Zeynep Kocasinan'ın Kitapları Seçkin Kitapçılarda Satışta

Zeynep Kocasinan'ın Kitapları Seçkin Kitapçılarda Satışta
Zeynep Kocasinan'ın Kitapları: "Reiki'yi Yaşıyorum", "Görüşler", "Dönüşüm Oyunu Gerçek mi?", "Atlamak", "Kitaplar Soru Sorar", "Doğru Yanlış Güzel Çirkin", "Is It Written in the Stars?" ve "Imagine Being Lucky"

İnternet Sitesi

www.zeynepkocasinan.com

30 Mayıs 2009 Cumartesi

Ruhun Seni Çağırıyor, Duymaya Hazır mısın?


Bio-enerji, IPEC ve Reiki Üstadı Moshe Abudaram ile insan, yaşam, ruh, reenkarnasyon ve şifa üzerine, çok sorulan ve çok konuşulan konular üzerine sohbet ettik bu defa.

Hocam ile daha önce yaptığım üç röportaj ilgi gördü. Birazda gelen istekler nedeni ile daha önce ele almadığımız konuları ele almak, bana ilettiğiniz bazı soruların cevaplarını almak üzere kendisi ile bir dizi görüşme daha yaptım. Bunları bölüm bölüm sizlerle paylaşmak istiyorum Sorularımızın cevaplarını içimizde saklı olsa da, kimi zaman hocaların paylaştıklarını duymak da hem keyifli hem kıymetli oluyor.

Bu çalışmada sorular sorarak ve cevaplarını alarak ilerleyeceğiz. Hocam Moshe Abudaram’ın danışanları ile görüşmelerinde sevdiği ve kullandığı bir tarz bu. “Sormazsan söyleyemem,” der Moshe Hoca. “Seçim senin.”
Paylaştıklarımızın yaşamınıza sevgi, sağlık ve ışık vermesi dileği ile…

*

Zeynep Kocasinan: İnsan nedir hocam? Buradan mı başlasak? Ben nereden başlamak uygun emin değilim doğrusu.

Moshe Abudaram: Sorular ile başlamak en doğrusu. Biliyorsun benim düşünceme göre, sen sormazsan ben söyleyemem. Burada anlatacaklarımız sorusu olanlara ulaşsın. Bilin ki, soru varsa, cevap mutlaka gelecektir.

ZK: O zaman başlayalım. Tekrar soracağım. İnsanı nasıl tarif ediyorsunuz? Biz neyiz ve kimiz?
MA: İnsan kelimesini nasıl kullandığımıza bakmak gerekir. Biz bedenli canlılar olarak bu dünya da yaşamaktayız. Birçok bedenli varlık bu dünyada yaşamakta. Hepsinin aynı varlıklar olduğunu söylemek mümkün değil. Dünyaya ait insanlar olduğu gibi, başka âlemlere ait bedenlenmiş varlıklarda var. Kimileri asıl benliklerinin farkında ve kimileri değil.

Sorduğun şeylere cevap veriyor muyum?

ZK: Lütfen içinizden geldiği gibi devam edin.

MA: İnsan diyorduk. Ancak, insan sadece beden değil ki. Bir fiziksel beden var bu dünyada tezahür eden, yaşayan. Peki, bedene yaşamı veren ne dersek cevap orada ortaya çıkıyor. Ruh dediğimiz kavram ile karşılaşıyoruz. Enerji dediğimiz kavram ile karşılaşıyoruz. Dinler ruh kelimesini kullanıyor. Bu enerji, evrensel enerji gibi kelimelerle de ifade ediliyor. Mesela insanın ve dünyanın ana yaşam enerjisini sevgi olarak tanımlayanlar var. Mistik ekollerde buna ışık da diyorlar. Kısaca insan görebildiğimiz bir beden ve bu bedende yaşayan özgün bir ruhtan, bir enerjiden oluşuyor. Parmak izlerimiz gibi benzersiz ve farklı bir enerjiyiz biz.

