İçeceğiniz ilk bardak suyu ellerinizin arasında tutarak, suyun bedeninizi ve ruhunuzu arındırması ve güçlendirmesi niyetiyle, "Su sana saygı duyuyorum, su sana teşekkür ediyorum, su seni ve yaşamı seviyorum," demeye ne dersiniz...
28 Mayıs 2013 Salı
Teşekkürler Emoto...
Masaru Emoto bize sevgi ve şükran'ın güneş ve gölge gibi yaşamda ihtiyaç duyduğumuz bir dengeyi sunduğunu söyler. Sevgi ve şükran'ın güneş ve ay gibi olduğunu. Ayrılmaz iki parça.Aynı zamanda, yaşamlarınızda şükran sevgiden bile üstün bir gücü olduğunu hatırlatıyor. Gölge gibi edilgen bir güç olan şükran'ın yaşamlarımızda sevgiden iki kat fazla olması gerektiğine inandığını paylaşıyor Emoto. Yaşamlarımızda dengenin bu şekilde var olacağını. Su molekülündeki 2 hidrojen 1 oksijen atomu oranını hatırlatıyor, H2O'yu.
*
Masaru Emoto suyun, bedenimizdeki suyun, yeryüzündeki göllerin, nehirlerin düşüncelerden, sözlerden, niyetlerimizden nasıl etkilenebildiğini su kristallerinin fotoğraflarını çekerek bizlere gösterdi. Dünya'da yeni farkındalıkların kapısını açtı.
Masaru Emoto'yu okumadıysanız mutlaka öneriyorum. Ve hep hatırlamamız gerektiğine inanıyorum.
*
İskoçya'da, Findhorn Ekoköyü'nde, küçük bir gölün kenarında taşların üzerinde yazan güzel kelimeler geliyor gözümün önüne. Olumlu düşüncelerin ve kelimelerin gücünü yaşamımıza daha çok dahil etmemiz gerektiğini her gün daha çok hissederek.
Sevgi, şükran kelimeleri ve bu enerjiler kadar bereket, neşe, keyif, sağlık ve mutluluk da hep sizlerle olsun.
Reiki
Reiki'yi kendimiz için, sevdiklerimiz için ve destek ihtiyacı olanlar için kullanabilmek gerçekten büyük bir nimet.
Reiki'yi ihtiyaç duyduğumuzda etkin olarak kullanabilmek için ihtiyaç duymadığımızda kullanmak gerekiyor. Reiki verme gücümüz kullandıkça artıyor.
Eğer Reiki'nin I. seviyesine uyumlu iseniz kendinize elleriniz ile düzenli olarak Reiki gönderin. Yiyeceklerinize, içeceklerinize Reiki verin.
Reiki'nin II. seviyesinin uyumlamasını aldıysanız, sağlıklı iken, ihtiyacınız yokken geçmiş ve geleceğinize Reiki göndererek tecrübelenin, gücünüzü yüksek tutun.
Reiki bir tamamlayıcı tıp metodu olarak bilinir. Esasında doru ifade belki de koruyucu tıp, koruyucu metotlar olmalı.
Yaradan'ın ve onun nimetlerinden Reiki'nin yaşamınıza sevgi, neşe ve mutluluk dolu günler getirmesi dileğiyle.
2 Mayıs 2013 Perşembe
"Yüksek"
Tiyatro DOT'un yeni oyunu "Yüksek" hakkında, Milliyet Blog'da:
http://blog.milliyet.com.tr/yuksek/Blog/?BlogNo=413039
Mayıs ayında G-Mall Dotmarsta "Yüksek"i izlemeye yolunuz düşer umarım...
http://blog.milliyet.com.tr/yuksek/Blog/?BlogNo=413039
Mayıs ayında G-Mall Dotmarsta "Yüksek"i izlemeye yolunuz düşer umarım...
31 Ocak 2013 Perşembe
"Reiki'yi Yaşıyorum" e-kitap olarak yayında...
"Reiki'yi Yaşıyorum" adlı kitabım e-kitap olarak yayında.
Keyifle okumanız ve sizi Reiki'nin gücü ile buluşturmaya destek vermesi dileğiyle.
Sağlık, sevgi, bereket ve mutluluk dolu günler sizinle olsun.
Saygı ve sevgilerimle.
D&R www.dr.com.tr Link'i:
http://www.dr.com.tr/Kitap/Reikiyi-Yasiyorum/Zeynep-Kocasinan/Egitim-Basvuru/Kisisel-Gelisim/urunno=0000000298104
ZK
Keyifle okumanız ve sizi Reiki'nin gücü ile buluşturmaya destek vermesi dileğiyle.
Sağlık, sevgi, bereket ve mutluluk dolu günler sizinle olsun.
Saygı ve sevgilerimle.
D&R www.dr.com.tr Link'i:
http://www.dr.com.tr/Kitap/Reikiyi-Yasiyorum/Zeynep-Kocasinan/Egitim-Basvuru/Kisisel-Gelisim/urunno=0000000298104
ZK
Labels:
bireysel gelişim,
e-kitap,
enerji,
iyileşme,
Kişisel Gelişim,
Reiki,
Reiki'yi Yaşıyorum,
şifa,
Zeynep Kocasinan
1 Aralık 2012 Cumartesi
Fethiye ve İstanbul'da REIKI Dersleri
İstanbul ve Fethiye'de Reiki Dersleri
REIKI'nın 1ci, 2ci, 3cü seviye uyumlamaları en az iki kişilik grup çalışmaları olarak yapılmaktadır.
Reiki Hocası Zeynep Kocasinan klasik Usui Reiki ekolünü takip etmektedir.
Ders Ücretleri:
Reiki-1 Uyumlama Ücreti: 150 usd
Reiki-2 Uyumlama Ücreti: 300 usd
Reiki-3 Uyumlama Ücreti: 750 usd'dir. Hizmet bedeli + %18 kdv'ye tabidir.
Reiki Hocası Zeynep Kocasinan klasik Usui Reiki ekolünü takip etmektedir.
Ders Ücretleri:
Reiki-1 Uyumlama Ücreti: 150 usd
Reiki-2 Uyumlama Ücreti: 300 usd
Reiki-3 Uyumlama Ücreti: 750 usd'dir. Hizmet bedeli + %18 kdv'ye tabidir.
Usui Reiki ders ve uyumlamaları genelde 2 günde verilmekte olup toplam eğitim süresi grup kişi sayısına bağlı olarak takriben 5-6 saattir.
Her seviyenin 1. uyumlaması sonrası öğrenciler ilgili seviye Reiki uygulamalarını yapmaya başlayabilirler.
Reiki-3 Uyumlaması, kimi ekollerde 3A olarak bilinen Reiki'nin en üst seviye uygulayıcı uyumlamasını içermektedir.
Reiki Hocalığı için Reiki-3 (3A) uyumlaması sonrası kişiye özel bir hazırlık süreci, uyumlama ve eğitimleri yapılmaktadır.
Reiki ve uygulamaları hakkında bilgi için Zeynep Kocasinan'ın "Reiki'yi Yaşıyorum" adlı kitabını okuyabilirsiniz.
İstanbul ve Fethiye'deki eğitimler için e-posta ile bilgi istenmesini rica ederiz.
Labels:
bireysel gelişim,
enerji,
Fethiye,
Istanbul,
master,
öğretmen,
Reiki,
Reikiyi Yaşıyorum,
şifa,
Usui,
Zeynep Kocasinan
Danışmanlık ve Koçluk Seans Ücreti
Zeynep Kocasinan'ın bireysel danışmanlık ve koçluk seans ücreti 240 ,- TL (KDV Dahil)'dir.
Seans süreleri çalışmanın içeriğine göre 60 ila 90 dakika arasındadır.
Seans süreleri çalışmanın içeriğine göre 60 ila 90 dakika arasındadır.
26 Kasım 2012 Pazartesi
2012 Bitirken "Ruhun Dört Yolu"
2012 yılının sonuna geldiğimiz bu günlerde Fethiye ve İstanbul'daki farklı eğitimler devam ediyor.
Reiki Uyumlamaları, Dönüşüm Oyunları, Yaratıcılık Çalışmaları devam ederken,
"Ruhun Dört Yolu" Çalışmasının Aralık ayından itibaren tekrar başlayacağını şimdiden duyurmak isteriz. Program ile ilgili detaylar hakkında bilgi almak isterseniz e-posta adresinizi iletebilirsiniz.
Yaşamın sağlık, sevgi, bereket ve mutluluk dolu günler getirmesi dileğiyle.
Labels:
bireysel gelişim,
danışmanlık,
Dönüşüm Oyunu,
eğitim,
Fethiye,
gelişim,
Istanbul,
Kişisel Gelişim,
kuvvet,
Reiki,
Ruh,
şifa,
Türkiye,
Yaratıcılık,
Zeynep Kocasinan
1 Ekim 2012 Pazartesi
Kitaplarımızın 7'si E-Kitap olarak yayında
Altı Türkçe, iki İngilizce kitabımın yedi tanesi e-kitap olarak yayınlandı.
"Reiki'yi Yaşıyorum" adlı kitabımda yakında e-kitap olarak yayınlanacak.
D&R Kitabevi'nin internet sitesinden e-kitaplara ulaşabilirsiniz: www.dr.com.tr
E-kitaplarımın linki: http://www.dr.com.tr/EBOOK,999,999/Ara=Zeynep+Kocasinan
Saygı ve sevgilerimle.
