi tercih edebilirsiniz. Sizin enerjinizi ve üretkenliğinizi azaltan ilişkilerden ve ortaklıklardan uzak durarak başarınızı artırabilirsiniz. 19 sayılı yılınız yürümeyen ilişki ve ortaklıkları, takım çalışmalarını ele almak ve işler hale getirilemiyorsa sonlandırmak için doğru bir zaman olabilir.
Onaylama: “ Beni besleyen ve yön gösteren ışık ile uyum içindeyim.”

Yirmi (20): Kişisel analiz.
Yaşam sayısı 20 olanlar için hem ev hem iş yaşamı önemlidir. Yaratıcılığı yaşamınızın her alanında yaşamak istiyorsunuz. Doğru yargıya varabilmek, doğru değerlendirmeler yapabilmek üzere olaylara, insanlara, durumlara ileri görüşlü olarak bakabilme yeteneğiniz var. 20 sayılınız yılınız iş hayatı ile ev yaşamınız arasındaki, kısaca yaşamınızın farklı bölümleri arasındaki dengeyi sağlamak için doğru bir yıl olacaktır.
Onaylama: “Olaylara ve insanlara objektif ve adil olarak bakıyorum.”

Yirmibir (21): Karmalardan arınma.
Siz araştırmayı seven, macera ve adeta yeni dünyalar yaratmayı seven birisiniz. Seyahat etmeyi ve farklı ülkeleri ve kültürleri gezmeyi ve tanımayı seviyorsunuz. Kendinizi ve olayları ve durumları tazelemek ve yenileyebilmek doğal yeteneğiniz. İnsan ve kültürlerin farklılıkları ve benzerliklerini yaşayabileceğiniz uğraşları sizi mutlu edecektir. 21 sayılı yılınızda yapacağınız bir seyahat size yeni dünyalar açabilir.
Onaylama: “Bilinmeyeni deneyimlemekten keyif alıyorum.”

Yirmiki (22): Açık olmak, risk almaya açık olmak, yaratıcılık.
Yaratıcı bir insansınız ve hayatınızda genellikle çeşitlilik arıyorsunuz. Cesaretli ve risk almaktan çekinmeyen bir insansınız. Yaşamınız ve davranışlarınız ile başkalarını cesaretlendiren biri olma özelliğini taşıyorsunuz. Design ve film gibi ilginizi çeken sanat dalları olabileceği gibi yaratıcılığa açık olmak şartı ile inşaat veya üretim dalları ilginizi çekebilir. 22 sayısı genel olarak daha farklı bir değerlendirme gerektiriyor, ancak özet olarak yıl sayınız bu ise, yeni başlangıçlara hazırsınız demektir. Kalbinizden gelen sesi dinleyin. Kalbiniz size ne diyor? Korkularınız neler? Sorularınız için cevap isteyin.
Onaylama: “İçimdeki cesarete saygı duyuyorum ve değer veriyorum.”

Burada paylaştığımız bilgiler tabiî ki Numeroloji’nin bilgilerinin tamamını içermiyor, ancak sadece burada yer alan onaylamaları kullanmak bile size sunulan yaşam ve yıl enerjilerinden daha iyi faydalanmanızı sağlayacaktır.

***

Yaşam yolunuz daima açık ve aydınlık olsun. Kader bize verilen potansiyeldir. Verileni kucaklamak ve iyiye taşımak her zaman elimizde. Biz kazanmak ve başarmak için yaratıldık. Bunu daima hatırlamanız dileğiyle.
Z.
_______________________________________________________________________
Ayın Onaylaması:
“Benim mutlu düşüncelerim sağlıklı bir bedene sahip olmamı sağlıyor.”
Louise L. Hay
________________________________________________________________________
Ayın Sözü:
“Yavaşlayın ve hayatın tadını çıkarın. Hızlı giderek sadece manzarayı kaçırmazsınız. Aynı zamanda, nereye ve neden gittiğinizin de izini yitirirsiniz.”
Eddie Cantor
________________________________________________________________________
Okuma Tavsiyesi:
“Çekim Yasası”; Yazar: Nil Gün

İnsan Yaşamının Anlamını Arıyor Cevaplar Astroloji'de mi?


26.10.2007 tarihli Sabah Gazetesi'ne hazırladığım Astroloji Eki

Astroloji nedir?

Astroloji kendimiz, yaşamımızı, yaşamın bize sunduğu fırsatları, imkânları ve belki de zorlukları bilmekte yardımcı olan bir dal olarak biliniyor. İnsanoğlu’nun geleceğini bilmek arzusu astroloji de bu cevapları aramasına neden oluyor? Türkiye’de kahvelerimizi içtikten sonra fincanı kapatmamız ve kahve falına bakmamız bir eğlence olarak da görülebilir, yaşamda bir cevap arayışı olarak da.

Astroloji kişinin doğduğu an’daki gökyüzü haritasını çıkararak, ki buna yıldız veya doğum haritası denir, o kişinin kişiliği, ilişkileri, yapısına uyan meslekler, işler ve belki de daha iyi bir eş ya da ebeveyn olmaya yarayabilecek bazı bilgiler alınabilir. Tüm cevaplar astrolojide vardır diyemeyiz ama kuvvetli etkileri anlamamızı sağlar

Astroloji’de de birçok dalda olduğu gibi farklı ekoller, yaklaşımlar var. Belki de tarih boyunca da böyle olmuş. İnsan kim olduğunu ve yaşamının anlamını aramış ve cevabı gökyüzünde bulmaya çalışmış. Ben karşıma çıkar farklı ekollerden, ülkelerden, ırklardan ve dinlerden hocalarım ile astroloji üzerine konuşmak, tartışmak ve öğrenmek şansına kavuştum. Ve insana dünya vatandaşı olması özelliği ile yaklaşan bu dal doğrusu çok hoşuma gitti.


Tarih’te Astroloji

Binlerce yıldır astrologlar gezegenlerin hareketlerinin etkilerini inceliyorlar. Bu hareketlerin insan davranışlarına, kişiliğine, sağlığına ve belki de karma diye adlandırılan kader ve yaşam yüklerine etkilerini inceliyorlar.

M.Ö. 1500 yıllarından itibaren özellikle eski Mısır’da, Orta Doğu ve Uzak Doğu’da ve İnka ve Maya uygarlıklarında bu konuya ilgi olduğu biliniyor. Bu bölgelerde Merkür, Venüs, Mars ve hatta Jüpiter ve Satürn gezegenlerinin çıplak gözle görünebildiği ve belki de bu nedenle etkilerinin araştırıldığı düşünülüyor.

Güneşin Dünya etrafında döndüğü düşünülen sürenim 30’ derecelik 12 bölüme ayrılmasının ise M.Ö. 7-8. yüzyıllarda olduğu düşünülüyor. Ve her parçaya her aya tekabül eden bir yıldız grubunun adı veriliyor. Göklerin araştırılmasının Babil’den Eski Yunan’a yayıldığı ve Eski Yunan’da bu konunun matematiksel yapısının geliştiği ve M.Ö. 1. yüzyılda bizim bugün bildiğimiz ve kabul ettiğimiz formunu aldığı düşünülüyor. Ama burçlara verilen Balık gibi Koç gibi isimlerin neden ve nasıl verildiği tam olarak da bilinmiyor. Ancak her burç grubuna ait kişi özelliklerin ve gezegen hareketlerinin gözlemleri ile de bu yorumlara ve belirlemelere ulaşıldığı da düşünülüyor.

