İnternet Sitesi

www.zeynepkocasinan.com
iyileşme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iyileşme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Kasım 2014 Cumartesi

Reiki ile Sorunları Bulmak

Reiki ve benzeri enerji teknikleri ile çalışmalarda başarıda en kritik nokta sorunun, problemin, problem olarak adlandırdığımız olayın kaynağını bulabilmektir. Reiki veya tamamlayıcı tıp tekniklerini kullanırken doğru evet biz teşhis koymayız, Hastalıkları bilebileceğimiz veya iyileştireceğimiz ile ilgili bir iddiamız yoktur ve olamaz. Yol bu değil. Bununla birlikte, bizden destek isteyenlere destek olabilmek için olayları anlamamız gerekir. Bizim hedefimiz bizi engelleyen, tutan, yoran, kimi zaman hasta eden, neredeyse yıkan şikayetlerin enerjisel nedenlerini bulmak, anlamak, nasıl yapabileceğimizi bularak açmaktır.

Bu nedenleri bulmak her zaman kolay değil. Yaşam ve tecrübelerimiz, yaptığımız çalışmalar bize sormamız gereken soruları, bakmamız gereken yerleri ve alanları öğretiyor. Bizden önce bu yoldan yürümüş olan hocalarımız, kimi vakalarda öğrencilerimiz, tecrübelerinin aktarımları ile ihtimalleri taramamızı kolaylaştırıyor. O nedenle hep paylaşmaya çalıştığım gibi Reiki kuvvetinizi arttırmanın yolu Reiki'yi kullanmaktır. Deneyeceksiniz, kullanacaksınız, keşfedeceksiniz. Tabii ki sorumlulukla ve haddimizi bilerek bunu yapacağız. Zaten Reiki'yi öğrenme ve Reiki'de ilerleme süreci bu haddini bilme, ne yapacağını ve neye karışmamak gerektiğini bilme, kabul etmek sürecidir. Reiki kuvvetinizi arttırmanın yolu fırsat oldukça, fırsat bularak, farklı durumlarda, tabii ki rıza alarak, enerjiyi kullanmaktır. Yine de itiraf etmeliyim, her zaman kolay değil.

Ve işin en zorlu kısmı bu neden veya nedenleri bulmaktır. Nedeni bulduktan sonra ne yapacağımızı bulmak çok çok daha kolaydır.

İnandığımız yola göre bir kişi hasta ise, komada ise, kaza geçirdi ise, mutsuz ise, işlerinde bir sıkıntı var ise, kilolu ise, zayıf ise, başarılı ise, değilse, bunların hepsinin bir nedeni var. Herşeyin bir nedeni var. Peki, herşeyin bir nedeni var ise, bu durumlar karşısında biz ne yapacağız? Öncelikle karışmamız gerekip gerekmediğine bakacağız. Yani, bu durum değişmesi için bir şey yapmamız gereken bir durum mu? Bunun için mi karşımıza çıktı? Yanıta göre gereğini yerine getireceğiz.

Ya da olaylar karşısında kişinin gücünü mü yükseltmeliyiz, buna mı odaklanmalıyız? Bu güç duyguları ve şartları kendiliğinden mi değiştirsin?

Reiki ve enerji çalışmalarının prensipleri çok basittir aslında. Yüksek frekanslı enerjiyi yüklemek ve böylelikle kişinin enerji alanının dolmasına, temizlenmesine ve varsa etkilerin, izlerin, yüklerin atılmasına ve açılmasına fırsat vermek. Temel prensip budur ve Reiki bunu her verişte ve alışta yapar. O nedenle Reiki ile yaşamı açmak için engelleri, sorunları, problemlerin ne olduğu bilmeye esasında gerek yoktur. Reiki vermek yeterlidir. Düzenli olarak Reiki vermek yeterlidir. Er ya da geç sorun açılır.

Sadece süreci hızlandırmak istiyorsak, hızlandırmak gerekiyorsa, geçen zamana tahammül farklı nedenlerle az ise, işte o zaman Reiki ile Reiki'ye yol açmak adına, engelleyen, tutan, zarar veren enerjini, etkinin ne olduğu bulmak gerekir. Hızla açmak için ne olduğunu bulmak, bilmek gerekir.

Bulmayı, bilmeyi nasıl öğreneceğiz? İşte, Reiki ile ilerlemenin anahtarlarından biri de burada. Öncelikle size önerilen şekillerde kullanacaksınız. Kullanırken size gelen düşüncelere, duygulara, ve varsa görüntü ve izlenimlere dikkat edecek, fark edeceksiniz. Reiki verirken neler hissettiniz, aklınıza neler geldi, aklınıza gelenler Reiki verdiğiniz kişi ile mi ilgili, sizinle mi? Ve bu bilgiler ile neler yapmanız mümkün?

Sorular soruyorum değil mi? Siz de bunu yapacaksınız. Sorular soracaksınız ve yanıtları bekleyeceksiniz. Alacağınız bilgileri ve yanıtları bütünün hayrı için, insanların hayrı için kullanacaksanız bilgiler gelecek. Merakınız için değil faydalı olmak için sorduğunuzda yanıtlar gelecek. Geliyor. Bazen hemen geliyor. Bazense sabırla denemek, yapmak, sormak gerekiyor.

