İnternet Sitesi

www.zeynepkocasinan.com
öğrenci etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
öğrenci etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ağustos 2016 Perşembe

Karate Sen Bize Neler Söylüyorsun?

Geçen yıl, hatta tarihini net olarak söylemem gerekirse, 31 Ağustos 2015 Pazartesi günü, bana, takriben bir yıl sonra, Fethiye’de biri Türk diğeri İskoç iki Karate Dünya Şampiyonunun yanında oturacağımı, turuncu kuşakla Karate yapan biri olarak onlara tercüme yapacağımı ve en önemlisi konuştuklarının benim için anlamlı gelmeye başlayacağını söyleseler tabii ki inanmazdım. 

Oysa 2016 yılında, Fethiye’de nispeten daha az sıcak bir 3 Ağustos akşamında, Ömer Habeş Hocamın Karate antrenmanından çıkmış, hocalarımızın yanındaki taburede otururken halime şaşıyordum. Dojo’daki misafir hoca İskoçyalı Alistair Mitchell’e antrenmanda tercüme yaparak antrenman yapmıştım.  Ben, Zeynep.  Çocukluğumdan beri sevdiğim Karate’yi, hocalarımızın hemfikir olduğum tarifine göre henüz anlamaya başlamaktan bile uzak olmama rağmen, yapmaya başlamıştım işte. 

Yumruk atıyordum. Farklı tekmeleri atmaya başlamıştım. Mesela mawashi geri tekmelerinde bacaklarımı daha önce hiç yapamadığım kadar yukarıya kaldırmayı başarıyordum.  Bildiğim tekniklerin isimlerinin listesi uzamaya başlamıştı. Karate’nin ‘Do’ denilen yolunun varlığını algılamaya başlıyordum.  Karate’nin Karate olarak Dünya’da duyulmasını sağlayan Üstat Funakoshi’nin kitaplarını okuyor, Hocam Ömer Habeş’in paylaşımlarını dikkatle dinliyordum.  Karate’nin beni güçlendirdiğini, bunu yaparken sakinleştirdiğini görüyordum.

Benim hayatımda, geçen yılın 31 Ağustos günü Karate denilen yepyeni bir sayfa açıldı. O günden beri neredeyse her gün yaşamımda Karate olduğu için şükrediyorum.

*

3 Ağustos akşamı Shihan Ömer Habeş ve Shihan Alistair Mitchell’e tercüme yaparken yine kendimi bir film sahnesinin içinde hissettim.  Bu kendilerine yaptığım ilk tercüme değildi.  Shihan Alistair Mitchell bu yıl Mayıs ayında Fethiye’ye geldiğinde birkaç defa antrenmanda ve antrenman dışında tercüme yapma şansım olmuştu.  Ağustos ayındaki bu yeni ziyaretlerinde ise son iki antrenmanımızdan sonra iki hoca uzun uzun sohbet ediyor ve bu bana tercüme ederken Karate dünyasının gizemli kapılarından içeri bakma şansı veriyordu.  

Karate dünyasının kapılarından içeri girebilmek için zamana ihtiyacım vardı belki ama ömürlerini Karate’ye vermiş iki Karateciyi dinlemek, onların birbirleri ile yaptıkları derin sohbetin bir anlamda parçası olmak muazzam bir şanstı.  Bir yandan tercüme yaparken, diğer yandan kendimi belki hiç olmadığı kadar şanslı hissediyordum.  Bir film seyrediyor gibiydim ve o filme sanki  filmin sahnelerinin içinden seyrediyor gibi yakındım.

*

Hocalar neler konuştular?

Öncelikle birbirini çok iyi anlayan iki insandılar.  İki ayrı dili konuşmalarına, dinleri, milletleri farklı olmasına rağmen birbirini çok iyi anladıkları anlaşılan iki insandılar.  Ülkelerini en üst seviyede temsil etmiş, madalyalar, Dünya Şampiyonluğu kazanmış iki sporcuydular ama her ikisinin de neredeyse her tercüme ettiğim konuşmalarında söyledikleri bir şey vardı. Onlar Karate sporcusu değillerdi. Onlar Karateciydiler. Karate yapan insandılar.  Bu ayrımı anlamak onları anlayabilmek için çok ama çok önemli bir detaydı.

