Zeynep Kocasinan'ın Kitapları Seçkin Kitapçılarda Satışta

Zeynep Kocasinan'ın Kitapları Seçkin Kitapçılarda Satışta
Zeynep Kocasinan'ın Kitapları: "Reiki'yi Yaşıyorum", "Görüşler", "Dönüşüm Oyunu Gerçek mi?", "Atlamak", "Kitaplar Soru Sorar", "Doğru Yanlış Güzel Çirkin", "Is It Written in the Stars?" ve "Imagine Being Lucky"

İnternet Sitesi

www.zeynepkocasinan.com

15 Temmuz 2016 Cuma

Değer mi?

Bu akşam uzun bir aradan sonra Fethiye’de Karate antrenmanına katıldım.  Fethiye’de 15 Temmuz’un sıcağı ve antrenmanın yoğunluğu ile karate kıyafetimin her santimetre karesinin sırılsıklam olduğu antrenmanın sonunda, Değerli Hocam Shihan Ömer Habeş, kimi antrenmanların bitiminde yaptığı gibi kısa bir konuşma yaptı. 

Bayrağımıza sorumluluğumuzdan, inançlarıma, inandıklarımıza sahip çıkmamız gerektiğinden bahsetti.  Bunu her zamanki, o Dünya Şampiyonu Karateci kimliği ile çok örtüştüğünü düşündüğüm sakin, huzur ve dingin duruşu, sakin ve içinde gülümseme taşıyan sesi ile yaptı.  90 dakika boyunca gerçekten kan ter içinde kalmış olan sınıf sessizlik içinde onu dinliyordu.  Antrenmanın belki ilk yirmi dakikasından sırılsıklam olan kıyafetimin kolları ile yüzümdeki teri artık rahatlıkla silemiyordum ama sınıfta önümdeki sıradaki iki sınıf arkadaşlarımın da kıyafetlerinin sırılsıklam olduğu gördüm.  Ben birkaç aydır antrenmanlara düzenli gelemiyordum. Onlar çok daha düzenli katılabiliyorlardı ama onların da durumu benden çok farklı değildi anlaşılan.

Ömer Hoca “Yaşam kısa,” dedi. “Kırmaya, üzmeye değmez.”  Yüzünde çok doğal huzurlu bir tebessüm vardı.  Bunun ona özgü bir doğal bir hal olduğunu öğrenmiştik artık. Devam etti. “Yarın burada olup olmayacağımız belli değil.  Birbirimizin kıymetini bilelim. Birbirimizin kıymetini bilmiyorsak,  hayatta neyin kıymeti var.”

*

Bir süredir Uluslararası Lions Kulüpleri Birliği’nin 99. Uluslararası Konvansiyonu için Japonya’daydım.  Ağırlıklı olarak Fukuoka şehrindeydim. Akabinde Hiroşima, Osaka, Kyoto ve Tokyo’ya da gitme şansım oldu ama toplantılarımız Fukuoka’daydı.  Japonya’dan ayrılmadan önce İstanbul’da, Atatürk Havalimanı’nda gerçekleştirilen saldırının haberini aldık. O günden beri başta Lions Kulübü Üyesi dostlarım olmak üzere Dünya’nın birçok yerindeki arkadaşlarımdan taziye mesajları, geçmiş olsun mesajları aldım.  Almaya devam ediyorken dün gece Fransa’nın Nice şehrindeki saldırının haberini aldık. 

Dünya’da insanın nefret ve ateşle imtihanı devam ediyor.  Halide Edip Adıvar’ın “Türk’ün Ateşle İmtihanı” benim en sevdiğim romanlardan birinin.  Kurtuluş Savaşımızı, o günler savaşın içine girerek yaşamayı seçmiş bir kadının gözünden görmek, yaşamak değerli gelir bana. Halide Edip Adıvar’ın mezun olduğum Üsküdar Amerikan Kız Lisesi’nden mezun olmuş olması onun paylaşımlarını galiba biraz daha sahici kılıyor benim için.  Tanımıyor olsam da farklı bir tanıdıklık hissi ile okuyorum Halide Edip Adıvar’ı.