6 Ağustos 2012 Pazartesi
İngilizce Yazılar İçin
İngilizce yazılarımı
www.zeynepkocasinanenglish.blogspot.com
adresinden takip edebilirsiniz.
Farklı mesajlar sanki farklı dillerin kelimeleri ile hayat bulmak istiyor...
www.zeynepkocasinanenglish.blogspot.com
adresinden takip edebilirsiniz.
Farklı mesajlar sanki farklı dillerin kelimeleri ile hayat bulmak istiyor...
Facebook'ta...

Gündelik paylaşımlar, notlar, hatırlatmalar
www.facebook.com/zeynepkocasinan adresinde.
Sağlık, sevgi, bereket ve mutluluk dolu günler için...
29 Temmuz 2012 Pazar
Veda...
İzmir'de büyük bir uğurlama var bugün. Sonsuzluğa ya da yeni bir başlangıca.Annem "Kızım sen nezle mi oldun?" diyor iki gündür, "Klimadan herhalde," diyorum. Hava sıcak. Fethiye'deyim. Annem benimle. Hani Japonya'ya, Londra'ya, İstanbul'a uçuveririm, İzmir yanıbaşımdadır gidip geliveririm ya, yine kıpırdayamıyorum. Fethiye hele dur diyor. Duruyorum.
Ankara'dan telefon geldi, Konfederasyon Başkanlarınızdan biri vefat etmiş, başınız sagolsun diye. Lions'un benim için ne kadar önemli olduğunu bilenler gazete ilanlarını görünce arıyor.
Sosyal medyada Geçmiş Dönem Konsey Başkanlarımızdan Sayın Ln. Nilüfer Gülcüoğlu'nun ani vefat haberi ile gelen şok ve üzüntü dalgası yayılmaya devam ederken şu dakikalarda İzmir'de bir vedalaşma başlıyor.
Ölüm ayırır mı birleştirir mi, sınırlar mı özgürleştirir mi bilmiyorum, Kaderin ve Yaradan'ın zamanlamalarını kabul ederken yine de sevdiklerimizle, kıymet verdiklerimizle alıştığımız, bildiğimiz, istediğimiz şekilde artık buluşamayacağımızı bilmek zor. Giden kadar kendimize de ağlıyoruz herhalde. Şükrettiğimiz yaşamın büyük bir cilvesi bu vedalaşmalar.
İzmir'de büyük bir uğurlama yaşanıyor, bana Fethiye'den yüreğimi oraya göndermek kalıyor...
24 Mayıs 2012 Perşembe
Karar Nasıl Alınır...
Genç denilebilecek yaştaki Alman Kurdu köpeklerimizden Lady'nin İstanbul'daki ameliyatının ben Fethiye'deyken yapılmasını açıkçası çok da istememiştim. Esasında ameliyat olmasını istememiştim. Veterineri kışın bu operasyonun yapılmasının gerektiğini söylediğinde, hemen hayır demiştim.
Ben genelde, en azından yaşamımın son yıllarında, artık sadece akla dayalı mantıksal açıklamaların ve bilgilerin yüreğime sinmeyen kararları almam için yeterli olmadığını biliyorum.
Ama bazen, bazen nasıl oluyorsa mantıksal nedenler çoksa, sadece içime sinmiyor diye hayır diyemiyorum. Yüzlerce kez beni korumuş olan sesi bazen dinlemiyorum. Çok çok az yapıyorum bu yanlışı ama bir kaç gün önce yaptım işte.
Küçük yaşta iki defa doğum yaptığı için kısırlaştırılmasının sağlığı için mutlaka gerektiğini söylüyordu Lady'nin veterineri. İçime sinmedi, sinmedi ama aklımda başka işler, konular vardı, "Uymuyor bir şey Zeynep," diyen sesi duymazdan geldim. "Gerekiyormuş, içine sinmiyor diye bir kere daha hayır mı diyeceksin," dedim. İç sesimi dinlemeye vakit ayırmadım. "İçinize sinmiyorsa karar alma zamanı değildir, bekleyin" diyen ben, kendimi dinlemedim.
Ve bugün Lady'yi kaybettiğimiz haberini aldım.
Lady'ye mi üzüleyim... İçimdeki artık benim için zamanı geçmiş şekilde davranan Zeynep'e mi kızayım...
Yoksa, yaşamda artık doğruluğunu bildiğim ve inandığım şekilde, sadece ve sadece ruhuma ve yüreğime sinen kararları almamı bir kere daha göz ardı edilemeyecek şekilde hatırlatan tatlı ve zarif Lady'ye teşekkür mü edeyim...
Olacağın önüne geçilemez bazen, bunu da biliyorum, ama bu olay, artık aklın, yüreğin, ruhun üçünün birden birlik içinde evet demediği kararları hiçbir şekilde almama niyetimi kesinleştiriyor...
Yaşamda olacakların önüne geçilemez bazen... ama esasında yaşam bizi korumak için tüm işaretleriyle çalışmaya devam ediyor...
7 Mayıs 2012 Pazartesi
Kader...
Yaşamda Yaradan'ın her birimizi tüm yaşadıklarımızın içinde her zaman koruduğuna inanıyorum ben. Sevinçlerimizde ve üzüntülerimizde, arzu ettiklerimiz gerçekleştiğinde ya da gerçekleşmediğinde arka planda, gözün gördüğünün ötesinde bizi koruyan bir gücün çalıştığına. Bizi korumak ve en üst hayrımız için çalıştığına. Her birimiz için.
Yaşamımın en üzüntülü günlerinin tahmin edemediğim şekilde şükrettiğim günlere dönüşebildiğini görmek nasip oldu. Bunu defalarca tatmış olmak her zaman yaşadıklarımı kabul etmemi kolaylaştırmasa da. Dileklerimin gerçekleşmesinin kapılar açtığı kadar, kapıları sımsıkı kapatabildiğini de gördüm. Mutluluğun dileklere bağlı olmadığına çokça şahit oldum. Arzu ettiklerim için çalışmak gerektiğine tabii ki inanıyorum ben; ama olmuyorlarsa belki de benim için bunun da bir hediye olabileceğine inanıyorum. İnanmayı seçtiğim için değil. 42. yaşımı bitirmeme oldukça az gün kala yaşam göstererek öğretiyor kendince yollarla.
Tesadüflere inanmıyorum ben; tesadüf dediğimiz izlerle yazılıyor yaşam. İyi, kötü, doğru, yanlış, güzel, çirkin diye etiketleyip durduğumuz herşey bazen duyabildiğimiz, bazense dinlemeden zihnimizle seslendirdiğimiz şeyler söylüyor. Duyabildiğimizde yaşam kabulle ayrı bir kuvvet kazanıyor, sanki ufku açılıyor.
Yaradan acı ve tatlı günlerde ruhumuzun ve yaşamın ruhunun sesini dinleme gücümüzü taze tutsun. Şükretme arzumuzu da. Sevgiyle.
21 Nisan 2012 Cumartesi
Prof. Dr. Yankı Yazgan 2 Mayıs 2012 Çarşamba günü Fethiye'de...
Yaşama, sağlığa ve hastalığa, insana bakışını yürekten takdir ettiğim Çocuk ve Erişkin Psikiyatristi Prof. Dr. Yankı Yazgan, 5. Fethiye Kültür ve Sanat Günleri etkinlikleri kapsamında, onikiyi aşkın kitabı ile hem hekim hem yazar kimliği ile 2 Mayıs 20212 Çarşamba günü Fethiye'de, Fethiye Belediyesi Kültür Merkezi'nde, Saat 13:30'da halka açık bir konferans ve paylaşım ile bizlerle olacaklar. Bundan dört yıl önce Nisan ayında kendisini Fethiye'de görme şansına kavuşmuştuk. Kıymetli Hocamıza şimdiden bizlere zaman ayırdıkları için çok teşekkürler.
Sayın Yankı Yazgan'ı http://www.yankiyazgan.com/ adresindeki internet sitesinden ya da http://yankiyazgan.blogspot.com/ adresindeki blogundan da takip edebilirsiniz. Ve Yankı Hoca'yı Twitter'dan takip etmenin çok keyifli olduğunu söylemeden de geçemeyeceğim...
5. Fethiye Kültür ve Sanat Günleri 30 Nisan'da başlıyor
Geçen yıl İngiliz yazar Louis de Bernieres'in tercümanlığını yaparak katılma ve daha yakından tanıma şansına kavuştuğum Fethiye Kültür ve Sanat Günleri'nin bu yıl 5.si yapılıyor. Fethiye Belediyesi, FETAV Vakfı ve Fethiye Rotary Kulübü tarafından başarılı ile yürütülen bu büyük organizasyon ile gurur duymamak mümkün değil. Kültür ve Sanat Günleri'nin hazırlık komitesinde yer alma onuruna sahip olduğum için gerçekten bir Fethiyeli olarak çok ama çok mutluyum.
Sizlerle 5. Fethiye Kültür ve Sanat Günleri Tertip Komitesi Başkanı ve Fethiye Rotary Kulübü Üyesi Sayın Mustafa Şıkman'ın basın açıklamasını paylaşmak istiyorum.