Sabır ve kuvvetle yolunuz hep keyifli ve açık olsun.


1 Aralık 2013 Pazar

Ağır Bir Hastalık Geçiren Çocuğa Reiki Göndermeniz İstenirse...

Dün akşam Reiki bilen dostlarımdan biri Facebook Reiki gruplarımızdan birine hasta olan bir çocuk için, annesinden izin aldığını belirterek bir Reiki gönderme davetinde, isteğinde bulunmuş. Bu vesile ile Reiki'nin böyle durumlarda kullanımı, II. ve üzeri seviyedeki kullanımları için bazı bilgileri paylaşmak isterim.

Başka bir kişiye uzaktan Reiki gönderme çağrısı geldiğinde neler yapmak gerekir?

Bu geniş bir konu. Ağır bir tedavi görmekte olduğu belirtilen çocuğuna Reiki göndermeye davet eden mesajı okuyunca, enerji olarak çocuğa ve duruma bakınca, ilerlemeden önce hangi bilgilere ihtiyaç duydum, bunları aktarmak isterim.

Aklıma, yüreğime hemen düşen sorular, konular şöyleydi:

1- Reiki desteği almasını arkadaşımız mı önermişti, yoksa rızası alındığı belirtilen annenin Reiki ile ön bilgisi var mıydı, kendisi mi istemişti, önerilmiş miydi? Reiki enerjisi hakkında bilgisi var mıydı, bu bilgi verilmiş miydi, nasıl verilmişti? Yaptığımızın ne olduğunu net ifade etmek aldığımız rıza açısından önemli. Bir faydalı olacağına inanıyoruz diye bilerek eksik bilgi veriyor muyuz? Bunun örneğini çok gördüm ve buna dikkat etmenin çok ama çok önemli olduğuna inanıyorum. Benim Reiki'nin iyi geleceğine inanmam bir başlangıç noktasıdır. Reiki vermeyi teklif etmek için, ancak ötesi benim kararım değildir ve olmamalıdır.
Tam olarak nasıl bir istek ve nasıl bir rıza alınmıştı? Anne kanalı ile geliyordu, enerji gönderilmesi istenilen kişi rahatsızlık geçirdiği belirtilen bir çocuk olduğu için bu detay önemli gelmişti.

2- Çocuğun yaşını, bildikleri kadarı ile çocuğun yaşam detaylarını sormak geldi: Hastalık ne zaman başlamıştı? Nasıl tespit olmuştu? Ne kadar zamandır tedavi görüyordu ve ne kadar zamandır hangi hastane ya da tedavi merkezlerinde bulunmuştu? Enerji gönderilmesi gereken yerler şu andan öte, geçmişte yer alabilir. Şu ana enerji göndermekte zorlanıyorsak, akış müsaade etmiyorsa, göndermemiz gereken yer var mı, başka bir yer mi diye sormak ve o yeri aramak gerekiyor. Gelecek bilgiler bu yolu açar, kolaylaştırır Yapmamız gerekeni anlamamızı sağlar.

3- Anne ve Babası ile ilgili bilgi gerektiğini hissettim. Çocuğa bakan başka aile üyeleri var mıydı, varsa yakınlıkları neydi?
Çocuğun aile bağları ile bağlı olduğu insanlar ve fiziksel olarak yakınında olan insanlar onun enerji alanını etkiler.

Reiki'nin 1. seviyesi, yani dokunarak Reiki vermek, özellikle bu gibi hastalıklarda Reiki'yi vermenin en güvenli yoludur. O nedenle bu gibi durumlarda mümkünse hastalara, çocuklara dokunarak Reiki vermenizi öneririm. Bir hasta ziyareti çerçevesinde, tabii ki aileden ve yerine göre çocuktan da izin alarak, bedeninin herhangi bir yerine, örneğin dizine veya ayak bileğine bir eliniz ile dokunarak Reiki verebilirsiniz. Çocuk Reiki akışını hissediyor olacak, bana ne oluyor diye endişe duymaması için ne yaptığınızı paylaşmanızı öneririm. Çocuğun/hastanın endişe duymaması için yapmanız gerekeni yapın.

Doktor arkadaşlarım bana tıptaki temel bir prensipten bahsederler. "Zarar verme." Biz doktor değiliz, sağlık personeli değiliz, kimseyi iyileştirmek gibi bir iddiamız yok ve olamaz. Biz Reiki enerjisi ile bir anlamda kişinin bedeninin kendi iyileşme sürecini yaşayabilmesi, gücünü bulabilmesi için bir destek veriyoruz. Zarar verme mesajı yaşamın her anı için önemli bir mesaj.

Hastalıklarda Reiki'yi nereye, ne kadar göndereceğimiz, neye, kime destek olacağımızı net hissetmeye özen göstermenizi öneririm. Emin olamıyorsanız ve uzaktan Reiki göndermek istiyorsanız, sadece o kişinin yanına ihtiyacı olursa ve seçerse kullanması niyeti ile uzaktan Reiki gönderebilirsiniz. Kullanılmazsa size geri dönmesi niyet ile

Ya da dokunarak Reiki verin. Temel bilgiye dönün.

