Zeynep Kocasinan'ın Kitapları Seçkin Kitapçılarda Satışta

Zeynep Kocasinan'ın Kitapları Seçkin Kitapçılarda Satışta
Zeynep Kocasinan'ın Kitapları: "Reiki'yi Yaşıyorum", "Görüşler", "Dönüşüm Oyunu Gerçek mi?", "Atlamak", "Kitaplar Soru Sorar", "Doğru Yanlış Güzel Çirkin", "Is It Written in the Stars?" ve "Imagine Being Lucky"

İnternet Sitesi

www.zeynepkocasinan.com

28 Aralık 2010 Salı

Kırılma An'ı


27 Aralık akşamı Uluslararası Profesyonel Koçluk Derneği’nin yeni yıl yemeği vardı. Neredeyse iki haftadır katıldığım ilk sosyal aktivite. Her gün dışarıda, gruplarla, toplantılarla, çalışmalarla geçen aylardan sonra Aralık ayı cebren durdurmuştu sanki beni.

13 Aralık’ta Konya’ya dönem başkanı olduğum Fethiye Lions Kulübü ile düzenlemiş olduğumuz gezi için gitmiştim. İki gün içinde Konya’yı dışarıya pek belli etmediğim ama hızla başlayan öksürüğüm ile kendini yine de gösteren halsizliğime rağmen gezmiş, kültür merkezindeki törene hatta Mevlana’ya Gönül Verenler Kurumsal Çalıştayı’nın bir bölümüne kısa da olsa katılmayı başarmıştım. 14 Aralık akşamında ilaca rağmen beni bitkin hissettiren yoğun halsizlik, grup ile beraber Fethiye’ye değil İstanbul’a geri dönmemin doğru olacağını söylemişti. Sanki ucu ucuna yakalanmış bir tren gibi İstanbul’daki evime vardıktan aşağı yukarı bir saat sonra iki gün süre ile yaşam benim için adeta tamamen durdu. Uzun zamandan beri ilk defa hiçbir şey yapmadan, gözlerimi açamadan saatlerce yattım, uyumaya bile imkân vermeyen bir yorgunluk ve kaybolmuşluk hissi ile. Sonra yavaş yavaş kendime gelmeye başladım. Kendime gelmem on gün kadar aldı. Yavaş, çok yavaş. Bu sürede bir eniştem oldukça büyük bir ameliyat olup hastaneden eve çıkmıştı bile. Benim yaşamım ise çok yavaşlamıştı. Zihnim hareket etmek istemeye başladığında bedenim mümkün olmadığını çok açık ve net olarak hissettiriyordu.

Bu hislerimi daha önce yazdım, yaşamın beni durdurduğunu biliyorum. Biliyorum bilmesine de dün akşam profesyonel koç arkadaşlarım ile yeni yıl yemeğinde birlikteyken hem kendi yaşamımı ve bundan sonra yapmak istediklerimi, hem de Konya ile başlayan bu durma sürecinde hepimizin yaşam yollarımızın benzerlik ve farklılıklarını düşünmeden edemedim. Bir yandan uzun süreden beri görmediğim koç dostlar ile sohbet ederken zihnimin bir yanı son yıllarımın bir hesabını çıkarıyordu sanki.

Ben danışmanlık, eğitmenlik ve koçluk yapıyorum. Daha çok kişisel gelişim ve tamamlayıcı tıp üzerine danışmanlık. Bu oldukça geniş bir alan. Yaşama ve insana çok farklı pencerelerden bakmayı gerektiriyor. Bazen bilincin, bazen bilinçaltının, bazen bedenin, bazen ruhun ve enerjinin pençelerinden. Aynı şeye farklı pencerelerden bakmak bir bütünlük hissi verir bana. Bireysel olarak tercih yapmam gerektiğinde enerji penceresinden bakmayı tercih ettiğimi, sanki bütünü oradan daha rahat görebildiğimi fark ederim. Bunun zor yanı gördüklerimi paylaşırken bu açının daha az bilinmesi, daha az kabul görmesi. Daha az tanınan bir penceredir enerji penceresi. Birçok kişinin gözle göremediğinin varlığını ispat etmek yükü ile karşılaşırım bazen. Üzerime almadığım ama benden beklendiğini hissettiğim bir yük. Doğru olduğunu gördüğüm, bildiğim ama henüz çok fazla insanın göremediği bir resmi paylaşmak her zaman kolay değildir.