Fethiye Kültür ve Sanat Günleri'nin bir Facebook sayfası var. İlgi duyanları o sayfaya da davet etmek isterim: http://tr-tr.facebook.com/pages/Fethiye-K%C3%BClt%C3%BCr-ve-Sanat-G%C3%BCnleri/283259965032494
Bazı linkler:
http://mugla.haber.pro/haber-Zulfu-livaneli-fethiyenin-fahri-hemserisi-oluyor-48620.html
Sizlerle 5. Fethiye Kültür ve Sanat Günleri Tertip Komitesi Başkanı ve Fethiye Rotary Kulübü Üyesi Sayın Mustafa Şıkman'ın basın açıklamasını paylaşmak istiyorum.
Fethiye Belediyesi, FETAV ve Fethiye Rotary Kulübü tarafından bu yıl 5.si düzenlenecek olan Fethiye Kültür ve Sanat Günleri 30 Nisan’da başlıyor. Konu Hakkında açıklamada bulunan Tertip Komitesi Başkanı Mustafa Şıkman; “30 Nisan – 4 Mayıs 2012 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan 5. Fethiye Kültür ve Sanat Günleri’nde birçok ünlü yerli ve yabancı yazar, sanatçı ve müzisyeni konuk edeceğiz.
Geleneksel hale gelen Yunus Nadi Röportaj Yarışması ve Liselerarası Kısa Film Yarışması’na bu yıl yeni bir yarışma eklendi: Foto Kandiye Fotoğraf Yarışması. Fethiye Kültür ve Sanat Günleri’nin hedeflerinden en önemlisi öğrencilerin, gençlerin farklı sanat dallarını daha yakından tanımaları ve bunu ülkemizde ve dünyadaki konularında başarılı ve kıymetli hocalarımız, sanatçılarımız ve yazarlarımız ile bir araya gelerek yaşamalarıdır.
5. Fethiye Kültür ve Sanat Günlerimizdeki önemli sergiler İlhan Koman Heykel Sergisi ve Behiç Ak Karikatür Sergisi’dir. Hulda Teknesi’nde gerçekleştirilecek olan İlhan Koman Heykel Sergisi’ni bu orijinal formatta gerçekleştirecek olmak bizleri heyecanlandırıyor. Ünlü yazar ve karikatürist Sn. Behiç Ak bu yıl okullardaki çalışmalarına ek olarak bir karikatür sergisi ile de katılıyorlar.
Konuklarımız arasında Fethiye Kültür ve Sanat Günlerimizin ilk günlerinden beri bizimle birlikte olan ve bu yıl etkinliklerimize katılan birçok yazar ve sanatçı var. Sn. Banu Theiss Baydur duvar boyama, Sn. Bayram Candan heykel atölyesi, Sn. Emine Kınacı, Sn. Tijen Gedik ve Sn. Yrd. Doc. Dr. Nihal Kuyumcu drama atölyeleri düzenleyecekler. Kısa Film konusundaki atölyelerini Sn. Murat Ocak ve Sn. Efe Koç düzenleyecekler.
Geçen yıl bizlerle birlikte olan “Yüzbaşı Corelli’nin Mandolini” ve “Kanatsız Kuşlar” gibi kitapların yazarı olan ünlü İngiliz yazar Louis de Bernieres ve Sayın Mithat Bereket de yine Fethiye’de olacaklar. Sn. İnci Aral, Sn. Prof.Selahattin Dilidüzgün, Sn. Yrd. Doc. Dr. Şükran Dilidüzgün, Sn.Prof. Zehra İpşiroğlu, Sn. Adnan Binyazar, Sn. Mehmet Atay, Sn. Meltem Vural, Sn. Meral Çetinkaya, Sn. Nurdan Arca, Sn. Seyhan Livaneli, Sn. Seza Kutlar Aksoy, Sn. Ümit Solak, Sn. Yusuf Çotuksöken aramızda olacak yazar ve hocalarımızdan bazıları. Bu yazarlarımız hafta boyunca Fethiye merkez ve çevre belde ve köylerdeki okullarda öğrencilerle birlikte olacaklar ve çalışmalar yapacaklar.
Bu yıl Sayın Zülfü Livaneli konuklarımız arasında ve kendisine 2 Mayıs 2012 akşamı Saat 20.00’de FBKM’de Fethiye İlçemizin Onursal Hemşerilik Beratı sunulacak. Aynı gün, 2 Mayıs Çarşamba günü saat 13.30’da Çocuk Psikiyatristi Prof. Dr. Yankı Yazgan halka açık bir konferans ile FBKM’de bizlerle olacak.
Müzik 5. Fethiye Kültür ve Sanat Günleri’nin önemli öğelerinden bir tanesi. 30 Nisan 2012 Pazartesi akşamı Antalya Üniversitesi Konservatuarı Orkestrası Gitar ve Şan Konseri, 1 Mayıs 2012 Salı akşamı T.C. Kültür Bakanlığı Türk Dünyası Orkestrası Müzik ve Dans Gösterisi ile Antik Tiyatro’da olacaklar. 3 Mayıs 2012 akşamı Barış İçin Müzik grubunu ve Fethiyeli genç müzisyenleri yine Antik Tiyatro’da dinleyebilirsiniz.
İZ TV’den Sn. Savaş Karakaş, Sn. Aydın Kapancık ve Sn. Engin Kemal Aygün 5. Fethiye Kültür ve Sanat Günlerimizin tamamını takip edecek ve programlaştıracaklar. Bu da bizi mutlu eden gelişmelerden bir tanesi. Tamamı ücretsiz olan etkinliklerimize tüm Fethiyeliler davetlidir” dedi.
Fethiye Kültür ve Sanat Günleri'nin bir Facebook sayfası var. İlgi duyanları o sayfaya da davet etmek isterim: http://tr-tr.facebook.com/pages/Fethiye-K%C3%BClt%C3%BCr-ve-Sanat-G%C3%BCnleri/283259965032494
Bazı linkler:
http://mugla.haber.pro/haber-Zulfu-livaneli-fethiyenin-fahri-hemserisi-oluyor-48620.html
Bravo Zentara
Zentara/Kadın Sosyal Dayanışma Derneği Bahar Şenliği 17 Nisan 2012 tarihinde başlamıştı. Her gün doyurucu etkinliklerle devam ediyor. Bahar Şenliği kapsamında 22 Nisan'a kadar Fethiye'de, 23 Nisan'da Göcek'te etkinlikler devam edecek.
İthaki Yayınevi'nin katılımları ile Zentara'da devam eden Kitap Sergisi'ni bugün görme şansım oldu. 22 Nisan akşamına kadar hem Zentara'yı ziyaret edebilir, hem de kitaplara göz atabilirsiniz.
Ekim aylarında kurulan bir dernek olmalarına rağmen hızla çalışmaya başlamışlar. Zentara'nın Çalış Sevgi Parkı yanındaki mekanlarında farklı atölye çalışmaları yapıldığına da öğrendim.
(Sevgi Parkı üyesi olduğum Fethiye Lions Kulübü Derneği'nin bu yılki Lions dünya ağaç dikimi kampanyası çerçevesinde yöremizin özel ağacı günlük ağaçlarından diktiği bir park. Ne güzel bir tesadüf.)
Hem tüm Zentara grubuna hem de Kurucu Başkanları Sayın Nesibe Sevgi Öndeş'e de yürekten tebrikler.
25 Mart 2012 Pazar
1.Ulusal Koçluk Konferansımız ve Sir John Whitmore’u Sevmek
2012 yılının Mart ayında, İstanbul’da, Türkiye’de yapılan
ilk Ulusal Koçluk Konferansı’nda bir ‘Sir’i daha yakından tanıma şansına
kavuştum. Üsküdar Amerikan Kız
Lisesi’nde hazırlık sınıfına başladığım yıllardan itibaren erkek
öğretmenlerime, yurtdışında tanıdığın yaşlı veya protokol mensubu kişilere sir diye hitap ettiğim olmuştu. Koçluk Konferansının açılış konuşmacısı Sir
John Whitmore dünyada koçluğun gelişmesinde emeği olan dört beş kişiden biri
olarak biliniyor. Üyesi olduğum Uluslararası Profesyonel Koçluk Derneği
tarafından Türkiye için önemli bir ilk olan koçluk konferansına açılış
konuşmasını yapmak üzere davet edilmiş.
Sir John’un nelerden bahsedeceğini doğrusu düşünmemiştim
ancak konuşmaya başladığında söylediklerine duymayı düşüneceklerimden farklı
bulmakla birlikte kendisine neden ‘Sir’ unvanının verildiğini anladığımı düşünmeden
edemedim. Bu unvan boşuna verilmiyordu anlaşılan.
*
Koçların neredeyse %75’inin kadın olduğundan bahsederek söze
girdi Sir Whitmore. Gözlerim ortalarında
oturduğum konferans salonunda gezindi.
Konferans katılımcıları arasında bu aradan sanki çok daha yüksekti. Araştırma sonuçlarına göre Türkiye’deki
koçların %75’i kadındı ve Dünya’da da bu oran %69-63 arasındaydı. Dünyadaki koçların en az üçte ikisi kadındı.
“Kadınları sorunları ve soruları
konuşmaya daha açıklar ve bir şeyi çözmek için farklı seçenekleri konuşmaya,
değerlendirmeye daha açıklar,” diyordu Sir John. Ona göre erkekler farklı seçenekleri ve
alternatifleri düşünmeye daha kapalıydılar.
İyi bir koçun yapacağı gibi sorular sorarak devam edeceğini
söyledi Sir John. “Sizi biraz zorlayacağım,” dedi.
