İnternet Sitesi

www.zeynepkocasinan.com
yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaşam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Şubat 2026 Perşembe

...

Evrimin kendi soyumuzdaki uç noktası olduğumuzu söylemek mümkün,

Zamanın akışının sonucu olduğumuz,


Yaşama bir amaç için geldiğimiz,

Herbirimizin bu yaşama akıtması gereken bir cevherimizin olduğu,

ve onu keşfetmeyi ve yaşatmayı başardığımızda yaşamın aydınlandığını söylemek de mümkün,

*

İnsanlığın tarihine, dinler tarihine, sanat tarihine bakınca,

Bir ömürde bunları öğrenmek ve anlamak mümkün mü artık emin değilim,

Haydi öğrenebildiğimiz ve anlayabildiğimiz kadarı ile diyelim,

Bu tarihlere bakınca,

Ömür boyunca anladığımızı sandığımız şekliyle yaşamayı seçerek

Bilinmez içinde kendimizce doğruladığımız hedeflere, kriterleri tamamen göreceli bir doğruya doğru akıyoruz,

*

Ve bu akışta, 

Faydalı olmaktan önce zarar vermemek, özgür iradeye müdahale etmeden desteğe hazır olmak, yine çok göreceli bir kavram olmakla birlikte, kendimizce, olanı daha iyi hale getirmek, yapmak için şansımızı deneyebileceğimiz tercihlerimiz oluyor,

Tercihlerin bize ait olmadığını söyleyenler de var, ki bu da doğru olabilir,

Bunlarla birlikte,

İnsanoğlun çoğu sormadan soruşturmadan edemiyor, denemeden edemiyor, arıyor, buluyor, buldum sanıyor, pişman oluyor, öfkeleniyor, korkuyor, huzursuzlanıyor,

Soruyor, soruyor, kafası karışıyor, sormayı bırakıyor, bazen sadece kabul etmek istiyor,

Kimisi sormaya devam ediyor,

Huzur bulmak için, yanıtları bulduğuna inanmak iyi geliyor,

İnsanoğlu, gece gündüz, yola devam ediyor.

Sen Yine de Narin Bir Çiçek Ol Gaddarlardan Olacağın

Kimileri en ufacık sözlerim kalp mi kırdı diye dertlenir,

Kimileri başkasının kılıçları ile kahraman kesilir,

Sırtını dayadığı kendisinden iyi olmayan gücü kendinin sanır,

Üzerine oturmaz emanet duruş, karakteri daha çok yalpalanır,

Pişkinlik yüzüne vurur, yüzüne sahte bir gülümseme yayılır,

Çalıntı gücüne her gün daha çok aldanır,


Olmak istediği için çabalamak yerine,

Ulaşamadığını ezmek ister ayaklarının altında,

Başarır da bazen, un ufak eder en nadide çiçekleri,

Bilmezki o ezilmiş narin çiçeklerin ezilmez gücü 

Bir gün gelir devirir kendini dağ sananların tümünü,

O narin görünen kalplerden çıkar esas kahramanlar,

O canı pek çok acıyıp can acıtmayanlar,

O nedenle sen gel,

Sen yine de narin bir çiçek ol gaddarlardan olacağına,

Hesap günü var mı yok mu tam bilen yok ama

Vicdanın terazisi bu dünyada da 

Hesap günü varsa ve soracak ise sana Yaradan'a,

Bilerek incitmedim, de, denedim, de, iyi olmayı,

Kimse tam bilmese de belki işaretleri var ilahi düzenin,

Ama sen ötesi için değil, şimdi için iyi kal.