Görmüyormuş gibi yaparken bulurum kendimi bazen. Ama beni ben yapan görüyor olduğum gerçeğini inkâr kendimi inkâr etmektir. O nedenle, gerekli gördüklerinde sıra dışı bulunmalarına rağmen bildiklerine kendilerini teslim edebilen hocalara hayranlık duyarım. Hesap kitap yapmadan kendileri olabildikleri için. Ben de hesap kitap yapmam kendimi dışarıya anlatmak anlamında. Ancak kendimi frenlediğimi biliyorum, bilerek değil, aniden ve ancak sonrasında farkına varabileceğim şekilde o farklı gözlerimi kapatırım. Bir insana baktığımda genel ruh halini, fiziksel ve ruhsal durumunu, zihnindeki endişeleri veya korkuları biliyor olmak isteyerek yaptığım bir şey değil. Özellikle bir teknik kullanarak yaptığım bir şey değil. Onlarca farklı teknik ile çalıştıktan sonra kendiliğinden gelişen bir şey. Bir insan bakınca gördüğüm bir şey. Bir insanı düşündüğümde hissettiğim bir şey. Hem görüp hem de görmemiş gibi davranmak belki samimi gelmediğinden, bilmiyor gibi farz ederim kendimi. O bilgileri kapatırım. Beş yaşında gözlerim bozulmaya ve uzağı görmemeye başladığımda ailemizde neden kimse gözlük kullanmadığı halde benim kullanmam gerektiğini düşünürdüm. Belki tüm ilkokul yıllarım boyunca düşündüm. Enerji çalışmaları ile tanıştıktan sonra beş yaşında ne olmuştu ki gözlerim bozulmaya başlamıştı diye sormaya başladım. İlk defa aynı yaşta bir diş hekimi ile tanışmıştım. Beş yaş birçok insanın yaşamında bir değişim ve farklılaşma noktası. Yaşadıklarımızın bir kısmı çok önceden yaptığımız seçimler. Tesadüf yok, yaşam rastgele değil. Hepimizin yaşamayı seçtikleri ve planladıkları var. Ruhun seçimlerine yaklaştıkça dış şartlarımız ne olursa olsun tatmin duygusuna sahip oluyoruz. Zihnin seçimleri ise dünyasal başarılar içinde yarım bırakabiliyor bizi. Bir münzevi hayatı sürmemiz gerektiği anlaşılmasın. Ruhunuz zenginlik, iş başarısı ile kendine bir yol seçmişse bu sesi de ne kadar zor olursa olsun dinlemek ve o yolda çalışmak gerekir. Ruhumuz ne diyor, ne istiyor, söylenen değil, senin nereden geldiği önemli. Benim duymaya çalıştığım ses bu.

Danışanlarım ile çalışırken hayatlarında farklı kırılma noktaları kendini gösterir. Ruhun karar aldığı anlardır, bazen yaşamı yukarı çıkaran, bazen derinden sarsarak kapatan. Kırılma noktaları vardır, hepimizin yaşamlarında var. Sorun diye adlandırılan birçok konu bu kırılma anlarının hediyesidir. Çoğu bu yaşamımızdan gelir, kimileri daha eskiden. Bazen de sorunlar üzerimize yüklenen yüklerden gelir. Yaşam sorumlulukları, iş ve aile sorumlulukları önemli yüklerdir. Bir de taşıdığımızın farkında olmadığımız enerjik yükler vardır. Sırtımıza bilerek veya bilmeyerek başka insanların, başka enerjilerin yüklediği yükler. Bu yüklerde sorun diye adlandırdığımız olay ve durumların kaynağıdır birçok zaman. Bu yükleri kaldırmaya başlayınca yaşam açılmaya, renklenmeye ve keyiflenmeye başlar.