“Zorlandığımız da (esasından o
‘challenged’ kelimesini kullandı ve bu kelimeyi tercüme etmekte her zaman ben
zorlanırım), karşımıza bizi zorlayan,
bize meydan okuyan şartlar ve durumlar çıktığında, düşünmeye başlarız. Daha çok düşünmeye başlarız,” diye devam
etti.
“Hiçbirimiz ne
gerçektir, ne doğrudur bilmiyoruz,” dedi. “Çünkü hepimiz dünyayı kendi yaşam hikayelerimizin penceresinden
görüyoruz.” Deneyimlerimiz olaylara
yüklediğimiz anlamları belirliyor.
Her bireyin farklılığını, farklı olma hakkını ve istediği
her şeyi başaracak güce sahip olduğunu kabul ederek yola çıkmak, doğru yanlış
güzel çirkin demeden özgür bir alan içinde insana ve yaşama bakmak koçluğun
olmazsa olmazı. Kolay mı? Hiç kolay değil. Ancak koçluğun dünyaya önerdiği ve koçların
önce kendilerine sonra müşterilerinde yaşatmaya çalıştıkları ana pencere, ana
yaklaşım bu.
*
Koçluğun meslek değişiklerinde, kariyer değişikliklerinde,
önemli kararlardan ve değişimlerden önce kullanılabilecek bir destek olduğu
söylenilir. Koçluk daha çok şirketlerde,
başarılı ve liderlik pozisyonlarına yükselen, farklı ve zorlu görevlere
atanacak kişilere destek olmak için kullanılan (ve gerçekten daha çok büyük
kurumsal şirketlerin yöneticileri ve liderleri için sağladıkları) bir insan
kaynakları hizmeti olarak bilinir.
Bireysel olarak koçluk hizmeti alan kişiler vardır ama dünyada da
Türkiye’de de koçluk daha çok kurumların bütçe ayırabildiği bir hizmet. Bizde Türkiye’de çokça duyulan ‘öğrenci
koçluğu’ çalışmalarının çoğu koçluk olmaktan öte ağırlıklı olarak ders desteği
ve biraz da motivasyon çalışmalarıdır.
Dünyada kabul gören standartlara göre uygulanan koçluk ise çok daha özel
bir çalışmadır. Bireyin, çocuğun, öğrencinin isteklerini netleştirmesine,
hedefler belirlemesine ve hedeflerine doğru yol almasına destek veren birebir,
birey ile koçun beraber yürüttüğü bir çalışmadır. Konferans boyunca farklı
şirketlerin insan kaynakları yöneticileri koçluğun ne olduğunu doğru anlamanın
ve anlatmanın üzerinde o kadar çok durdular ki.
Özetle bir danışmanlık olmadığını, akıl verme olmadığını
hatırlatmalıyım. Kişinin kendi
isteklerini belirleme ve kendi cevaplarını bulmasına destek olan bir metod, bir
yaklaşım.
Sir John Whitmore ikiyüzelli civarında koç ve büyük şirketin
temsilcisinin kendisini dinlemek için heyecanla beklediği konuşmasının
başındaki üç beş cümleden sonra “Biz
koçluğa yeterince erken başlamıyoruz,” dedi. “Biz koçluğa çocuklarda, onlar iki
üç yaşındayken başlamalıyız.” İki üç
yaş mı? Hmmm.
Ve devam etti. “Çocuklara
ne yemek istersin diye sormuyoruz.
Çocuklara hangi oyunları oynamak istersin diye sormuyoruz. Onun yerine anne babalar çocuklarına ne
yapmaları gerektiğini söyleyip duruyorlar.
Sorun burada.” Ve Sir John İngiltere’de, konferanstan iki gün önce,
20 Mart tarihinde yayınlanan bir araştırmadan bahsetti. Araştırmaya göre çocuklar eğer kendileri
istedikleri zaman yemek yemelerine müsaade edilirse, yaşamda çok daha başarılı
oluyorlarmış. Başarı okulda,
üniversitede, iş yaşamında, yaşamın tüm alanlarında kendini gösteriyormuş. Uzun süreli bu araştırmanın sonuçları çok
yeni yayınlanmış. Yaşamın ana öğesi olan
yemeği, gıdayı ne zaman alacağına karar verme hakkı olan, bu kontrole erken
yaştan sahip olabilen çocuk yaşamı boyunca başarılı oluyormuş. Çocukların birey olarak yetişkinler kadar
hakkı olduğuna inanan bir aileden ve görüşten geliyorum. Yaptığım kişisel gelişim çalışmalarındaki takip
ettiğim ekoller çocukların özgürleşmesi ve özgün kuvvetlerini bulmaları
üzerine. Kavram ve bilgi hiç yabancı
değil. Ama benim için Ulusal Koçluk
Konferansı’nda iş dünyasının önemli liderleri ve yöneticilerinin önünde
söylenmiş olması çok önemli. Benim için
bu farklı dünyaların buluşması. Birkaç
yıl önce İskoçya’da, Findhorn Ekolojik Köyü’nde bir meditasyonda yaşamımda
dahil olduğum ve çalışmalar yaptığım farklı grupların, çalışmaların, STK’ların
bağımsız çemberler halindeyken, kendi özgün renklerini koruyarak olimpiyat
halkaları gibi birleştiklerini görmüştüm. Sanki o birleşme ile hepsi
aydınlanmış ve içlerinde dolaşan bir akım başlatmıştı. Sir John Whitmore’u dinlerken gözümün önüne
aynı halkalar gelmeye başlamıştı.
Renkleri aydınlanıyor ve kuvvetleniyordu.
Yemek tabakları ile çocuklarının arkasından koşan anneler
geliyor gözümün önüne. “Tabağındakileri
bitirmeden sofradan kalkamazsın,” diyen anneler. “Yemeğin arkadan ağlar,” diyen anneler. Kişisel gelişim ve tamamlayıcı tıp
çalışmalarım nedeni ile Sir John’un söyledikleri bana tabii ki yabancı değildi
ama bir Ulusal Koçluk Konferansı’nda bunların söyleniyor olması bana ne kadar
büyük bir mutluluk vermişti.
Gülümsemekte olduğumu fark ettim. “Anne
babalar koçluk öğrenmeli. Çocuklarına
sorular sormalı,” diyordu Sir John. Otuzlu,
kırklı, ellili yaşlarımızda evde ve iş hayatında yaşadığımız birçok sorunun
temeli esasında çok küçük yaşlarda atılıyordu.
“Eğitim sisteminin
değişmesi gerekiyor,” diye devam etti Sir John. “Talimat
vermek yerine koçluk modeline geçilmesi gerekiyor. Okulların değişmesi
gerekiyor. İş hayatının, şirketlerin
değişmesi gerekiyor.” Sir John Whitmore’un oldukça dobra ve açık sözlü
olduğunu söylemek zorundayım. Yıllardır Büyük
Britanya’nın ve Dünyanın farklı bölgelerinde yaptığı çalışmalar belli ki inançlarını
netleştirmiş ve inandıklarını da söylemek istiyor. Zorlamıyor ama o kadar net ve açık ifade
ediyor ki etkilenmemek mümkün değil. İçimden
“Çok güzel, çok güzel” deyip durduğumu fark ediyordum.
*
“Dünyada üst
kademelerde iyi liderlik göremiyoruz,” dedi Sir John. Bu konuda söyleyeceği farklı şeyler
vardı. İstanbul’da, Balmumcu’da, Point
Otel’in ikinci bodrum katında oldukça iyi döşenmiş, kırmızı dinleyici
koltukları toplantı katılımcılarına enerji katan, neredeyse tamamı dolu olan
toplantı salonunda çıt çıkmıyordu.
Önünde gökkuşağı renklerini içeren koçluk konferansının logosunun da yer
aldığı konferans afişi asılı olan kürsüden konuşan Sir John Whitmore, iddialı
olmayan ama çok iddialı, bir söylev tadı taşıyan ama yüreğimin her hücresine
sinen konuşmasını yaparken, notlarımı yanımdaki defterim yerine beyaz çizgili
not kartlarıma yazmaya karar vermiştim.
Geçtiğimiz Ekim ayında Hollanda’daki Uluslararası Lions Kulüpleri
Birliği Avrupa Forumu sırasında satın aldığımı hatırladığım bu beyaz kartlara. Kartların şeffaf paketini sabah salona
girdiğimde uzun bir sıranın koridor kenarındaki yerime oturur oturmaz
açmıştım. Tesadüf bu ya evdeki altmış
yetmiş tükenmez kalem arasından yine aynı Lions Avrupa Forumu’nda,
Maastricht’te satın aldığım, dışı lacivert ve sarı renklerde ve lacivert
mürekkepli tükenmez kalemi yanıma almıştım. Sir John Whitmore’u dinlerken bir
yandan da notlar alıyordum. Ben bir
konuşmacıyı not alırken çok daha iyi dinleyebiliyorum; ancak neden bilmem
notlarımı yazarken bir yandan da kürsüdeki Sir Whitmore’un yüzünü görmek
istedim. Bazen sadece ses yetmiyordu mesajı almam için.
“İnsan becerilerimizi
yitirdik,” dedi Sir John.
Teknolojini yaşamımıza girdiği seviyenin insan ilişkilerinde yarattığı
aşılması zor olan mesafelere de değindi.
Gençler için heyecan verici olan bilgisayar, internet ve değişim
dünyasının zaman kazandırmaktan çok zamanı ziyan ettiren özelliğinin iş yaşamı
kadar ikili ilişkileri de zorladığını vurguladı.