3 Şubat 2026 Salı

Az Yaşanmayan Acı Hikaye

Milyonlarca terbiyeli, nazik, düşünceli insanın yanında,

Bir de,

Nazik, saygılı, düşünceli ve belki en çok da sabırlı olmayı 

Aptal olmak sananlar var,

İşte o saygılı insanların iyi niyetleri çok suistimal değildiğinde,

Yavaş yavaş çekip giderken diğerlerinin hayatlarından,

Bağırmadan çağırmadan,

Belki yine kendi ruhlarına uygun olarak itiraz ederek veya etmeyerek,

Usulca, her zaman olduğu gibi nazikçe,

Genelde kalp kırmadan, kırık kalplerini kendileri sararak,

Yavaş yavaş uzaklaşırlar,

Esasında çok da affederler, şans da verirler tekrar tekrar, hem de pek çokça,

Bunun değerini bilen de az olur yaşamda,

Ama ihanet derin, aptal yerine koyma derecesi vahim, umursamazlık ve hatta terbiyesizlik sabrın kaplarını dolup dolup taşırdıysa,

İşte o zaman uzaklaşmaktan öte,

Varsa olumlu hatıranız ona şükürden ruhları müsaade etmez uzaklaşmazlar yine de ama,

Yok olursunuz onların hayatlarında,

Çoğu nefret etmez, kötülük yapmak zaten akıllarından bile geçmez, kötülük bile dilemezler onlara zarar verip, yaralayıp duranlara,

Sadece artık yok sayılırsınız hayatlarında,

Onlar değil, artık yok sayılanlar en büyük kayıptadır aslında.

2 Şubat 2026 Pazartesi

...

En çok bilen bile bilmiyor var mı öteki taraf,

Yine de başka çare var mı bizler için,

İyi söz söylemekten, hak bilmekten, doğru tartmaktan öte,


Korktuğumuz için değil,

Böylesi iyi geldiği için,

Böyle yaşamak düşüyor bize.

6 Ocak 2026 Salı

Maskeler Bile

Karanlığa gömülmüş olan hırslı ruhlar anlamaz,

Kötülükten aslında kim kazanmış bu dünyada,

Hak edilmeyen zenginlikle kendini sarsa da, doymaz asla,

Atmaz içinden taşan vahşeti, bilse de o masum etlere saplanan dişlerinin keskinliğini,

Atamaz içinden, bilmediği için değil, 

Kendine bakmaktan korkar, hatalarına bakacak yoktur cesareti,

Siyaha boyamak istediği herkesin,

Aslında bu haliyle ulaşamayacağı renkler olduğunu çok iyi bilir,

Oklar atar, vurur, kandırır,

Tuzağa düşenler belki bir süre aldanır,

Okları umursamayanların karşısında ise,

Maskeler bile sadece gerçeği yansıtır.



Kelimeler

Faniliğimizi hatırlatan olaylar arttıkça, daha önce belki söylerken daha çok düşündüğüm olumlu sözleri içimde tutmadan paylaşmak istiyorum.  Sevdiklerime sevdiğimi daha çok söylemek ve hissettirmek istiyorum.  Güzellikleri daha çok alkışlamak, daha çok korumak istiyorum.

Katkı sağlamak, yerine göre eğer isteniyorsa yapıcı geri bildirimde bulunmak, bunlara varım, ama zaten hiçbir zaman yıkmak, kırmak, zarar vermek ruhuma uymadı. İçimden geçenleri paylaşmak isterkenki arzum yıkıcı duygularıma bir çöp kutusu aramak değil.  Duygularımı anlayarak, dönüştürmeye çalışarak veda etmeyi tercih ederim. 

O nedenle ömrümün sınırlılığını daha çok hissederken, geride bırakmak istemediğim sözler, çevremdekilere dair olumlu izlenimlerim, bende etki bırakan, yaşamıma dokunan olumlu yaklaşımları, olumlu sözleri ve onların ben de uyandırıp ruhumda yayılan ve yaşayan izlerini açıklıkla paylaşma arzum artıyor.  Kelimeler daha çok ve daha rahat dışarıya akıyor. Akmak istiyor, beni rahat bırakmıyor.

Meselelerden biri bunu yaparken sahici kalabilmek. Bu kolay değil. Emek istiyor. Anda kalabilmeyi, dürüst olabilmeyi, objektif olabilmeyi, gerçeklerden, kendimizden, dünyadan korkmamayı gerektiriyor.  