Koçluk Derneği’nin yemeğinde koçluk mesleği ile insanlara gelecekteki hedeflerine ulaşmaları için destek olma yolunu seçmiş arkadaşlarım var. Koç olarak bir insana yardım etme yolunu seçmişler. Çoğu bu yola inanmış ve bu yol ile ilerliyorlar. Dünyada kabul görmüş etik kural ve prensiplerle çalışıyor. Çok başarılı arkadaşlar var. Benim koçluk desteği aldığım bir arkadaşım da yemekteydi dün akşam. Görüşmeyeli dört beş hafta olmuştu herhalde. En son bir araya gelişlerimizde bana koçluk yapmıştı. Tekrar netleşme ihtiyacı hissettiğim bir dönemde kendisinden destek rica etmiştim. Danışmanlık ve koçluk yapmak kendimiz üzerinde çalışmayı zorunlu kılar. Karşımıza çıkan her insan, her vaka, o insanların her sorunu danışmanın ve koçun yaşamında bir yerlere dokunur, kapalı ya da kapalı olduğu sanılan eski düşünce ve duygu dosyalarını açıverir. Bir danışmanın, bir koçun karşısındaki insana karşı görevini yerine getirebilmesi kendini karşısındaki insana yüzde yüz verebilmesini gerektirir. Yüzde yüz samimiyetle. Kendini unutarak. Yol olmak diye tarif eder koçlar. Bu duyguları bastırarak yapılamaz; düşünceler zihinden cebren kovulamaz. Yaşam boyu sürecek olsa da bir koç, bir danışman kendi yaşamını didik didik etmek zorundadır; bir nevi arzın merkezine yolculuktur bu.

Her danışanım ile onların dünyasına bir yolculuk yaparım. O kişiye ve duruma dair bilgiler gelir, görüntüler gelir. Dünyasına girerim; girdiğim için yardımcı olabilirim. Her dünya mutlulukları, acıları, başarıları, devleri, melekleri, karabasanları ile gelir. O yüzdende hakkı ile yapılan bir enerji çalışması esasında tonlarca yükün altına girmek hissini verir bazen. Hiçbir şey yapmıyor gibi görünerek tonlarca yükü kaldırmak, selden çamurla dolmuş evleri, mahalleleri, şehirleri temizlemek. İnşaat işleri ile uğraştığım günlerde gerçekten çok çalıştım, çok yoruldum. O işlerinde başka bir güzelliği ve yorgunluğu vardı. Enerji çalışmaları ise bambaşka bir dünya. Ve aynı bilgiye sahip bir insan karşınıza çıkmıyorsa genelde anlaşılmayacak olan bir dünya. Seçimin bedeli bu. Hediyenin bedeli bu. Sorarlar bazen Milli Piyango’dan bilet alsanıza, Sayısal Loto oynasanıza. Bir noktadan sonra enerji diliyle görmenin, duymanın, çalışmanın yolunda başka seçimler karşımıza çıkıyor. Biraz yalnız bir yol. Anlaşılamamayı kabul etmeyi gerektiren, anlaşılmak için çaba göstermeyi bıraktıran. Bırakmak zorunda bırakan. Evet, yürek istemeyi tam bırakamasa da anlaşılmayacağını kesinlikle kabul etmeyi gerektiren bir yol.

Ben enerji çalışmaları yapmayı seçtiğimi zannettim. Enerji aktarımı yapmayı öğrenmek istedim bu doğru. Enerjileri görmeyi, bilgiye ulaşabilmeyi de istedim, bu da doğru. Ancak görebilmenin ne anlama geldiğini ancak görebilmeye başladığımda anladım. O nokta isteyerek olmadı işte, aniden karşıma çıkıverdi. Ve yaşamımın bundan sonra getireceklerini görmeye başladım. Gerçek ile hayal edilen oldukça farklı. Öğrencilerimden ve danışanlarımdan “Biz ne zaman enerjileri görebileceğiz?”, “İnsanların hastalıklarını bilebilmek istiyorum”, “Geleceği bilebilmek istiyorum”, “İnsanların sorunlarını nasıl anlar hale gelebilirim?” gibi yüzlerce soru ile karşılaşıyorum. Bu cümleleri ben de sarf ettim. Zorlamayın, olması gerekiyorsa olacaktır”, “Sabırlı olun” ya da bazen “Bilmek her zaman kolay değildir,” şeklinde cevaplar verirken buluyorum kendimi. Genelde hazır olduklarında bilebileceklerini paylaşıyorum. En gerçek cevap bu sanırım. İstedikleri gerçekleştiğinde karşılarına çıkacak olan sorumluluğu anlatmaya çalışsam da tam olarak yapamadığımı biliyorum. Bilgiye ulaşabilmek büyük bir nimet, ancak yanında ayrılmaz hediyeleri ile geliyor. Yıllar geçtikçe kişilerin enerji çalışmaları yapmaları için daha az ısrarcı olduğumu ve bu yola çıkmak isteyenlerin yolu bulacağına teslim olmayı seçtiğimi görüyorum.

