Zeynep Kocasinan'ın Kitapları Seçkin Kitapçılarda Satışta

Zeynep Kocasinan'ın Kitapları Seçkin Kitapçılarda Satışta
Zeynep Kocasinan'ın Kitapları: "Reiki'yi Yaşıyorum", "Görüşler", "Dönüşüm Oyunu Gerçek mi?", "Atlamak", "Kitaplar Soru Sorar", "Doğru Yanlış Güzel Çirkin", "Is It Written in the Stars?" ve "Imagine Being Lucky"

İnternet Sitesi

www.zeynepkocasinan.com

26 Ekim 2014 Pazar

Neale Donald Walsch'ın bir paylaşımı şunu hatırlattı:

Seyretmek de, karışmamak da bazen kendimiz olmayan şeyi yapmamıza engel olarak bizi biz yapabiliyor.

25 Ekim 2014 Cumartesi

Acı

Yaşamın sayılı günlerinde, bitmiş acı olaylara, zamanı dolmuş sıkıntılara, geride kalmış üzüntülere tutunarak geçirilmiş her saate acırım. 

Başkalarının acımızı anlamasını istediğimizi zannederken bize acımalarından beslendiğimizi, böyle beslenmeyi seçtiğimizi fark etmek uyanışımız olabilir. Bunu fark etmeden ne çok yapıyoruz.

Yine de, vah vah'ları duyarak kuvvetlenmeye çalışarak kendimizi kandırabiliriz. Acımayla gelen ilgi bize çok çabuk yetmez olsa da.

Acımızı anlamak farklıdır. Acımızı anlarsak ve anlarlarsa geride bırakır mutluluğu aramaya, bulmaya, yaşamaya devam ederiz. Bir anda yaşam açılır. Acıya tutunmanın çözüm olmadığını bilmek kadar, acıyı bırakmanın haksızlıkları kabul etmek olmadığını hatırlamak gerekir.

Her acının yüreğimizden, kalbimizden ve ruhumuzdan atılması için gereken bir zaman vardır. Bu zaman bizim kabul etmek isteyeceğimizden çok daha kısa olabiliyor. Acı büyük bir öğretmen. Bununla birlikte acı, dert, sıkıntı olmadan da öğrenmek mümkün.

Yaradan inanıyorum ki her yeni günde canı ve nefesi yaşamamız için veriyor. Hakkını vermemiz için. Kendimizi keşfetmemiz, dünyayı, yaşamı ve böylelikle özü keşfetmemiz için.

Yaradan'a ve can'a saygı, belki de o nedenle bana göre, geçmişe tutunmaktan çok, her yeni güne, o günü yaşama şansına şükrederek, yeniden doğmuş gibi yaşamayı seçmektir.

24 Ekim 2014 Cuma

Reiki Hatırlatmaları

Reiki Hatırlatmaları:

Ne kadar Reiki vermeliyiz? Kendimize ya da başkasına ne kadar süre Reiki vermeliyiz? Bir defada kaç dakika, kaç saat? Kaç gün?
Hergün duyduğum bir soru. Çok basit ve çok önemli bir soru.

Bu sorunun kişiye özgü yanıtları olsa da şu benzetmeler ile cevap vermeye başlayabilirim. Bir insana ne kadar ve nasıl yemek vermek doğrudur?

Ne kadar aç olursak olalım ne kadar ve ne sıklıkla yemek yiyebiliriz?

Ne kadar aç olursak olalım 24 saat boyunca durmadan yemek yiyemeyiz, yemeyiz. Yemeği yedikten sonra hazmedilmesi, besinin bedenimizde ulaşması gereken yerlere ulaşması, fazlalıkların ve gerekmeyenlerin atılması gerekir. Düzenli ve sağlıklı beslenme bizi önce kuvvetlendirir, sonra kuvvetli tutar.

Reiki'nin de alan kişi tarafîndan hazmedilmesi gerekir. O nedenle kişi enerjik olarak ne kadar aç olursa olsun, ne kadar ağır hasta olursa olsun, Reiki verirken maksimum 1-1,5 saati geçmemenizi öneririm. Maksimum.