Özür dileyebilmek de böyle bir şey bana göre. Çoğu zaman iyi niyetle yapılan ama büyük resmi görmekteki eksikliğim nedeni ile karşımdaki insana vermiş olabileceğim çoğunlukla duygusal bir acıyı, yarattığım veya yaratmış olabileceğime inandığım bir üzüntüyü, muhtemel hatamı sorgulayarak, pişmanlığımı, oluşmuş olabilecek büyük ya da küçük yarayı iyileştirme arzusu.  İyileşen yaraların izlerinin kaldığını bilerek. 

O nedenle, 'zarar vermemeye' çalışırım. 'Benim için ne olması iyi'den ziyade 'bu durumda ne olması doğru' diye bakarım.  Bakmaya gayret ederim. Bazen bu nedenle iç savaşlar da yaşarım. Çok şükür pek yenilmedim karanlık tarafıma o savaşlarda.

Kalp kırmamak için öncelikle susmayı tercih ederim veya uzaklaşmayı.  Bunun kendimi koruma refleksimi yavaşlattığını söyleyenler olur. Yine de, kendi kaldırabileceğim acı ve üzüntüyü daha iyi bildiğim için, üzmek yerine üzülmeyi tercih ederken, artık kendimi de üzmeyeceğim yolları da arıyorum.

İnanıyorum ki kelimelerin de bir canı var. Kimileri canımıza can katıyor, kimileri kalbimizi kanatlandırıyor, kimileri ok, kimileri hançer, kimileri yaşama umudumuz, derin kuyulardaki kurtarıcı ip ya da yolumuzu aydınlatan fener oluyor.  Hangi kelimelerle yaşamayı seçeceğimiz bize kalıyor.

5 Ocak 2026 Pazartesi

Cesaret

Seversiniz, sevmezsiniz ama Yılmaz Özdil güzel yazıyor.  Pazar günü canım kitap okumayı çekti, Fethiye'de o gün açık kitapçı yok, yakın olan bir Migros'un kitap bölümünden "Yaşamak Cesaret İster"ini aldım.  Kitabı daha yarılamadım bile ama ne çok şey öğrendim.  Örneğin İstanbul'da Beşiktaş'ın Arnavutköy Mahallesi'ndeki evimize çok yakın olan 'kırmızı yalı'nın sahibi Rahmetli Halet Çambel'in Türkiye'yi olimpiyatlarda temsil eden ilk kadın olduğunu ve eskrim dalında yarıştığını bilmiyordum. 1980'li yılların sonlarında yapılan sahil yolunun artık önünden geçtiği yalısını, Boğaziçi Üniversitesi'ne Halet Çambel ve Nail Çakırhan Arkeoloji, Geleneksel Mimarlık ve Tarih Uygulama ve Araştırma Merkezi için kullanılmak üzere bağışladığını ise Annem'den öğrenmiştim.  Yalı iken önünde güneşli günlerde ayrı, dolunaylı günlerde ayrı parlayan Arnavutköy koyunun mavi suları ile muhtemelen daha da etkileyiciydi ama hala çok güzel bir binadır, bizim daha çok 'aşı boyalı yalı' dediğimiz kırmızı yalı.

Kitaba dönersek, Yılmaz Özdil'in yazılarının bir çoğunu daha önce bir şekilde okumuş olduğumu da fark ettim ama bir yandan da her zaman olduğu gibi okuduklarımızı okuduğumuz yaştaki, okuduğumuz andaki, okuduğumuz dönemdeki ruh halimizin, duygularımızın ve düşüncelerimizin merceğinden algıladığımız için, aynı kitap, aynı film, aynı şiir farklı zamanlarda çok farklı görünebilir.  On yıl önce dikkatimizi çekenler ile bugün bizi düşündürenler çok farklı olabilir. O nedenle sevdiğim fimleri tekrar seyretmeyi severim. Kimi kitapları tekrar okurken adeta ilk defa okuyormuşcasına anlatılanların dünyasında gezinirim.