Her zaman en güvenli Reiki verme şekli Reiki'nin I. seviye uyumlaması ile öğrendiğimiz dokunarak Reiki vermektir.

Akışa teslim olmak yapmamız gerekenin ötesinde bir zorlamayı ve zorlanmayı önler. Elle dokunarak Reiki'de hata olmaz. Yeter ki niyetiniz ile Yaradan'ın rızası ile bütünün hayrı ve o kişinin hayrı ile Reiki yapmaya niyetlenin. Yeter ki durmanız gerektiği zamanı dinleyin. Zaten uyumlayı alır almaz Reiki öğrenmiş olan hepinizin muhtemelen çok defa deneyimlediği gibi bu his ve bilgi her zaman vardır, her zaman gelir, her zaman hissederiz. Yeter ki, çok yardımcı olmam lazım diyerek bu bilgiyi ihmal etmeyin. Fark edin.

Bazen öğrencilerim paylaşır, "Çok hastaydı, en az bir saat Reiki vermem lazım diye düşündüm." Bu olmaz. Böyle bir şeyi ezbere bilemeyiz. Belki üç dakika, belki 60 saniye, belki 60 dakika Reiki vermeniz uygun. Buna her defasında duruma göre karar vereceksiniz. Bazen iki dakika Reiki veririm diye başlayacaksınız, yirmibeş dakika ellerinizi adeta kıpırdatamayacaksınız. Ve zaten siz de devam etmeniz gerektiğini bileceksiniz. Reiki'yi vermenin yolu budur. Kullanarak. Sınırları keşfederek. Saygıyla, hürmetle. Rıza ile ve gücün bize ait olmadığını bilerek, hep hatırlayarak.

O nedenle Reiki I ile, dokunarak Reiki vererek bu sınırları iyi bilenler, Reiki II'yi hakkı ile ve çok daha yerinde kullanabiliyorlar.

Belki hatırlatmaya hiç gerek yok, dokunmak mümkün olmadığında ellerimizi bedenin birkaç cm üzerinde tutarak da Reiki verebiliriz.

Ağır tedavi gören, yoğun bakımlardaki veya bağışıklık sistemi ile sorun yaşayan hastaların yanına maske ve gerekli hijyen önlemlerini alarak ailenin rızası ile girmek mümkün olabiliyor. Olmuyor ise içeceği suya veya duruma göre yiyeceğine Reiki yükleyebilirsiniz yine aile üyelerinin ve çocuğun rızası ile.

Tabii bir de ailenin enerji ihtiyacı çok yüksek olduğunda hastalar/ çocuklar kendilerinden vererek aileyi besliyorlar. Onları beslerken kendileri tükeniyorlar. Bu durumda anneyi, babayı veya enerji ihtiyacı yüksek olan yakınındaki kişiyi doldurmamız hastanın/çocuğun şifa bulmasına destek verecektir.

Umuyorum bu notlar size benzer vakalar ve durumlar için destek versin.

Yaradan'ın desteği ihtiyacı olanların hep yanında olsun.
Saygı ve sevgilerimle.
ZK


22 Kasım 2013 Cuma

Reiki'ye Dair Paylaşımlar - 2


Reiki'yi öğrendiniz ve kullanmak istiyorsunuz diyelim. Kendinize Reiki veriyorsunuz ve bu size tam yetmiyor. Ki yetmemesi de çok doğal çünkü Reiki'nin sizin kanalınız ile tam olarak hayat bulması kendiniz kadar başkalarına da enerjiyi vermeyi içerir.

Peki, vermek istiyorsunuz ama almak isteyen var mı? Özellikle ailenizde, çevrenizde Reiki'yi daha önceden bilen ve kullanan yoksa çevrenizdekiler Reiki vermenizi istemeyebilir, kabul etmeyebilir. Bunu da çok doğal karşılamak lazım. Tamamlayıcı tıp metotları, Reiki ve benzeri enerji çalışmaları hakkında o kadar farklı uygulamalar var ki güvenilebilir birşey olduğunu, bir yanıltmaca olmadığını nereden bilecekler? "Bari sen bunlara inanma, bunlardan medet umma," diyenler çok olacaktır. Haklılar, çünkü bilmiyorlar. Reiki nedir bilmiyorlar. Hiç Reiki enerjisi almadılar, yaşamadılar, etkisini bilmiyorlar. Ve esasında Reiki'den hiçbir zaman bir şeyler beklemediğimizi, ummadığımızı bilmiyorlar. Sizinle görebilir ve öğrenebilirler. O nedenle ne yapıyorsak önce kendimize uygulamamız önemli. Biz denemeliyiz, sorgulamalıyız, sorularımızın yanıtlarını almalıyız. En doğru, en sağlam yol bu. Ben buna inanıyorum.