Reiki öğrencilerime derslerde ve Reiki buluşmalarında hep söylerim, kısa kısa, düzenli verilen Reiki en etkilisidir. Reiki alan kişiyi enerjiyi alma, hazmetme zamanı vermiş olursunuz. Bu taze enerji ile olması gerekenler açılıyor. Birkaç gün sonra tekrar devam edersiniz.

Başkasına enerji verirken dolan bardağı zaten alamayacağı su ile doldurmaya çalışmamak olarak tarif edeceğim süre belirlemesini kendinize Reiki verirken de dikkate alın.

Kendimize Reiki vermek çok keyiflidir; bununla birlikte bir gün içinde sistemimizin hazmedebileceği bir enerji miktarı vardır. İhtiyacınız olduğunda, gerek olduğu kadar Reiki verin. Bir gün içinde içebileceğimiz suyun miktarı gibi.

Hava sıcaklığına veya bedenimin o günkü ihtiyacına göre 1 litre, 2 litre, belki 3 litre su içebilirim. Fazlasını içmek, çok susuz kalmış olsam bile organlarıma sindirmek ve kabul etmek için fazla gelebilir. Bardağım doluysa bardak taşıp akıp gider.

Suyun sesini ve akışını seviyorum diyebilirsiniz. Arada belki ama suyu boşa akıtmak yerine gelin sevdiğiniz başka şeyleri yapın. Başka neleri yapmayı seviyorsunuz, sevebilirsiniz, bunları keşfetme ve yaşama yolunuz açık olsun.

Keyifle. Kuvvetle.


Olumlamalar hayatın yaşam suyu...

video

Louise Hay'in Olumlamaları ile kelimelerin yapıcı ve kuvvet veren enerjisinin sizlerle olması dileğiyle. 
En kuvvetli cümlelerden birinin de "Kendimi seviyor, onaylıyor ve kabul ediyorum," cümlesi olduğunu hep hatırlayalım.

23 Ekim 2014 Perşembe

Kelimelerin Yapıcı Enerjisi

Louise Hay'in olumlamalarını ve yapıcı kelimelerin enerjisini hayatınıza daha çok katmak için, her zaman önerdiğim gibi, olumlamaları kendi sesiniz ile kaydederek dinleyebilirsiniz.


video

19 Ekim 2014 Pazar

Herşeyin bir nedeni var...

Adım


Yüreğimizi mutlu eden şeyleri yapmak, onları seçmek, mutluluğu seçmek, kendi yaşamımızın, kendi mutluluğumuzun sorumluluğunu almak belki zor, belki de en özgürleştirici adımlarımız olabilir.

Sınav vs. Acı

Sınavlar acı çekenlerden çok, acı çektiren ve başkalarının zarar görmesine seyirci kalanların sınavlarıdır aslında.

Neyi seçeceğiz?


Louise Hay ile harika David Kessler'in kitapları "Kalp Gücüyle Tedavi" geçmişin acılarını bırakmayı seçmenin esasında zor olmadığını her zamanki gibi tüm şeffaflığı ile ortaya koyuyorlar.

Yaşadığımız acı ve zorluklar ne olursa olsun, ne kadar ağır ya da travmatik olursa olsun, geçmişi geride bırakmayı seçersek, kendimizi sevmeyi ve olduğumuz gibi kabul etmeyi seçersek yaşamın kapıları açılıyor.

Sadece Louise Hay'in kitaplarını okuyarak, dediklerini duyarak ve yaparak tamamen sağlıklı ve mutlu bir yaşam yaratabilirsiniz. Neredeyse başka kimseye ihtiyacınız olmadan.

Seçmeniz ve yapmanız dileğiyle.

Nedeni

Nedeni
Neyin mi? Her gün yaşanan birbirine benzer hikayelerin.

Dün bir Derneğin düzenlendiği, Konya’dan davet ettikleri bir tıp profesörünün tasavvuf üzerine konuşmasını dinlemeye gittim. 