Koçlukta sevdiğim ve esasında enerji çalışmalarımda karşıma çıkan hocalarımın birçoğunun tarzı ile uyan bir yaklaşım var. İnsanın içindeki güce inanmak ve içindeki potansiyeli ortaya çıkmasına destek vermek. Koçun görevi koçluk hizmeti alan kişinin arzuladığı gerçek hedefleri ve istekleri ortaya çıkarması için çalışmak ve bu hedef oluştuktan sonra yine kişinin kendi yoğurt yiyişi ile hedefe ulaşması için destek vermek. Danışmanlık ise akıl veren, yolu gösteren kişi olmak gibi anlamlar içeriyor. Danışmanlığı koçluğa yakın bir tarz ile yapmayı seviyorum. Tarzım tamamen koçluk çizgisinde durmamı zorlaştırdığı için genelde koç kimliğimi çok tanıtmıyorum. Sadece koçluk yaparak yol gösterenlere saygım büyük. Benim gördüğüm resim, yaşamın getirdikleri farklı hareket etmemi gerektiriyor. Bu da benim yolum.

Koç arkadaşlar arasında oturup sohbet ederken, eğitimler, sertifikasyonlar, aşamalar, akreditasyonlar, birçok konu var konuştuğumuz bir koç olarak yetkin olmak yolunda. Birçok koç arkadaşım yaşam için seçtikleri yolda emin adımlarla ilerliyorlar. Ben de bir yandan daha yavaş adımlarla olsa da koçluktan kopamıyorum. Ancak ölçülmesi çok daha zor, elle tam tutulamayan gözle görülemeyenlerin dünyasında çalışırken kendimi kendime ve dünyaya ispat etmenin mümkün olmayacağı gerçeğini tam olarak kabul edemediğimi de görüyorum. Kabullenmekte hala zorlandığımı fark ediyorum.

Benim yaptığım enerji çalışmaları hiç görülemez, hiç bilinemez şeyler değil. Esasında evrende her bilgi, her yapılan, her düşünce, her bilgi, her zaman ulaşılabilir durumda. Benim sizin hakkınızda ne düşündüğümü, benim herhangi bir konudaki düşüncemi bilmeniz, bir işi hakkı ile yapıp yapmadığımı bilmeniz her zaman mümkün. Kinesiyoloji bu bilgiye ulaşmak için çok bilinen tekniklerden bir tanesi mesela. Farklı yollar var. Ama yine de zor. Sokaktan rastgelen çevireceğimiz bir kişinin bana bakarak yetkin olup olmadığımı söylemesi biraz zor. Sonuçlar görmeniz lazım. Ve inanın bizim çalışmalarda bazen sonuçlara bile inanmak zor olur, sonuçların enerji çalışmasından geldiğine inanmak zor olur.

Benim için geriye çok fazla seçenek kalmıyor. Ya her türlü tarifi, etiketi bir kenara bırakıp doğru olduğuna inandığım ölçülemez yolda ilerlemek ya da çoğunluğun kabul edeceği bir sistem içinde yürümek ve gelişmek. Uzun zamandır farkında olduğum bir yol ayrımı bu. Yol uzun zaman önce ayrıldı. Ben bir tanesinde yürürken bakıyorum ayağımın bir tanesi diğer yolun üzerinde de durmaya çalışıyor. Yollar kendi güzergâhlarında ilerledikçe bunu yapmak zorlaşıyor. Ne oradayım, ne buradayım. Peki, neredeyim o zaman?

Koç dostlarım ile konuşurken hepimiz yaşamımızda olan değişimlerden bahsettik. Biz söylemesek de yüzlerimiz değişimleri anlatıyordu sanki. Yaşamımda farklı kırılma anları yaşadım. Bazıları gerçekten bir andı, kimileri birkaç hafta, kimileri birkaç ay sürdü. Farklı kırılma anlarıyla dolu yıllar yaşadım. Şimdide bir yeni yılın arifesinde olduğumuz için değil yaşam benim için hazırlamış göründüğü için bir kırılma anındayım. Güvenlik ağları kurmadan, kurmaya ihtiyaç duymadan sadece sevdiğim ipte yürümeyi seçen bir ip cambazı olma zamanı. Güvenlik ağlarının ağırlığının ipte yürümeyi imkânsız kıldığını fark etme zamanı.

Değişim zamanı geldi mi pas geçilemiyor.

Yaşamın sürprizleri, herhalde ben de arzuladığım için, devam ediyor.