Aynı oda içinde birbiri ile sms mesajları ile sohbet eden
gençlik dünyanın tümümün yeni gerçekliğiydi.
Ben internet, telefon, facebook, twitter dünyaları ile haşır
neşirdim. Bazen telefon etmeye zaman
bulamadığımda kısa bir cep telefonu mesajı, sms atmayı çok daha kolay buluyordum. Epostalar ile detaylı bilgi iletmeyi ve
almayı ve bunu koşturmacalar içinde ne zaman fırsat bulursam yapabilmeyi
seviyordum. Uyku tutmadıysa gecenin
ikisinde üçünde ya da bir konferansın kahve molası sırasında iPadimden mesela. Telefon görüşmeleri çok daha uzun zaman
alıyor gibi geliyordu. Peki, o telefonun
ve bilgisayarın ekranında beliren kelimeler sesin yerini tutabiliyor muydu
gerçekten? Sir Whitmore teknolojiyi
yadsımıyordu ama yaşamakta olduğumuz değişimi, yaşamda ve iş hayatında ne kadar
farklı alışkanlıklar ile bir araya geldiğimizi vurgulamak gerektiğine
inanıyordu.
Lions Geçmiş Dönem Uluslararası Direktörlerimizden Sayın
Lion Nesim Levi’nin kuşaklar arası iletişim ile ilgili bir sunumu geldi aklıma
dinlerken. Üyesi olduğum Fethiye Lions Kulübü
Derneğimizin 2010-2011 Dönemi Başkanlığını yapmadan önce 2010 yılının Nisan
ayında başkan adayları için düzenlenen bir eğitim kampına katılmıştım. Kampın son gününün sabahında dinlemiştim
Sayın Nesim Levi’yi. Görüş sahibi
üstatlar başarı için, huzur için, mutluluk için, hizmet edebilmek için
bütünleşmemiz gerektiği ve bu yüzden eleştirmeden, kınamadan, yargılamadan
birbirimizi anlamamız gerektiğini anlatıyorlardı. Evet, iyi kötü haklı haksız yoktu. “Eskiden
öğrendiklerimizi unutmamız, silmemiz gerekiyor,” dedi Sir Whitmore, “We need to unlearn.”
Öğrendiklerimizi silmek, unutmak, bilgileri sıfırlamak…
“Yaşamda doğru
olduğuna inandığımız, inandırıldığımız birçok şey öğreniyoruz,” dedi Sir
John. “Eskiyi unutmamız gerekiyor. Öncelikle
eski bilgileri silmemiz gerekiyor; yoksa içimizde bir kavga başlar. Eskiyi
silmezsek bir tarafımız eskiyi savunmaya başlar. “ Sir John Whitmore verdiği iki günlük bir
seminerin en başında bir buçuk saat kadar bir süreyi eski bilgilerimizi silmeye
ayırdığını vurguladı. Doğrularına
inandıklarımızı bir süre için bile olsa kenara bıraka bilmenin gerekliliğini. Yeniye
yer açmadan bir çalışma yapmanın anlamsızlığından bahsetti. Denememiz gerektiğinden.
“Lider olarak
kendimizi, işimizi, ülkemizi düşünerek gerçek bir lider olamayız,”
dedi. “Tüm dünyayı düşünerek, tüm dünyanın iyiliğini düşünerek hareket etmemiz
gerekiyor. Yarışmayı bırakmalıyız; ortak
hareket etmeyi, beraberce hareket etmeye ihtiyacımız var,” diye devam etti.
“Sadece ülkemizi düşünmek yetmez, dünyayı
düşünmek zorundayız.”
…
Dünyanın bütününü düşünmeden hangi işi yapıyor olursak
olalım düşünce olarak, niyet olarak, enerji olarak iyi bir liderlik yapmak Sir
Whitmore’a göre mümkün değildi. Dünyanın
birçok önemli şirket ve vakfına danışmanlık yapan, yazıları ve yaptıkları ile
koçluk alanında temellerini atan bu üstadın etik değerleri her şeyin üzerinde
tutması yüreğimde farklı bir heyecan uyandırmıştı. İçine kendimi kaptırdığım birçok konuşmada
olduğu gibi aklıma farklı düşünceler geliyordu.
İskoçya’daki Findhorn Ekoköyü’nü yine düşünmeden edemedim. Bu konuşma sırasında aklım ve ruhum bu
ekolojik köye ve orada yapılan çalışmalara ne kadar sık gidip gelmişti. “Esas yapmamız gereken dünyayı korumak,”
diyordu Sir John. Findhorn’da,
Japonya’da ruhsal ve enerji çalışmaları yaptığım gruplarında, çevre
gruplarımızda hep bunları konuşuyorduk.
İş dünyasının öncelikleri ise dünyanın, Toprak Anamızın ihtiyaçları ile
her zaman örtüşmüyordu. Örtüşmeye başlaması gerektiğini, örtüşmek zorunda
olduğu hepimizin fark etme zamanı gelip geçiyordu. Biz ilk Ulusal Koçluk Konferansımızda koçluğu
tanıtmak ve ilerletmekten öte koçluğun bize hatırlattığı bütüncül dünya
yaklaşımını konuşarak başlıyorduk. “Ne kadar güzel,” diyordum içimden, “Ne
kadar güzel.”
*
Sir John koçluğu konuşmayı bir yana bırakarak IPCC’den,
karbon emisyonlarını düşürmemiz gerektiğinden, son 15 yılda %25 artan karbon
emisyonlarını 2050 yılında kadar %80 azatlama mesuliyetinin altından nasıl
kalkacağımızı sorguluyor. “Biz bu konuda
beraberce çalışmaya dün başlamalıydık,” diyor. Yüreğimi bir heyecan ve mutluluk
sarıyor. Bir koçluk konferansında
dünyadaki çok ünlü bir isim bunları konuşmayı seçiyordu. Mutlu hissediyordum. Dünyayı düşünmedikten sonra yaptıklarımız
neye yarardı? “Her ne yapıyorsak,” diyordu Sir Whitmore, “herkesin iyiliği için olmalı.” … Sadece ailemin değil, sadece Fethiye’nin
değil, sadece Türkiye’nin değil, sadece eğitmenlik danışmanlık işimin
değil. Herkesin iyiliği için. Kendim için her ne yapıyorsam, yaparken
başkasına zarar vermemeliyim. Esas ölçek
bu olmalıydı. Yoksa, yoksa Yaradan’ın,
Evren’in, bir başkasının bizi cezalandırmasına gerek yok, yarattığımız kötü
doğa şartları, acımasız yaşam koşullarından kaçamıyoruz ki zaten. Bir etme bulma dünyası içindeydik. Niyetlerimizin sonuçları da, yaptıklarımızın
sonuçları da bizi buluyordu sonunda.
Saklanabileceğimiz bir köşe yoktu, biz var olduğunu sanıp dursakta.
Ah, Sir John, yüreğim için ne kadar doğru zamanda geldiniz. Öğrendiğim, inandığım ne çok şey bir araya
geldi bu konuşma sırasında. Onlarca
hocamın sesini duydum, rahmetli babamın sesini duydum. Bu iddiasız ama iddialı
ve kuvvetli konuşma Sir Whitmore’un sakin ama kuvvetli ses tonu ile kalbimde
yankılanıyordu. Bu mesleklerden olan
dostlarım alınmasınlar ama o kadar çok defa söyledi ki paylaşmak zorundayım, “Ben bankalara ve ilaç firmalarına
danışmanlık yapmıyorum, onlara koçluk vermiyorum,” diyor Sir Whitmore. “O
firmalarda çalışan iyi insanlar vardır, ben en yukarıdaki liderlerinin daha çok
kendilerini düşündüklerini görüyorum,” diyor. Bu sektörlerin liderleri ve yöneticileri ile
yaşadığı bazı örnekleri paylaşıyor. “İnsanoğlu
kömür ve petrol ile elde ettiği yeni ve sınırsız sandığı enerji kaynakları ile
mühendislik ile her şeyi aşabileceğine, kontrol edebileceğine inandı,”
diyor. “Tüm eğitim sistemi buna odaklandı,”
diye devam ediyor. “Kömür, petrol
dünyanın ana parasıydı. Biz faiz ile
geçinmek yerine ana paramızı sanki sonu yokmuş gibi harcamaya başladık.
Dünyamızı tükettik. Mühendisliği, bilgiyi kazanırken, bilgeliği yitirdik. Gücümüzü
doğru kullanmayı unuttuk.”
Şimdi de mühendislik mi dediniz Sir John? Ben mühendisim,
rahmetli babam mühendisti, ağabeyim mühendis. Biz yıllarca inşaat işleri
yaptık. Mühendislik mi diyorsunuz Sir Whitmore? Siz sanki benim yapbozumun
parçalarının nasıl bir araya geldiğini anlatıyorsunuz. Yaşamın beni inanmaya getirdiği noktayı,
oraya giderken geçtiğim yolu özetliyorsunuz. Fethiye geliyor gözümün önüne. Bir an için sesler silikleşiyor, Fethiye’yi
saran tepeleri karlı dağlar gözümün önüne geliyor. Birkaç gün önce güneşli bir Fethiye sabahında
Babadağ’ın ve Mendos’un zirvesindeki karın ne zaman eriyeceğini düşündüğümü
hatırlıyorum. Doğanın sesini
İstanbul’dan çok Fethiye’de duyabiliyorum. Sizi seviyorum Sir John
Whitmore. Sizi çok yeni tanıyorum ama
sizi seviyorum.