"Teklif var ısrar yok," diye tarif ederim. Başka birine Reiki vermek içinizden geliyorsa, o insanın Reiki'den fayda görebileceğini hissediyorsanız, Reiki vermeyi teklif edin. Teklif etmek sizin bir nevi göreviniz. Siz söylemezseniz nereden bilecekler. İçinizden, yüreğinizden geliyorsa. Ama ısrar etmek yok. Lütfen buna dikkat edin. Seçim sizin değil, onların.

Kendimi geliştirmem lazım, başkalarına Reiki vermem lazım diye çevrenizdekileri zorlamayın. Reiki kuvveti bu şekilde gelişmez. Enerji vermeniz gereken yerleri keşfedip vererek gelişir. Benim yıllarca sadece kendisine Reiki veren öğrencilerim oldu. Çünkü ihtiyaçları kendilerini doldurmaktı ve bunu hissediyorlardı. Reiki ilk öğrendiği günden itibaren başkalarına Reiki veren öğrencilerim de oldu, birinci seviyenin iki uyumlaması arasında onlarca kişiye Reiki veren de. Ben birinci seviyede yabancılara ya da az tanıdığımız kişilere hemen Reiki vermeyi önermem. Ama o kişinin yolunda vardı ki ve bunu o da hissetti ki bunları yaşadı.

Doğru, yanlış yok. Reiki'de kesin kurallar, kalıplar yok. Olamaz da. Reiki'nin temel prensipleri var, denenmişliklerden gelen önerilerim var. Esas olan yüreğin, kalbin, ruhun, aklın sesini birleştiren yanıtları bularak hareket etmek. O birlik hissi ile bir karar alıyorsanız yaşam açılıyor zaten.

Şunu sorabilirsiniz, dileyebilirsiniz: Benim yardım edebileceğim kişilere nasıl ulaşabilirim, benim Reiki ile destek verebileceğim insanlara ulaşma yolum açılsın, açık olsun.

Bu nedenle Reiki'yi öncelikle kendimiz için kullanmamız başkalarına yardım etme gücümüz adına önemli. Ben faydalarını görmeliyim, yaşamalıyım, ve ancak ondan sonra başkasına gerçekten destek olabilirim.

Sorular en kıymetli aracımız. Kendinize sorun, "Bugün Reiki'yi nasıl kullanmam gerekiyor?" Yanıt gelecektir.

Sevgi, neşe, bereket dolu günler sizinle olsun.

1 Temmuz 2013 Pazartesi

Karpal Tünel için...

Bilgisayarların yaşamımıza yoğun olarak girdiği yeni yaşamda bir çok insan Carpal Tunnel Syndrome/Karpal Tünel Sendromu sorununu yaşıyor. 

Fiziksel nedeni üzerinde daha çok durulan bu rahatsızlık için Louise Hay zihinsel nedenlerine dikkatimizi çekerek, nedenin "Yaşamın adaletsizliğine duyulan öfke," olabileceğini hatırlatıyor.

Şifalandırmak adına şu olumlamaları kullanmamızı öneriyor:

"Neşeli ve mutlu bir yaşam yaratacağım. Huzur doluyum."


*

31 Ocak 2013 Perşembe

"Reiki'yi Yaşıyorum" e-kitap olarak yayında...

"Reiki'yi Yaşıyorum" adlı kitabım e-kitap olarak yayında.

Keyifle okumanız ve sizi Reiki'nin gücü ile buluşturmaya destek vermesi dileğiyle.

Sağlık, sevgi, bereket ve mutluluk dolu günler sizinle olsun.

Saygı ve sevgilerimle.


D&R www.dr.com.tr Link'i:
http://www.dr.com.tr/Kitap/Reikiyi-Yasiyorum/Zeynep-Kocasinan/Egitim-Basvuru/Kisisel-Gelisim/urunno=0000000298104


ZK


10 Ağustos 2009 Pazartesi

Sen Mor Bir Domuz musun?


Amerikalı yazar ve eğitmen Louise Hay’in düşüncelerimizin sağlığımız üzerindeki etkileri üzerine çok sayıda kitabı var. Dünyada bu konuların öncülerinden. Hala yazmaya, konferanslar vermeye devam ediyor.


Louise Hay diyor ki: “Biz müsaade ettiğimiz için düşüncelerin üzerimizde gücü vardır. Kendimizi kabul etmek başkalarının yargılarını üstümüze alınmamaktır. Kelimelerin tek başına bir anlamı yoktur. Onlara biz anlam veririz. Bizi besleyen ve destekleyen düşünceleri düşünmeyi seçelim.”


Güzel bir örnek veriyor Hay. “Ben size ‘Sen mor bir domuzsun’ desem ya bana gülüp geçersiniz, ya sinir olursunuz ya da deli olduğumu düşünürsünüz. Ama söylediğimin doğru olduğuna inanma ihtimaliniz çok düşüktür. Bizim duyduklarımızdan kendimize dair inanmayı seçtiklerimizin büyük bir kısmı bu cümleden daha fazla doğru değil.”