Savaşı yaşamış nesillerden çok uzak değiliz.  Türkiye II. Dünya Savaşı’nı Avrupa gibi yaşamadı belki ama bizler I. Dünya Savaşı’nı yaşamış, Kurtuluş Savaşı’nı yaşamış büyüklerimizin çocuklarıyız, torunlarıyız ya da torun çocuklarıyız.  Savaşlarda yaşananlar bizler için anlatılan hikâyelerden öte gerçek.  Ailemin insandan nefret etmek gibi bir yaklaşımı yoktur, yani insana saygı önemlidir bizler için. Bununla birlikte, özellikle Babamın kendi babasının anlattıklarından kimi toplumlar hakkında çekinceleri vardı. Balkan Savaşları ile başlayan süreç, Dedemin Suriye’de, farklı cephelerdeki savaşlardaki görevleri sırasında karşılaştığı farklı milletlerden askerler ve siviller ile temaslarında yaşadıkları, o kişilerin Türk askerlerine davranışları ve yaptıkları, kimi toplumlar hakkında kalıcı izlenimler oluşturmuştu.  Birebir yaşadıklarından kaynaklanan bu izlenimlerini oğluna zaman zaman anlatmıştı.

Savaşın o gerçek ağırlığını yaşayanların daha adil ve daha hoşgörülü olduklarını düşünüyorum bazen.  Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün, ömrünü, sağlığını, varlığını, her şeyini adadığı ülkesi ve milleti için yaptığı o savaşlardan sonra “Yurt’ta Barış, Dünya’da Barış” diyebilmesi en acıyı görmüş olmasından. Derinlemesine yaşamış olmasından.  Kurtuluş Savaşı denilen Türk Milletinin o mucizevi kurtuluş sürecinin mesuliyetini taşıyan bir asker, bir kumandan, bir insan olarak nasıl yaşanır bunu anlamayı halen başaramıyorum.  İnsan üstü bir ruh olmak lazım.  Ve bu muazzam sorumluluk ve acı yüklü süreci yaşadıktan sonra insana, cana, ve canların feda edildiği ülküye saygı yaşamın tamamına saygıya dönüşüyor adeta.  Savaş ruhunu bırakıp sanata, kalkınmaya, insanın gelişimine doğru bir hedef için yol gösteriyor Mustafa Kemal Atatürk.  Onun varlığı, onun bizler için ömrünü adayarak yaptıkları beni kıymetli hissettiriyor.

*

Bu akşam Fethiye’de aklımda çok şey dolaşıyor.  Şefkat ve sevecenlikle her yaştaki öğrencisine yaklaşan Avrupa ve Dünya Şampiyonu Karate Hocam Sayın Ömer Habeş, kuvvetin ve başarının esas anlamının mütevazıce inandığını yapmak olduğunu gösteriyor.  Fransa’da yaşanan ve ülkelerin politikaları ile ilgili olumlu olumsuz görüşlerin uçuştuğu ortamda, sayılar ile ifade edilen o her bir canı düşünüyorum.  Atatürk Havalimanı’ndan kaybettiğimiz her canda olduğu gibi.  Yıllardır verdiğimiz her şehitte olduğu gibi.  Bundan kısa bir süre önce İstanbul’da sabah gazeteyi okurken şehitlerimiz için verilen, daha önce gördüğüm onlarca ilandan bir tanesine daha bakarken, isimlerine ve fotoğraflarına dikkat etmeye çalışıyorum o toplu ilandaki her şehidimizin.  Her biriniz benim için önemlisiniz demek istiyorum kendimce.  5 şehit, 7 şehit, 1 şehit.  Sayılarla düşünmek istemiyorum.  Herkesin birilerinin canı, ruhu, kıymetlisi, yoldaşı, evladı, komşusu olduğu bilerek.

Ülkeler, politikalar, savaşlar.  Nefrete inanmayı seçemem.  Hakların korunmasına, adalete inanıyorum.  Ülkemin korunması benim birinci önceliğim bunu da inkâr edemem. Bununla birlikte sadece Fethiye’deki arkadaşlarımı, komşularımı, sevdiklerimi değil, sadece Ailemi değil, sadece iş arkadaşlarımı değil, sadece görev yaptığım derneklerdeki arkadaşlarımı değil,  yüreği insan sevgisi, dostluk ve kardeşlik duygusu ile atan herkesi sevmek istiyorum ben.  Ne kadar safça gelse de biz insanların birbirimize sahip çıkmak, birlikte birbirimizi yükselterek var olmak için geldiğimize inanıyorum ben. Ve yolun bir aşamasında bunu seçip seçmeme kararını verdiğimize de.

Bu gece, Sayın Ömer Habeş Hocamın Karate Dojo’sundan, Karate salonundan kan ter içinde çıkmış araba ile eve gelirken kafamda yankılanan sözleri rehberim olmaya devam etsin diyorum.

Birbirimizin kıymetini bilmiyorsak, hayatta neyin kıymeti var.