ZK: Açık söylediniz, ama yine de ‘ruh’ nedir diye sorsam?

MA: Şöyle diyelim, yaşamın gözle görünen bölümü yaşamın gerçekten ne kadarını içeriyor? Öte âlem diye adlandırılan şey ne? Geçmiş, şimdi ve gelecek sıralı olarak yaşanan bir şey mi? Zaman nedir? Dünya nedir? Evren nedir?

Yaratılış nasıl oldu? Şimdi bunun ile ilgili yazılı bilgiler var. Ancak insan zihni bunu kavrayabilir mi? Var olanı inkâr edebilir miyiz?

Ruh nedir diye sorabilmek ve cevaplarına girebilmek için, konuya biraz daha farklı bakmak gerekiyor. İnsan sadece bedenden oluşmuyor. Beden varlığımızın bir parçası, dünya yaşamına dair bir parça. Ölüm bir ruhun bu dünyadaki görevini tamamladığı zaman, dünya üzerinde kullandığı giysisini, yani bedenini, bırakması demek. Bu giysilerden çok sayıda kullanıyoruz. Yaşam bir defa değil. Yani bir defa bedenlenmiyoruz bu dünyada. Ruhtur insanın esası. Senin kalıcı, asıl parçan bedenin değil. Senin değişmez parçan ilk yaradılıştan beri sana ait olan Ruh’un. Sen bu enerjisin ve hep o olarak kalacaksın. Doğdun. Bir bedeni seçtin ve geldin. Yaşadın. Gittiğinde, tekrar doğduğunda, ya da doğmadan önce – sen o yok olmaz parça idin ve öyle de kalacaksın.

Sen Zeynep diye adlandırıyorsun kendini şimdi. Ama Zeynep’ten farklı bir şeysin. Daha büyük bir parçasın. Zeynep senin şimdi dediğin boyuttaki tezahürün. Farklı zamanlarda ve farklı boyutlarda başka şeyler olabilirsin.

ZK:

MA: Şimdi Zeynep, sen Türkiye’de bildiğim kadar ile de İstanbul’da doğdun. Belirli bir anne ve babayla büyüdün. Babanı kaybettin, evet Allah Rahmet Eylesin. Peki, sen neden bu ailede doğdun bunu hiç düşündün mü?

Bu aileyi sen seçtin. Bir çocuk dünyaya geleceği zaman doğacağı anne babayı seçer. Çünkü ruhsal bir varlık olarak dünyaya bir öğreti almak ve bazı şeyleri yapmak için gelir. Yaşamak istediği dersi kendisine en doğru şekilde yaşatacak ortamı seçer. Bazen zoru seçer, bazen kolayı seçer. Bazen sakatlıklar ile doğmayı seçer. Genellikle doğuştan gelen sakatlıklar, bir yaşam ve kader seçimidir. Ve genelde bu seçim önceden yukarı da yapılmıştır.

ZK: Yukarıda dediniz...

MA: Ruhsal konulardan bahsederken ruha ait olan şeylerin yerini tarif ederken yukarıda demeye alışmışız bir yandan. Esasında geçmiş nerede, gelecek nerede, şimdi nerede? Farklı boyutlar farklı yerlerde mi sahiden?

Şimdi bir de ruh derken ve bu dair konulardan bahsederken gereksiz olarak kavramları karıştırmaya gerek olmayabilir. Buna istersen Enerji diyelim. Bizim özümüz, ruh değimiz şey bir frekans, bir enerji bir ışık esasında Aynen bedenimizin de temelde atomik temel taşlarından oluşan bir enerji kümesi olduğu gibi. Fiziksel boyutta, beş duyumuz ile algıladığımız boyutta bedeni görebiliyoruz; ruhu nereye yerleştirebileceğimizi bilmiyoruz, pek de düşünmüyoruz belki de.