Hoca olarak, eğitmen olarak en büyük üzüntüsünün öğrencilerinin onlarla çalıştıktan sonra ayrılması, Karateyi bırakması veya başka biri ile çalışmaya devam etmesi olduğunu söyledi Ömer Hoca.  "Üzülüyor insan," dedi.  Öz babasını bırakıp üvey babası ile olmaya gitmek gibidir bu hoca değişiklikleri diye anlattı. Bu yolun ilerlemeyi yavaşlatabildiğini.  Ve sonra baba evlat kavuşulsa da bir kırgınlığın, kalp kırıklığının yaşanabildiğini.  Shihan Mitchell de benzer şeyler hissediyordu.  Her öğrenciyi kazanmanın mümkün olmadığını ve bunun umudu ile çalıştıklarını.

İyi hoca olmanın tarifini yaparken iyi insan olmanın önemli olduğunu söyledi Ömer Hoca.  Alistair Hoca, iyi insan olmaya çalışıyorum, deniyoruz, diye vurguladı defalarca. İyi hoca kendi hocasını geçmeli ve kendisini geçecek öğrenciler yetiştirmeli, dediler.  Bunu arzuladıklarını, hedeflediklerini söylediler.  İyi hoca olmak zordu.  İyi öğrenci bulmak belki ondan daha zordu.

Ömer Hocamız 3 Ağustos akşamı antrenmanın sonunda daha önce birkaç defa söylediği bir şeyi tekrarlamıştı. "Aranızdan belki çok azı Karate’ye devam edecek.  Bin kişiden bir kişi belki devam edecek.  Ve o kişi belki söylediklerimi bir gün başkalarına anlatacak," demişti.  Öğretmen olarak verilen onca emeği alanların çoğu Karate yolunu bırakacaktı.

O zaman emekler boşa mı gidiyordu?

“Emekler hiçbir zaman boşa gitmez,” dedi Ömer Hoca.  Alistair Hoca kendi yaşamından bir hikayeyi paylaşmıştı.  15-20 yıl kadar önce bir arkadaşının öğrencileri olan iki genç onun Dojo’suna gelmişlerdi.  14, 15 yaşında iki delikanlı.  Biri Karate’yi benimsemiş, asker olarak kendine iyi bir kariyer yapmış ve güzel bir aile kurmuştu.  Diğer genç ise, o dönemlerde alkol, uyuşturucu ve çetelere karışarak yaşamını bozmuştu.  Alistair Hoca, “Onu kaybettik, demiştim” diye anlattı. “Bu çocuğu kaybettik, dedim.” 

Aradan yıllar geçiyor bir gün Facebook’ta Alistair Hoca’ya bir mesaj geliyor.  O kaybedilen çocuktan. Hocam ben şu kişiyim diye kendini tanıtıyor.  Bu genç adam üç, dört yıl gerçekten hayatında çok karanlık ve ters şeyler yaptığı bir dönem yaşıyor.  Sonra onsekiz yaşına geldiğinde bir anda Karate’yi hatırlıyor.  Karate ile yaptıklarını, Karate’nin hocalarından öğrendiği yaşam prensiplerini.  Ve ben böyle devam etmeyeceğim, hayatımı düzelteceğim, diyor.  Japonya’ya taşınıyor, Japon bir hanım ile evleniyor, Karate ile yakından ilgileniyor, Hoca oluyor, kendi Dojosunu açıyor ve çocukları şampiyon olarak yetiştiriyor.

Alistair Hoca’yı en çok etkileyen nokta, şimdi otuzlu yaşlarındaki bu genç adamın, “Hayatımı Karate kurtardı, dediklerinizi, öğrettiklerinizi hatırladım, hayatımı düzelttim, teşekkür ederim,” demesi.  Yıllar sonra onu bulup bunu söylemesi.  “Onu kaybettiğimizi düşünmüştüm,” diye anlattı Alistair Hoca.  “Ama kaybetmemişiz.  Başarmışız.”  Ömer Hoca da yaşamında buna benzer çok örnek olduğunu ekliyordu.