Mısırlıların astrolojiye katkıları 360’ dereceyi 10’ar derecelik 36 parçaya ayırmaları olduğu düşünülüyor. Tabi bu ayrımların yapıldığı dönemde henüz burçlar ayrıştırmamıştı. Ancak, tibbi astroloji diyebileceğimiz bir ekol, her 10 derecenin (dekan diye adlandırılır) bedenin bir bölümüne tekabül ve temsil ettiğiniz söyler. Örneğin, mide Başak Burcu’nun birinci dekanına aittir. Kimi ekoller de 360 derecenin 12 parçaya bölünmesi ile oluşan 30ar derecelik bölümlerin vücudu tarif ettiği bilgisi ile yetinir.

M.Ö. 450 yılında Herodot’un Mısır’ı ziyaret ettiği ve Mısırlı astrologların geleceği bilebildiğini, doğumuna göre bir insanın durumunun ve sonunun ne olduğunu bilebildiğini aktardığı söylenir.

Eski Yunan’da astroloji bilinen ama belki de biraz korkulan bir konu iken, Roma’da yıldızının parladığını söyleyebiliriz. Julias Caesar’ın Mart ayından çekinmesi gerektiğine dair sözleri dinlemediği ve ölüme gittiğine dair söylenceleri duymuşsunuzdur. Roma İmparatorlarından Augustus ve Tiberius’un astrologları olduğu ve konu hakkında çok bilgili oldukları söylenir.

I.Elizabeth’in Kraliçe olarak taç giymesinin tarih ve zamanını ayarlayanın astrolog John Dee olduğu söylenir. 1527-1608 yılları arasında yaşayan Dee’nin Rönesans astrolojisini yönlendiren ana kişi olduğuna inanılıyor.

1503-1566 yılları arasında yaşayan “Nostradamus” adıyla anılan Michel de Nostredame Fransız doktor ve astrolog kehanetlerini yayınladığı on ciltlik kitabı ile günümüzde bile bilinmekte. Kehanetlerini merak eden Kraliçe Catherine de Medici’nin etkisi ile Kral II.Henry tarafından kralın özel doktoru ve astrologu oldu. Oğulları Louis XIII. ( 1601-1643) ve Louis XIV. (1638-1715) ’in doğumlarında ise tam doğum zamanını tespit edebilmek için astrolog Jean-Baptiste Morin’in hazır bulunduğu bilinir.

Batı dünyasında 18. yüzyıla kadar doktorların astroloji imtihanından geçmesi gerektiğini biliyor muydunuz? Bazı tıbbi müdahaleleri Ay’ın bazı konularında yapıp yapmamaya özen gösterilirmiş. 17.-19. yüzyıllar arasında sönük bir dönem geçiren astroloji, basılı kitapların artması ile tekrar popüler olmaya ve yayılmaya devam etmiştir.

20.yüzyılda da Carl Gustav Jung’un da astroloji ile ilgilendiği bilinmektedir. Jung hastaları bağ kurabilmek için onların yıldız haritası ile kendi haritasını karşılaştırmakta ve burçları kişilik tipleri tanımlamalarının başlangıcı olarak almaktadır.

Burçlar

Burçlar astroloji’nin en çok bilinen kısmı denilebilir. Neredeyse her günlük gazetenin ve derginin burçlara göre günün, haftanın, ayın tahminlerini veren bölümleri var. Ve bir çoğumuz doğum tarihimizin hangi burça denk geldiğini ve burcumuzun ana özelliklerin okumuşuzdur, duymuşuzdur.

Eski Babilliler gökyüzünü daireye benzetmiş ve 360 dereceyi 30 ar derecelik 12 parçaya ayırmışlardır. Daha sonra burçlar olarak ayrılan her bölümde Güneş bir yılda aşağı yukarı 30 gün kalır. Güneş her sabah ufuktan doğar ama doğduğu burç yılın zamanına göre değişir. Bundan dolayı, kişinin ‘yükseleni’ dediğimiz doğumu sırasında ufuktan yükselen burçun ne olduğu saatleri aynı olsa da bahar ve yaz aylarında farklı olur.

Birçok eski bilge Güneş’in burçlardan geçiş hareketinin yaşamı da sembolize ettiğini söyler. Burçlar Koç’tan başlar ve Balık’la sonuçlanır. Koç burcu ile kişi doğar ve egosu ile kendi için var olmaya çalışır. Boğa ile bedeni ile bütünleşir. İkizlerde ruhu başkaları ile iletişime girer. Yengeç’te başkalarını da beslemeyi öğrenir. Aslan olarak lider özelliklerini bulur. Başak olarak insanlığa hizmet etme arzusunu yaşar. Terazi’ye geldiğinde artık yaşamını paylaşabileceği bir başkasını arar. Akrep’te yaratıcılığını keşfeder. Yay olarak yaşamın anlamını arar. Oğlak’ta düzen ve düzenli bir toplum ararken, Kova’da bütünün hayrına çalışmak ister. Balık burcuna geldiğinde ise artık doğum ile ayrıldığı ilahi bütünlük ile tekrar birleşme arzusundadır.

Burçların başlangıç-bitiş tarihlerinin farklı ekollerde birer gün oynayabildiğini görmekteyiz.

1. Koç Burcu: (21 Mart - 20 Nisan), Geleneksel Evi: 1, Kişilik: Lider, atılgan, zeki, kuşkucu, yenilikleri seven ama çabuk sıkılan, en yüksekte olma arzusu ve başaramaz ise kıskançlık.

2. Boğa Burcu: (21 Nisan – 21 Mayıs), Geleneksel Evi: 2, Kişilik: Sıcakkanlı, dost, güzelliklere hayran, zevkli, sakin ama üzerine gidildiğinde sinirli ve azgın olabilen, az tanıyanlara uysal ve sakin görünebilirler ama kararlı ve yerine göre inatçı olabilirler.

3. İkizler Burcu: (22 Mayıs – 21 Haziran), Geleneksel Evi: 3, Kişilik: Hava gibi değişken, ilginç, karmaşık, hayal gücü ve sezgileri yüksek, hareketli, konuşmayı seven, sabırsız, insanlar ile olmayı seven, yeterince incelemeden yargı koyan.

4. Yengeç Burcu: (22 Haziran – 23 Temmuz), Geleneksel Evi: 4, Kişilik: Herkese güvenmeyen, duyguları güçlü, sezgileri kuvvetli, çekingen ama toplum içinde yer almak isteyen.

5. Aslan Burcu: (24 Temmuz – 23 Ağustos), Geleneksel Evi: 5, Kişilik: Tez canlı, dışa dönük, tutucu, enerjik, mert, cömert, sabırlı, azimli ve üretici, hoşlarına gitmeyen durumlarda kükreyip acımasız olabilen, haksızlığa gelemeyen.

6. Başak Burcu: (24 Ağustos – 23 Eylül), Geleneksel Evi: 6, Kişilik: Mükemmeliyetçi, yüksek standartlar koyan, memnun olmakta zorlanan, çalışkan, ayrıntılara düşkün, neşeli, esprili, canlı, sevimli, dışa dönük görünen duygusallar.

7. Terazi Burcu: (24 Eylül – 22 Ekim), Geleneksel Evi: 7, Kişilik: Hayatta mükemmeli arayan, yetenekli, zarif, nazik, duygulu, dengeyi arayan, insanları mesafeli olarak inceleyip karar veren, az anlaşılabilen, adalet duyguları çok gelişmiş, herkese eşit davranmaya çalışan insanlardır.

8. Akrep Burcu: (23 Ekim – 22 Kasım), Geleneksel Evi: 8, Kişilik: Doğal çekicilikleri olan, girişken, başarılı olmak için çaba gösteren, gergin ve saldırgan olabilen, güçlü, sabır ve sebat gösteren, hassas, sezgileri güçlüdürler. Hırsa kapılmazlar ise istedikleri şeylerde başarılı olabilirler.

9. Yay Burcu (23 Kasım – 22 Aralık), Geleneksel Evi: 9, Kişilik: Anlaşılmayı, tanınmayı, bilinmeyi seven, gözlemci, mantıklı, maddi değerlere önem veren, açık sözlü, zekâları yay gibi gerili ve inceleyen, riske atılmayı seven, hayatı macera olarak görenlerdir.