Bir bebek doğduktan sonra dünyada zorlanır. Sonsuz bir varlık minicik bir bedene sığmaya çalışır. Zor bu.

İnsan doğmadan önce seçimler yapar. Ve o âlemde tüm bilgiye sahiptir. Yaşayacaklarının tamamını bilir. Ancak doğduğu anda bu bilgi silinir. Yaşam süresinde kimileri bu bilgileri tekrar hatırlayabilir hale geleceklerdir. Doğumla beraber bilgi dünya hafızasından silinir. Bellekten silinir. Veya oraya ulaşamaz, zorlaşır. Doğumla birlikte ruhunuzun bütünü değil, o yaşamda kullanılacak bölümü sahneye iner.

Ancak, tesadüfler ne demek o zaman? İşte, o anlar, seninde ifade ettiğin gibi doğru yolda olduğumuzun işaretleri. Planladığımız yol ile yürüdüğümüz yol tam olarak oturduğunda üst üste içimizi muazzam bir sevinç alır. Bazen nefesimiz kesilir yaşadığımızı tesadüfler ile ‘Nasıl olabildi?’ deriz. İşte o anları fark edin. Onlar size yolu gösteren fenerler gibidir. Kaptan hanım fenerlerin önemini biliyorsunuz değil mi? Fenerlerin anlamını bilin ki, yaşam yolunda rotanızı kaybetmeyin.
ZK: Reenkarnasyon konusunda çok merak edilen bir konu. Değinmeye başladık ama konuyu biraz daha açma zamanı geldi mi ne dersiniz?

MA: Beden bir giysi dedik. Ve bu giysileri değiştirdiğimizden bahsettik. Ruhların yaşama, dünyaya inmeden önce bir yol seçtiklerinden bahsettik. Şimdi bunları bir toparlayalım.
O kadar ana bir konu ki bu esasında. Yaşama bakış açımızı komple değiştirebilecek bir konu. İyi anlaşılması önemli; ancak, çok da takılmamak lazım bu konuya. Bugüne, bu yaşama odaklanmak bence çok daha doğru.

...

Şimdi, insanoğlu bedenlenerek dünyaya inmeye başladı. Nuh Peygambere kadar geri giden bir süreç bu. Hz. Adem’e. Belki daha eskilere.

İnsanoğlu Cennet’ten kovuldu. Yaşamı öğrenmeye, deneyimlemeye başladı. Doğrusu Tanrı ruhun öğrenme arzusunu hayata geçiriyor denilebilir. Ruh kendini, bütünü keşfeder. Bir olmak ve birey olmak. İfade etmesi kolay bir konu değil. Yani bu sınıflarda okuyorsak sınıfı geçmemiz isteniyor. Kimse sınıfta kalmamızı istemiyor. Ama sınıfı bizim geçmemiz gerekiyor.

Dünyada doğmadan önce, yaşamda neleri yaşamak ve yapmak istediğimizi seçeriz. Yani yolumuzu seçeriz ve bunu mümkün kılacak bir aile ararız. Anne babalar çocuklarını kendileri arzuladıklarını ve olmalarını seçtiklerini düşünürler çoğunlukla. Ama esasında, çocuk yaşamı için gerekli genetik özellikleri, ülkeyi, durumu, dili, dini, ırkı, seçer.

ZK: Reenkarnasyon’dan bahsediyoruz. Dünyaya tekrar tekrar gelmekten. Sormakta zorlanıyorum. ‘Sormazsan söylemem’ dersiniz. Sorular yaratmaya çalışıyorum. Biraz daha açabilir misiniz? Kaç yaşamdan bahsediyoruz. Bir sayısı, sınırı var mı bunun? Bir kuralı var mı? Gerçek mi diye bana soran çok oluyor; mutlaka size de sık gelen bir sorudur bu?