Gençleri, çocukları iyi insan yapmak, gelişmelerini sağlamak, onlara iyi örnek olmak belli ki onların ortak hedefi. Bu şefkatli ve sakin savaşçıların yaşamlarında o kadar çok deneyim var ki. Alistair Hoca o sakin tebessümü ile, “Biz öğrenmek için çok mücadele verdik. Bilgimizi, otuz yılda öğrendiklerimizi yeni nesillere aktarma şansımız olsa da onlar bizim kaybettiğimiz zamanı kaybetmeseler,” diyordu.  “Biz deneme yanılma yoluyla öğrendik,” diyordu Ömer Hoca.  “Tüm teknikleri, bilgileri bir anda alabileceğim bir kişi yoktu ki”, diye anlatıyordu. “Dünyada birkaç iyi hoca vardı ve bizim onlarla bir araya gelme şansımız yoktu.”

Bir telefondan dünyadaki Karate bilgisine ulaşmanın artık mümkün olduğunu paylaşıyorlardı.  “Kötü Karate için artık mazeret yok,” diyordu Alistair Hoca.  Gerçekten onların yaşadıkları şartlarda bu kadar başarılı olmak, Karate’yi onların başardığı şekilde doğru yaşamak ve doğru yapmak için gerçekten çok emek vermiş olmalıydılar.

*

Ömer Hocamın hayatıyla ilgili önemli bir anıyı da bu akşam ilk defa dinleme şansım oldu. Alistair Hoca’ya anlatırken.  Esasında iyi insan olmaktan, iyilik yapmaktan, başkalarını, özellikle öğrencilerini kötü örneklerden uzak tutmaktan, iyiye doğru yöneltmeye çalışmaktan bahsediyorlardı. Yol göstermekten ve öğrencinin o yolu kendinin yürümesi gerektiğinden. İşte sohbet öyle bir noktaya geldi ki Ömer Hocamızın Almanya’da kaldığı on yıl boyunca haftasonları yaptığı Karate seminerlerinin ücretlerini Almanya içinde ve Afrika’da farklı ihtiyaç sahiplerine yardım için kullandığını, alkol ve uyuşturucu bağımlılarının rehabilitasyonu için çalıştığını, çok farklı millet ve ihtiyaçtaki insanlara yıllarca yardım ettiğini öğreniyorduk.  

“Ben ırkçılığı bilmiyordum ama Almanya’da bunu gördüm. O yüzden seminerlerimde hep, Dünya’da hiçbir Karateci ırkçı değildir, diye bir başlık kullanırdım," diye anlatıyor.

Ömer Hoca Almanya’da bir Türk olarak ırkçılığı çok farklı şekillerde görüyor ve yaşıyor.  Bu tecrübe ile kendi yardımlarında, kendi çalışmalarında bunu ortadan kaldırmak için özel bir gayret gösteriyor. Çok farklı kesimlere yardım ediyor.

Öyle ki, bir gün çalıştırdığı takımın olduğu eyaletin polis müdürü kendisini arıyor ve Alman Cumhurbaşkanından bir mektubu olduğunu haber veriyor. Zaten arkadaşı ve öğrencisi olan polis müdürü kendisine resmi bir ziyaret yapıyor ve üç ay sonra kendisinin Alman Cumhurbaşkanı tarafından Bonn’a, Alman Parlamentosuna davet edildiğini ileten mektubu ulaştırıyor.  İlgili eyaletin milletvekilleri ile belirtilen tarihte Bonn’a gidiyor Ömer Hoca.  Meclis Başkanı kendisini karşılıyor.  Orada mecliste konuşuyor.  Irkçı bir gazetecinin üzücü sorularına da maruz kalıyor. Salondaki kimi kişilerin alkışladığı üzücü bir soruya.  Ama “Biz Karateciler hızlı düşmek zorundayız,” diye hatırlatarak o gazeteciye verdiği cevapla Meclis salonundakilerin kendisini ayakta alkışladıklarını paylaşıyor.

