Zeynep Kocasinan'ın Kitapları Seçkin Kitapçılarda Satışta

Zeynep Kocasinan'ın Kitapları Seçkin Kitapçılarda Satışta
Zeynep Kocasinan'ın Kitapları: "Reiki'yi Yaşıyorum", "Görüşler", "Dönüşüm Oyunu Gerçek mi?", "Atlamak", "Kitaplar Soru Sorar", "Doğru Yanlış Güzel Çirkin", "Is It Written in the Stars?" ve "Imagine Being Lucky"

İnternet Sitesi

www.zeynepkocasinan.com

8 Mart 2009 Pazar

Yolun Neresindeyiz?

‘8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ : Bana hüzünlü gelmeye başlayan bir gün oldu son yıllarda. Öğrencilik yıllarımda bugünün çok üzerinde durduğumu söyleyemem. Liseyi bir kız lisesinde okudum, üniversiteyi de yurtdışında. Öğretmenlerimden ve ailemden kız çocuk olduğum için bir erkek çocuğun karşılaşacağından daha fazla engeller ile karşılaşmadım. Ne azından hissetmedim. Kız çocuk olmamın beni durdurduğunu düşünmedim.

Üniversite’yi Amerika’nın iyi üniversitelerinden birinde okudum. Burada beni şaşırtan mühendislik fakültesindeki kız öğrencilere Amerikalılar dahil diğer öğrencilerin sanki çok özel insanlarmış gibi muamele yapmasıydı. Mühendislik olmak Amerika’da Türkiye’deki kadar popüler değildir. Doktor olmak, avukat olmak çok daha prestijlidir. Ancak kız öğrencilerin fen ve matematik derslerini sevmelerine iltifat edilmesine şaşırtmıştım. Belki bir kız lisesinde okuduğum için ve birçok arkadaşım fen ve matematik’te başarılı olduğu için bana göre bu normal bir şeydi. Matematik veya tarih derslerini seviyor olmak elmayı veya portakalı sevmek gibi bir tercihti. Bu tercihlerin kız veya erkek olmak ile ilgisini kurmamıştım.

Türkiye’deki ve Dünya’daki kadınların yaşam şartları ve bir erişkin kadın olarak yaşamanın getirdiklerini ise eğitimim bitip Türkiye’ye döndükten ve rahmetli babam ile inşaat işimizde çalışmaya başladıktan sonra fark edecektim.

Türkiye’ye döndüğümün ertesi günü işe başladım. Bir Cumartesi sabahında İstanbul’a dönmüştüm. Pazar sabahı babam “Haydi hazırlan Kırklareli’ne ihalesi yapılacak olan bir barajın yerini görmeye gideceğiz, ” dedi. Hazırlandım, arabaya atladık yola çıktık. Türkiye’ye döndükten 24 saat sonra iş hayatım başlamıştı.

Kırklareli’nde Devlet Su İşleri’nin bir Şube Müdürlüğü vardı. Şube Müdürünü ziyaret ederek iş hakkında bilgi aldık. Bir noktada Müdür Bey bana döndü “İşi alırsanız Zeynep Hanım mı Şantiye Şefi olacak?” dedi. Onsekiz aydır yurtdışındaydım, itiraf etmeliyim 22 yaşında olmama rağmen o günlerde beni çok daha büyük zannederlerdi. Örneğin üniversite birinci sınıfta asistan olduğumu düşünerek bana gelenler çok olurdu. O günlerde benim için olduğumdan büyük görünmek bir iltifattı, bugünlerde samimi olarak yaşımdan genç gösterdiğimi düşünenler olunca seviniyorum. Şube Müdürü beyin sorusu bana o gün enteresan gelmemişti. Şimdi bugün bir Şube Müdürü bana bu soruyu sorsa çok daha farklı şeyler düşünüyorum.

Küçüklüğümden beri babamın işleri vesilesi ile farklı şantiyelerde bulunduk. İlkokula başladıktan sonra şantiye gezilerimiz yaz tatillerine sıkışmaya başladı. Ama hayatımda yabancı bir kavram değildi. Babam inşaat yüksek mühendisiydi ve inşaat işleri yapıyordu. İnşaat şantiyelerinde genelde kadın çalışan göremezsiniz; inşaat işleri genelde erkeklerin çalıştığı bir sektördür. Bizim firmamızda çalışan hanımlar muhasebe servisinde görev yapardı. Kendim işe başlayana kadar bunun benim o güne kadar bulunduğum ortamlardan ne kadar farklı olduğu anlayamamışım. İşe başladıktan sonra da yaşaya yaşaya öğrenmeye başladım, kabul ettiğim şeyler olmuştur, hala kabul etmediğim. Değişik bir macera. Babamla beraber çalışmayı seçmesem belki de yaşayamayacağım.

