İnternet Sitesi

www.zeynepkocasinan.com
Eckhart Tolle etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Eckhart Tolle etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Eylül 2019 Perşembe

Siz Şimdi Neredesiniz?

Bireysel gelişim yolculuğuna çıkan her birimiz an’a odaklanmak, şimdide kalmak üzerine bilgiler ve öğretiler ile mutlaka karşılaşmıştır.  Eckhart Tolle ile özellikle batı dünyasında daha geniş grupların farkındalığına giren an’ın gücü, ya da Tolle’nin adlandırması ile “şimdinin gücü” bir kere bile olsa o gizemli zamanın tadına varabilenleri, bitmeyen bir arayışa itiyor. 

Zamanın durduğu ya da çok, çok, çok yavaşladığı hissini veren, renklerin garip şekilde parlaklaştığı, sanki evrenin tüm dillerini anlayabildiğimiz hissini veren muazzam bir ait olma hissi olarak tarif edebileceğim şimdide kalabilmek halini ne zaman ve nasıl yakalayabildiğimizi bulmak yaşamın şifresini bulmak gibi bir şey olmalı.

Her an şimdide kalabildiğime dair bir iddiada bulunmayacağım.  Sadece tadını keşfetme şansına kavuşabildiğim sihirli bir deneyim olduğunu itiraf edebilirim.  Tarifi zor bir bütünlük hissi.  Tüm yerküreyle ve yerküredeki canlı, cansız tüm varlıklarla bir gibi hissetme hali.  Yalnızlık olarak bildiğimiz hissin zıddını tarif etmek mümkün mü bilmiyorum, ama işte öyle bir şey.  Bir nevi korkunun yokluğu hali.  Korku denilen his hiç var olmamış gibi.

Hayatımda ruhuma en iyi gelen kitaplarından biri “Feel the Fear and Do It Anyway”dir. Bu kitabın adını, korkuyu hisset ama yine de yap, diye tercüme edebilirim. Susan Jeffers’ın bu kitabı İngilizce bilen dostlara en çok önerdiğim ve hediye ettiğim kitaplardan biri.  Kitaplarımın bir kısmını merkezi İzmir’de olan Lions Federasyonu Kütüphanemize bağışladım ama sanırım bende hala birkaç farklı baskısı var. Ve bildiğim kadarı ile bu kitap halen Türkçe’ye çevrilmedi.  

İşte şimdinin gücü, o sihirli anlarda ruhumuzun sesini net ve berrak olarak duymamıza izin verdiği için zihnimizi kurcalayan yanıtları bulmamızı sağlıyor.  Sorularımızın yanıtlarını bulabileceğimizi hissetmek korku bulutlarını dağıtıyor.

Bu anlardan birini Fethiye’de yaşamıştım.  Bir Aralık ayında, güneşli bir kış gününde.  Fethiye’de, Şövalye Adası’ndaki evimin bahçesinde bilgisayarımı açmış yazı yazıyordum.  Evi kontrol etmek için öğleye doğru geldiğim Ada’da, hava sıcak ve güneşli olduğu için bahçe takımının masalarından birini çıkarmış, kendime yanımda getirdiğim süt ve kahve ile bir kahve hazırlamıştım.  Ada’da devamlı olarak yaz kış yaşayan Mehmet Amca’nın ve Ada’nın bana uzak bir köşesinde devam eden bina inşaatının çalışanları ve kaptanlar dışında kimsenin olmadığı o kış gününde, hoş bir sessizlik yazı yazmak için her zaman arayıp da bulamadığımız o zengin boşluğunu yaratıyordu.

Neler yazıyordum hatırlamıyorum, ne kadar zamandır bahçede oturuyordum onu da hatırlamıyorum, ama yazarken ara ara yaptığım gibi başımı bilgisayarımın ekranından biraz yukarıya kaldırdığımda önümde uçuveren bir kelebeğe gözlerim takılmıştı.  Önümde yavaş yavaş uçan kelebeğin adeta kanatlarını çırptığını görür gibi olduğumu başta fark etmemiştim. Kelebeğe sanki bir projektör tutulmuş gibiydi.  