Cumartesi sabahı saat 10:00’da başlayacağını öğrendiğim konuşmaya gidip gitmemeye Cumartesi sabahı 9 gibi uyanabildiğimde karar verdim.
Cuma günü konuşmayı yapacak olan Profesör ile tesadüfen bir ziyaret sırasında tanışmış ve bir iki saat dinlemiştim.  Yeni işi için kutlamak üzere ziyaret ettiğim arkadaşımın okulunun sahibinin, aynı zamanda kişisel gelişim ile ilgili bir dernek başkanı olan dostumuzun konuğu olan konuşması ile arkadaşımızın ofisinde çay kahve içerken sohbet başlamış, beraber geldiğim dostları geri götürmek için birkaç defa müsaade istemekle birlikte kalkamamıştım. 

Esasında her zaman yapabiliriz ama ayıp olmasın, kimse alınmasın derken kendi yaşamımız aksatıyoruz.  Üç saate yakın zaman sonra arkadaşımızın ofisinden ayrıldığımızda cep telefonumdaki on, onbeş cevapsız arama nezaketen telefonumu sessize almış olmamın da hata olduğunu hatırlatıyordu.  Hocanın bir iki saat konuşmasını dinlemiş ve geri dönüş yolunda bu konuşmacının ertesi sabah yapacağını öğrendiğimiz konuşmasının bu sohbetine ne kadar benzeyip benzemeyeceğini eşinin iş yerine bıraktığım arkadaşımla  yolda konuşmuştuk.  “Yarın gelecek misin?” diye sorduğunda, “Şu anda bilmiyorum,” demiştim.

Sohbet sırasında kendimi o kadar bitkin ve yorgun hissetmiştim ki enerji olarak beni yükseltmeyen ortamlarda bulunmama tercihimi uygulamanın doğru olduğunu hissediyordum.  Organizasyonu yapan derneğin başkanı olan dostumuza ve eşine ayıp olup olmayacağı fikrini ise aklımdan tam olarak atamıyordum.  Bana doğru gelen veya gelmeyenleri yaparak yaşamak benim için eskisinden çok daha kolay. Bununla birlikte birilerinin bizi yanlış anlamasından, örneğin düzenledikleri bir toplantıya katılmamış olmam için üzülebilecekleri, düşünülmemiş hissetmeleri ihtimali bazen yargılarıma engel olmaya devam ediyordu. Kafamın içindeki ses işlerimin arasında “Üzülürse, alınırsa, darılırsa, değer vermediğimi düşünürse,” deyip duruyordu.  Ah be Zeynep, sen insanlara yapman gerekeni yapmak yaşamındaki herkes için en doğrusu deyip durmuyor musun?  Eve, diyorum.  İnanarak diyorum ve ben öyle yapıyorum. Çoğunlukla.

Bazen de, yapamıyorum.

Cumartesi sabahı kendime göre oldukça geç uyandım ve akşam artık açık tutma gücünü bulamadığım cep telefonumu açtım.  Danışanlarım, öğrencilerim bilirler, onlara beni istediğiniz zaman arayabilirsiniz, derim. Telefonum açıksa,  duyarsam, müsaitsem açarım.  Siz müsait mi diye düşünmeyin, telefonum açıksa müsaitim, derim. Biraz yorucu bir seçimdir bu ve açıkçası gün boyunca yaptığım uzunlu ve kısalı çok telefon konuşmasından sonra telefonumu seçerek kapattığım da olur.  Ama genelde telefonum danışan ve öğrencilerimin bildiği gibi çalışmalarım boyunca kapalıdır.  Telefonda, sms ile veya eposta ile derde deva olmak, öğrencilerin, müşterilerin sorularını yanıtlamak genelde başka şehirlerde, başka ülkelerdeki kişilerin konularına bakmayı içerdiği için esasında yanımda olan biriyle çalışmaktan daha zordur.  Yine de her öğrencinin danışmaya ihtiyacı olur.  Benim Reiki ve diğer metotları öğrendiğim zamanlarda olduğu gibi.

Dönelim Cumartesi sabahına.  