10. Oğlak Burcu (23 Aralık – 20 Ocak), Geleneksel Evi: 10, Kişilik: Sakin, içedönük, dikkatli inceleyen, başarılı olmak isteyen, kolay güvenmeyen, merak eden, duygularını dışarıya çok yansıtmayan, kendisine hakim olduğunda başarı kapasitesi ve gücü artanlardır.

11. Kova Burcu (21 Ocak – 18 Şubat), Geleneksel Evi: 11, Kişilik: Hümanist, idealist, yenilikçi, biraz bilmiş olarak algılanabilen, istediği zaman cana yakın ve sevimli olabilen, çok yönlü, manevi yönü hareketli ama fiziksel hareketi az olan isteklerine göre hedeflerini belirleyebilenler olurlar.

12. Balık Burcu (19 Şubat – 20 Mart), Geleneksel Evi: 12, Kişilik: Zeki, yetenekli, mantıklı olur ve mantık ile sezgi arasında kararsız kalabilirler, iyimser ve kötümser olabilir ve bu zıtlıklar arası gelgit yaşayabilirler, doğanın güzelliklerini seven, biraz çekingen, cömert, hassas, merhametli ve sevgi dolu ama bunu dışarıya az yansıtanlardır.


Gezegenler

Astroloji’de Ay ve Güneş de gezegen olarak adlandırılmaktadır.
Güneş güç kaynağı olarak bilinir. Ay ise duyguların yöneticisidir.

Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn ilk bilinen gezegenler olup, bunlar yüzyıllardır gözle görülebilen gezenler olarak dikkate alınmaktadır. Son 70 yıldır da modern gezegenler diye adlandırılan Uranüs, Neptün ve Pluto ile birlikte, ’10 Gezegen’ ile astroloji çalışmaları yapılmaktadır.

Astrologlar tüm gezegenlerin dünya üzerinde ve dünyada yaşayanlar üzerinde tesiri olduğunu kabul ederler. Hedef bu tesirin etkilerini incelemeye çalışırlar.

Gezegenler öncelikle 2 ana grupta değerlendirilirdi:
1- İç, İkincil Gezegenler: Bunlar Dünya ile Güneş arasında olan gezegenlerdir. Merkür ve Venüs’tür.
Merkür zeka, hareketlilik öğelerini taşı, habercidir. Venüs ise aşk ve güzelliği temsil eder.
2- Dış, Üstün Gezegenler: Mars, Jüpiter, Satürn
Mars iradeyi ve isteği temsil eder. Jüpiter genişlemeyi doğurur. Satürn yol göstericidir.
Bu tanıma daha sonra 18., 19. ve 20. yüzyılda keşfedilen gezegenler ile üçüncü bir grup ilave edildi:
3- Modern Gezegenler: Uranüs, Neptün ve Pluto.
Uranüs yeniliği ve buluşları temsil eder. Neptün özelliği sınırları aşmaktır. Pluto bireylerden çok insan topluluk ve gruplarını etkiler, yeniden yaratmayı içinde barındırır.

Gezegenlerin dünya etrafındaki görünümlerine göre seyahatleri en kısa olarak Ay için 28 gün ve en uzun olarak Uranüs için 248 yıldır. Gezegenler dünyanın da hareketleri nedeni ile bazen geri gidiyor gibi de görünebilir. Bu zamanlar, bazı derslerin veya fırsatların kendilerini daha kuvvetli olarak gösterdikleri zamanlar olabilir.

Eski astroloji de gözle görülebilen gezegenler burçlar ile ilişkilendirilirdi. 3 gezegenin eklenmesi ile burçları için yeni gezegenler yönetici olarak eşlendirilmiştir. Ancak eski gezegenlerin de etkilerinin devam ettiğini söylemek mümkün. Örneğin Balık burcunun artık Neptün tarafından yönlendirildiği kabul olsa da Jüpiter’in etkilerini de halen görmek mümkündür.

Elementler (Unsurlar)

Eski Yunan’da yaşamın tarifinde kullanılan dört klasik element, astrolojide önemli bir faktör olarak yer alır. Ve burçların daha detaylı tarif edilmesinde etkileri ele alınır. Dört element maddenin dört halini tarif ettiği şeklinde de tanımlanır: katı, sıvı, gaz ve plazma.

1- Ateş: Koç, Aslan ve Yay Burçları (enerji/plazma)
2- Toprak: Boğa, Başak, Oğlak Burçları (katı)
3- Hava: İkizler, Terazi, Kova Burçları (gaz)
4- Su: Yengeç, Akrep, Balık Burçları (sıvı)

Yıldız haritalarında ateş dengeli olduğunda iyimser, sezgileri kuvvetli ve sevgi dolu bir yapı ortaya çıkarken, fazla ateş öğesi sinirli ve kırıcı bir yapıyı işaret edebilir, eldeki işleri tamamlayamadan enerjinin tüketilmesini ifade edebilir. Düşük ateş enerjisi ise hazımsızlık, bağışıklığın düşüklüğü ve cesaret eksikliğini ifade edebilir, kendini yaratamaz.

Toprak enerjisi haritada dengeli olduğunda sabırlı, toleranslı ve gerçekçi bir yapı ve sağlam bir değer sistemi görülür. Toprak enerjisinin fazla olması ağırlık ve sabitliğe yol açarken, azlığı dağınık bir enerji ve dengesizlik olarak kendisini gösterir, kişinin duygularının veya düşüncelerinin aşırı etkisinde kalması olarak kendini gösterir.

Hava enerjisinin dengeli olması açık ve yürekten bir iletişim sağlar ve canlı, sezgisel ama rasyonel bir düşünce yapısı getirir. Hava enerjisi fazla olduğunda dengesiz ve sinirli olabilen kişi yavaşlık olarak kendini gösterir, kişi zihnin yavaş çalışması nedeni ile kendini ifade etmekte zorluk çekebilir.

Su enerjisinin dengeli olması sakin, yumuşak, hassas yapı ile duyguları dengeli olarak yaşamaya izin verir. Duygular yaşamı yönetmez. Su enerjisinin fazla olması gerçekten uzaklaşmış hayaller ile dolu bir yaşam bakış açısına iterken, su enerjisinin azlığı da duygular ile bağlanmada zorluk yaratır. Bu enerjinin yokluğu katılık doğar, anlayış ve kavrayış azalır.

Elementler yaşamı algılamanın farklı yollarını temsil ederler. Özetle, dünyadaki fiziksel yaşamda toprak enerjisi ile beş duyumuzu kullanırız. Su içinde hislerimizi ve duygularımızı kullanırız. Hava’da düşünce ile anlayışa varırız ve ateş içgüdüsel ve iç bilişe dairdir.

Burç Bilgileri
Burç:
Element, Tarz,
Pozitif Özellik, Negatif Özellik, Yöneten Gezegen

Koç
Ateş Esas Enerjik Reaktif Mars

Boğa
Toprak Sabit İstikrarlı İnatçı Venüs

İkizler
Hava Değişen Esnek Yüzeysel Merkür

Yengeç
Su Esas Koruyucu Kıskanç Ay

Aslan
Ateş Sabit Lider Baskıcı Güneş

Başak
Toprak Değişen Detaylı Eleştirisel Merkür

Terazi
Hava Esas Diplomat Kararsız Venüs

Akrep
Su Sabit Güçlü Acımasız (Mars+) Pluto

Yay
Ateş Değişen Mukaheme Gücü Olan Ahlakçı Jüpiter

Oğlak
Toprak Esas İlkeli Hasis Satürn

Kova
Hava Sabit Açık Fikirli Aykırı (Saturn +) Uranüs

Balık

Su Değişen Hayırsever Endişeli (Jupiter +) Neptün


Evler

12 Burçtan sonra, 12 Ev doğum haritamızın başka bir katmanını oluşturur.
Her evin insanın yaşamının farklı bir kısmını temsil ettiği kabul edilir.