Aklım bahçedeki ağacın dalları arasından güneşin süzüldüğünü düşünmüş olmalıydım ki bu aydınlık başlangıçta dikkatimi çok da çekmedi.  Oturduğum yerden başımı sola doğru çevirdiğimde evin arka bahçesinin karşısındaki arsadaki zeytin ağaçlarının renkleri farklı bir canlılıkta göründü.  Bir kısmı yabani olan o zeytin ağaçlarının renklerinin biraz daha solgun olması gerektiği aklımdan geçti ama sanki düşüncelerim de, sinema ekranında çok ağır olarak kayarak geçen film alt yazıları gibi akıyorlardı.  Adeta hece hece yazılarak geçen kelimeleri ağır ağır okuyormuşum gibi hissediyordum.   Oradan gözlerim denize doğru uzandı, uzaktan geçen küçük bir teknenin motorunun sesi kendince ritmiyle önce yakınlaştı, sonra uzaklaştı. Zeytin ağaçlarına baktığım yönde az önce gördüğümle aynı olup olmadığından emin olamadığım bir kelebek az ötemde sanki daire çizer gibi yavaşça uçuyordu.  Kulağıma kelebeğin valsinin, 2004 yılında doğum günümde İstiklal Caddesi'ne arkadaşlarım ile gittiğimde caddede neredeyse her yerde çaldığı için tanıştığım kelebeğin valsi şimdi Ada’da çalıyordu.

“Zeynep Hanım, yazmaya devam ediyorsunuz, kolay gelsin,” diyen bir komşunun sesi ile kendime geldim.  Önce ne olduğunu anlayamadım ama beş on saniye sonra, aynı bey ile, bilgisayarımı alıp bahçeye çıktığımda merhabalaştığımızı hatırladım. Hiç bir zaman nerede olduğumu unutmamış olsam da etrafıma bakındım.  Elimi bilgisayarımın yanında duran kahve kupasına götürdüm.  Soğuktu.  Güneşin ışıkları eğikleşmişti.   Bilgisayarımı açtığımda saate bakmamıştım ama tekne ile Ada’ya geldiğim saati biliyordum.  Kaptan ile beni öğlen 12’ye çeyrek kala Çalış Plajındaki Şat Burnu’ndan alması için sözlemiştik.  2 ya da 3 saat  gibi bir zaman geçmiş olmalıydı.  

Oturduğum yerden hemen kalkamadım,  sanki gözlerimin baktığım manzaraya adapte olmasına ihtiyaç duydum.  Ekrana baktım, en son yazdığım cümleleri okumak istedim, çok da odaklanamadım.  Topu topu iki paragraf yazmıştım.  Oturduğum iskemlenin minderinin yumuşaklığını hissettim.  Çok ama çok hafif hissediyordum.  Adeta bedenim yokmuş gibi.

Zamanın durduğu ya da çok ama çok yavaşladığı hissini veren farklı anları, farklı yerlerde, farklı şekillerde yaşadım.  Bir anda günlerdir sorduğum soruların yanıtlarını bir perdenin arkasından belirivermişler gibi görebildiğim,  sanki biri kulağıma fısıldamış ya da resmini göstermiş gibi bilebildiğim anları Kyoto’da, Yokohama’da, Londra’da, Inverness’de, Malatya’da yaşadım.

Yeryüzündeki kimi yerlerin, kimi şehirlerin, kimi toprak parçalarının bizi başka bir boyuta götürebilen enerjileri olduğuna artık inanıyorum.  Bu yerlerin her birimiz için farklı olabileceğine de. İnsanın, her yerde, her zaman düşüncelerinin ve ruhunun erişilmesi zor boyutlarına dokunmasının da mümkün olduğunu ve özel bir ihtiyacı ya da gerekliliği olmadığını da biliyorum. Ama yine de, yine de, zamanın durduğu ama duran zaman içinde başka bir farkındalığın hareket etmeye başladığı o sihirli anları yaşamak için, bu duyguyu tanımamız için Tanrı’nın bizlere hediye ettiği yerler olduğuna da inanıyorum.  Yaşamın karşımıza tesadüf ile çıkardığı ama atalarımızın yaşamlarının izini sürerek daha kolay bulabildiğimiz, geçmişimizin bize izlerini aslında hediye ettiği yerler.

Dilerim yaşam ile bütünleştiğiniz, ruhunuzun sesini daha iyi duyabildiğiniz yerler ile kesişsin yollarınız, ve eğer onları keşfetmiş olan şanslılardansanız bizler için de aktarın hissettiklerinizi, yaşadıklarınızı keşiflerinizi.   Çünkü bu keşifleri kuvvetli kılan kendi deneyimlerimiz kadar birleştirebildiğimiz tecrübelerimiz.