MA: Gerçek. Nedir gerçek? Gerçek olan ne? Şimdi biz seninle oturmuş konuşuyoruz. Nerede yapıyoruz bu konuşmayı? Oturduğumuz bu cafede mi? Bu masada mıyız? Şu anda mı yapıyoruz bu konuşmayı? İlk defa mı söyleniyor bunlar?

Yoksa, çok daha önceden belirlendi mi bu kelimelerin kullanılacağı? Gerçek kelimesini kullanırken dikkatli olmak gerekir. Benim gerçeğim ile senin gerçeğin aynı mı? Farklı koltuklarda oturuyoruz. Ben oturduğum yerden Arnavutköy’deki sahil yolunu görüyorum, sen ise Boğaziçi Köprüsü’nü. Peki, Aramıza birini oturtsak ve direkt olarak baksa camdan, nereyi görüyor olacak? Karşı sahilde bir yerleri belki. Gerçek olan hangisi?

Dünyada yaşam çok uzun süredir var. Uygarlıklar geldi geçti. Kimileri kayıtlara geçti, kimlerinin izleri silindi. İbraniler kayıtlarını binlerce yıllardır sakladılar. Ama dünyada yaşananlara göre bu bile çok yakın geçmiş sayılır. Nuh Tufanı neden oldu? Dünya toprakları üzerinde neler yaşandı? İnsanoğulları neler yaşadı?

On binlerce yıldır süren bir süreç bu. Çok kişisel bir konu bu aynı zamanda. Hepimizin ruhsal olarak seçtiğiniz konuları öğreniş tarzımız ve şeklimiz aynı değil. Ben geçmiş yaşamları çok irdelemek taraftarı değilim. Yani geçmiş yaşamınızda kimdiniz, neler yaptınız, bunu öğrenmek çok da fayda sağlamayabilir. Şifa da bunu kullanıyoruz, tamam. Ama bunun dışında bu bana çok da gerekli bir bilgi gibi gelmiyor. Biraz ego tatmini. Geçmişin bir masal gibi peşine düşüyoruz geçmişin. Ama bugün sıkıntılarımız, dertlerimiz varsa, fiziksel hastalıklarımız, maddi kaygılarımız, ailemiz ile ilgili endişelerimiz varsa, ben derim ki, “Hadi bugünü düzeltelim.” Bugünü mutlu, sağlıklı yaşamak içi eğer geçmişe gitmek gerekiyorsa gideriz ve gerekene bakarız. Neyi niçin yaptığımıza, ardındaki niyetlerimize dikkat edelim.

ZK: Çok konuşulan ve sorulan bir konu olduğu için açmak istiyorum. Bir yandan popüler diye bir konuyu konuşuyor olmak gerekmez. Bunu anlıyorum.

MA: Sen sormadan ben söyleyeyim, sen de biliyorsun ki, evet biz geçmiş yaşamları görebiliyoruz, bilebiliyoruz. Daha çok bilinen bir metot olan hipnoz ile o anlara gidilebilir. Ama hipnoz ille de gerekli değil. Hipnoz olmadan da o anlara gidilebilir. Görmek ve bilmek mümkün. Geçmişte yaşanan zor olaylar, yaşananlar bizde izler bırakır. Bazen pozitif yetenekler olarak çıkar karşımıza. Bazen kimi insanların diller konusunda çok başarılı olduğunu görürüz. Muhtemelen bu insanlar önceki yaşamlarında bu bilgileri edinmiş ve kullanmışlardı. Mozart, Beethoven gibi dehaların, esasında önceki yaşamlarında, parladıkları yaşama kadar yeteneklerini geliştirmek üzere yaşadığını görebiliyoruz. Yani o yeteneğin bedeli daha önce ödendi.
Evren çok adaletli. Sebep ve sonuç ilişkisi yaşamı tanımlar. Yaparsın ve sonucunu alırsın er ya da geç. Enerji bunu söylüyor. Benzer benzeri çeker. Pozitif pozitifi çağırır; negatif negatifi çağırır. Evrene ne verirsen onu geri alırsın. Ana kural budur. Ve düzen bunu doğrulamak üzere işler.
Bu yaşamında bir insan ile problemin var. Bu bir aile bireyi olabilir, iş ortağın olabilir, arkadaşın olabilir. Belki de yarım kalan hesaplarınız var eskiden kalma. Bunları hallediyor olabilirsiniz. Ama olmayabilirsiniz de. Bir kişi benden yardım istediğinde, Ruh’una sorarım ne istiyor diye.

