Zeynep Kocasinan'ın Kitapları Seçkin Kitapçılarda Satışta

Zeynep Kocasinan'ın Kitapları Seçkin Kitapçılarda Satışta
Zeynep Kocasinan'ın Kitapları: "Reiki'yi Yaşıyorum", "Görüşler", "Dönüşüm Oyunu Gerçek mi?", "Atlamak", "Kitaplar Soru Sorar", "Doğru Yanlış Güzel Çirkin", "Is It Written in the Stars?" ve "Imagine Being Lucky"

İnternet Sitesi

www.zeynepkocasinan.com

8 Haziran 2009 Pazartesi

Küçük Zarfın Büyük Ağırlığı


Teklif zarflarının verilmesi saat 14.00’de bitiyordu. İhale salonunda müteahhitler yavaş yavaş toplanmaya başlamıştı. İzmir, Çeşme yolu üzerinde yapılacak olan bu baraj belki uzun zamandır yaşadığımız İstanbul’dan çok uzaklarda, ağırlıklı olarak Doğu Anadolu’da iş yapan bizler için iyi olabilirdi. Kolay bir inşaat değildi. Ancak İzmir’e yakındı. Bu iyi olabilirdi. Ben mi babamı heveslendirdim, babam mı beni heveslendirdi bilmiyorum, ama ihale zarfındaki birim fiyatlardan indirim oranımız teklif zarfına %55,55 olarak yazıldı kalemimin ucundan.


Bilgileri dikkatlice yazmıştım bilgileri. Bir harf hatası, ya da virgül yerine yazılan bir nokta işareti, teklifin geçersiz olmasına neden olabiliyordu. Başka bir ihalede bir bankanın geçici teminat mektubu’nda şube görevlisi mektuptaki limitleri yazarken bir daktilo hatası yapmış, bu bizimde dikkatimizden kaçmış ve bu yazım hatası nedeni ihale dışı kalmıştık. Babam bu hatama bir şey dememişti ama “Bunu nasıl atlayabildim?” diye ihale komitesinin önünde yerin dibine batmıştım doğrusu. Bir de hayatı yapan bankada olsa teminat mektubunun damga vergisi ve diğer masraflarını bizden yine de almışlardı. Tüm ihale masraflarımız boşa gitmişti. Ayırdığımız onca zaman, seyahat masrafları boşa gitmişti. Her şey bir yana bir iş imkânı ellerimizin ucundan kaçmıştı. Benim için çok büyük bir dersti o ihale. İş hayatımın sanırım üçüncü yılıydı. O günden sonra detaylara özen göstermek konusunda hep daha çok çaba harcadım. Yazım hataları konusunda elimden gelen dikkati göstermeye çalıştım. Ve önemli evrakları defalarca kontrol eder oldum. Bedeli ağır ödenen dersler zihinlerimize daha bir derin kazınıyor.


Ve gelelim İzmir’deki işin ihalesine. İhale saati geldi. Bu kapalı zarf usulü açık bir ihaleydi. Yani ihale komitesi teker teker teklif zarflarını ihale katılımcılarının önünde açacaktı. O dönemdeki ihale yönetmeliklerine göre, en yüksek indirim oranı ile işi yapmayı teklif eden firma işi alacaktı.


Gözümüzü karartmış ve hiç para kazanmamayı göze alarak bir teklif atmıştık. Değişik bir kavram değil mi? Para kazanmayacağını bile bile bir işe teklif vermek. Baban Sinan Kocasinan böyle bir adamdı. Boş durmaktansa, kazancı olmadan çalışmayı göze alabiliyordu. Bir şeyleri yapıyor olmak, işini yapıyor olmak babama mutluluk veriyordu. Bir de sanırım, bir işi başından sonuna kadar görme şansım olursa, belki de müteahhitliği yapabileceğimi düşünüyordu. O güne kadar hep ben işe başlamadan önce inşaatı başlayan projelerde çalışmıştım. Babam eski işlerini anlatırdı, şantiye yeri bulmanın ve şantiyeyi kurmanın ilk zorluklarını. Görmek ve yaşamak başka bir şeydi.


O günlerde ben de yapabileceğimi düşünüyor olmalıydım ki o ihalede %55,55 gibi bir indirim oranını o zarfa yazmaya razı ve istekli olmalıydım. Konunun ciddiyetinin tamamen farkındaydım, ama yine de yapmıştık işte. İşi yapmak para kazanmaktan daha önemli olabilir miydi bizim için?