Sevgiyle.

21 Ocak 2009 Çarşamba

Acılar ile Yüzleşmek için 4 Soru



Byron Katie ’nin “Varolanı Sevmek” kitabının İngilizce’sini yurtdışından gelen bir arkadaşım hediye etmişti bana, herhalde 4-5 yıl önceydi. 2006 yılında Türkçesi’de çıktı. Ancak bu kitabın gerçek kıymeti anlaşılabildi mi emin değilim. Çok faydalanabileceğiniz bir bilgi, olaylara yepyeni bir bakış açısı var bu kitapta ve gerçekten hayatınızı değiştirebilir. O yüzden ben tekrar Katie’nin Çalışma‘sından, The Work ’den bahsedeceğim.

Eckhart Tolle’un “gezenimiz için büyük bir nimet” dediği Çalışma genel olarak dört ana sorunun kullanılmasından oluşuyor. Karşılaştığımız olaylara, konulara, sorunlara bu dört soru ile yaklaşarak kendi kendimize çözüm üretme ve olayları daha iyi anlama, yüzeyin altındakileri görme şansına kavuşuyoruz.

Bu sihirli 4 soru ne? Gelin öncelikle bunlara bakalım. Sonra da nasıl kullanıldıklarına:

Soru 1: Bu doğru mu?

Soru 2: Bunun doğru olduğunu kesinlikle bilebilir misin?

Soru 3: Bunu düşündüğünde nasıl tepki veriyorsun?

Soru 4: Bu düşünce olmasa sen kim olurdun?

*

Çözüm bulabilmek için herhangi bir sorunu, konuyu anlayabilmek gerek. Olaylara bakış açımızda, olanlar kadar duygularımız ve olayın içinde kendimizi yerleştirdiğimiz konum büyük yer alıyor. Bu 4 soru bize kendimizi tanıma ve olayları berraklık içinde görebilmek için bir yol açıyor.

Ben yaşam koçluğu çalışmalarımda sorular ile çalışıyorum. Farklı durumlarda farklı kişiler ile farklı yollardan yürüyoruz. Sorular gerçekten cevapları açıyor. Ve bazen de sihirli sorular var. Koçların sihirli soruları, öğretmenlerin sihirli soruları. Katie’nin soruları zorlu konuları çözecek ruh haline ulaşabilmemizi sağlıyor. 4 soru. Tabi arada bir iki ilave soru daha var ilave edebileceğimiz, ancak Çalışmanın can damarı bu dört soru. Soruları sorup, cevapların bizi götürdüğü yerlere açık yürek ile bakmak gerekiyor.

Gerçekten kendi kendinize de uygulayabileceğiniz bir sistem, o yüzden biraz daha açıklamak istiyorum.



“Varolanı Sevmek” kitabının girişinde güzel bir söz var, Yunanlı filozof Epictetus’tan: “Bize olanlar nedeniyle değil, olanlar hakkındaki düşüncelerimiz nedeniyle rahatsız oluruz.” Olaylar karşısında ki tutumlarımızın etkisini son zamanlarda belki fazla duyar olduk , ama doğru olabilir mi?

Ve bir de Byron Katie “Acı çekmek tercih meselesi" diyor. Acı ile tercihi bağdaştırmak o kadar kolay değil her zaman.

Genelde çözümlere ulaşabilmek için acı’nın nedeninin ardına bakmak gerekiyor. Fiziksel acı genelde bedenimizde bir şeylerin pek de doğru gitmediğinin bir habercisi. Genelde acı problemin kendisi değil. Tabi, bazen biz ağrı kesiciler ile işaretleri gidermeye çalışıyoruz. Gerçek nedenlere bazen bakmıyoruz, bazen arasak da kolay kolay bulamıyoruz.

Bir Amerikalı hipnoterapist dostum vardı. Diş tedavilerini hipnozla mı yaptırıyorsun diye soranlara, “her zaman o kadar vaktim olmuyor, genelde standart ilaçları kullanarak yaptırıyorum” derdi. Kişisel gelişim ve tamamlayıcı tıp araçlarının çok etkin olduğu yerler var, ancak bu yeri geldiğinde modern tıbbın imkânlarını hiç kullanmayacağız anlamına da gelmiyor. Ancak insanın karşılaştığı sorunları cevabını sadece kulvarın bir tanesinde bulmak mümkün olmayabilir. Hem kanayan yaraya müdahele etmek lazım, hem de yaranın neden oluştuğunu keşfetmek ve önlemek. Modern tıp ile tamamlayıcı tıbbın birleşimi olan bütüncül tıp böyle bir yaklaşım diyebiliriz.