Soru gerçekten üzücü bir soru.  Gazeteci şöyle soruyor, “Bir Müslüman olarak Usame Bin Ladin’in yaşattığı vahşete üzülmüyor musunuz?”  İnsanlara farklı sosyal hizmetleri nedeni ile Alman Meclisine davet edilmiş bir kişiye dini nedeni ile bu soruyu sormak nasıl bir düşüncedir.  Ama bu soru soruluyor.  Ömer Hoca bahsettiği hızlı düşünme ile şu yanıtı veriyor, “Hitler'in milyonlarca kişiye yaşattığı vahşete sizin bir Hristiyan olarak çok üzüldüğünüz gibi ben de aynı şekilde üzülüyorum.  Evet, çok üzülüyorum,” diyor.  Meclis salonunda beş saniyelik kısa bir sessizlikten sonra tüm salon kendisini ayakta alkışlıyor.

*

Fethiye’de, geçtiğimiz günlere göre nispeten daha az sıcak bir 3 Ağustos akşamında, Ömer Habeş Hocamızın Dojo’sundaki Karate antrenmanımız sonrasında, iki Dünya Şampiyonuna tercümanlık yaptım ben. 

Birbirini çok iyi anlayan, birbirine gerçekten saygı duyan, bunu söyledikleri kadar gözlerinden yansıyan söylenmeyen sözleriyle de anlatan, çok benzer yaşam maceralarını kendi özgün hikayeleri ile yaşayan, örnek alma şansına kavuştuğum bu iki iyi ve değerli insanı tanıdığım için kendimi gerçekten ama gerçekten şanslı hissediyorum.

26 Eylül 2015 Cumartesi

Yeni Başlangıçlarda

28 Eylül Pazartesi günü okullar açılıyor.
Aslında mesela yeğeniminki gibi birkaç hafta önce açılan okullar da var. Kısaca Eylül ayında öğrenciler için yeni bir dönem, yeni bir zaman geliyor, başlıyor.
Harika keşiflerin ve büyümenin aşaması olabilecek, bir yandan da onların yaşama dair umutlarını, heyecanlarını ve azimlerini zorlayabilecek bir zaman. Yaşam fırsatlar, imkanlar, sorunlar, kolaylıklar, acılar, bir çok şey sunacak. Bir ihtimaller dünyası başlıyor ve bu dünya bazen zorlu olabiliyor.
Ailemizdeki, etrafımızdaki, yaşamımızdaki çocuklar için ne yapabilirim diye düşünür böyle zamanlarda. Hala olarak, abla olarak, teyze olarak (Eh artık teyze diyenlerde oluyor bana) ne yapabilirim, ne yapmam uygun diye düşünürüm. Yaşamımızda karşımıza çıkan her çocuğun yaşamında az ya da çok bir etkimiz var. Her sözümüz, her davranışımız, hatta her düşüncemiz onları etkiliyor.
Başarabileceklerine, yapabileceklerine, karşılaştıkları zorlukları aşabileceklerine olan inancımız, sadece aklımızda söylenmeyen sözler bile olsalar yaşamları etkiliyorlar. Niyetimizin, inancımızın, düşüncemizin frekansı yaşamlara dokunuyor.
O zaman hep sevgiyle olsun, her çocuğun içindeki o yapıcı, olumlu güce inanarak olsun, kendi güçlerini keşfetmelerini dileyerek olsun.
Yaşamı öğrenme yıllarımıza dair hepimizin hikayeleri var. Yaşam boyu bizimle yürüyen hikayeler. Her yeni başladığımız şeyde, her yenilikte, her dönemeçte bize kendini hatırlatan hikayeler. Yaşamımızdaki çocukları anlamak kadar kendimizi anlamak için de hatırlamamız gereken hikayeler. Ben bunları bir kısmını yazmıştım. Bugün tekrar okudum ve tekrar paylaşacağım. Çünkü her yapmaya yeni başladığım şeyde kendime hatırlatmam gerekebiliyor. Hala. "Zeynep, yapabilirsin, nasıl yapabileceğini bulman gerekiyor," diyor bir ses. Ve ben o tanımayı öğrendiğim sessiz sese artık güveniyorum.
Kırmızı kurdeleli ya da sadece mutlu, sevinçli, neşeli, bereketli olsun yaşam. Yapmak istediklerimizi yaparak ya da yaşamın karşımıza çıkardıklarını keyifle aşarak. Keyifle yaşayarak.
Yaşadığımıza şükredeceğimiz günlerimiz çok olsun.