Teklif zarfları açılmadan önce, ne yaptık biz diye düşündüğümüzü hatırlıyorum. İzmir’e, Çeşme’ye, yani modern hayata çok yakın ama çok zorlu bir çalışma dönemi ve şartları bekleyecekti bizi. Zarflar açılmaya başlandığında, benim içimi bir korku ve endişe kaplamaya başlamıştı bile. Ta ki, bir firma %58,55 teklif ile işi alana kadar. Sanırım bizim indirim oranımız ancak 3. olabilmişti çok şükür. Çeşme’de baraj yapma rüyası da sona ermişti.


Bir işin en zevkli aşaması ihale aşamadır kızım. Hayaller kurarız. Bir iş sanki herkesin kapmak istediği bir av gibidir. Bir an için insanın gözlerini kör eder, cesaretini artırır. İşin üzerinde kaldığı belli olana kadar. O zaman bir yük insanın omuzlarına biner. Bir gece önce ihale heyecanı ile uyuyamaz insan. İhaleden sonraki gece de işin sorumluluğu nedeni ile.”


*


Ofiste, yolculuklarımızda elli yıllık iş hayatında yaşadıklarından, karşılaştıklarından bahsederdi babam. Ondan o kadar çok şey öğrendim ki. Bu tecrübe dolu bilge adamı çok özlüyorum.




- “Ben hiç işsiz kalmadım evladım bu güne kadar. Hep bir iş bittiğinde diğeri çıktı karşıma. İşi ben aldım ama hep bir iş çıktı karşıma diğeri bittiğinde.”
- “İnşallah babacığım bizimde karşımıza yenileri çıkar.”
- “Allah zeval vermesin evladım.”
- “O nedir babacığım, ben zeval kelimesini bilmiyorum.”

Evet, bilmediğim bir kelime çıkmıştı karşıma uzun yıllardan sonra. Babamın bu sözü kullandığını da duymamıştım herhalde. Nasıl bilmiyordum ben bunu?

- “Zeval, üst nokta, tepe nokta demek. Yani en üst noktaya gelince, geriye inmek kalır kızım. Hep ileri gidebileceğin bir yer olsun. Budur hayat. Budur hayatta güzel olan. Vardın mı, yol biter.”


Emekliye ayrılmadan, işimi tamamladım demeden hayata veda etti babam. Neredeyse sağlığının iyice bozulduğu son günlerine kadar işimizin nasıl devam edebileceğine dair ihtimalleri aradı. İnşaat müteahhitliği, devletin ve inşaat yaptıran idarelerin şart ve yaklaşımları son yıllarda bizimki gibi orta ve küçük ölçekli firmaların eskisi gibi iş yapmasına pek imkân tanımıyordu. Bir de babamın bilgi ve tecrübesi doğal olarak ben de yoktu. Babam sadece müteahhitlik firması olan bir iş adamı değil, inşaatı seven, teknik çalışmaları, arazi çalışmasını seven tutkulu bir inşaat mühendisiydi.


Babamın ölümünden sonra elimizdeki projeleri tamamlamak dışında yeni bir inşaat işi yapmaya girişmedim. Elli yılı aşan bir süre inandığı titizlik ve doğrularla müteahhitlik yapmış olan babamın ismini zedelemek istemedim. Para kazanılabilirdi, kaybedilebilirdi, ama babamın onca yıllık uğraşından sonra Sinan Kocasinan isminin yaptığı yedi baraj ve binlerce kilometre yol ve hizmet ile anılıyor olması daha doğru geldi bana.


Bu çalışkan ve dürüst adamın kıymeti bilindi mi? Cevabı kolay bir soru değil bu. Fakat şartlar ne olursa olsun babam yaptığını yapmaktan vazgeçer miydi diye sorarsam biliyorum cevabı ‘hayır’ olacaktı. Babam ülkesine hizmet etmeyi görev edinmişti. Edirne’de, Eskişehir’de, Kayseri’de, Adıyaman’da veya Elazığ’da. Belki bir ömür yollarda, dağlarda, şantiyelerde geçmişti ama sanırım sorabilsem “Başka türlüsünü seçmezdim kızım” derdi bana.


Ruhu şad olsun. Nur içinde yatsın.