Sen kolum ağrıyor diye gelebilirsin. Genelde bu ağrının fiziksel bir nedeni olabilir ama fizikselin ardındaki neden nedir bilmiyoruz. Belki de kolunu kullandığın bir şeyleri yapmaktan bıktın. Ama yapamamayı tercih etmiyorsun bir türlü. Yapmaya çalışıyorsun. O zaman ruhun bir şekilde sana artık durman için gereken fiziksel rahatsızlığı sağlıyor. Bu birçok hastalık için gerçek. İnsanlar bilmeden kendilerini hasta ediyorlar.

Onları bitiren bir işte çalışıyorlar. İş değiştirmeleri gerektiğini yüreklerinde biliyorlar ama korkular ve kaygılar nedeni ile yapmıyorlar. Ne mi oluyor? Aniden bir bakıyorlar ya rahatsızlanmışlar ya bir kaza geçirmişler ve işe gidemiyorlar. Ben diyorum ki, bunların farkına varın ve kendinize zarar vermeden düzeltin. Ruhunuzu kulak verin.

Ruhunuz size bir şey söylüyor. Dinleyin. Dinlemezseniz, yolunuzu zorlaştıracaksınız. O iş size uygun değilse, ya siz bırakacaksınız, ya da bir şeyler size zorla da olsa bıraktıracak. Sonuç aynı olacak ama birinci değil de ikinci yolu tercih ederseniz, siz daha çok zorlanacaksınız. Yol aynı, o yolu nasıl şartlar ile yaşayacağınız size kalmış.

Ben birinci yolu tercih edin diyorum. Ruhunuzu dinleyin. Sizden ne istiyor?

ZK: O kadar kolay değil dinlemek. Bazen bende yaşadım bunu, içimden gelen ses o kadar kuvvetli oluyor ki, aksini yapamıyorum. Eskiden tüm sesleri inkâr ettiğim zamanlarda oldu. Ve dediğiniz gibi kolay geçmedi o günler. Reenkarnasyon varsa o zaman karma da var. Yani yaşadıklarımızın bugüne taşınan etkisi. Karma konusunda ne söyleyeceksiniz? Bu konu ile bağlantılı biraz.

MA: Doğru. Karma kelimesi sık kullanılır oldu. Popüler bir kelime oldu. Son on, on beş yıldır. Buna anlaşmalar ve sebep-sonuç ilişkileri de diyebiliriz.

Dünya’ya geldiğimizde seçtiğiniz rol arkadaşlarımız var. Bir dersi öğrenmeye geldik; ve bunun gerektirdiği şartları yaşayacağız. O nedenle özellikle şifacı olarak yetişmekte olan öğrencilerime ve şifacılara ısrarla hatırlatırım hep: başkalarının hayatına, onlar yardım istemedikçe karışma şansımız, hakkımız yok.

Tamam, karışmak çok kolay, onların acılarını dindirmek isteyebilirsin. Ancak, ya onlar o acıyı yaşamak için geldilerse? Yardım isteniyorsa o zaman elimizden geleni yapabiliriz. Ama yardım istenmiyorsa o kişinin yaşamına asla karışmamalıyız. Meşhur bir kelebek hikâyesi vardır. Bir adam bir kelebeğin kozadan çıkmasını seyretmektedir ve kelebeğinin kanatlarının bir kısmı hariç tamamı kozadan çıkmıştır. Ancak o son bölümü bir türlü kelebek çıkamaz gibi durur. Adam uzanır ve parmağı ile kozanın o bölümünün açılması için yardım eder. Kelebek kanatlarını açtığında, adam üzüntüyle fark eder ki, kelebeğinin kanadının o bölümü maalesef tam formunda değildir. Kelebeğinin kanatlarını mükemmel haline getiren kozadan çıkmak için verdiği mücadeledir.