Fiziksel veya duygusal bir ağrı veya acı hissediyorsanız, bu yaşamınızda, bedeninizde, ilişkilerinizde, yaşamımızda bir şeyleri doğru gitmediğinin haber veriyor. Acı bir işaret, bir haberci. Fiziksel bir acıda, acının nedenini bulmak konusunda daha aceleciyiz. Duygu ve düşüncelerimizin doğurduğu acılarda ise çok uzun süre bu hislerle sanki acıyı hissetmiyor gibi yaşamaya gayret ettiğimiz oluyor.

Byron Katie’nin Çalışma’sını uygularken kullanabileceğiniz bir soru formu var; buna ‘Komşunuzu Yargılayın’ formu diyor Katie. Internet üzerinde www.thework.org sitesinden İngilizce, Almanca, Fransızca, İspanyolca gibi farklı dillerdeki formu indirerek kullanmak mümkün. Türkçe kitabın içinde de forma ait bilgileri detaylı olarak bulabilirsiniz.



Byron Katie bu formda Çalışma’yı kendi başımıza yaparken, başlangıcı yapabilmek için, 6 farklı soru soruyor, ve sorulara sansürsüz ve yazılı olarak cevaplar vermemizi istiyor. Sonra da cevaplarımızı 4 ana Çalışma sorusuna tabi tutarak kendimize ayna da bakmamızı.

Yazmak kafamızın içinde dönüp duran ve yakalayamadığımız duygu ve düşünceleri içimizden dışarı alarak daha objektif olarak bakmamızı sağlıyor. Cevaplar ile yüzleşmek her zaman kolay değil; ancak acı ile yaşamak da o kadar keyifli değil doğrusu.

“Öncelikle kendiniz ile değil, probleminiz olduğunu düşündüğünüz, kızdığınız insanlara dair yapın bu çalışmayı”, diyor Byron Katie. Başlangıçta direkt olarak kendimiz ile çalışmanın zorluğuna dikkat çekiyor, sonuçta karşılaştığımız kişilerin, yaşamımızdaki insanların bize kendimizi yansıttığını hatırlatarak. Çalışmayı yaparken başlangıçta bahsettiğimiz kişileri serbestçe yargılamamızı istiyor, çünkü “o kişi ile ilgili bir problem hissediyorsak zaten yargılıyoruz demektir”, diyor. Bunu tam olduğu gibi ifade etmek, bize kendimiz hakkında çok faydalı bilgiler verebilir. Kendimizi frenlemeden yazmak olayları ve insanları nasıl gördüğümüz hakkında bilgi verebilir.

Bir de “tersine çevirme” diye bir yaklaşımı da kullandırıyor Byron Katie. Özellikle başkaları ile ilgili yargılarımızın altında arzularımızın yatabileceğine dikkat çekiyor. “Kocam bana karşı sevecen olmalı” derken belki de gerçekten ruhumuzun ihtiyacı “kendime karşı sevecen olmak”. Ya da “Annem bu konuda bir şeyler yapmalı” dediğiniz zaman derinlerdeki size faydası olacak olan bilgi “Ben bu konuda bir şeyler yapmalıyım” bilgisi olabilir. Tabi “tersine çevirme” işlemini Çalışmanın 4 Ana Soru aşamasını detaylı olarak yaptıktan sonra kullanmak uygun olabilir.

Vardığımız yargılar ve düşüncelerimiz kendimize dair neler söylüyor?

“Acı, olan ile olmasını isteğimiz arasındaki farka duyduğumuz tepkiden gelir,” diyor Katie, ve olanı fark etmenin ve anlamanın geleceğe sağlıklı ve mutlu adım atmamızı sağlayacağını da.

Sadece fark etmek tek başına çözüm için gerekenleri yapmamızı sağlamıyor. Ancak fark etmeden yapabilmek de mümkün değil.

Hem görmek hem yapmak için çok farklı metotlar, yollar ve öğretiler var. Byron Katie’nin Çalışma’sı öğrenmeye ve kullanmaya değer bir metot. Bizi üzen, rahatsız hatta mutsuz eden her şeyin kendimizi daha iyi tanımamız için bir araç olduğunu bilerek. Ve sorun, dert veya problem ile algıladığımız şeylerin aşılmasının da mümkün olduğunu bilerek.