O sabah bu konuşmaya gitmek istemiyordum. Yapacak bir çok işim vardı. Kafamın içinde kendini hatırlatan ses konuşmasını tekrar ediyordu.   “Bak, şimdi tesadüfen de olsa bu konuşmacının getirtildiğini öğrendin, tanıştın da.  Tamam bir iki saat de dinledin ve alacakların varsa bunları da aldın.  Yine de bak Zeynep gitmezsen alınabilirler şimdi.  Zeynep bize değer vermiyor, demesinler.  Sen yine git.  Duruma göre kalkarsın.n Tamam arkadaşların kişisel gelişim konusu ile ilgileniyorlar ama olmamız gerekte yerde olmamız gerekiyor sözü onlar için aynı anlama gelmeyebilir.  Sen git yine. Ayıp olmasın. Yine yorgunluk gelirse kalkarsın.” Vesaire vesaire vesaire.

Gitmemem gerektiği bildiğim, neden gitmemem gerektiğini giderken tam bilmediğim konuşmaya gittim. Konuşmanın planlı saati olan saat 10:00’da konuşmanın yapılacağı otele varmıştım. Dernek başkanı dostumuza ve bir gün önce tanıştığım konuşmacıya günaydın dedim ve salonda yerime geçtim.  Yerime geçtikten sonra o dermekten tanıdığım birkaç kişi yanıma geldi, hoş geldiniz dediler.
Tanıdık yüzler daha azdı. 

Kısa bir süre sonra kişisel gelişim ile ilgili bu dernekte ikinci sorumlu kişi gibi olan ve birkaç yıldır görmediğim bir hanımın salona geldiğini gördüm, kalktım, yanına yaklaşarak “Merhabalar,” diye selam verdi. Beni şöyle bir süzdü, yüzüme baktı ve “Siz buralara gelir miydiniz?” dedi.  Başım çok hafif döndü.  Göğsümün ortasında bir şey sökülmüştü.  Uyandım.  Kendime “Kadının enerji ihtiyacı çok, uyan Zeynep,” dediğimi fark etim.  “Neden böyle söylediniz?” diye sorduğumu fark ettim. 

Söylediği bana kırıcı gelen birkaç cümleden sonra, çalışmalarımıza katılın gibi bir şeyler söyleyince,  “Ben de sizi özledim,” dedim, sarıldım ve yerime geçtim.   Benzer konulara ilgi duyan ve yıllar öncesinde de olsa beraber çalışmalar yapmış kişiler olarak bir hukukumuz vardı.  Zorla başlayan benden ona enerji akışını durdurmam lazımdı. Yerime geçtim.  Hızla kendimi ve mekanı doldurmaya başladım.

Kendi eğitimlerimde, toplantılarımda toplantı mekanlarına enerji gönderirim, arındırırım, varsa başka konuşmacılara, dinleyicilere, katılımcılara, destek veren personele enerji veririm. İsterlerse ve ihtiyaçları varsa kullanmaları niyeti ile.  Ortamın herkes için güvenli olması, kimsenin birbirine olumsuz bir etkisinin olmaması benim öğrendiğim usule göre enerji çalışmalarında hocanın, organize edenin görevidir. 

İnsanların enerji alanları birleşik kaplar gibidir. İnsanlar bir araya geldiklerinde enerjisi çok olanların enerjisi doğal olarak daha az olanlara akar. Bu doğal olarak olur.  Ancak bir de söz manipülasyonu ile bu doğal akışla olan dolma için sabrı olmayanlar vardır ki onlar bir şekilde genelde sözle enerji kalkanlarımızı düşürür ve enerjimizi çok daha hızlı olarak almaya başlarlar. Bir de, birleşik kaplar yaklaşımında biz eşleştiğimizde yani enerji seviyemiz aynı olduğunda enerji boşalması durur. Oysa enerjimizi emenler bazen bizi tüketene yani bir damla bırakmaya kadar bunu yaparlar.  İşte bu tehlikelidir.  Kimi ilişkiler bu nedenle insanı tüketir, hasta eder, adeta bitirir. Çünkü yaşam enerjimizi tamamen bitirir.

Bir iki yıldır görmediğim, karşılaşmadığım bu insanın duyurduğunu öğrendiğim, davet edilmediğim, tesadüfen öğrendiğim bu organizasyonlarına ben seçerek gelmiş olmasam ben bile yıllarca bu hanımın davetlerini reddettiğimi falan zannedecektim.  “Siz buralara gelir miydiniz?”  Ne kadar harika bir karşılama cümlesi. Merhaba, değil. Nasılsınız, değil. Hoş geldiniz, değil. İyi ki geldiniz veya sizi tekrar görmek güzel, hiç değil. 