Farklı ev sistemleri mevcuttur. Eşit Ev, Placidus, Koch, Campanus sistemleri bunlardan bazıları.
Eşit Ev sisteminde Gökyüzü evleri olarak da adlandırılan birimler dairenin 30 ar derecelik ayrılmış 12 kısmından oluşur. Diğer sistemlerde farklı bölümleme sistemleri vardır.

Evlerin en güçlü olduğu konumun başlangıç noktaları olduğu varsayılır.

1. Ev: Koç ve Mars’ın Evi: Kişilik

2. Ev: Boğa ve Venüs’ün Evi: Para, Mal, Mülk

3. Ev: İkizler ve Merkür’ün Evi: Kardeşler, Çevre, Yakınlar, Kısa Yollar, Kafa

4. Ev: Yengeç ve Ay’ın Evi: Yuva, Ev, Emlak, Baba ve Anne

5. Ev: Aslan ve Güneş’in Evi: Aşk, Çocuklar, Zevkler, Yaratma Gücü

6. Ev: Başak ve Merkür’ün Evi: Sağlık, Günlük İşler

7. Ev: Terazi ve Venüs’ün Evi: Evlilik, Ortaklık, İşbirliği

8. Ev: Akrep ve Pluto’nun Evi: Hukuk, Miras, Cinsellik, Eş ve Ortaklığın
Maddi Boyutu

9. Ev: Yay ve Jüpiter’in Evi: Din, Felsefe, Eğitim, Toplum, Ticaret

10. Ev: Oğlak ve Satürn’ün Evi: Ün, Başarı, Meslek, Anne veya Baba

11. Ev: Kova ve Uranüs’ün Evi: Dostlar, Umutlar, Hayaller, İstekler

12. Ev: Balık ve Neptün’ün Evi: İç Âlem, Sınırlamalar, Endişeler

Gezegenleri 12 Ev’e oturtarak yıldız haritasında başka bir boyut elde edilir. Bazı özelliklerin bu etkileşimler ile kuvvetlendiği ya da etkilerinin yumuşadığı görülebilir.

Astrolojide gezegenler kadar bazı kuyruklu yıldız ve asteroitlerin etkileri de kimi astrologlar tarafından ele alınır.

Ayrıca evlerin vücudumuzun farklı bölgelerine tekabül ederek bedenimizi de tarif ettiği düşünülür. Örneğin bedenin herhangi bir bölümüne ait olduğu düşünülen bölgede sert bir yıldız mevcut ise, bu bölgenin hassas olabileceği düşünülür. Bu bir hastalık olduğu ya da olacağını anlamında değildir.

Pozitif-Negatif

Burçların pozitif ve negatif enerjisi olarak iki kutba ayrıldığı kabul edilir. Pozitif enerji dışa dönük ve kendini ifade etmeyi içerirken, negatif enerji alıcı olmayı ve özümüze bakmayı içerir. İyi yada kötü olarak adlandırılamazlar.

Pozitif kutup enerjili burçlar: Koç, İkizler, Aslan, Terazi, Yay ve Kova
Negatif kutup enerjili burçlar: Boğa, Yengeç, Başak, Akrep, Oğlak, Balık

Pozitif burçlarının elementleri ateş ve havadır. Ve eğer yıldız haritasında 6 veya daha fazla gezegen pozitif enerjideyse, kişinin ana güneş burcu ne olursa olsun, karakteri baskın ve güçlü olur. Pozitif burçlar genelde dışa dönük olurlar. Kendilerini kuvvetli olarak ifade ederler ve dış dünyaya dönük bir yapıları vardır.

Negatif enerjili burçların elementleri toprak ve sudur. İçe dönük ve daha korumacı bir yapıları vardır. Eğer 6 veya daha fazla gezegen negatif enerji kutbundaysa kişi güneş burcu ne olursa olsun burç özelliklerinin baskınlığı azalır. Dinamik gezegenlerin kendini ifade etkisi de azalmış olur. Bu kutbun etkisi zaman zaman kişinin kendini güçsüz hissetmesine neden olabilir.

Her iki kutupta dengeli bir var oluş için gereklidir. Etkisi altında olduğumuz enerjileri bilmek bize dengeyi bulmak için yapmamız gerekenlere dair işaretler verir.

Yıldız Haritasında enerjiler bir burçta pozitif, sonrakinde negatif olmak üzere, sıra ile değişerek 12 burcu kapsar.

Astrolojide Zaman

Astrolojik hesaplamalarında Greenwich zamanı esas alınır ve genelde tablolarda öğlen saat 12:00 ’deki durum verilir. Dünyanın farklı yerlerindeki saatleri verilere uyarlamak için, bir önceki gün ile mesafeler hesaplanarak 24 ‘e bölünür ve 1 saatlik mesafe bulunarak, doğum saatine göre gereken ayarlamalar yapılır. Tabi ülkeler içindeki gerçek saat farklılıklarını da dikkate almak da fayda vardır.

Yıldız Haritası (Doğum Haritası)

Yıldız Haritasında 12 Burç, 12 Ev, 10 Gezegen ve Açı Bilgileri yer alır.

Doğum Haritanızın merkezinde Siz yer alırsınız çünkü Astroloji göreceli olarak Güneş’in ve tüm gezegenlerin dünyanın etrafında görünen hareketinden ya da farklı aşamalarda etrafında görüşündeki konumundan yola çıkar. Bir çember çizilir.
Çemberin etrafında en dış halkada 12 burç yer alır. Hazır Yıldız Haritası Tablolarında temin ederek de kendi haritanızı çıkarabilirsiniz.

Gezegen Pozisyon Tabloları faydalanacağınız tablolardan biridir. Bu tablodan doğum yıl, ay ve gün bilgilerine göre gerekli pozisyon bilgilerini elde edebilirsiniz.
Güneş, Ay, Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün ve Pluto için değerleri elde edersiniz.

Açı Tabloları diğer kullanacağınız tablodur. Açılar da hesaplamalarda ele alacağınız bir faktör.

Tabi belirtmem gerekiyor ki, artık bu tabloları hazırlayan bilgisayar programları var. Program haritayı çıkarıyor. Astrolog tablonun yorumlanmasına odaklanıyor. Yani aritmetiği öğrenmek ve hesap makinesi ve bilgisayar kullanmaya geçmeye eş düşünebiliriz bunu. Devir değişiyor.

Bu arada sadece insanların değil, hayvanların, derneklerin, şirketlerin hatta ülkelerin kuruluşlarına göre doğum haritasının çıkarılabildiğine belirtmem gerek. Yani bir varlığı etkileyen enerjileri incelemek esas. Kuantum fiziği de atomlardan oluşan varlıkları canlı, cansız diye adlandırmadan bir bütünün parçaları hatta yansılamaları olarak almıyor mu zaten?

Çin Astrolojisi

Çin astrolojisi üç ana faktörden oluşmaktadır. Yin ve Yang kutup enerjiler kavramı, beş element ve Çin takvimi. Çin takviminde yıl on iki veya on üç aydan oluşur. Çinlilerin zamanı bölümlemesi değişiktir. Gregoryan takviminde yüzyıl kavramı vardır. Çin takviminde de böyle bir kavram vardır ama 60 Gregoryan yılından oluşur.

Çin astrolojisi de 12 burçtan oluşmaktadır. Her yılda doğanlar o burca ait olur. Her yıl 12 burçtan bir tanesi geçerlidir. Her zaman sırası ile bir burçtan diğerine geçilir ve 12 yıl bitince tekrar aynı sıra ile burçlar kendini tekrar eder. Bunlara hayvan adları ile anıldıkları için hayvan yılları da denir. Yılların başlangıcı yukarıda belirtilen takvim farklılığından dolayı batı dünyasında bilinen şekilde her yıl aynı güne gelmez, buna dikkat etmek gerekir.