Doğduğumuz andan itibaren daimi olarak bir şeyler duyuyoruz. Küçük yaşlarımızda duyduklarımızın neredeyse tamamını doğru olarak alıp bilincimize ve bilinçaltımıza kayıt ediyoruz. Yaşlarımız ilerledikçe bilinçli olarak duyduklarımızı kabul edip etmeme farkındalığına ulaşabiliyoruz. Ama her zaman değil. Sözlerin üzerimizdeki gücünün farkında olmuyoruz.


Louise Hay diyor ki: “Kendimiz ile ilgili ‘yanlış’ olduğunu düşündüğümüz şeyler çoğu zaman bizi biz yapan bireysel özelliklerimiz.


Tamam, etrafımdakilerin sözlerine dikkat edeyim ve ciddiye almayayım, ama bu o kadar kolay olmuyor. Ne yapabilirim? Louise Hay dünyada bu konuda gerçekten bir çığır açtı – olumlamaların olumsuz düşünce ve inanç kalıplarımızı değiştirmek konusundaki etkilerini gösterdi. “Kendimi olduğum gibi seviyor ve onaylıyorum” olumlaması, veya diğer bir adı ile onaylaması, gerçekten çok etkili. Louise Hay bu cümleyi, ya da kısaltılmış şekli “Kendimi onaylıyorum” cümlesini bir ay boyunca günde üç yüz dört yüz defa tekrar etmeyi öneriyor. Bu sayede kendimizi kabul etmediğimiz tüm noktaların biz bu kelimeleri söyledikçe ortaya çıkacağını ve bunun derinlerdeki yaraları ve yararsız inançları temizleyeceğini söylüyor.


Aklınıza neden kendinizi kabul etmemeniz, neden onaylamamanız gerektiğine dair birçok düşünce gelecek,” diyor Hay. “Ben başarılı değilim… Bu aptalca… Bunun işe yarayacağını düşünmek aptalca… Ben neyi iyi yapabiliyorum ki… Bunların geçip gitmesine müsaade edin. Bu gelen düşüncelere ‘Sizi serbest bırakıyorum, kendimi onaylıyorum,’ deyin. Onlar sadece direnç düşünceleri ve sizin üzerinizde güçleri yok.


Her fırsatta Louise Hay’den ve dünyaya düşüncelerin ve özellikle de sözün gücü üzerine hatırlattıklarından bahsetmeyi görev biliyorum. O kadar önemli ki. Onun kitaplarını onlarca defa okumuşumdur, ve her defasında yeni bir şeyler dikkatimi çekiyor. Her defasında daha önce farkına varmadığım bilgiler alıyorum. Her geçen gün olumlu sözler ve sözcüklerle yaşamanın önemini biraz daha çok kavrıyorum.


Zihnin bizim bir aracımız olduğunu hatırlayalım istiyorum. Bize ait ama bizi kontrol eden değil bizim kontrolümüzde bir araç olduğunu.


Ve bazen iyileşme yolunda yürümeye başladığımızda, her şey düzelmeye başlayacağına bazen sanki daha da karışmış gibi görünür. İlişkilerimizin daha iyi gitmesini isterken daha çok kavga etmeye başlarız. Kendimizi bolluk ve berekete açalım derken cüzdanımız çalınıverir. Bunları doğru değerlendirmemizi öneriyor Hay. Öncelikle arzularımızı bize getirecek olan farkındalığa varabilmek için üstünün açılması gereken farkında olmadığımız olumsuz kalıplarımız olabilir.


Zihnimizde ve sözlerimizde olumlu olmaya gayret ettikçe – bazen kısa süreli olumsuz görünen olaylar ile – yolumuz açılmaktadır. Veya Hay’in ifade ettiği gibi, dibi yanmış bir tencereyi temizlemeye başladığımızda olduğu gibi suyu, sabunu koyup tencerenin dibini ovalamaya başladığımızda tencerenin içindeki su baştaki halinden çok daha kötü görünür, hatta berbat bir haldedir. Bu kısa süreli bulanıklık tencerenin tertemiz olması için ödenen kısa süreli bir bedeldir.


Sağlık ve sevgi dolu günler sizinle olsun.


Sevgilerimle.

20 Mayıs 2009 Çarşamba

Kaderimiz Hücrelerimizde Yazılan Hikayelerimizde mi?




Bioenerji ve Reiki Üstadı Moshe Abudaram ile farklı bir röportajı paylaşmak istiyorum.
Yine farklı konuları farklı bakış açıları ile ele almak üzere...


*

Zeynep Kocasinan: Hocam bir röportaj daha yapmak üzere zaman ayırdığınız için öncelikle teşekkür etmek istiyorum. Sizin tecrübe ve değerlendirmelerinizden ben hep çok faydalandım. Bu röportaj ile deneyimlerinizi ve düşüncelerinizi biraz daha paylaşmaya aracı olabilmeyi diliyorum.

Moshe Abudaram: Tek başına bir kelime var: Niyet.

Her şey niyet işe başlıyor Zeynep. Sağlam bir niyet her zaman sağlam bir başlangıç noktasıdır. Bir giysi koleksiyonundan neden bazıları sizi çekiyor? Sizi ne çekiyor?