İşe ilk başladığım yıllarda iş hayatının gereği daha önce yakından takip etmediğim resmi gün ve tatilleri takip eder oldum. Mart ayında Dünya Kadınlar günü çıktı karşıma. Kadın olmayı bir zorluk olarak yaşamamış biri olarak bir gün başlarda bana hoş göründü. Sevdiklerime, iş vesilesi ile tanıştığım dost ve meslektaşım hanımlara çiçek gönderir oldum. Finans sektöründe çalışan ve çok da başarılı hanım arkadaşlarım vardı; mühendislik çevresinde mesleğini seven ve gerçekten başarı ile yapan dostlarım vardı; bu günde onları düşündüğümü ve takdir ettiğimi ifade etmek için çiçek gönderirdim.

Geçen yıllar ile beraber bir kadınlar günü olmasının gerekliliği, dünyada yaşayan toplumun yarısını oluşturan kadınlar adına yılda bir gün ayrılmasının gerekliliği bana çok ters gelir oldu. Gerekmediği için değil, 365 günde 1 günü bile olmayan kadınların sorunlarını ve yaşadıklarını dile getirmek, çözümler aramak için o güne bile çok ihtiyaç vardı. Ama toplumsal düşünce yapısı olarak kadın-erkek eşitliğinde, yaşam hakları ve şartları eksikliğinde ne kadar gerilerde olduğumuzun bir ifadesiydi bu gün. 8 Mart beni üzen, yüreğimi burkan bir gün olmaya başladı. Ve dün akşamdan beri, bu sabahı karşılarken bu duygular içindeyim.

Birazdan bugün vesilesi ile düzenlenmiş bir kahvaltıya katılacağım. Sonrada öğlen saat bir ile üç arası bu gün için hazırlanmış bir resmi törene katılacağım. Dün bir çok arkadaşım bu töreni bana hatırlattı. Bir gün. Kadınlar için bir gün.

Bugün kadınlığı kutlamanın günü değil. Ama kadınların sorunlarının ele alınması, kadınların yaşamdaki güçlerini ellerine almaları için yapabileceklerimizi hatırlatabilir. Ayda bir gün, haftada bir gün, her gün erkeklerin olduğu kadar kadınların günü olana kadar.

Kadın bir mühendis olarak iş hayatımda çok farklı maceralarım var. Erkek meslektaşlarımın belki de hiç yaşamadığı ve yaşamayacağı. Ben 13-14 yıl çok yoğun olarak inşaat işimizde çalıştım. Yıllık izin kullanmadığım, belki yılda 3-4 gün tatil yapabildiğim zamanları bilirim. Severek yaptım, şükürler olsun, belki ruhumu yordu ama severek ve isteyerek çalıştım.

Sanırım iş hayatımın 10. Yılındaydı, bir görüşme için Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’ne gitmiştir. Yine işe başladığım ilk günden beri tanıdığım bir mühendis bey ile görüşüyordum; kendisi yıllarını DSİ’ye vermiş, bilgili, işini seven bir kişiydi. Bir ağabey olarak da örnek aldığım bir büyüğümdü. Yıllardırda işimiz ile ilgili konuları kendi ile görüşürdüm. O gün biraz tıkanmış, çözüm bekleyen teknik bir konudaki durumumuzu aktarmak ve idareden görüş istemek için kendisi ile görüşmeye gitmiştim. Sabah 6 uçağı ile Ankara’ya gelmiştim, ve açılış saatinde DSİ’ deydim. Kendisi ile görüşme fırsatını bulunca kendisine konuları aktardım, çözüm için bizim önerilerimizi, birkaç gün önce yeni döndüğüm şantiyedeki işin durumundan, yapılanlardan, yapılacak olanların programından bahsettim. Olağan şeyler; özet bir durum raporu verdim.

Mühendis Bey zaten dikkatle dinliyordu, ancak bir sessizlik oldu. Ben anlattıklarımı değerlendirdiğini düşündüm, ama farkında olmadan ters bir şey mi söyledim diye endişe ettim. Bey biraz daha sessiz kaldıktan sonra bana “Zeynep Hanım siz bu işleri gerçekten biliyorsunuz, ” dedi. Nasıl yani, dedim içimden. Ne demek istemişti. Ve devam eden kısa sessizlikte resim netleşti. Ben on yıldır işlerimiz nedeni ile bu idareye gelip gidiyordum, şantiyelerimize gidip geliyordum, firmamız adına ihalelere girip çıkıyordum.

Bu çok bilgili, saygılı, insan olarak gerçekten bir beyefendi olan mühendis bey, çalışmalarımı on yıl sonra tam olarak değerlendirebilecekti. Benden çok ya da az değil, benim yaptıklarımı yapan bir erkek meslektaşım kendini ispat için ne kadar zamana ihtiyaç duyardı acaba?