Sırası ile 12 burç şunlardır: Fare, Manda, Kaplan, Kedi, Ejderha, Yılan, At, Keçi, Maymun, Horoz, Köpek ve Domuz. Bu hayvanlar her zaman aynı sıradadır. Bu sıralamanın kayıtlı Çin tarihinin başlangıcı olan M.Ö. 2637 yılından beri aynı kaldığı bilinmektedir.

Beş elementin etkileri dikkate alınır. İlk dört element daha önce gördüğümüz gibi: Toprak, Ateş, Hava ve Su’dur. Çin astrolojisinde beşinci element olarak Metal eklenir.

Çin astrolojisinin özellikle karakter, kişilik okumalarında başarılı olduğu görülmektedir.

Astroloji ile İlgili Diğer Dallar

Sayı bilimi (Numeroloji) astroloji ile birlikte en çok kullanılan dallardan biridir. Sayıların enerjileri ile insanı ve olayları etkileyen faktörleri irdelemeye ve açıklamaya çalışır.

Tarot semboller ile kişinin yaşamı ile ilgili mesajlar verir ve sayı bilimi ile çok ilintilidir. Tarot bir kart falı değildir; özünde semboller aracılığı ile kişinin yaşamını yorumlamasını sağlayan, bilinçaltı ile irtibat kurmasını sağlayan bir araçtır.

Buradan Nereye Gideceğiz?

Tabiî ki kısıtlı bir sürede Astroloji hakkında tüm bilgileri aktarmak mümkün değil. Ancak ilgilenenler için incelenebilecek ana hatlarını aktarabildiysek ne mutlu bize. Astroloji detaylı ve öğrenmesi zor görünebilir, ancak esasında önemli olan konunun ilginizi çekip çekmediği, öğrenmek isteyip istemediğinizdir. Ben her şeyin mümkün olduğuna inananlardanım.

Ne zaman biri herhangi bir şeyi yapmanın çok zor ya da imkânsız olduğunu söylese Helen Keller gelir aklıma. 1880-1968 yılları arasında yaşayan Helen Keller’in hikâyesini ilk defa ortaokul’da okumuştum. Ondokuz aylıkken görme, işitme ve konuşma yeteneğini tamamen yitiren Helen Keller, daha sonra öğretmeni Anne Sullivan tarafından yetiştirilir. Sonrasında günümüzde Harvard Üniversitesi ile birleşmiş olan, kadınların devam ettiği Radcliffe College adlı yüksek öğrenim kurumuna gidecek duruma gelir. Beş dil öğrenir, yüzmeden satranç’a kadar çok farklı sporları yapar hale gelir ve dünyada azmin ve her şeyin mümkün olduğunun bir temsili haline gelir. Helen Keller “Eğer bir şey ile yeteri kadar uğraşırsak, her şeyi yapabiliriz,” der ve yaşamın bize verilen ve karşımıza çıkan şartlar kadar onlar ile ne yaptığımız olduğunu hatırlatır. Tıpkı Aldous Huxley’in dediği gibi: “Tecrübe başımıza gelen bir şey değildir. O insanın başına gelenler ile yaptığı şeydir.”


* * *

Hocalarımın birçoğunun astrolojiden elde edilen bilginin kullanımı ile ilgili önemli hatırlatmaları var. Bu bilgileri kişiliğimizi, kendimizi anlamak için kullanmamız tavsiye ediliyor ama bir hocamın dediği gibi bildiğimiz bir yarına uyanmak o kadar da keyifli olmasa gerek. Bilgiyi yarının gizemine dokunmadan bugün en iyisini yaratmak için kullanalım. Bize verilen yaratma gücü şu an’a dair. Şu an’da elimizden gelenin en iyisini yaptığımızda, haritalara fallara gerek olmadan en güzel yarını yaratıyoruz belki de. Anahtar belki de şimdi’de, yaşadığımız an’da.

Yaşamımıza ait birçok etki dış faktörlerden geliyor, ancak bunlar ile ne yapacağımız ise bizim seçimlerimize ve kararlarımıza dayanıyor. Etkiler var ama seçimlerimiz de var. Bir de bilgi onunla kendimizi geliştirmeye karar verdiğimizde daha çok karşımıza çıkıyor sanki.

Bilgi, sevgi, şans, mutluluk, sağlık, bolluk ve bereket dolu günler hep sizinle olsun. Yaşam yolunuz açık olsun.

Yaşam Bizi Çağırıyor - Duymaya Hazır Mıyız?

“Kader” nedir? Yaşamımız bu dünyada nasıl şekilleniyor? Bu dünyaya gelişimizde bir amaç var mı? Her gün karşımıza çıkanlar ile baş edebilecek gücümüz var mı? Zorluklar ile uğraşmak yaşama katlanmak mıdır? Peki, ya gerçekten yaşayacaklarımız yazılıysa? Ya da bize verilen adım adım yaratma gücü müdür? Geçmiş, şimdi ve gelecek bir çizgi olarak mı akar, yoksa her şey bir an’da mı saklıdır? Cevapları kim bilecek? Bize yolu kim gösterecek?

Zaman Nedir?
Örneğin, Einstein’ın rölativite yani izafiyet teorisine göre her şey bir aradadır. Geçmiş, şimdi ve gelecek bir anlamda paralel katmanlarda, aynı “zaman” içinde, aynı an’da var olmaktadır. Oysa “zaman” kelimesini bizlerin genelde kullanışı ise sıralı bir akışı, önce ve sonra kavramlarını içerir.

Benim bio-enerji hocam Moshe’nin tarifine göre ise “yaşamlarımız bir CD de olduğu gibi yazılı. Ancak bizler sırası ile izleyerek anlayabiliyoruz ve kavrayabiliyoruz bu bilgileri. Oysa bütün bilgilere bakmak mümkün, bakmayı bilebilirsek. ” Tabi sanırım bu CD’lerin yeniden yazılabilir olmadığı anlamına gelmiyor. Yaşadığımız olayların, düşüncelerimizin, duygularımızın etkileri sadece şu an’ımızı etkilemiyor. Bir anlamda geçmişimiz ve geleceğimiz beraber oluşuyor. Tabi 3 Boyutlu dünyamızda ve 5 duyumuz ile yaşamı algılayabilmek için geçmiş-şimdi-gelecek kavramlarına ihtiyacımız var.

Yaşamın akışını ne belirliyor?
Eğer yaşam çizgimizi yazılı olarak kabul edersek, niye halen çabalamaktayız? Nedir bizi iten mekanizma? Bir şeyleri düzeltmek ya da bir hedefe ulaşmak arzusu neden? Ben her birimizin yaşama gelişinin ruhlarımızın öğrenmesine ek olarak, bir hedef içerdiğine, bir nedeni olduğuna inanıyorum. Yaşama geliş için bir amacımız olduğuna. Görünenin ardında bir düzen yattığına.

Doğduğumuzda an’da unuttuğumuz ama öncesinde tasarlanmış bir yaşam. Mümkün mü?
Stella Terrill Mann yaşam hakkında şu formüle inanıyor:”Arzula, iste, inan ve elde et.” Claude Bristol’a göre ise, “Kaçınılmaz olarak, bizler hayal ettiğimiz oluruz.”
O zaman yaşam görev ve hedeflerimizi önceden belirlemiş olsak bile, sonuca varmak için yolumuzu seçimlerimiz ile açmamız mı gerekiyor yoksa? Plato “İrdelenmeyen yaşam, yaşamaya değer değildir” diyor. O zaman sormaya devam edelim.