Mutlu, sağlıklı, sevgi dolu günlere. Yolculuk devam ediyor.

Z.

___________

Günün Onaylaması: “Sezgilerime güveniyorum. İçimdeki küçük, sakin sesi sevgiyle dinliyorum.” Zeynep Kocasinan

Üstatlardan: “Olduğumuz her şey, düşünmüş olduklarımızın sonucudur.” Buddha

Zeynep’in Okuma Tavsiyesi: “Cengiz Han’a Küsen Bulut” Yazar: Cengiz Aytmatov

1 Temmuz 2008 Salı

Ruhun Yeni Yılı ve Enerji Geçişi

Doğum Günlerimiz ile Bir Yıllık Yeni Enerji Dönemi

Yeni yaşıma girdim. Doğum günlerini kutlamak için zamanımızın geçtiğini söyleyenler olabilir. Ben doğum günlerine bir enerji geçişi olarak bakıyorum. Bir değişim dönüşüm zamanı.

Bizler doğum günlerimizde bir yıl içinde kalacağımız yeni bir enerji döneminde gireriz. Yani 01.Ocak yeni yıl kutlamalarından çok daha etkili yeni bir başlangıçtır doğum günlerimiz. Gerçekten.

Numeroloji (sayı bilimi) bize bu konuda bilgi veren bir dal. Her yaşımız ile içinde bulunacağımız enerjileri, fırsatları ve belki de zorlukları fark ettiriyor. Yaşayacaklarımıza dair değil, yaşarken etkisi altında kalacağımız enerjilere ve durumlara dair bilgi veriyor. Bunları bilirsek, değerlendirmemiz mümkün.

Bilmezsek ne olur? Doğal olarak yaşam işaretleri ile bizi zaten bu konularda bilgilendiriyor. Yaşama açık olursak, işaretlerini görmeye açık olursa, zaten ihtiyacımız olan her şey elimizde olacaktır. İlgimiz varsa bilmek süreci hızlandırabiliyor.

Sağlıklı, mutlu, bereketli ve sevgi dolu bir yaşam yaşamak için özde hiçbir şey gerekmiyor -sağlam bir istek ve niyet, ve açık yürek esas. O zaman ihtiyacımız olan her şey karşımıza çıkıyor ve bizde alıyor, öğreniyor ve kullanıyoruz. Bu da başka bir bakış açısı.

Her Günün Bir Enerjisi Var


Her günün de bir enerjisi var. Her 24 saatin ayrı bir enerjisi var. Her haftanın ve her ayın da ayrı bir enerjisi var. Ve her yılın ve her yaşamında sakladığı ayrı fırsatlar var. Sadece bunun farkında olmak bile bize büyük kapılar açıyor. Farkında olduğumuz şeyi görebiliyoruz. Bio-enerji hocam Moshe Abudaram ile enerji çalışmalarına başladığımızda, öğreneceklerimin muhtelif teknikler olacağını düşündüğümü hatırlıyorum. Oysa enerji çalışması yapmak bir anlamda yaşama farklı bir açından bakmak demek, yaşamı farklı bir göz ile görüp yaşamak demek.

Meditasyon gibi farkındalık çalışmalarının önemi yaşamın bize sunduklarını görmemize imkân tanımasından geliyor.

Yaşadıklarımızı seçimlerimiz etkiliyor. Kimi zaman da göremediğimiz faktörler.

Yine de nasıl yaşamayı seçeceğiz?


Bireysel Tarihimizi Korumak

Hiç tanımadığım dedelerim geldi aklıma bu akşam. Ve onların anneleri ve babaları, hiç tanımadığım.

Yaşamdan geriye ne kaldığını düşündürdü bana. Yaşamlarımızdan bir iki nesil sonra geriye kalan nedir? Yaşamlarımızdan, yaşananlardan geriye kalan nedir?

Farklı görüşlere göre farklı görüntüler ortaya çıkıyor ama esas olan 2-3 nesilde geriye pek bir şey kalmadığı. Yani dedenizin babası, dedenizin anneannesi hakkında ne biliyorsunuz?

Yazmak ve yazmayı teşvik etmek gerek. Bireysel tarihimizi ne kadar koruyabiliyoruz? Kendi aile hikâyelerinizi siz kaleme almaya ne dersiniz?