Dualarda da öyle. Dua ettiğimde niyetim duada değilse, o dua ne kadar yerine ulaşıyor? … Ve bir yandan da niyetimiz ile istediğimiz şey, o yer ve zamana uygun ise oluyor. … Neden o seçtiğimiz resmi, bluzu veya kitabı alıyoruz? Bizi ne çekiyor? Oradaki enerji bizi çağırıyor – bağlanıyor.

İsteklerimizden bahsediyorum. Sınırlı olarak istiyoruz; özgürce değil. Mesela meslek seçimi – bildiğimiz şeylerin arasından istiyoruz. Bildiğimiz, müsaade ettiğimiz dünya kısıtlı ise, yaşamda kısıtlı kalıyor. Biz yaşamda sınırların içinde kısılıp kalıyoruz.

Ve büyüdükçe hayal dünyamız giderek kısılıyor. Beş yaşında neler istedim?

Her çocuğun hayali var. Kendi kendisiyle konuşuyor. Bunu anne baba duyarsa korkar bazen . “Odama kocaman pembe, ya da mavi bir ayı geldi, konuştum, ” diyebilir mesela çocuk. Anne sorsun: “O ne dedi? Sen ne dedin?” Bunu olumlu bir şey olarak karşılamak lazım. O zaman yaşamdaki hikâyeler büyüyünce de devam eder. Geniş düşünce dünyası olan, farklı yönleri görebilen yetenekli insanlar çıkar. Anne “Sus, yok öyle şeyler, ” derse, çocuk korku ile kendisini iptal eder. Bu anne babasında hissederek yaşamayı öğrendiği korku.

ZK: Ana baba olarak sözlerin etkisinin tam farkında olmak ne kadar mümkün? Korkulardan bahsediyorsunuz. Bu oldukça derin bir konu.

MA: Söz dedin; sözün etkisine bakalım. Emoto’nun çalışması muhteşem. Aynı kaynaktan alınan suya “aptal” diyorum ve “teşekkür ediyorum” diyorum. Mikroskop altında su birincisinde bulanık bir form alıyor. Teşekkür kelimesi ile mükemmel kristal oluşturuyor. Su sözü anlıyor, niyeti anlıyor, ve buna bir reaksiyon veriyor – olumlu veya olumsuz. Masaru Emoto’nu bu çalışması ile ilgili kitapları var. Net olarak izah ediyor. Peki, bizim vücudumuzun %60-70’i su. Bize ne oluyor o zaman?

Motivasyonu yükselten ve düşüren ne? “Bak komşunun çocuğu ne güzel başarıyor” veya “Senden adam olmaz” denildiğinde neler oluyor?

Örneğin sömester karneleri neyi anlatıyor? Çocuk öğretmeni mutlu etmek için uğraşıyor. “İsterse elinden daha da iyisi gelebilir, ” diyor öğretmen. “İsterse başarılı olabilir, ” diyor. Bu söz motivasyon yaratmıyor. Çocuk “yaptığımın sonucu buysa denemeyeyim” diye düşünüyor.

Daha kelimesi bir yerde takıyor insanı. Hepimiz yarışa çıktığımızda bir terslik oluyor. Hepimizin ayrı bir kaabiliyeti var esasında. Aynı şey olamayız. Çocuğumuzun 1. olmasını istiyoruz. Sınıf 40 kişi. Kaç kişi birinci olabilir? Çocuk dersten not olarak 8 alıyor ve anne babaya 8 yetmiyor. 10 olmazsa yetmiyor. Oysa başarıyı ne ölçüyor? Belki başka konuda başarılıyız, veya belki çekindim derste soramadım, ve anlamadığım konular oldu. Bu nedenle başaramadım.

Kendi motivasyonumu yitirmişim, beklentiler büyük, hayal et…

ZK: Bu anlattıklarınız okul yıllarımı düşündürdü. Bana “Ders çalış, şu notu al bu notu al” diye bir ailem olmadı. Hatta daha çok “Bu kadar çalışmana gerek yok, ” dediklerini hatırlıyorum. Ama ben de danışanlarım ile çalışmalarımda ve koçluk çalışmalarımda ailenin baskısı altında olan çocuklar görüyorum. Bazen de kendi öğrencilik yıllarımda yaşadığım gibi çocuğun ailesinden kaynaklanmayan, belki çevreden, basından gözlemleyerek kendi kendine oluşturduğu baskılar var.

MA: Gel bir örneğe bakalım. Bir ailenin 2 çocuğu var. Biri okulda başarılı ve imtihanda en iyi okula girdi. Diğeri giremedi. O sınavı geçemedi diye olumsuz mu oldu? Yaramaz demek işe yaramaz demek oluyor. Bir çocuğa afacan demek başka bir şey.

2 çocuktan bahsediyorduk. Biri başarılı, diğeri sınavı geçemedi. Biri övülüyor, diğeri ne oluyor?

Bir yandan anne diplomayı göstermek istiyor. Komşulara, teyzelere göstermek istiyor. Sınavı geçemeyenden bahsederken “Tabii o da iyi ama....” diye konuşmalar yapışıyor.

Sonra bakıyorsun diploma almayan hayatta daha başarılı oluyor.

Başarı karnede hep 10 aldı mı demek?