Çocuklarımıza yardım etmek isteriz. Onların öğrenmek için yaşaması gerektiğini unuturuz. Onlar bize ait değil. Bizi seçtiler, biyolojik özelliklerimiz için, yaşadığımız şartlar için. Belki de anne babaları olarak bizlerin ruhsal yapılarından alacakları olduğu için. Ama onlar seçtiler, biz değil. Biz ana baba olarak çocuklarımıza bakmak ve sevmek ile mükellefiz, ancak onlara sahip değiliz. Bunu hiç unutmamak gerek. Ve inanın yeni nesil çocuklar siz unutsanız bile size bunu hatırlatacaklar. Bundan emin olabilirsiniz.

Ruhlar dünyasının muazzam bir iletişim ağı var. Biz cep telefonlarını mükemmel buluyoruz. Eskiden telefonlar yazdırılırdı. Siz bunları hatırlamazsınız belki de Ya da mektup yazılırdı. Bir cevap için aylarca beklenirdi.

Komada olan hastalar vardır. Onları ruhları, koruyucuları yakınları aracılığı ile, veya beklenmedik şekillerde kendilerine yardımcı olacak kişiyi bulurlar, çağırırlar.

Bir ruhun yardıma ihtiyacı olduğunda o kişinin melekleri tüm melekler dünyasına seslenir ve o kişiye yardım edebilecek kişinin melekleri kanalı ile o kişiyi bulur. Karşımıza tesadüfî olarak çıkan hocalar, doktorlar, şifacılar, tedavi metotları genelde bu sihirli iletişimin sonucudur.
Soru varsa, cevap her zaman gelir. Ve genelde ilk gelen cevap en doğrudur. Sonra konuyu karıştırmaya başlarız. Zihin ve hesaplamalar işin içine girer. En doğru cevap her zaman içinize ilk doğan cevaptır. Soru varsa, cevap her zaman gelir.

ZK: Şifa nereden geliyor, nasıl işliyor? Bunu hep sorulan bir konu. Kolay bir konu değil.

MA: İyileşmek kişinin bireysel bir tercihidir. Bir kişi iyileşmek istemediği sürece o kişiyi iyileştirmek mümkün değildir. Bir kişi susamış diyorsunuz. Siz sürahiyi verebilirsiniz, bardağı verebilirsiniz. İçmek kişinin kendi tercihidir.
Rahatsızlığın birçok nedenleri var. Tercihler var, zihinsel, duygusal ve ruhsal nedenler var, kazalar var, negatif enerjiler var. Hastalık nereden geliyor diye sormak daha doğru belki. Hasta olmamız gerekmiyor çoğu zaman ama oluyoruz. Oysa bilsek ve kabul etsek ki hastalığa ihtiyacımız yok ... çok farklı olurdu bu dünyada yaşam. Tıbba tapmazdık belki. İlaçlara tapmazdık.

Hastalara yardım edebilmek için yapabileceklerimiz var. Dikkat, hastalığa karşı değil, hastaya yardım etmek için.

ZK: Tamamlayıcı tıp uygulamalarında okuyucularımızın öncelikle bir doktor veya sağlık personeline danışmalarını ve onların denetim ve onayı ile tamamlayıcı tıp tekniklerini uygulamalarını kullanmalarını hatırlatmak isterim. Bugün ki paylaşımlarınız için çok teşekkür ediyorum. Yeniden bir araya gelmek üzere diyorum ben.

MA: Ben de bu fırsat için teşekkür ederim. Ve hep hatırla ki hizmet etmek en büyük mutluluk kaynaklarından biridir.