Kısa bir süre sona başka bir dernekten başka bir tanıdık daha salona girdi.  Yaşça benden büyük bu ablamıza merhaba demek için yerimden kalktım.  Merhaba dedikten sonra ağzımdan “Sizi özlemişim,” sözlerinin çıktığını çıktıktan sonra fark ettim. Bu hanım merhaba’ma merhaba ile cevap vermişti ama ikinci cümlesi “Özleyen insan arar,” oldu.  Yüz ifadesi, ses tonu, cümlenin enerjisi ikinci bir tokat niteliğindeydi.  “Sen nasılsın,” dememişti, “iyi misin,” dememişti. 

Merhaba deyip geçsene Zeynep. Yaşam tekrar hatırlatmıştı. Bu esasında zarif, ince düşünceli ve yıllardır bireysel gelişim ve enerji ile ilgilenen hanımın yıllar içinde benzer şekillerde nasıl enerjimi aldığını gözümün önünden geçen film şeridi gibi hatırladım.  O bu yolla, başkalarından beslenmeye devam ediyordu.

Enerjimizi bir anda eksiltme gücüne sahip o süper masum, atanın bazen bildiği bazen enerjiyi emmek için otomatik olarak farkına varmadan attığı enerji kancaları beklemediğimiz anlarda gelir.  Zaten bunun olacağını düşündüğümüzde kalkanlarımız çok daha çabuk devreye girer.    Aklımıza önceden gelmediyse yaşarken fark etmeye başlarız.  Eh zaten gitmek istemiyordun oraya, enerjik olacağı aklına gelmedi mi?  Bazen gelmiyor. Hoca moca insan insandır. İnsan yaşayarak öğreniyor, hatırlıyor, biliyor.  Yaşam bazen “Okuduğun kitapları boş ver, alfabenin önemini hatırla,” diyor.  Yaşam alfabenin temeli üzerine yazılıyor.

İster hoca olun, ister üstatların üstadı, beklemediğiniz bir anda ve kalkanlarınızı indirdiğiniz anlarda insanların basit bir cümle ile attıkları enerjik oklar, kılıçlar sizi yaralar, enerji alanınızı deler, ve boşalırsınız. Enerji tekniklerini biliyorsak bunu anında fark eder ve kendimizi tekrar yenilemeye ve doldurmaya başlarız. 

Soru şudur:  Kendimi doldurabiliyorum, enerji alanımız onarabiliyorum, tekrar doldurabiliyorum.  Peki, bunu yapabilmem bana bilerek veya bilmeyerek zarar verenlerle olmamı gerektiriyor mu? 
Soru şu:  Olmamam gerektiğini hissettiğim yerlerde olmamayı seçmek için bu hissin doğruluğunu kaç yüz kere yaşamam gerekiyor?

Allah’ın hakkı üçtür, derler. Tasarruf ve bireysel ulanışımız ile ilgili konuşma başlamadan önce salona tanıdığım iki dost daha girdi.   Toplantı başlamak üzereydi.  Yine yerimden kalktım merhaba demek için. Dostlara hürmet.  “Merhaba, hoş geldiniz,” dedim.  “Ah, Zeynep Hanım burada mısın, Kendin geliyorsun, bize haber vermiyorsun”, dedi o iki tanıdıktan biri.  Yüzüne gülümsedim ve sadece gerçeği söyleyebildim, “Az önce karar verdim gelmeye.”  Bu salona son gelen dostlar ile zaman zaman kişisel gelişim üzerine sohbetlerde bir araya gelirdik. Hatta bir gün önce de Facebook’taki kapalı bir grubumuzda kendisine, bu ay çok hızlı değişen  iş durumum nedeni ile program yapmakta, net program günleri belirlemekte zorlandığımı ve Kasım ayında tekrar buluşmaya geçmemizi rica etmiştim.  Programım çok değişken, mahcup olmak istemiyorum, Kasım’dan sonra net olabilirim, demiştim.    

“Kendin geliyorsun, bize haber vermiyorsun.” Üç.