Ezberleyen başarılı, ezberleyemeyen başarısız mı demek?

Kalıba giren, annesinin babasının sözünden çıkmayan başarılı mı demek?

Kalıplardan çıkmak isteyen yaramaz ve başarısız mı oluyor?



Çocuk odasını düzeltmedi diye ne kıyametler kopuyor ailelerde. Komşu ne diyecek? Sanki komşunun çocuğu gerçekten toplu. “Hadi odanı topla”. “İstemiyorum.” “Topla, bak yoksa…” İki tarafı da mutlu etmeyecek ve sonuç getirmeyecek diyaloglar bunlar.

Kaygı varsa, senin kaygın var mıydı bilmiyorum, ama bir kıyaslama söz konusudur. Ya ailenin ya da çevrenin.

ZK: Sanırım başarıdan keyif alma noktası daha fazla iyi benim yaşadıklarımda. Yani beni engelleyen kaygılarım olmadı. Belki yordu. Ailem de kaygı doğuracak şeyler yapmadılar galiba.

MA: “Koşma düşersin” diyoruz ve nasıl da yaratıyoruz düşüncelerimiz ile. Ve gerçekten düşer o çocuk. Neden yaratıyorsun bu düşünceyi? Yüzüstü bam diye düşer gerçekten. Nasıl bir şey oluyor bu? Düşünceler ile neler yaratıyoruz? Yaşamın her alanında?



Kuantum fiziği ve deneyleri hakkında birçok kitap yazıldı. Bunlar enteresan.

Ben de bir deneyi paylaşmak istiyorum. Bir deney için bir insanı aldılar. Ve ağzından, balgamdan beyaz hücre aldılar ve tüp içinde monitör sistemine bağladılar. Ve adamı da başka bir yere aldılar ve onu da monitör sistemine bağladılar. Korku filmi seyrettirdiler. Adamın o filmi seyrederken yaşadığı heyecan monitörde kendini belirle şekilde gösteriyor. Ayrı bir mekânda olan hücreye bakıldığında, aynı frekanslar hücrenin bağlı olduğu monitörlerde de görünüyor – hem de korku filmine seçilen insanın verdiği reaksiyonlar ile tam eş zamanlı olarak. Yani hücre fiziken ayrılmış olsa da bedenin yaşadıklarını hissetmeye devam ediyor. Biliyor.

ZK: Bruce Lipton’un çalışmalarına gitti aklım. Hücrenin hafızası ve zekâsı ile ilgili.

MA: Evet herkesin okumasını öneririm. Yaşama bakış açımız her yönden genişliyor ve değişiyor.

Ve bazen korkular öbür hayatlarımızdan gelir. Aklıma bir kadın geliyor. Boğazına kadar teni pembe renkte, boğazdan yukarı bembeyaz.

Bu anlatacağım olayda yaptığım şeye hipnoz demek istemiyorum. Hipnoz değil yaptığım. Nasıl diyelim buna? Seans, bir nevi farklı bir meditasyon ile yapılan bir enerji çalışması diyelim. Hipnozda kişiyi bitince uyandırmak gerekiyor, bunda uyandırmak gerekmiyor.

Ve bu kadını geriye aldım. Neden bu hale geldiğini – 4-5 yaşına aldım hatırladığım kadarı ile. Ve enteresan bu kadın - tesadüf dediğimiz şey – radyoda bir programa konuk olarak çıkmıştı. Programı dinlerken hanımın sesi bana çok tuhaf geldi, frekansında beni çok rahatsız eden bir şey vardı. Programı dinlemeye devam ettim. Sanki ciyak ciyak bağırıyordu. Sonuna kadar dinledim. Yaptığı şeyleri anlatıyordu, oldukça da bilgili ve tecrübeli bir hanımdı ama sesinde büyük bir terslik vardı. Programın sonunda hanımın telefon numarasını verdiler, yazdım.

Ve ertesi gün telefon ile aradım, “Sizi görmek isterim, ” dedim. Neden aradım bilmiyorum. Ancak hanımı görünce anladım. Kafası, yüzü ile bedeni arasında çok biraz renk farkını gördüm. Sanki baş kesilmiş ve başka bir baş takılmıştı.

Bir çalışma yaptık, meditasyonla başladık ve 4-5 yaşlarına götürdüm. Sordum “Sıkıntın var mı?” “Aile bireylerinden biriyle? Annenle? Seviliyor musun, sevilmiyor musun?” Problem kaynağı annesi görünüyordu.

O zaman o hanımı meditasyonda kendi annesinin yerine koydum. Onu annesi olarak annesinin 5 yaşına götürdüm. Orada annenin kendi annesi, yani hanımın anneannesi ile, problemi olduğunu gördüm. Bu defa o hanıma anneannesinin kılıfını giydirdim. Anneannesi 5 yaşında.