Birçok liderimizin yanıldım, aldatıldım, kandırıldım dediği kadar yanılmadım ama güvendiğim insanların siyah dediklerine beyaz demeye başladıklarına da üzülerek şahit oldum.  İnsanların bizleri yanıltıp durduğu, yine de başkalarına göre fazla kanmadığımız ve kandırılmadığımızı düşündüğümüzde şükrettiğimiz bu günlerde, kimin niyeti nedir, asıl rengi nedir bunu bilmek eskisinden çok daha zor.  Bu şüphe hissi ne acıdır ki maalesef artık yazarlar için de yüreğimde uyanıyor.  Bununla birlikte, mesela ben Kızılcahaman'daki Şehit Ağacı'nın varlığını bilmiyordum, bırakın hikayesini bilmeyi. Bugün öğrendim. Biri bunun gibi yüzlerce olayı, insanı fark ettirmek için gayret ediyorsa, bana bunu da takdir etmek düşer.  Hoşlanmadığım bazı insanlara dair hikayelerini ve övgülerini de hoşgörüyle, sözcükleri içime almadan okumaya çalıştığımı da söylemeliyim. Göründüğünden farklı olanların gizli saklı yaptıklarının veballeri boyunlarına.

Bu arada kitabı okurken bir kitap ayracı aradım.  Çoğu bölümü okuduktan sonra biraz araştırma yapma ihtiyacı hissettiğim için kitabı okumanın zaman alacağını anlamıştım.  Aklıma kuzenim Reyhan ile eşi Mehmet'in Hawaii'den getirdikleri ahşap kitap ayracı geldi. Üzerine Hawaii yazısının kazınmış olduğu, ortasında bir su kaplumbağasının şeklinin oyularak çizildiği ve ucunda kahverengi bir iple ahşap gövdeye bağlanmış seramikten bir balık figürünün sallandığı kitap ayracı.  Çok uzun zamandır bende olduğunu biliyordum ama tam zamanını hatırlayamadım. Kuzenim sordum, 2009 yılının yaz aylarında mı getirmiştik acaba dedi; o da emin olamadı. Özenle sakladığım bu kitap ayracını yıllar sonra kullanmak bu kitabı okurken nereden aklıma geldi acaba diye kısa bir düşündüm.  Özel bir nedeni olması da gerekmiyor hani, fakat faklı bölümlerde adı geçen, birçoğunu benim de bildiğim farklı şekillerde Türkiye'de iz bırakmış insanların içimde uyandırdığı yaşama dair nefaset, kitabı okumaya ara verdiğimde ilgili sayfaların arasına herhangi bir şeyi sıkıştırmama sanki izin vermemişti.  Kitap okumayı çok sevdiğim için çokça kitap ayracım da vardı her zaman ama bu defa bendekiler içinde sanki en güzelini, en özelini seçmek istemiştim.

Pazar günü Fethiye'deki bir marketten Yılmaz Özdil'in bu kitabını alırken çok sevdiğim yazarlardan Ayşe Kulin'in de yeni bir kitabının orada satılmakta olduğunu da gördüm. 'Aylardan Kasım Günlerden Perşembe'. Atatürk'e dair okuduklarından süzerek kaleme aldığını ifade ettiği kitabını da aldım.  Ayşe Kulin, okuyucularından, bu kitabına hoşgörü ile yaklaşılmasını rica ediyor.  Böyle bir işe girişmenin sorumluluğunu ve zorluğunu tabii ki mutlaka biliyor.  O nedenle ben bu sorumluluğu alma gayreti için bir okur olarak teşekkür ediyorum.  Bir Türk vatandaşı olarak Atatürk'ün daha iyi anlaşılması, tanınması için elinden gelen ne ise onu yapıyor.  Kitabın sonunda, Ayşe Kulin'in kitabı hazırlarken başvurduğu kitapların bir listesi var. O listeye bakınca ve o kitapların çoğunu okumuş olduğumu fark edince, Atatürk daha da iyi tanımak ve anlamak için başka neler yapabilirimi tekrar daha derinden düşünmeye başladım.  Saf ve samimi bir niyetle yazılmış hiçbir kitap boşa değildir bence, yazılan sözcükler bizim için yazılmış gibi gelmese de, yazarın niyetinin enerjisi ruhumuzda bize ait bir şeyleri canlandırır, uyandırır genelde.  Samimi bir niyet, samimi bir özen ve samimi bir gayret bazen planlanan şekilde, bazen de yaşamın gizemli formülünün dokunuşu ile hedefine ulaşır.