Yerime oturduğumda haber vermiyorsun diyen kişi ile sohbet için başka dostların katılımı ile bir iki ayda bir buluştuğumuzu ama doğrusu STK çalışmaları dışında böyle bir çalışmaya, konuşmaya, buluşmaya hiç ama hiç beraber gitmediğimizi fark ettim.  Daha önce ne ben onu, ne de o  beni bu tarz bir konuşmaya çağırmamıştı.  Gelip gelmemek konusunda kendim karar vermediğim bir yere başkasını davet  etmediğim için hiç de rahatsız hissetmediğimi fark ettim.

Niyetimiz önemlidir.  İyilik düşünüyorsak, niyetimiz iyiyse ve başkasına zarar vermiyorsak, doğru olan takılmadan devam etmektir. Karşımızda üç yaşında, beş yaşında bir çocuk varsa kızabilir miyiz?  Ama o çocuk elinde bir taş yüzüme doğru atıyorsa buna da müsaade etmemek lazım. Çünkü bir gün o taşı attığı kişi onun canını yakabilir veya verdiği zarar için pişman olabilir. Çocuk olduğunu fark etmek kızmama mani olsa da taşı atmasına engel olmaya, veya belki daha doğrusu taştan kendimi korumama engel değildir.

O sabah o salona neden gittiğimin ve neden gitmek istemediğimin nedeni aynıydı.

Enerjiyi okumak, almak, vermek, insanların niyetlerini görmek, bilmek, fark etmek esasında çok kolay şeylerdir.  Yapmamız gerekenleri bilmek de kolaydır, yapmak biraz daha zor olsa da. Ki o da kolaydır.

İnsanların enerjilerinin çok düşük seviyede olması sizin enerjinizi zorla almak için kuvvetleri olmadığı anlamına gelmez.

Zor olan, benim için zor olan insanların Yaradan’dan, Kaynak’tan, yüreklerinde hep kaynağı var olan sevgiden beslenmek yerine, başkalarından, başka insanlardan, arkadaşlarından, eşlerinden, çocuklarından, insanların enerjilerinden beslenmeyi seçmeleridir.  Bu kadar sınırsız bir dünyada bu kadar sınırlı şekilde beslenmek, başkalarını tüketerek yaşamak. Acı olmalı.  Kişisel gelişim ve bireysel uyanış üzerine bir konuşmadan önceki 10-15 dakikada enerjimi kaptırmaktan çok, enerjimi alanların açlıkları yüreğimi acıttı.  İnsanlar kendilerini doldurmayı bilmiyorlar.  Benzini olmayan bir araç gibi ilerlemeye çalışıyorlar. 


Konuşmacının bir gün önce zaten dinlediğim çok benzer formatta devam eden iki küsur saatlik konuşması sırasında başta aniden ve yüreğimden sökülerek verdiğim enerjiyi severek ve isteyerek vermeye devam ettim.

Herşeyin bir nedeni olduğunu bilerek.

16 Ekim 2014 Perşembe

Reiki ile, Reiki'de güçlenmek için...


Reiki'yi kullanırken size kuvvetlendirecek en önemli detaylardan biri sizinle paylaşılan veya algıladığınız hastalık, sorun ve bilgileri saklamak, özel tutmaktır. 

Sır belki kuvvetli bir kelime, bununla birlikte kavramı anlatmak adına şöyle ifade edebilirim, sır saklama beceriniz arttıkça Reiki gücünüzün artacağını söyleyebilirim.

Bireye saygı, yaşama saygı, özele saygı kuvveti arttırır.

Reiki verdiğiniz kişi paylaşmanızda mahsur olmadığını söylese bile, benim tavsiyem Reiki çalışması sırasında Reiki veren sizseniz, duyduklarınızı, algıladıklarınızı ve sizinle paylaşılanları kendinizde saklayın. İsim vermeden, kim olduğu anlaşılmayacak şekilde Reiki uygulama örneği olarak paylaşabilirsiniz. Bu başka bir şeydir. Kim olduğu tahmin edilebilecekse, başka örnek bulun derim.

Reiki'yi alan kişi olduğumuzda şapkalar değişir, bu karşılıklı hassasiyet sayesinde anlatma, paylaşma, yüreğimizi dökme alanı buluruz. Reiki bilen dostlar yaşamımıza şifa alanları açar.