Dünyanın önemli spor koçlarından da biri olan Sir Whitmore
bir sporcunun başarılı olabilmesi için başaracağına inanması ve olumlu
düşüncelerde olması gerektiğini hatırlatıyor.
Başarısız olmaktan korkan bir sporcunun başarılı olmasının mümkün
olmadığını vurguluyor. “Peki,” diyor,
“korku yaratan, çalışanlarını korku ile
kontrol eden iş dünyasının bu şekilde başarılı olması nasıl mümkün olabilir?”
“Mükemmellik için
korku hislerinden güven hissine dönmemiz şart,” diyor, “we need to move from fear to trust.” Ve
koçluğun iş hayatında güven ortamını yaratmak için bir yönetim tarzı olarak
elimizdeki en etkin yaklaşım olduğunu ifade ediyor. Değişime açık olmadan, korkulardan
özgürleşmeden, özgün olmadan, kendimizi tanımadan ve kendimize ve dünyaya
dürüst olmadan, yola çıkılamayacağını anlatıyor. “Siz
kimsiniz?” diyor, “Who are you?”
İşte, onu keşfedip o olun, diyor.
Yolumuz bu olmalı, diyor ve dünyadaki yollar içinde koçluğun çocuklarda,
ebeveynlerinde, iş yaşamında, sosyal yaşamda, dünyanın bir ferdi olarak bizi
kendimiz ile buluşturan en iyi yol olduğuna inanıyor. Bu sayede yaşamın
yaşamaya değer hale getireceğine inanıyor. Yaşamın dünyaya ve tüm insanlara saygı, sevgi,
özgürlük ve özgünlükle yaşanması gerektiğine inanıyor Sir John Whitmore.
…
Sizi seviyorum Sir John Whitmore. Bir saat on beş dakikaya ne kadar çok şey
sığdırdınız. Aktarabildiklerim ve henüz paylaşamadıklarımla. Kendime “Ben çok mu safım, çok mu hayalciyim,”
derken, siz bana “Yola devam,” diyorsunuz.
Teşekkür ederim. Teşekkür ederim. Teşekkür ederim.
12 Mart 2012 Pazartesi
Sevgi Kalkanı
Yaşamımın son yıllarının büyük bir bölümü seyahatlerle geçiyor. Türkiye'de daha çok İstanbul, İzmir, Antalya, Ankara ve tabii ki Fethiye yolumun durakları oluyor. Bu haftasonu da, Marmaris'te kıymetli dostum Ayşegül Özen ve eşi Toros Özen ile birlikteydim. Bu kısa ziyaret beni mutlu etmekten öte fark ediyorum ki kuvvetlendirdi.
Kendimizi kuvvetlendirmek için, kendimize ve başkalarına faydalı olmak, destek adına yapabileceğim çok şey var. Yüzlerce farklı teknik var. Birçoğunu ben de biliyorum, kullanıyorum ve öğretiyorum. Kitaplarım ve yazılarım ile paylaşıyorum.
Ancak bize destek veren dostlar ve onların sevgisi belki de tüm öğrenebildiklerimizden kuvvetli bir kalkan ile bizi koruyor.
Bize kalkan olan ve kalkan olacağımız dostlara...
Sağlık, sevgi ve bereket dolu günler sizinle olsun.
Labels:
Ayşegül Özen,
enerji,
Fethiye,
Istanbul,
koruma,
Marmaris,
sevgi,
teknik,
Toros Özen,
Zeynep Kocasinan
24 Ocak 2012 Salı
Bu güzel ailenin parçası olmaktan gurur duyuyorum.
İnternet Sayfası: http://www.ualyetder.org/includes/haberler.asp?user_level=1
Facebook Sayfası: https://www.facebook.com/UALYETDER
17 Ocak 2012 Salı
Kushimoto Belediye Başkanına Şükran
Sayın Katsumasa Tashima ile ilk defa Japon Wakayama Lions Kulübü üyesi Sayın Lion Seiji Mukaiyama sayesinde 2010 yılının Mayıs ayında Kushimoto'da tanışmıştım.
Daha sonra 2011 yılının Ağustos ayında tekrar görme şansına kavuştum.
Gerçekten Türkleri seven ve yürekten sayan bir insan. Enerjik ve çalışkan bir Belediye Başkanı.
Ben de bu haber vesilesi ile kendisine tekrar şükranlarımı sunuyorum.
Haberi görerek paylaşan İzmir Karşıyaka Lions Kulübü Geçen Dönem Başkanı Sn. Ln. Turgut Bırık'a teşekkürler.
16 Ocak 2012 Pazartesi
Karlı Bir İstanbul Gününde “Başarılı Yaşlanma ve Alzheimer Korkusu”
Uluslararası Lions Dernekleri 118-T Yönetim Çevresi’nin 14
Ocak 2012 Cumartesi günü Sarıyer Belediye Başkanlığı ve Alzheimer Vakfı ile
birlikte düzenleyeceği, Lions Alzheimer Projesi kapsamındaki “Demans Alzheimer
Semineri”nin duyurusunu gördüğümde o günlerde İstanbul’da olacağım için,
katılma fırsatım belki olur, diye geçirmiştim içimden. Sarıyer İstanbul’daki evime yakın sayılırdı. İstanbul’un mesafelerine göre yakın en
azından.
Seminerin bir gün öncesinde Türkiye’de Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti’nin kurucusu, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın ve Ordinaryüs lakaplı
efsane futbolcu Lefter Küçükandonyadis’in vefatı ile ilgili haberler Türkiye’yi
sarsmıştı. İnandıkları doğrular ile
yaşamı seçen insanların ruhlarımıza, yüreklere farklı bir dokunuşları var. Bu haberlerin ertesi günü, yağmurlu ve soğuk
bir Cumartesi öğleninde Alzheimer seminerini dinlemek için Boğaz’ın sahil
yolundan Sarıyer’e doğru ilerlerken ailelerimizden kaybettiklerimiz ile kişisel
tarihimizin de önemli bir kısmı kaybettiğimizi düşünmeden edemedim.
Alzheimer yaşlılıkta görülen bir hastalıktı. Babamı düşünmeden edemedim. Bu hastalık ile ilgisi olduğu için
değil. Sevdiklerimizi kaybetmenin acısı
üzerine düşünceler geçtiği için belki.
Alzheimer hastalığı sevdiklerimizi yaşarken kaybetmemize neden olan bir
hastalıktı.
Salona vardığımda ise sıcak sahlep ikramı ile karşıladı
Lions MD 118-T Yönetim Çevresi’nin görevli Lionları. Hüzün hissi yerini dostluğa bırakmıştı.
Seminerin iki kıymetli konuşmacısı vardı. Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi
Geriatri Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Ahmet Turan Işık ve uzmanlık tezini Alzheimer ve Parkinson
hastalarının nöropsikolojik ve elektrofizyolojik değerlendirmeleri üzerine
yazmış olan Nörolog Dr. Gülüstü Kaptanoğlu.
Yurt içinde ve yurt dışında Alzheimer ve Demans üzerine farklı
çalışmalar yapmış olan bu iki hekim yaşlılar, yaşlı yakınları, bunama üzerinde
çalışma yapan iki hekimde herhalde en çok ihtiyaç duyulan saygı, sabır ve
şefkatli yaklaşımı yaşıyorlardı.
Seminerin iki saati aşan süresi boyunca bu dingin ve sabırlı
yaklaşımlarını hiç yitirmediler. Ben
anneme ve aile büyüklerimize yeterince sabırla yaklaşıyor muyum diye kendimi
sorgularken yakaladım birkaç defa.
Bundan bir ay
kadar önce, 16 Aralık’ta, Fethiye’de, üyesi olduğum Fethiye Lions Kulübü
Derneği tarafından organize edilen, Türkiye Alzheimer Derneği Mersin Şubesi
Başkanı Sayın Selami Gedik’in bir konuşmasını dinlemiştim. Alzheimer’a dair ilk bilgilenmem o gün
başlamıştı. Çok ama çok yeni bir konuydu
benim için. Daha fazla bilgi sahibi
olmak için elle tutulur bir nedenim de yoktu. Yaptığım kişisel gelişim veya
eğitim çalışmalarında bir demans hastası ya da hasta yakını ile de çalışma
yapmamıştım. Şimdi düşününce bu beni
biraz şaşırtıyor. Farklı nedenlerle
karşıma çıkan yüzlerce hastalık hakkında fikrim vardı ama Alzheimer bunların
arasında değildi.
Bu soğuk ve
yağmurlu İstanbul öğleninde Sarıyer’deki salon doluydu. Bu seminerin ne kadar
yerinde bir çalışma olduğunu seminer başladıktan daha sonra anlayacaktım.
Konuşmacılar
anlatımlarına başlamadan önce dinleyicilere bir seminerden çok bir sohbet
toplantısı yapmak istediklerini, öncelikle dinleyicilerin sorularını dinlemek
istediklerini ve sunumlarını ve aktarımlarını bu sorulara göre yapacaklarını aktardılar. Tüm sorulara yanıt verdiklerinden emin olmak
istiyorlardı. Toplantının başlığını
ortaklaşa “Başarılı Yaşlanma ve
Alzheimer’dan Korkmamak” olarak koymuşlardı. Gelen sorulardan Alzheimerlı bir hastaya
bakmanın zorluklarını daha iyi anlamaya başlıyordum. Ve sanırım hasta
yakınlarında aynı hastalığı yaşama korkusu oluşuyordu.