Bugün Neyi Seçiyorsunuz?

Eckhart Tolle ’un ünlü “Şimdi’nin Gücü” adlı kitabından beri hepimiz an’ın sihrinden bahsediyoruz. Bahsediyoruz da, neler yapıyoruz?

Siz bugün neler yaptınız?
Nelere düşündünüz?
Nelere kızdığınız?
Hangi fırsatları kaçırdığınıza yandınız?

Kaç kişi ile yürekten konuştunuz?
Sevginizi paylaştınız mı kimseyle?
Ya da kimi kırdınız? Ya da kazandınız?


Yaşama gelirken seçimler yaptık muhtemelen ve her an’da seçimler yapmaya devam ediyoruz. Bugün neyi seçiyorsunuz?

Chris Widener
’in “İçimizdeki Melek” kitabında yazdığı gibi “Her zaman aynı sırayı izlemeliyiz: fazlalıkları yontup atmalı, bağlantıda olduğumuz kişilere ve edindiğimiz bilgilere dayanarak yaşamımızı biçimlendirmeli, kaba noktalarımızın sıkıntı ve acılarla törpülenmesine izin vermeliyiz; sonra, ancak bundan sonra, perdahlanmaya hazır hale gelebilir, gücümüzü ve güzelliğimizi tüm ihtişamıyla ortaya koyabiliriz.”

Dan Millman’ın
“Ruhun Yasaları” kiatbından bir alıntı yapmak istiyorum:
“… Ama kendini ‘kurtarıcı’ olarak görüyorsan niyetini yeniden gözden geçirmelisin. Başkaları adına çok fazla sorumluluk üstlenmek, onları yaptıkları seçimlerin derslerinden mahrum bırakır. …”

Dünya Kristallerin Dili ile de Konuşuyor

Kristalleri oldum olası severim. Aşağı yukarı altı yıldır da kristalleri daha yakından tanımaya ve kullanmaya gayret ediyorum.

Kristaller bir çiçek gibi, bir aromaterapi yağı gibi bize kendi özgün frekanslarını sunuyorlar. Ben bana danışanları genelde kristaller ile karşılaştırmak isterim. Kristaller bazen ufacık olmalarına rağmen ihtiyaç duyduğumuz bir frekansı sunarlar bize. Sanki bir ayar çatalı gibi bedenimizde ince bir ayar yaparlar.

Bir kuvartz kristali gerçekten enerjimizi artırabilir. Bir citrin dikkatimizi toplamamıza yardım edebilir ve bir malahit bizde bir iyileşmeyi tetikleyebilir. Dünyanın insanoğlu’na sunduğu bir yardım eli diyorum ben onlara, özümüzde belki elementlerden oluştuğundan, varoluştaki özümüzle bağlanmamızı sağlıyorlar sanki.

Bir dumanlı kuvartz yumuşak enerjisi ile bize destek verebilir, bir turmaline ya da ametist bizi korumasına alabilir.

Burçlar için söylenen klasik kristal eşleşmeleri ile çok hem fikir değilim ben. Kişiye ve duruma göre uygun kristal var diye düşünüyorum. İnsanlar çok farklı ve aynı zamanda insanın enerjisi o kadar değişken ki ihtiyaçları da değişebiliyor.

İyileşme için dışarıdan bir malzeme ya da maddenin bize faydası ve desteği olabilir. Ancak hatırlayalım ki bizi iyileştirecek olan asıl güç içimizdeki güçtür.

*
“Asıl başlangıçlar içimizde olur, dikkatimizi ancak dışarıdan gelen fırsatlarla çekseler de.” William Bridges

Sevgiyle…

________________________________________________________________________
Ayın Onaylaması:“Kutsal sevgiyle korunuyorum ve güven duyuyorum.”
Louise L. Hay

Üstatlardan:“Hayatınızda önemli kararlar verdiğinizde borazanlar çalmaz. Kader sessizce yerine gelir.”
Agnes De Mille

Zeynep’in Okuma Tavsiyesi:
“Ruhun Yasaları” Yazar: Dan Millman

22 Ekim 2007 Pazartesi

Magic of Now

Have you heard of the phrase “live in the present” or “live in the now” lately? Learning to be in the “now” or living in the “now” is not a new concept. However, the popularity of the phrase began with the book Power of Now by Eckhart Tolle, the German spiritual teacher who went through a personal spiritual transformation at the age of twenty-nine.