***

“Kader ya da yazı” diye bir şey varsa da, bu kararlarımızla ve tercihlerimizle nasıl şekilleniyor? Anne ve babamızdan aldığımız genetik kodlar belki kaderin bir parçası. Ve dünyaya geldiğimiz an’daki bazı şartlar bizi etkiliyor olabilir. Örneğin astroloji bu etkiler üzerinde duruyor. Bize verilen ad taşıdığı enerji ile bizi etkileyebiliyor. Ailemizi, doğum tarihimizi ve yerini ruhsal bir boyutta belki de bizler seçmişte olsak, doğumumuzla beraber maddesel dünyamız yol almaya başlıyoruz. Ve bu dünyanın aletleri ve kuralları ile yaşam mücadelesini sürdürüyoruz. Bu yaşamın hakkını vermek için ne yapmak gerekiyor o zaman? Ne kadar geniş kapsamlı bir soru bu. Ama yaşam cevapları aramak ise, atacak adımlarımızı bulmalıyız.

Düşüncelerimiz yaşamın tohumlarıdır.
Düşündüklerimiz çok önemli. Bir düşünceyi seçtiğimiz an’da bir tercih yapmış oluyoruz. Muhtelif mistik ekollerde buna “tohum seviyesi” deniliyor. Biz tohumları ekeriz, böylelikle şu an da gördüğümüz tüm sonuçlar esasında daha önceden ektiğimiz tohumların meyveleridir. Tohumları farklı yollar ile ekebiliriz. Düşüncelerimiz tohumlarımızdır; ve düşünmek tohum ekme yollarımızdan biridir. Genelde yaptığımız bir şeyin sonuçlarını iyi ya da kötü görmek konusunda rahatız. Ama ya düşüncelerimiz, onları gerçekleştirmesek de, bizi etkiliyorsa?

Judith Leventhal diyor ki: “ Somut fiziksel eylemlerimizin, yardımseverliğimizin mesela olası tezahürlerini kabul ederiz. Fakat sadece iyi bir davranışta bulunma düşüncesi bile, evrende bir değişiklik getirecek kadar güçlüdür.” Olumlu düşünmenin, pozitif düşünmenin yararlarını anlatmak üzere uğraş veren yazarlar önemli bir konuya mı dikkatimizi çekiyorlar yoksa? Einstein’ın dediği gibi “zorlukların içinde fırsatlar yatar.” Bunu kendimize hatırlatmamız mümkün mü? Davranışlarımızı düzeltmek, kendimizi geliştirmek üzere onca uğraş verirken, bir yandan olumlu olmayan düşüncelerimiz ile kendimizi sabote mi ediyoruz?

***


Kısa bir onaylama egzersizi:
Bir önerim olacak: Haydi 30 gün boyunca bir kolay bir egzersiz yapalım. Sabah ve akşam günde en az iki defa tekrar edelim:
Gözlerinizi kapatın, iki ya da üç defa derin, dolu ve sakince nefes alıp verin ve şu onaylamayı tekrar edin: “Aklıma gelen tüm olumsuz düşünceleri sevgiyle bırakıyorum. Yaşamın bana benim için en doğru olanı vereceğine inanıyorum. Kendimi seviyorum ve olduğum gibi kabul ediyorum.”

***

Bana hep sorarlar “Olumlu düşün diyorsun ama kendiliğinden olmuyor. Ne yapmalıyım?” Öncelikle, onaylamaları kullanmayı hafife almayın diyorum. Düşüncelerimizi biz seçiyoruz. Bir tohum küçüktür ama bir süre sonra karşınıza bir meşe ya da çınar ağacı olarak çıkabilir. Nasıl tohumlar ektiğinize dikkat edin. Yaşamın anahtarı orada saklı.

Kendi enerji seviyemizi yükselttiğimiz zaman, olumsuz düşüncelerin barınamadığını keyifle göreceksiniz. Enerji seviyenizi yüksek tutmak için bol bol su içmeyi, taze sebze ve meyveler yemeyi ve gergin hissettiğiniz anlarda derin nefes almayı unutmayın. Ilık bir duş, 20 dakikalık bir yürüyüş, gözlerinizi kapatarak ruhunuza hitap bir müzik eşliğinde 20 dakikalık bir dinlenme sizi kendinize getirebilir. Vaktim yok demeyin. Enerjiniz düştüğünde, inanın çok daha fazla zaman kaybediyorsunuz.

***
“Biz Ne Biliyoruz ki?” adlı filmi seyrettiniz mi? Film de şu soru tekrar tekrar sorulur: “Gerçek Nedir?” Evet, yaşamın gerçeği nedir sahiden? “Gerçek” denilen şeyi ne belirler? Objektif ve değişmez bir gerçek var mıdır? Yoksa her şey göreceli midir esasında?

Biz insan olarak, evren olanların yaşananların sadece çok küçük bir kısmını görüp inceleme şansına sahibiz. Evren insanoğulları için bilinmezliğini halen korumakta.
Çok basit olarak, biz sadece bazı frekansları görebilmekte ve duyabilmekteyiz. Peki, algılayamadığımız diğer frekanslar gerçek değil midir?

***

Hayatımızdaki yol ayrımlarında bazı kararlar alıyoruz ve bu kararların sonuçlarını yaşıyoruz. Okullarımızı seçiyoruz, mesleklerimizi seçiyoruz, arkadaşlarımızı, eşlerimizi seçiyoruz, bir gezi için nereye gideceğimizi seçiyoruz.

Seçtik. Peki, eğer bir karar aldığımızda, aldığımız kararların sonuçlarını yaşamın bir dersi olarak kabul etsek ve geçmişi irdelemek yerine Şimdi’ye odaklansak; yaşamımızda karşımıza çıkan zorluklar karşısında, isyan etmek yerine, var olanı, yaşananı kabul ederek ilerlesek, ve geçmişteki adımlarımızı değil de atacağımız adımları sorgulasak, acaba daha mutlu, daha üretken, daha düzenli bir yaşam sürdürme şansımız olur mu?

Olanı ve var olanı değiştirmek mümkün olmadığına göre, mevcut duruma göre neler yapabileceğimizi düşünmek hayat kalitemizi daha olumlu etkilemez mi? Yaşamda bizim bilebildiğimizden farklı bir “gerçeklik” olabilir mi? Bu kavramı kabul etmemiz mümkün olabilir mi?

***

Sorularımız var. Peki, cevapları nasıl bulabiliriz? Ben hepimizin cevaplar dünyası ile özde doğal bir irtibatımız olduğuna inanıyorum. Evrenin, Yaradan’ın ilahi zekâsı ve bilgisi ile iletişim kurmak mümkün. Yaradan’ın bu bilgiyi bize sunduğuna inanıyorum. Bizim almaya, duymaya hazır olup olmamamız ayrı bir konu. Ve nasıl yapabiliriz? Yitta Mandelbaum’un diyor ki “Evren sorularımıza yanıtlar verir. Bunları ancak, yüreğimiz açıp ruhumuzu akışa bıraktığımızda duyabiliriz.”

Cevaplar dünyasına bir giriş kodu varsa, bunu nasıl bilebiliriz? Bu kod içimizde. Bu kod öncelikle “sevgi”. Kendimizi, insanlara ve dünyamıza. Bu kadar basit mi? Öz’de - evet. Ve tabi ki “duymaya açık olmak ve yolumuza çıkan, karşımıza çıkanları görmeye yürekli” olmak gerekiyor. Bu kod “Evrenin bizim için hazırladıklarına teslim olmaya, buna güvenmeye hazır olmak” bir anlamda. Her şeyin bizim hayrımız için olduğunu kabul etmek ve anlamsız görünende anlamı aramakta.” Bu anahtarlar ile esasında kendi yaşamımızın kilitlerini açıyoruz; yaşamaya başlıyoruz.