Benim sorum
yoktu. Alzheimer hastalığını
tanımıyordum. Ben bu hastalığı Lions’ın
2011-2012 Dönemi için tüm Türkiye’de uyguladığı Lions Alzheimer Projesi
sayesinde öğrenmeye başlamıştım.
Ailemizde hiç Alzheimer hastası olmamıştı. Rahmetli anneannem ömrünün
son yıllarında yaşlılık emareleri göstermişti ama öğrenmeye başladığım yeni bilgilere
göre onun yaşadıklarının Alzheimer’la pek ilgisi yoktu.
Alzheimer
hastaları eskiyi hatırlıyorlardı ama bir saat önce yaptıklarını, on dakika önce
yaptıklarını unutabiliyorlardı. 16
Aralık’ta Fethiye’de yapılan toplantıda buna dair bir bilgi hatırlıyordum. İlk giren son çıkar prensibi. Hasta en son öğrendiği şeyleri genelde en
erken unutuyordu. “Az önce ilaçlarını alıp almadığını hatırlamıyor ama torunlarının
isimlerini hatırlıyor,” diye paylaştı bir hasta yakını. Benzer paylaşımlar çoktu. Eskiyi çok iyi hatırlayan bir kişinin, bir
hafta öncesini, bir gün öncesini, bir saat öncesini hatırlamamasını hasta
yakınları anlayamıyordu. Eski daha zor
hatırlanmaz mıydı? Oysa Alzheimer
hastalığının bulgularından biriydi bu.
Yaşlılıkla
ilgili sağlık sorunları dünyada artıyordu çünkü dünya nüfusu yaşlanıyordu. Doç. Dr. Ahmet Turan Işık’ın paylaşımlarına
göre 2050 yılında Avrupa nüfusunun yüzde yirmi beşinin altmış beş yaşın
üzerinde olması bekleniyordu. 2011 yılının Mayıs ayında yayınlanan bir Geriatri
Kongresi’nin basın toplantısında Türkiye'de 50 yıl önce 50 olan ortalama yaşam süresinin günümüzde, 73,8'e uzadığı
bildirilmişti.
Demans kelimesinin bunama anlamına
geldiği, Alzheimer’ın bir demans şekli olduğu ilk paylaşımlar arasındaydı. Bir beyin tümörü iyi huylu da olsa demans
benzeri bir tablo ortaya çıkarabiliyordu.
Başa alınan her travma bir risk faktörü olabiliyordu. Ancak çocuklukta yaşana fiziksel baş
travmalarının yaralı bir beyin yarattığı söylense de çocukluktaki hızlı
fiziksel yenilenme nedeni ile sorun yaşanmayabileceğini de aktarıyorlardı.
Başarılı yaşlanma nedir sorusuna, her
işini kendi yapabilen ve tecrübelerini başkana aktarabilen insan olmak şeklinde
bir tarif yaptılar. Tüm soruları, tüm
konuları Sayın Işık ve Sayın Kaptanoğlu bir ekip olarak ele aldılar ve
yanıtladır. Gösterdikleri sabırlı,
şefkat ve ilgi dolu yaklaşım gerçekten etkileyiciydi. Tüm soruları aynı önemi vererek
yanıtlıyorlardı.
Yıkanmak Alzheimer hastalarında bir
sorun olabiliyordu. Bu hastalar idrar
kaçırma sorunu da yaşayabiliyorlardı.
Doktorlarımız bunun hastalığın ilerlemesinin doğal bir sonucu olduğunu,
nasıl nezle olan bir kişinin burnunun akmasını doğal karşılıyorsak, bunu da
doğal karşılamamız gerektiğini vurguladılar.
Bu hastalığın normal bir davranışıydı.
Bu bir hastalıktı. Anlaşılıyordu
ki bu konu hasta yakınlarının kabul etmekte zorlandıkları ya da utandıkları bir
konuydu. Bu konudaki paylaşımları
dinlerken aldıkları cevaplar ile ailelerin rahatladıklarını görüyordum. Başka ailelerin de aynı sorunlar ile
uğraşmakta olduğunu da görüyorlardı.
Hastalığı daha yakından tanıyorlardı.
Tanırsak, bilirsek huzur bulabilirdik.
Bunu hissetmiştim dinlerken Alzheimerlı hastalar ile iletişimde
doğruluktan ayrılmamak gerekiyordu.
Hastalar unutkanlık yaşadıkları için ölen bir kişinin yaşadığını
zannedebiliyorlardı mesela. Kimi aileler
hasta ile o kişi yaşıyormuş gibi sohbeti sorun yaratmadan sürdürmeyi
seçiyorlardı ama bir nokta da hasta kendine gelebiliyor ve neden bana yalan
söylüyorsunuz, o öldü diyebiliyorlardı.
Neden böyle bir şey yaşandığını merak etmişti bir aile. “Doğrudan
şaşmayın,” dedi Sayın Kaptanoğlu. “Yalan söylemeyin.” Hastalar her an aynı seviyede unutkanlık
yaşamıyorlardı. Ancak hastaları
sinirlendirecek bir şekilde itiraz edilmemesi de gerekiyordu. Doktorlarımız böyle bir durumda konuyu
değiştirmeyi önerdiler.
Alzheimer
hastaları çabuk sinirlenebiliyorlardı.
Çabuk ajite olabiliyorlardı. “Ancak birkaç saat sonra hastaya bahsettiğiniz
kişinin hayatta olmadığını bir şekilde söylemek gerekir,” dedi Dr. Gülüstü
Kaptanoğlu. “Mesela uzun zamandır
kabristana gitmedik, ziyaret mi etsek?” diye konuyu açabilirsiniz diye bir
öneri getirdi. Hastayı üzmeden,
kırmadan, sinirlenmeden doğruları söylemenin yolunu bulmak gerekiyordu. Muhtemelen kolay değildi ama bu net cevap
yine birçok aileyi çok rahatlatmış göründü.
Birçoğu hasta ile onun yarattığı hayali gerçeklerle konuşuyorlardı ve
ikiliklerden, hatalı şeyler söylemekten rahatsız oluyor ve ne yapacaklarını
bilemiyorlardı. “Doğrudan şaşmayın,” diye tekrar etti Sayın Kaptanoğlu.
Gece uyanan Alzheimer hastalarının
halüsinasyon diye tanımlanabilecek şeyler söylediklerini paylaştı bazı hasta
yakınları. Bunun nedeni demanslı
hastanın derin uykudan aniden uyandığı için rüya ile yaşamı karıştırmasından
kaynaklanabileceğini ve genelde normal karşılanması gerektiğini ilettiler.
Her Alzheimer hastası için kişiye
özel tedaviler belirlenmesi gerektiğini iletirken her demanslı hastanın bir
anlamda bir anneye ihtiyaç duyduğunu da ilettiler. Şefkat, ilgi ve sabırla yaklaşacak bir
anne. Kadınların bu bakım görevini
erkeklere göre daha iyi yapabildiklerini de ilettiler. Alzheimerlı bir hasta annesinden sürekli
şefkat gören ve büyümek istemeyen bir çocuk gibidir dediler. Fethiye’deki konuşmada Sn. Selami Gedik’in 13
yıldır annesine baktığını paylaştığını hatırladım bunları dinlerken.
Demanslı hastalara bakmanın paylaşılmış demans denilen bir sürecin
yaşanmasına neden olduğundan da bahsedildi.
Bir hasta yakını “Alzheimer
hastalarına bakanlar daha çok mu Alzheimer’a yakalanıyor?” diye
sormuştu. “Siz farz edin gözlüğünüzü unuttunuz.
Hasta yakını olmayan bir kişi bunun üzerinde durmazken Alzheimer’ı bilen
bir kişi, yoksa ben de mi hasta oluyorum, diyerek endişelenebilir,” diye
cevap verdi Dr. Gülüstü Kaptanoğlu.
Korunmak için ne yapılabilir? Sorunların bir kısmı da bu konuya aitti. Sağlıklı dengeli beslenme, egzersiz ve sosyal
yaşamın içinde olmak Alzheimer’a karşı koruyan bir yaşam tarzını tarif
ediyor. Tüm ilave besin takviyelerinin
bilinç olarak alınması gerektiğini ve gerekli tahlil ve ölçümler yapılmadan
alınacak gıda takviyelerinin karaciğer toksititesi ve kanama gibi şikayetler
doğurabileceğini özellikle vurguladılar.
Sayın Doç. Dr. Ahmet Turan Işık sayesinde geriatri konusunu
daha iyi anlama şansına kavuştuk.
Egzersizin sağlıklı yaşam için ne kadar önemli olduğu belki aşikar ancak
yürümenin Alzheimer’ı önlemek için çok önemli olduğunu yine de vurgulamaya
gerek var belki. Yerim dar, yenim dar demeden nerede fırsat olursa yürümeyi
öneriyor Sayın Işık.
Ve demansın tedavisinin bir anlamda yalnızlığın tedavisi
olduğunu da paylaşıyor hekimlerimiz.
Sosyalleşmenin ne kadar önemli
olduğunu seminer boyunca vurguladılar. “Bir dizi seyredip dedikodusu yapmak da bir
zihinsel aktivitedir,” diye paylaştılar. Erken evredeki bir demans
hastasının ergene benzediğini. İnadın
hastada ters tepebileceğini de. “Israr etmeyin ama bezdirmeden hatırlatın,”
diye tarif etti Dr. Gülüstü Kaptanoğlu.