Eckhart Tolle says: “In a sense, the state of presence could be compared to waiting. It is a qualitatively different kind of waiting, one that requires your total alertness. Something could happen at any moment, and if you are not absolutely awake, absolutely still, you will miss it. In that state, all your attention is in the Now. There is none left for day-dreaming, thinking, remembering, anticipating. There is no tension in it, any fear, just alert presence. You are present with your whole Being, with every cell of your body.”

Our mind is usually either busy trying to figure out an assessment about what it has done in the past or look into the future as to see what will come by. However, according to our three dimensional world and five-senses-perception, neither the past nor the future is accessible to us. We are able to bring back a memory, yet the human life is at the present moment, in the now. It is taking place in the now. It is being shaped in the now. “Today I look at life with fresh eyes,” says Louise L. Hay, and suggests capturing the unique gift of the day. As we live in a place that we know, our mind wanders into the past and the future because we believe that we know what is available (or not) in the present. Yet, this means we are usually looking at today wearing the glasses of yesterday. We are not seeing today as what it really is or can be. To be able to experience the whole of Now “see with the eyes of the out-of-town people,” Hay recommends.

Concentrating to the now can also give us an opportunity to clear a lot of the pain in our lives. Regardless of the conditions of our lives, all of us are faced with difficulties. Tolle believes that much of human suffering is due to our association with a “pain-body” that is formed by and through our negative and painful past experiences. When we are faced with a new painful event, since we cannot disassociate from the past memories, the pain of all those instances reappear. The pain from the past that continues to live in our mind and body in the background comes out to the surface.

And fighting with this pain-body does not help us to free ourselves from it, because this is basically a trapped-life-energy. It belongs to us, but it doesn’t function with our complete energy field. We need to release this energy. When feelings of anger, grief, hatred, or even illness come up, realize that these are the energies trapped in. Focus to the present feelings. Be aware of them; allow yourself to feel the feelings, and the hidden feelings which give the pain most of the time. Stay present and observe of what is happening inside you. Be the silent observer. This will allow you to reach and grasp the power of the now, and let these energies to be released by themselves. Also, be aware that fear based feelings such as unease, anxiety, stress and worry, originate due to focusing on the future too much and not focusing to the present.

Being aware of something contains in it the power to accept it and to let it go. No fancy tools? Usually we do not need any. Just be aware of what is.

There is a short breathing exercise you can do to bring your focus to the present:
Sit with your eyes closed. Relax your body. Then, breathe in and out consciously. Follow your breath in and out of your body. Feel you abdomen expanding and contracting as you breathe. After repeating this for a few minutes, this time breathe in the light, wherever you choose from. It could be from the sun or the sky, or from the moon at night. Make your body fill with light with each breath. Be in your body. Feel yourself in your body. This exercise will allow your energy to be more aligned with your whole being. It is easier to focus and to stay in the Now, when we are more in touch with our body.

My bioenergy and reiki master Moshe Abudaram would say that everyday comes with a special energy. “We all are given a special energy to deal with the load of that day, with the events of that particular day - not the energy needed to deal with the day after, or the energy needed for next week. Those energies will come down when the need for them is in the present. The universe operates energetically in such a fashion,” he would say. Of course, he did not mean delay or postpone actions. Also, this is not to say that time will solve things. Rather, it is a “let’s start by solving the problems of today first” approach. Do what you need to do or can do today, as the best action for tomorrow. “The energy is given to us by the universe day by day. That is the magic of life,” he would repeat.

So when you go to bed at night, or wake up in the morning, please remind yourself, today has a unique date; it is a unique day. We might have another Monday, or Tuesday, but I believe not that same day again. This energy is available only that day. Use it; make the most of it. Do not label it good or bad. The definitions of good and bad are rather subjective. Live it. And if it works for you, that would be great. As Paul Arden says: “It’s better to regret what you have done than what you haven’t.”

May you make the most of your gifts of life.

With love, Z.

___________________________________________________________________
Affirmation of the Week:
“I am safe in all my relationships and I give and receive lots of love.”
By Louise L.Hay, The Author of Life! Reflections on Your Journey.
_____________________________________________________________________
Quote of the Week:
“There is the risk you cannot afford to take, (and) there is the risk you cannot afford not to take.”
Peter Drucker
___________________________________________________________________________________________________________
Suggested Reading:
“The Power of Now” By Eckhart Tolle.
This book is available in Turkish under the name “Şimdi’nin Gücü.”