1 Aralık 2013 Pazar

Ağır Bir Hastalık Geçiren Çocuğa Reiki Göndermeniz İstenirse...

Dün akşam Reiki bilen dostlarımdan biri Facebook Reiki gruplarımızdan birine hasta olan bir çocuk için, annesinden izin aldığını belirterek bir Reiki gönderme davetinde, isteğinde bulunmuş. Bu vesile ile Reiki'nin böyle durumlarda kullanımı, II. ve üzeri seviyedeki kullanımları için bazı bilgileri paylaşmak isterim.

Başka bir kişiye uzaktan Reiki gönderme çağrısı geldiğinde neler yapmak gerekir?

Bu geniş bir konu. Ağır bir tedavi görmekte olduğu belirtilen çocuğuna Reiki göndermeye davet eden mesajı okuyunca, enerji olarak çocuğa ve duruma bakınca, ilerlemeden önce hangi bilgilere ihtiyaç duydum, bunları aktarmak isterim.

Aklıma, yüreğime hemen düşen sorular, konular şöyleydi:

1- Reiki desteği almasını arkadaşımız mı önermişti, yoksa rızası alındığı belirtilen annenin Reiki ile ön bilgisi var mıydı, kendisi mi istemişti, önerilmiş miydi? Reiki enerjisi hakkında bilgisi var mıydı, bu bilgi verilmiş miydi, nasıl verilmişti? Yaptığımızın ne olduğunu net ifade etmek aldığımız rıza açısından önemli. Bir faydalı olacağına inanıyoruz diye bilerek eksik bilgi veriyor muyuz? Bunun örneğini çok gördüm ve buna dikkat etmenin çok ama çok önemli olduğuna inanıyorum. Benim Reiki'nin iyi geleceğine inanmam bir başlangıç noktasıdır. Reiki vermeyi teklif etmek için, ancak ötesi benim kararım değildir ve olmamalıdır.
Tam olarak nasıl bir istek ve nasıl bir rıza alınmıştı? Anne kanalı ile geliyordu, enerji gönderilmesi istenilen kişi rahatsızlık geçirdiği belirtilen bir çocuk olduğu için bu detay önemli gelmişti.

2- Çocuğun yaşını, bildikleri kadarı ile çocuğun yaşam detaylarını sormak geldi: Hastalık ne zaman başlamıştı? Nasıl tespit olmuştu? Ne kadar zamandır tedavi görüyordu ve ne kadar zamandır hangi hastane ya da tedavi merkezlerinde bulunmuştu? Enerji gönderilmesi gereken yerler şu andan öte, geçmişte yer alabilir. Şu ana enerji göndermekte zorlanıyorsak, akış müsaade etmiyorsa, göndermemiz gereken yer var mı, başka bir yer mi diye sormak ve o yeri aramak gerekiyor. Gelecek bilgiler bu yolu açar, kolaylaştırır Yapmamız gerekeni anlamamızı sağlar.

3- Anne ve Babası ile ilgili bilgi gerektiğini hissettim. Çocuğa bakan başka aile üyeleri var mıydı, varsa yakınlıkları neydi?
Çocuğun aile bağları ile bağlı olduğu insanlar ve fiziksel olarak yakınında olan insanlar onun enerji alanını etkiler.