Ben yıllarca babam ile çalışma şansına kavuştum. Aile alışkanlığımız ben babama “siz” diye hitap ederdim ve iş ortamlarında da “Sinan Bey” olarak. Bu nedenle iş hayatımın uzun yıllarında seyahatlerimizde, iş görüşmelerimizde beni babamın sekreteri sanırlardı. Babam ile ben çalışma akışı içinde bunu başta fark etmezdik, ama ortaya çok enteresan sahnelerde çıkardı. O kadar çok örnek var ki.

İstanbul ofisimizde olduğumuz bir gün, bir iş makinesi firmasından almayı düşündüğümüz bir makine ile ilgili olarak teklif vermeye geleceklerdi. Genel olarak geleceklerinden haberim vardı. Benimde ofisimizde odam babamın odası ile karşılıklı idi. Neyse sanırım saat 11’e doğru kapı çalındı ve görevli arkadaş ilgili makine firmasından iki beyin geldiğini haber verdi. Odama buyur ettim. Bu arada şekil olarak bakarsanız benim çalışma odam babamınkinin belki iki katı büyüklükte bir çalışma odası, masamda hesaplar kitaplar, eh o günlerde siyah takım elbiseler falan, oldukça da resmi formata uygun giyinmeye özen gösteriyorum. Beyleri buyur ettim, kendimi tanıttım, ve konuyu anlatmaya başlamalarını rica ettim. Beyler bir türlü benimle konuşmak istemiyorlar. İlle de Sinan Bey ile konuşmak istiyorlar. Konuyu benim takip ettiğimi ve makineyi anlatmalarını tekrar ve tekrar istedim, ama firmamıza makine satmaya bir satıcıdan beklenmeyen şekilde konuşarak bana oldukça ters davrandılar. Anlayamadım; ürününü tanıtmayı istemeyen misafir satıcıların durumunu aktarmak için babamın yanına gittim. “Onları benim odama al, ” dedi. Tekrar odama döndüm, beylere “Sinan Bey sizi şimdi kabul edecek, ” diyerek babamın yanına aldım. Babam onları karşısına oturttu, nasılsınız diye sorduktan sonra ve onların da aynı soruyu sormalarını bekledikten sonra “İlgili makine teklifiniz ve makine ilgili bilgiler elinizde hazır mı?” diye sordu. “Evet” dediler ve hızla anlatmaya başlayacakken, babam sağ elini hafif havaya kaldırdı. “Şimdi kızım mühendis Zeynep Hanım’a bu konuda gerekli bilgileri veriniz, ” dedi. İki beyin suratında hafif bir beyazlaşma ve şaşkınlık vardı.

Yine bir sessizlik. Bir tanesi “Bu Zeynep Hanım sizin kızınız olan Zeynep Hanım mı?” demez mi. “Biz kendisini sekreteriniz sanmıştık." Ofisteki bayan çalışma arkadaşlarımın iş hayatında karşılaştıkları zorlukları iyi anlıyorum. Az önce kendimi detaylı tanıtıp odamda oturtup konuştuğum bu adamlar elimi sıkarken beni değilse hangi sözcükleri duyuyorlardı? “Ben Sinan Bey’in kızı mühendis Zeynep, makine teklifinizi bana vereceksiniz” cümlesi başka hangi anlamlara geliyor olabilirdi acaba?

Bu ve benzeri olayları o kadar çok yaşadım ki. Bazen anlaşılması için bir cümleyi, iş ortamında bir talimatı dört beş defa tekrar ederim. Bir erkek meslektaşımın bir defada dinlenen talimatını, benim beş defa tekrar etmem gerekebilir. Başlarda buna çok isyan ettim, sonra işimi yapmak istiyorsam çözüme odaklanmam gerektiğine karar verdim. Bir defa söylüyorum, yapılmamış, ikinci defa söylüyorum, yapılmamış, dördüncü defa, yok, beşincide oluyor. Aynı konuda bir erkek meslektaşıma bakıyorum, ilk defada hadi ikincide işlem tamam. Ve bunu yapanlar sevdiğim, çalışkan elemanlar. Bu beş defalar işe ilk başladığım yıllarda belki onbeşti. Aradan geçen 17-18 yılda da belki iki üçe düştü, ama kadının sözü bilgisi ve tecrübesi ne olursa olsun erkekler, hatta kadınlar tarafından yeterince dinlenmiyor. Aynı bilgiye sahip bir erkek ve kadının iş ortamında başarı için harcamaları gereken zaman ve emek kat kat farklı olabiliyor.

Dünya Kadınlar günü bana daha çok söylenmemiş söz olduğunu hatırlatıyor.