Doğru, yaşamak cesaret ister.  Görmek, duymak, dokunmak, hissetmek, korkmak, imrenmek, ilham almak, hayran olmak, kızmak, kırılmak, ağlamak, hatırlamak, yıkılmak, düşmek, kalmak, sormak, sorgulamak, başlamak, pişman olmak, yeniden başlamak, cesaret ister.  Cesaret ise, bir duygudan öte herhalde bir eylem aslında;  binlerce defa korkmak, ve korkuya rağmen, gücümüzü toplayıp yapabildiğimiz her fırsatta bir kere daha, bir kere daha atılmak, bir kere daha, bir kere daha umutla nefes almak.

*

Şehit Ağacı'nın ne olduğunu merak edenler için:  https://kizilcahamam.gov.tr/sehit-agaci

Arkeolog Halet Çambel hakkında bilgi için: https://tr.wikipedia.org/wiki/Halet_%C3%87ambel

1 Ocak 2026 Perşembe

Côte d'Azur'e Hızlı Yolculuk

Palmiyelerin yaprakları şiddetli rüzgarla sallanıyor,

Sakin zamanlarda bile kuşlar o yapraklara çok konmuyor,

Genelde sanki sadece kargalar yaprakların köklerinde kısa molalar veriyor,

Kuruyan yaprakları budandıkça,

Ağaç, yukarıya, daha yukarıya, göğe doğru uzanıyor,

Faydasını bilmem, doğru düzgün gölgesi bile pek yok mesela,

Ama parlak yapraklarının kıvrılıp püskül gibi sallanan uçlarında,

Güneşin ışığı güzel yansır, yazın da, kışın da,

Aklım hayatın, memleketin dertlerine dalıp dursa da,

Bir bakışta ne yapar eder götürür beni

Şanslılardan olup görebildiğim yerlerden en çok da Fransız Rivierası'na.

30 Aralık 2025 Salı

...

Bir dersi pekiştirmek ister gibi,

Tekrar ve tekrar karşıma çıkıyor,


Gerçekten seven anlıyor,

Anlamak istemeyene kelimeler hiçbir zaman yetmiyor.

26 Aralık 2025 Cuma

...

Satır aralarını sen doldur,

Ben en sadesinden seçeceğim kelimeleri,

Sen kandır,

Ben artık aldanmakta ısrar etmeyeceğim,

Bir devrin sonu bu,

Çocukluğun hüzünlü sonu gibi.


...

Sesimden gitti gülümseme,

Artık var saymıyorum seni,

Çok defa acaba büyür müsün dedim,

İçinden atamadın bitmeyen kıskançlıkları,

Bitecek mi haksız kavgan o güzel insanlar bu dünyadan göçünce...


25 Aralık 2025 Perşembe

Hesaplaşma

İncindiğim kadar
        incittim mi bilmem,

Olmuştur,

Ben de içmişimdir
        çiğ sütten,

Azı çoğu fark eder mi?

Fuzuli

Fuzuli şeyleri büyütmek diyorsun,

Haklısındır belki kimbilir,

Ben düşünmek derim senin yok saydıklarına,

Sevmek derim aklımda dönüp duranlara,

Ben, ihtimallerimizi özlemek derim.

Sensizlikteki Sen

Evimdin sen,

Yuvamdın,

Dağımdın, 

        neşemdin, 

        korkumdun,

Nadir bir tattın sen,

Kıymetini anlayan belki çok olmadı,

Ama tektin 

        ve teksin benim için,

Can'dan çok can,

Kalbimsin

        sayende hala umutla atan,

Nefes alman şart mı

        sıcaklığını hissetmek için...