Reiki'nin 1. seviyesi, yani dokunarak Reiki vermek, özellikle bu gibi hastalıklarda Reiki'yi vermenin en güvenli yoludur. O nedenle bu gibi durumlarda mümkünse hastalara, çocuklara dokunarak Reiki vermenizi öneririm. Bir hasta ziyareti çerçevesinde, tabii ki aileden ve yerine göre çocuktan da izin alarak, bedeninin herhangi bir yerine, örneğin dizine veya ayak bileğine bir eliniz ile dokunarak Reiki verebilirsiniz. Çocuk Reiki akışını hissediyor olacak, bana ne oluyor diye endişe duymaması için ne yaptığınızı paylaşmanızı öneririm. Çocuğun/hastanın endişe duymaması için yapmanız gerekeni yapın.

Doktor arkadaşlarım bana tıptaki temel bir prensipten bahsederler. "Zarar verme." Biz doktor değiliz, sağlık personeli değiliz, kimseyi iyileştirmek gibi bir iddiamız yok ve olamaz. Biz Reiki enerjisi ile bir anlamda kişinin bedeninin kendi iyileşme sürecini yaşayabilmesi, gücünü bulabilmesi için bir destek veriyoruz. Zarar verme mesajı yaşamın her anı için önemli bir mesaj.

Hastalıklarda Reiki'yi nereye, ne kadar göndereceğimiz, neye, kime destek olacağımızı net hissetmeye özen göstermenizi öneririm. Emin olamıyorsanız ve uzaktan Reiki göndermek istiyorsanız, sadece o kişinin yanına ihtiyacı olursa ve seçerse kullanması niyeti ile uzaktan Reiki gönderebilirsiniz. Kullanılmazsa size geri dönmesi niyet ile

Ya da dokunarak Reiki verin. Temel bilgiye dönün.

Her zaman en güvenli Reiki verme şekli Reiki'nin I. seviye uyumlaması ile öğrendiğimiz dokunarak Reiki vermektir.

Akışa teslim olmak yapmamız gerekenin ötesinde bir zorlamayı ve zorlanmayı önler. Elle dokunarak Reiki'de hata olmaz. Yeter ki niyetiniz ile Yaradan'ın rızası ile bütünün hayrı ve o kişinin hayrı ile Reiki yapmaya niyetlenin. Yeter ki durmanız gerektiği zamanı dinleyin. Zaten uyumlayı alır almaz Reiki öğrenmiş olan hepinizin muhtemelen çok defa deneyimlediği gibi bu his ve bilgi her zaman vardır, her zaman gelir, her zaman hissederiz. Yeter ki, çok yardımcı olmam lazım diyerek bu bilgiyi ihmal etmeyin. Fark edin.

Bazen öğrencilerim paylaşır, "Çok hastaydı, en az bir saat Reiki vermem lazım diye düşündüm." Bu olmaz. Böyle bir şeyi ezbere bilemeyiz. Belki üç dakika, belki 60 saniye, belki 60 dakika Reiki vermeniz uygun. Buna her defasında duruma göre karar vereceksiniz. Bazen iki dakika Reiki veririm diye başlayacaksınız, yirmibeş dakika ellerinizi adeta kıpırdatamayacaksınız. Ve zaten siz de devam etmeniz gerektiğini bileceksiniz. Reiki'yi vermenin yolu budur. Kullanarak. Sınırları keşfederek. Saygıyla, hürmetle. Rıza ile ve gücün bize ait olmadığını bilerek, hep hatırlayarak.

O nedenle Reiki I ile, dokunarak Reiki vererek bu sınırları iyi bilenler, Reiki II'yi hakkı ile ve çok daha yerinde kullanabiliyorlar.

Belki hatırlatmaya hiç gerek yok, dokunmak mümkün olmadığında ellerimizi bedenin birkaç cm üzerinde tutarak da Reiki verebiliriz.