***

Uyanışın 7 Aşaması

Robin Sharma “Koza Kelebeği Bilmez” adlı kitabında kişisel uyanışın 7 aşamasından bahsediyor. Bu uyanış aşamaları ile kişisel aydınlanma yolumuzu açıyor ve kaderimizin bizi çağırdığı yolu yürümeye başlıyoruz.

Sharma bu yolda yürümenin birinci aşamasını “bir yalanı yaşamak” olarak tanımlıyor. Bu evrene insan derin bir uykuda gibi oluyor ve yaşamının esasında pek de farkında olmuyor. İkinci aşamada, daha fazla şeyin farkında olabilmek arzusu ile karar alıyoruz bu yönde. Üçüncü aşama, fırsatların ve bir anlam da mucizelerin farkında olma aşaması. İmkânsız diye düşündüğümüz şeylerin belki de mümkün olduğunu fark ediyoruz. Evren bize bu durumda genelde mucizelerin tadını veriyor.

Dördüncü aşamayı Sharma “üstatlardan öğrenme” aşaması olarak tanımlıyor. Bu aşama da kişi, hayata dair sorulara bir cevap getirebilecek bir hoca, bir yol gösterici arayışında oluyor. Genel de bu aşamada, yaşamımızın yönünü değiştiren öğretmenler ile karşılaşıyoruz. Kimileri için bu dönem gerçekten karanlık dönemlerinde bir hocanın yaşamına ışık getirmesi olarak tarif edilebiliyor. “Öğrenci hazır olduğunda, öğretmen gelir” sözü bu dönem için söylenmiş diyebiliriz.

Beşinci aşama, değişim ve yaşamımızı ve gerçeklerimizi yeniden yaratma dönemidir Bu noktada, artık yaşamımızın yerine getirmek için doğduğumuz amacımıza yönelişini yaşarız. Sonraki aşama, yani altıncı aşama, Sharma tarafından “büyük imtihan” olarak adlandırılır. Yaşamımızdaki en kritik an’lardan biridir O’na göre. Bu noktada Evren, o güne kadar kişinin tün edindiği bilgileri ve kişinin bu bilgi ile son seçtiği yolu sınava tabi tutar. Yaşama dair arzuların, bilginin ve seçilen yaşam hedef ve yollarının sınava tabi tutuluşunu yaşar kişi. Yaşamımızdaki en belirleyici noktalardan biridir bu. Kaderimizin bizi çağırışına kulak verip vermediğimiz ve bu yola ne kadar inandığımızın bir kontrolüdür bu.

Yaşamımız bize sunduğu fırsatları ve hediyeleri ne kadar arzuladığımız, bunlara ulaşmak ihtimalimizi etkileyen bir faktördür. Sharma’ya göre, genelde insanlar bu aşamada mücadeleyi bırakır. Belki de bu nokta hedeflerimize, rüyalarımıza, kaderimizin bir çağırdığı yaşam yolumuzu yaşamaya en yaklaştığımız noktadır. Aydınlanmaya, yedinci aşama bir şey kalmamıştır. Sheila Graham’ın dediği gibi: “Bir şeyi yeterince kuvvetle isterseniz, her şeyi elde edebilirsiniz. Arzu ettiğiniz şey içinizde patlar, derinizden dışarı taşar ve dışarıda evreni yaratan ilahi enerji ile bütünleşir, bir olur.”

***

Yaşama verdiğimiz tepkileri seçerek akışı değiştirmek mümkün
Bir yandan da unutmamak gerek, yaşamımızı en çok etkileyen şey başımıza gelen olaylar değil, bu olaylara nasıl baktığımızdır. Olayların etkisi, bizim olanlar hakkında ne düşündüğümüz ve hissettiğimizle belirlenmektedir.

Yaşamda her adımda tercihler yapıyoruz – belki olayların akışı hakkında değil, buna gücümüz yetmiyor bazen- ancak yaşananlar hakkında nasıl hissedeceğimizi ve nasıl reaksiyon vereceğimizi biz belirliyoruz. Gerçeğimizi işte belki de bizim bu tepkilerimiz belirliyor. Belki de yaşamımızın akışını belirleyen, yaşama verdiğimiz tepki.

Kitaplardan ve filmlerden öğrenecek çok şeyimiz var.
Ya da Robin Sharma’nın dediği gibi: “Öğrenecek değil, hatırlayacak. Çünkü biz insanoğulları bilerek doğarız. Gereken sadece hatırlamaktır.”

***

Sorular cevapların kapısını açar
Bu ay sizlere bazı sorular sunmak istedim. Gelecek aylarda, hem sormaya devam edeceğiz, hem de hocaların ve üstatların sundukları cevapları inceleyeceğiz. Tabi kendi cevaplarımızı ele almak şahsi gelişimimiz için önemli. Kendimizi tanımak, bilmek yolunda ilerliyoruz Ve hocam Moshe’nin bana ısrarla hatırlattığı gibi: “Size söylenilenleri asla düşünmeden, tartmadan kabul etmeyin. Duyduklarınızı Evrenin size bir mesajı olarak alın. İyi ya da kötü olarak değil, sadece birer mesaj olarak. Kendi yolunuzu yine de siz kendiniz seçeceksiniz. ” Bu yaşam sizin krallığınız.

Karanlık zamanlarda, göz görmeye başlar.” Diyor Theodore Roethke. Karanlıktan korkmayın. Işığı açın yeter. Bir mum yakın, bir adım atın ve güneşi hayatınıza davet edin. “Kapalı bir kapıyla yüz yüze gelmiş ve kendinizi ümitsiz hissediyorsanız, bilin ki tüm kapılar zamanı gelince içeri girmeniz için ardına kadar açılacaktır.”

Şimdiden yolunuz açık olsun…
Sevgiyle,
Z.
________________________________________________________________________
Ayın Onaylaması:

“Evrenin ve Yaradan’ın hediyeleri her zaman benimle beraber. Kollarımı, kalbimi ve ruhumu bu hediyeleri almaya açık tutuyorum.”
Dr. Doreen Virtue, “Meleklerinizden Mesajlar” adlı kitabının yazarı.
________________________________________________________________________
Ayın Sözü:

“Kimse kaderini keşfetmez. Kaderiniz sizi keşfeder; kaderiniz sizi bulur. Siz ruhsal çalışmanızı yapın. Öyle ki, fırsat kapınızı çaldığında - hazır olun.”

“Koza Kelebeği Bilmez” adlı kitaptan alıntı.
________________________________________________________________________
Okuma Tavsiyesi:

“Kehanetlerin Gizemi”; Yazar: James Redfield.

Yaratıcılığınızı Keşfedin

Hiç piyano çalmak istediğiniz ama sonra denemekten vazgeçtiğiniz oldu mu? Ya da babanız hakkında bir kitap yazmak istediğiniz ama bu konuda hiç yeteneğiniz olmadığını düşündüğünüz? Ya da resim yapmayı sevdiğiniz halde, bu konuda ilerlemek için yaşınız geçtiğini düşündüğünüz?

Belki de artık yaratıcı yanınızla buluşma zamanı gelmiştir. Ne dersiniz? Bazılarınız yaratıcı yönü ile barışık olarak bilir; ancak birçoğumuz o yönümüze artık “merhaba” demeli ve kaynaşmalıyız.

Biz insanoğulları yapımızın özü itibariyle yaratıcı varlıklarız. Kaynağı’na Allah, Tanrı ya da Evren diyebilirsiniz ama adı ne olursa olsun bize verilen büyük bir yaratma potansiyeli taşımaktayız. Evren enerji ile dolu ve yaratıcılıkta bir enerji aktarımı esas olarak. Biz, evren ve evrendeki her şey enerji. Albert Einstein’ın çalışmaları göstermiştir ki bizim katı madde olarak gördüğümüz her şey enerjidir. Bir çekirdek etrafında dönen parçacıklardan, bu yapıdaki atomlardan oluşmuştur tüm maddeler. Öyleyse, yaratmak için gereken hammadde etrafımızda mevcut. Yapmamız gereken tek şey, bu enerjinin bizden, bizim kanalımız ile, kalbimiz ve hayal gücümüzün yönlendirmesi ile akmasına izin vermek.