15 Ekim 2014 Çarşamba

Anne, Baba, Çocuk

Anne, babalar için, çocuklar için bugün bu karşıma çıktı...




Doğruluk payı var.
Sözlerimizin gücünün farkında olalım.

14 Ekim 2014 Salı

Doğa'ya Reiki

Reiki enerjisini, kendimiz ve başka insanlar kadar, ağaçlara, doğaya, tüm canlılara, ve cansız olarak adlandırılan ama özünde enerjiden oluşan tüm eşya ve maddelere de vermek mümkündür.
Reiki'yi hayatı desteklemek adına kullanmanız dileğiyle.

"Hayat tüm düşüncelerimi destekliyor. Kendimi seviyor ve onaylıyorum."

13 Ekim 2014 Pazartesi

İleri Seviye Reiki Uyumlamaları

Reiki Uyumlamaları Hakkında Bir Paylaşım:

Reiki uyumlamaları ile ilgili çok sorulan bir soru var, bununla birlikte burada sanırım hiç paylaşmadım. Bu hafta bu konuda sıkça soru gelince burada yazmak istedim:

Reiki evrensel ve Dünya'nın her yerinde kullanılan, öğretilen bir enerjidir. Özünde her yerde öğretilen Reiki aynıdır belki ama yıllarca yazılı bir doküman olmadan, sözlü olarak  öğretilen Reiki derslerinin farklı hocalar tarafından farklı şekillerde yapıldığı görürüz.

Bu nedenle birçok hoca gibi bende Reiki ile ilerleyişin sağlam olması ve sağlam şekilde kuvvetlenmesi adına Reiki'nin II. ve III. Seviye uyumlamalarını, Reiki yolculuğuna benimle başlamış olan ve çok önemli bir temel oluşturan Reiki I. Seviye Uyumlamasını benden almış olan öğrencilerime verebiliyorum.

Reiki II. ve III. Seviyede kullanılan sembollerin farklı hocalar tarafından kullanılan şekilleri farklılık gösterebilmektedir.  O nedenle eğer Reiki'nin I. Seviyesinin uyumlamasını aldıktan sonra farklı bir hoca ile yolunuza devam etmek isterseniz o aşamada Reiki'ye bir anlamda tekrar başlayarak, tekrar uyumlama almanız gerekebileceğini paylaşmak isterim.   Reiki ile daha önceden tanışmış olmanız nedeni ile yeniden başladığınız süreçler tabii ki yeni bir öğrenciye göre daha hızlı ilerleyebilir. Bu nedenle genelde Reiki yolumuza eğer özel bir şikayetimiz veya enerjiyi kullanma ile ilgili sorunlarımız yoksa, aynı hoca ile devam etmemiz önerilir.

Reiki'nin yaşamınızı açması ve kuvvetlendirmesi dileğiyle.

9 Ekim 2014 Perşembe

Yanıtlar

Esasında duymaya hazır olsak, her sorunun bir yanıtı var. 

Her sorumuzun yanıtına sahip olmamız gerekip gerekmediği ise farklı bir konu.

"Neyi bilmem gerekiyor?- Neyi bilmem faydalı olur? - Neyi bilmeye ihtiyacım var? ise gerçekten yerinde bir soru, yerinde sorular olabilir.

Diliyorsak, hazırsak, olması gerekiyorsa, Evren'in sesini net ve berrak duyabilmemiz dileğiyle.

8 Ekim 2014 Çarşamba

Reiki Noktaları

Reiki Dostları için, kendimize Reiki uygularken dokunmayı tercih ettiğimiz noktaları hatırlatmak isterim.

1- Gözler
2- Şakaklar
3- Kulaklar
4- Başın arkası
5- Boyun
6- Göğsün üzeri
7- Göğsün altı
8- Göbek deliğinin altı
9- Kasıklar
Oturur formatta kasıklardan sonra Reiki vermeye devam etmek isterseniz:
10- Dizler
11- Ayak bilekleri
12- Ayakların altı

Kuvvetiniz bol olsun. Reiki'nin desteği sizinle olsun. Bütünün hayrı için. Kendi hayrınız için.
Saygı ve sevgilerimle.