Ağır tedavi gören, yoğun bakımlardaki veya bağışıklık sistemi ile sorun yaşayan hastaların yanına maske ve gerekli hijyen önlemlerini alarak ailenin rızası ile girmek mümkün olabiliyor. Olmuyor ise içeceği suya veya duruma göre yiyeceğine Reiki yükleyebilirsiniz yine aile üyelerinin ve çocuğun rızası ile.

Tabii bir de ailenin enerji ihtiyacı çok yüksek olduğunda hastalar/ çocuklar kendilerinden vererek aileyi besliyorlar. Onları beslerken kendileri tükeniyorlar. Bu durumda anneyi, babayı veya enerji ihtiyacı yüksek olan yakınındaki kişiyi doldurmamız hastanın/çocuğun şifa bulmasına destek verecektir.

Umuyorum bu notlar size benzer vakalar ve durumlar için destek versin.

Yaradan'ın desteği ihtiyacı olanların hep yanında olsun.
Saygı ve sevgilerimle.
ZK


17 Kasım 2013 Pazar

Reiki ile İlerlemek İsteyenler için Paylaşımlar Başlıyor

Özellikle bu yılın Mayıs ayından beri Reiki öğrenmek, Reiki'yi seviyesini ilerletmek ve Reiki hocası olmak isteyen bir çok arkadaş, dost, öğrencim ile konuştum, bir çok istek geliyor.  Reiki ile ilerlemek isteyenler için bazı bilgilendirmeler yapma ihtiyacını hissediyorum.  Özellikle önümüzdeki 3-4 hafta boyunca gerek Facebook sayfamda (http://www.facebook.com/zeynepkocasinan) gerekse blog sayfalarımda Reiki ile ilerlemek isteyenler için Özellikle Reiki bilmeyenler, I. ve II. Seviyedekilerin ileri seviyeye geçişleri ve hocalık yolu için bazı öneriler de bulunacağım.
*
Reiki'yi öğretmek de öğrenmek de çok kolaydır.  Esas olan öğrendikten sonra yaşayacaklarımıza, yapacaklarımıza ve sorumluluklarımıza hakim olmak.  Yaradan'ın bize kullanmayı öğrenme imkanını sunduğu Reiki enerjisini doğru anlamak, doğru kullanmak.
Ateş gibi, su gibi, hava gibi, gıda gibi.
Bir orkide ile bir futbol sahasının farklı miktarda suya ihtiyacı olduğunu anlamak, fark etmek kolay.  Enerji ile çalışırken, özellikle Reiki II seviyesinde ve üstünde herşey bu kadar net ve açık olmayabiliyor.  Bir futbol sahasını sulayacak kadar suya sahip olmak zor değil Reiki enerjisi anlamında.  Önemli olan saksıdaki menekşeye su verirken suyun miktarını doğru ayarlamak.  Tabii, tüm aşamalarda doğru ve sağlam niyetlerimizle her zaman korunduğumuzu bilerek.

*
Önümüzdeki haftalarda bilmeden yapamayacağımıza ve ilerleyemeyeceğimize inandığım noktaları vurgulayacağım.  Facebook'tan ve www.zeynepkocasinan.com kanalı ile bloglarımdan takip edebilirsiniz. Arzu edenlerin Reiki'ye özüne uygun olarak kullanma yollarının açılması dileği ile.
*
Birinci aşama niyet.  Niyeti keşfetmek için bir alt çalışma yaparak başlayacağız. Kendinize bir defter seçin ve bugün aşağıdaki şu sorulara yanıt vererek başlayın.  Yanıtlarınızı zamanı gelince soracağım ve üzerinden geçeceğiz:
1- Reiki sizce nedir?
2- Niye Reiki öğrenmek/daha ileri seviyede öğrenmek istiyorsunuz?
3- Reiki ile yapmak istedikleriniz neler?
Ve Su için. :) Su içmeden Reiki olmuyor. Ne tam yapılabiliyor, ne tam alınabiliyor.
*
Bu çalışmanın sizleri Reiki ile sonraki aşamalarınıza taşımasını ve yolunuzu açmasını niyet ediyorum.
Tekrar görüşmek üzere.
Saygı ve sevgiler.
ZK