Alzhmeimer hastalarının bir çoğu anlaşılan uyku sorunları yaşıyor. Sık uyanıyorlar, derin uyuyamıyorlar ve biraz
da bu nedenle sinirli oluyorlar, düşünceleri net olmuyor. Uyku uyumayan insanın aklının başında
olamayacağını hatırlatıyorlar. Uykusuz kaldığımda
gerçekten ne kadar da huzursuz ve hatta huysuz olabildiğimi düşünmeden
edemiyorum. Gündüzleri hep bir uyku
halinde olan hastaların bir çoğunun geceleri uyuyamadıkları için bitkin
olduklarını ve hastayı takip eden hekimin verebileceği bir uyku ilacı ile
sorunun giderebileceğini aktarıyorlar.
Ancak Alzheimerlı hastalarda ilaç kullanımı konusunda çok dikkatli
olunması gerektiğini de vurguluyorlar.
Her unutkanlığın Alzheimer’dan
kaynaklanmadığını da bilmek gerekiyor.
Tiroit hastalıkları dikkat eksikliğine yol açabiliyormuş. Genç yaşlarda yaşanan depresyon bir demans
nedeni olabiliyormuş.
Alzheimer seminerinde o kadar çok
bilgi paylaşıldı ki. Ama benim için en
doyurucu yönü dinleyicilerin hepsinin sorularının dikkate alınması ve teker
teker cevaplanmasıydı. Hasta yakınları
için belki en hassas tavsiye “Siz
kendiniz için ne isterdiniz, sevdiğiniz için onu yapın,” ifadesiydi.
Sarıyer Belediye Başkanlığı o
Cumartesi günü Evlendirme Dairesi Salonu’nu bu seminer için tahsis etmiş. Konuyla çok ilgili olduklarını farklı
şekillerde gösterdiler. Sağ olsunlar.
Alzheimer’ı
tanımaya devam ediyorum. Tüm hastalara
şifa ve hasta yakınlarına kuvvet ve sağlık diliyorum. Uluslararası Lions 118-T Yönetim
Çevresine, Dönem Genel Yönetmeni Sayın
Lion Nuray Marçak’a, 1. Bölge Lions Kulüplerine, Yaşlılar ve Alzheimer
Komite Başkanı Sn. Ln. Zeynep Arslan Gezgin’e,
Aykü Sn. Ln. Nursen Çelikel’e, 1.Bölge Kulüpleri Başkanı Sn. Ln. Ayşen
Ağma’ya, Sarıyer Belediye Başkanlığı’na,
Alzheimer Vakfı’na ve değerli hekimlerimize bu kıymetli seminer çalışması için
yürekten teşekkürler.
12 Ocak 2012 Perşembe
"Doğru Yanlış Güzel Çirkin" çıktı. Keyifle okumanız dileğiyle.
http://www.netkitap.com/kitap-dogru-yanlis-guzel-cirkin-zeynep-kocasinan-cinius-yayinlari.htm
http://www.netkitap.com/kitap-dogru-yanlis-guzel-cirkin-zeynep-kocasinan-cinius-yayinlari.htm
Labels:
çevre,
Ekoköy,
Findhorn,
kitap,
sürdürülebilir yaşam,
Sürdürülebilirlik,
yeşil,
Zeynep Kocasinan
5 Ocak 2012 Perşembe
Sızı...
Yüreğimin sızladığı günlerden birindeyim.
Üyesi olduğum Fethiye Lions Kulübü'nün Değerli Büyüklerinden Sezer Arı Teyzemin Eşi Tatlı Yaşar Amcam Hakkın rahmetine kavuşmuş dün gece.
Uzaktayım.
Ne Sezer Teyzemin ne Yaşar Amcamın yanında olabileceğim toprağa verileceği bu gün.
Tüm Arı Ailesinin, dostlarının, Fethiyelilerin, Fethiye'nin başı sağ olsun. Allah sabır ve kuvvet versin.
Nur içinde yat Sevgili Yaşar Amcam...
Labels:
Fethiye,
Fethiye Lions Kulübü,
Lions,
Sezer Arı,
vefat,
Yaşar Arı,
Zeynep Kocasinan
2 Ocak 2012 Pazartesi
Danışmanlık ve Koçluk Ücret Bilgilendirmesi
Zeynep Kocasinan'ın bireysel danışmanlık ve koçluk seans ücreti 200 TL +KDV'dir.
Seans süreleri çalışmanın içeriğine göre 60 ila 90 dakika arasındadır.
Seans süreleri çalışmanın içeriğine göre 60 ila 90 dakika arasındadır.
1 Ocak 2012 Pazar
Garip Bir Tesadüf ya da Kader?
Japonya ile yollarımın kesişmesi o kadar uzun bir tesadüfler zincirinin eseri ki.
Japonya Wakayama Lions Kulübü üyesi Sayın Seiji Mukaiyama ile tanışmam ve sonrasında bizi Türkiye'de ve Japonya'da bekleyen olaylar bu uzun zincirin parçalarından bazıları.
Uluslararası Lions Kulüplerinin LION isminde bir dergileri var. Bu dergi 22 dilde yayınlanıyor. İngilizce olarak yayınlanan LION Dergisi Ocak 2012 ayı sayısında Sayın Mukaiyama ile olan hikayemin bir kısmına yer verdi. Başlık olarak "Garip Bir Tesadüf ya da Kader - Strange Coincidence or Fate?" cümlesini kullanmışlar.
Japonya kaderimde vardı, olmazsa olmazdı, bunu biliyorum. Yolu aydınlatan işaretleri gösterenlere şükrediyorum. LION Dergisi'ne de hikayemizi paylaştığı için teşekkür ediyorum. Japonya benim için çok kıymetli. Sadece sevgi, şefkat dolu, saygılı, dürüst, olgun ve mütevazı, çalışkan ve iyiliksever Japon dostlarım olduğu için değil. Japonya'yı tam da anlayamadığım nedenlerle seviyorum. Bitmemiş olmasını dilediğim bu hikayenin bana getireceklerini umutla bekliyorum.
Japonya'nın Wakayama Eyaletindeki Ooshima Adası'ndaki şehitlikte yatan, Ertuğrul Fırkateyni kazasında yaşamını yitiren tüm şehitlerimizin, oradan kurtulmayı başararak dönen ve Hakkın rahmetine kavuşmuş tüm denizcilerimizin ruhları şad olsun. Onları ziyaret etmiş olmak yaşamımı hayal edemeyeceğim kadar değiştirdi...
LION Dergisi Ocak 2012 Ayı Sayısı Linki: http://mydigimag.rrd.com/publication/?i=93169&p=43
Japonya Wakayama Lions Kulübü üyesi Sayın Seiji Mukaiyama ile tanışmam ve sonrasında bizi Türkiye'de ve Japonya'da bekleyen olaylar bu uzun zincirin parçalarından bazıları.
Uluslararası Lions Kulüplerinin LION isminde bir dergileri var. Bu dergi 22 dilde yayınlanıyor. İngilizce olarak yayınlanan LION Dergisi Ocak 2012 ayı sayısında Sayın Mukaiyama ile olan hikayemin bir kısmına yer verdi. Başlık olarak "Garip Bir Tesadüf ya da Kader - Strange Coincidence or Fate?" cümlesini kullanmışlar.
Japonya kaderimde vardı, olmazsa olmazdı, bunu biliyorum. Yolu aydınlatan işaretleri gösterenlere şükrediyorum. LION Dergisi'ne de hikayemizi paylaştığı için teşekkür ediyorum. Japonya benim için çok kıymetli. Sadece sevgi, şefkat dolu, saygılı, dürüst, olgun ve mütevazı, çalışkan ve iyiliksever Japon dostlarım olduğu için değil. Japonya'yı tam da anlayamadığım nedenlerle seviyorum. Bitmemiş olmasını dilediğim bu hikayenin bana getireceklerini umutla bekliyorum.
Japonya'nın Wakayama Eyaletindeki Ooshima Adası'ndaki şehitlikte yatan, Ertuğrul Fırkateyni kazasında yaşamını yitiren tüm şehitlerimizin, oradan kurtulmayı başararak dönen ve Hakkın rahmetine kavuşmuş tüm denizcilerimizin ruhları şad olsun. Onları ziyaret etmiş olmak yaşamımı hayal edemeyeceğim kadar değiştirdi...
LION Dergisi Ocak 2012 Ayı Sayısı Linki: http://mydigimag.rrd.com/publication/?i=93169&p=43
31 Aralık 2011 Cumartesi
21 Aralık 2011 Çarşamba
Olumlamalardan...
Bugün önemli bir ameliyat olan ve ağrı ile mücadele etmekte olan kıymetli bir dostumun yanındaydım. Ona tüm kalbimle şifa dilerken, Louise Hay'in ağrıya dair bir onaylamasını daha paylaşmak istiyorum:
"Geçmişi sevgiyle serbest bırakıyorum. Onlar da özgür, ben de özgürüm. Yüreğimde her şey olması gerektiği gibi iyi; kalbim şimdi huzurlu ve iyi."
17 Aralık 2011 Cumartesi
Gün ve Gece
O gün bu gündür,
Yaradan'ın şefkatine kavuşanların ruhları
dinleyenler için konuşur,
Korkunun perdeleri
yüreklerden usulca kalkar...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
