23 Aralık 2025 Salı

...

Bir dal beyaz lilyum vazoda yavaş yavaş soluyor,

Varlığını ruhuma mühürlemek ister gibi

Kokusu ciğerlerime doluyor,


Benzersizdir lezzeti,

Yerini başkasının dolduramadığı bir sigara gibi,

Parmaklarımı yakan sıcacık çay bardağı,

Herşeyi unutturan farklı bir gökkuşağı,


Beyaz lilyum vazoda soluyor,

Bekleyen kaderini yok sayarak odada hakimiyetini ilan ediyor.


10 Aralık 2025 Çarşamba

Kendin İçin

Ufak bir iyilik yap bugün kendine,

Kimseyi ezmeden,


Öyle bir şey yap ki,

İçindeki çocuk gülsün.


9 Aralık 2025 Salı

Mini Hikaye: Orkide

Üç ayrı renk orkide var salonda.  Biri beyaz.  Bembeyaz.  Biri beyazlı, morlu, kırçıllı bir renkte. Seriyi kırmızıya çalan mor renkli üçüncüsü tamamlıyor ve soğuk salonda var olmaya çalışıyorlar. Adları da var ama adlarının olması gerçekleri değiştirmiyor.

Sadece orkidelerin değil çiçeklerin uzun zaman yaşadığı, bitkilerin açmış çiçeklerini döktükten sonra yeniden ve hatta defalarca yeniden çiçek açabildiği evler yaşanabilir evler gibi gelir bana.  

Kimi evlerde ise, çiçekler yaşama tutunabilmek için çırpınır adeta. Ölmezler belki ama yaşama tutunmaya çalışmaktan öte yaşıyor denemez pek onlara. 

Orkidelerden farkımız, olan biteni inkar etmekteki becerimiz midir acaba?

22 Ekim 2025 Çarşamba

Ufukta Görünmeyen

Ufukta görünmeyen fırtınanın sessizliği var ortalıkta,

Bir durgunluk, bir sakinlik, alışılmadık gri yeşil bir aydınlık,


Hiç bitmeyecekmiş gibi hakim bir huzur var ortalıkta,

Bu Dünya'ya ait olması az muhtemel bir dinginlik,


Bir sakinlik var ortalıkta,

İçimde yanardağ olduğunu saklayan bir yük bekliyor pusuda,


Yakacak mı, yıkacak mı, belli değil,

Belli değil, benden yeni bir ben yapacak mı.



Kul Hakkı

Borçlu gitmeyelim bu dünyadan,

Görülmeyen hesaplar çıkar olmadık yerde karşımıza,


Nerede kesileceği belli olmayan cezalar,

Gölge düşürmesin yollarına.

16 Ekim 2025 Perşembe

Bir Gün, Mesela

Köpeğin havlaması, 

öğlen yemeğini bekleyen kedi, 

usanmadan sohbetlerine devam eden kuşlar, 

uzaktan geçen teknenin sesi, 

sarı sıcak bir aydınlık, 

seslerin tek tek ayırt edilebildiği bir sessizlik, 

sıkılmadan sıkılmak, 

eksiklik hissetmeden acıkmamak, 

huzur, 

tebessüm ettiren iyilikleri hissetmek, 

her an aldatılabileceğimizi hatırlatan yakalanan yalanların sonrasındaki güvenememe hali, 

akışa bırakmak,

akışı seyretmek,

kedinin tüylerinin yumuşaklığı,

köpeğin tüylerinin parmaklarda bıraktığı kir,

denizin davetkar soğuk suyu,

dikenlere ev sahipliği yapan kumsal,

yeni bir gün, yeni bir gece, 

yeni ihtimaller, yeni korkular, yeni umutlar,

ne olmak, ne yapmak,

gündüzde ve gecede, hep rüyada olmak.