Ben üniversite’de endüstri mühendisliği eğitimi aldım. Babam ve ağabeyim inşaat mühendisidir. Eğer ben üniversite öğrencisiyken, ileride bir ressam olacağımı, hatta kendi resim atölyemi açacağımı söyleseniz, herhalde inanmazdım. Ancak mezuniyetimin üzerinden 10 yıl geçmeden her ikisi de gerçekleşti. O yüzden lütfen sanata yeteneğiniz olmadığını ve yaratıcı olmadığınızı söylemeyin bana. İçinizde saklı olan cevherlerin gerçekten farkında mısınız?

Anahtar başlamakta. Yeni başlangıçlar yapmaya, denemeye açık olun. Ne yapmaktan hoşlanırsınız? Yazı yazmayı mı seviyorsunuz, resim yapmayı mı? Yoksa çamur ya da tahta ile mi uğraşmak istersiniz? Ya da dikiş dikmek veya yemek yapmaktan mı hoşlanırsınız? Kitap okumayı ve film seyretmeyi listeye dâhil etmiyorum. Beş duyumuzu kullanarak aktif olarak bir şeyleri “yapmayı” içeren aktiviteleri ele alalım. Altıncı hissimiz de bizi destekliyorsa bir uğraş için, bu da güzel bir onay olur tabi ki. Yeteneklerinizi ve arzularınızı keşfedebilmek için deneyimlemeye açık olmanız gerekiyor.

“İçinizdeki Yaratıcıyı Keşfedin” kitabının yazarı Julia Cameron, her sabah “sabah sayfaları” adını verdiği bir günlük yazmamızı öneriyor. Yatağımızın yanında bir defter ve kalem tutmamızı ve sabahları uyanır uyanmaz el yazısı ile en az üç sayfa yazmamızı istiyor. Yazdıklarımızın dilbilgisi kurallarına uyması gerekmediği gibi, anlamlı ya da tutarlı olması da gerekmiyor. Cameron diyor ki: “Yazacak hiçbir şey bulamazsanız o zaman ‘Söyleyecek hiçbir şeyim yok’ veya ‘Yazacak bir şey bulamıyorum’ yazarak üç sayfayı doldurun.” Bu sabah yazıları sayesinde içimizdeki negatif düşünceleri, duyguları, önceki günlerin ve gecenin tortularını sistemimizden dışarı çıkarabilir ve yeni güne taze başlayabiliriz. Anlamsız ve gereksiz düşüncelerden kurtulduğumuzda, daha derinlerde gizli olan yaratıcılığımızı, yaratıcı düşüncelerimizi gün yüzüne çıkarma şansına kavuşabiliriz.

Sabah sayfalarını yazmaya başladığınızda, sadece gereksiz düşüncelerden arınmak için değil, kendinizi tanımak için mükemmel bir araç bulduğunuzu fark edeceksiniz. Ben sabah sayfalarımı yazarken karşıma çıkanlara hep çok şaşırdım: Gitmek istediğimin farkında bile olmadığım yerler ortaya çıktı, özlediğimi unuttuğum arkadaşlarımı hatırladım, sevdiğimi zannettiğim bazı şeylerde esasında hiçte hoşlanmadığımı keşfettim.

Düşünce süzgecinden geçirmeden akışa bırakarak yazılan bu sayfalar sayesinde var olan ama adlandırılmayan birçok düşünce ve duygu dışarı çıkıyor. Bu insana muazzam bir rahatlama hissi verdiği gibi, derinde zihni meşgul eden yüklerden de kurtulmuş oluyoruz. Yaratıcılığımızın ortaya çıkabilmesi için kendimizi, duygu ve düşüncelerimizi iyi tanıyor olmamız gerekiyor. Kendimizi tanımadan nasıl kendimize dair yaratabiliriz, üretebiliriz ki?

Cameron’un hatırlattığı diğer konu da “içimizdeki eleştirmene” kulak vermeyi bir süre bırakmak ve kendimizi küçük görmekten vazgeçmek. En azından içimizdeki sanatçı yürümeyi öğrenene kadar. Genelde bizler yeni bir şey öğrenmeye başladığımızda hemen kendimizi en ağır şekilde eleştirmek ve için için hevesimizi kırmak ile meşgul oluyoruz. Diyor ki: “İlk resminizi yaptınız. Ve içinizdeki eleştirmen başlıyor: ‘Bu ne ki, ressamlar neler çiziyor…’ İçinizdeki eleştirmeni susturun ve sizin yaratıcığınızın akmasına mani olan bir engel haline gelmesin izin vermeyin.”

Julia Cameron’un öğrencilerine sorduğu enteresan bir soru var: “Eğer yaşayacak beş yaşamınız olsaydı, her birinde ne yapıyor, hangi işleri ya da mesleği yapıyor olmak isterdiniz?” Bu soruların cevabı ile bu yaşamınızda sizi mutlu edecek iş ya da aktiviteleri bulabilirsiniz. Cevap verirken kalbinizi dinleyin. Ve sonra listenize yazdığınız beş cevap ile hayali yaşamınızda arzuladığınız tadı bugününüze taşıyacak beş adım atın. Mesela diyor Cameron: “Kovboy olarak bir yaşam geçirmek istediyseniz, bir at binme dersine yazılabilirsiniz, ya da atlara dair bir kitap satın alabilir ve okuyabilirsiniz.”
‘Aynı tadı verir mi?’ diyebilirsiniz, ama inanın faydası oluyor. İstekleriniz gerçekleştirmenin tadını almaya başlıyorsunuz. Basit; ama bir o kadar gerçek ve faydalı. Ruhumuzun arzularını dinlemiş ve kısmen de olsa yerine getirmiş oluyoruz böylelikle. Ruhumuz ile bir olmaya başladığımız için, enerjimiz artıyor. Yaşama heyecanımız ve arzumuz artıyor.

Sanatın herhangi bir kolu ile uğraşmaya başlamak için mutlaka bir kursa gitmeniz gerektiğini, ders almanız gerektiğini ya da hazırlanmak için uzun zaman ayırmanız gerektiğini düşünmeyin lütfen. Albert Einstein’ın dediği gibi: “Hayal gücü, bilgiden üstündür.” Önce harekete geçin – yazın, çizin, çalın, söyleyin, sevdiğiniz ve içinizden gelen şeyleri yapın. Ve sonra, hoşunuza giden aktiviteleri keşfettikçe, bir yandan da onlar hakkında bilgilenin. Ancak her zaman ve öncelikle: Yapın, Yapın, Yapın. Yapabildiğiniz kadar. Keyif almaktır, ruhumuzu beslemektir esas olan. Yaşam bize tadını çıkarmamız için de verildi. Yaratıcılığımızı kullanmak inanın yaşamınızda mutluluğunuzu artıracak.

Sophocles der ki: “Bakın, bulacaksınız. Aranmayan, fark edilemez.”

Yaratıcılık yolunuz açık ve yeni keşiflerle dolu olsun.

Z.


Ayın onaylaması:
“Yaratıcılığımı fark ediyorum ve onaylıyorum.”
Louise L. Hay, Düşünce Gücüyle Tedavi adlı kitabın yazarı.


Ayın Sözü:
“Ben yeteneğe fazla saygım yoktur. Yetenek genetiktir. Esas olan yetenek ile ne yaptığınızdır.”
Martin Ritt


Okuma Tavsiyesi:
“İçinizdeki Yaratıcıyı Keşfedin”; Julia Cameron.