“Anneannen 5 yaşında” dediğim anda hanım bağırmaya başladı. “Evde dedemleyim, yalnızım” diye anneannesi olarak anlatmaya başladı. Anneannenin 5 yaşındayken kendi dedesi ile olduğu noktadan bahsediyoruz. “Dedemleyim. Dedem beni ağzım ile istemediğim şeyleri yapmaya zorluyor. Ne yapacağımı bilemiyorum…” Derin bir travma yaşanmış, ve çocuk olayı yaşayan bedenin baş kısmı ile bağlantısını koparıyor. O anda hemen bu yıllar önce yaşanmış olay ile ilgili formu değiştirmeye başladım.

Çalışmayı yaptığım hanımın gözleri yaş doldu. Boyunda kesilen pembe renk yavaş yavaş kafasına, yüzüne yansımaya başladı. Bembeyaz olan yüz ve kafa rengi kısa zamanda normale döndü. Anlatmak kolay, izah etmek biraz daha zor. O zamanki travma bugüne kadar nasıl geliyor?



O kadının çalışmasında hücrelerde taşınan travmayı çözdük. Anneanneden anneye, oradan kendisine. Bu nasıl taşındı bu üç nesil arasında? Enteresan değil mi?

Hücre ile insanın enerji alanları arasında bağ var. Anne ve çocuk arasında bağ var. O anneanne büyüdü ve çocuk doğurdu. O çocuk çocuk doğurdu. Torun ve anneanne aynı bedenin parçası. Önce yumurta vardı. Tek hücre vardı. Sonra anne karnında tek hücre bölünmeye başlıyor ve insan oluşuyor.



ZK: Oldukça kuvvetli bir örnek oldu bu. …

MA: Devam edelim. Her hücre neye bölüneceğini nasıl biliyor? Her hücrenin kendi bilgisi var. Biri karaciğer oluyor, diğeri akciğer veya mide. Vücut çok iyi bir eczacı, çok iyi bir doktor. Yediğimiz gıda ile berbat oluyoruz. Endüstriyel gıda diyoruz, rafta durması için hazırlanmış gıda. Evde yaptığımız mayonezi iki gün bıraksam yenmez. Markette rafta nasıl dayanıyor? Üreyen bakteriyi öldürüyor olmalı. Tabii herkesin evde mayonez yapacak vakti yok.

Bir örnek daha geldi aklıma. Bunu da paylaşmak istiyorum. Anne baba çocuk odasına dev peluş oyuncak alır koyarlar. Bunun öyle ters etkileri olabiliyor ki.

ZK: Bildiğimiz kumaş, hayvan şeklindeki oyuncaklardan bahsediyorsunuz değil mi? Çocuk olarak hepimizin böyle oyuncakları oluyor.

MA: Büyük olanlarından bahsediyorum. Bir çocuğa göre büyük olanlarından. Bir defasında 25-26 yaşlarında bir kız annesi ile bana geldi. Kızın korkuları var. Göz doktoru olmuş ama korkularından bir türlü kurtulamamış, ve yaşamını belli ki çok aksatıyor. Ve bana bile annesi getirdi, çalıştım. Geriye doğru problemin kaynağını araştırmak üzere bakmaya başladım. 3, 5 - 4 yaşlarında takıldı. Bunlar olurken annesi odada yanımızda oturuyor. Kız annesinin varlığı ile çalışmada güvende hissediyor.

Sordum “Ne oluyor 4 yaşında?”

Cevap vermeye başladı: “Odamdayım. Duvarda duvar boyunda dev bir kedi resmi var. Korkudan ölüyorum.” Kız bunları söylerken annesi sapsarı oldu. Kız devam etti “Ağzı o kadar büyük ki sanki beni yutacak.”

Kırmızı şapkalı kız hikâyesini hatırlar mısın Zeynep?

Biraz çalışmadan sonra o kalıbı değiştirdik, o görüntüyü ve korkulacak bir şey olmadığını fark ettirdik. Geçmişin izlerinden arındırdık. Yatarken bembeyaz olan yüze renk geldi. Cildin rengi sıkıntılar hakkında çok şey söylüyor.

Anne kediyi büyük olarak sevmişti. Ama çocuk aylarca, senelerce o kedi ile yaşadı, korkuyu içinde tuttu!

ZK: Çocuk zihni ile algılarımızın bizi nerelere taşındığını kestirmek mümkün mü diye düşünmeden edemiyorum siz anlattıkça. Sözün gücünün her an farkında olmak kolay değil.

MA: Sözün gücü kadar, neye kulak verdiğimiz de önemli. Neleri duymayı seçiyoruz? Her şey bir. Tüm bilgi her zaman her yer de var. Duyabilmek için duymayı istemek gerekiyor. Seçmek gerekiyor. Yani dünyada müzik kanalları yüzlerce. Örneğin İstanbul’da 100.6 radyo frekansında pop müzik çıkıyor, 88.2’de başka bir şey. Tüm bilgi var, her zaman, ve var olandan biz seçiyoruz.



Olaylara farklı açıdan, kuantum fiziği açısından bakmak da mümkün.

Newton fiziği gördüğümüz şeyler için doğru.

Ama ya fotonlar? Foton bakanın niyetine göre yapı değişikliği gösteriyor, dalga oluyor. Fotona bakanın niyetine göre aynı fotona bakan başkalarının gördükleri de değişiyor.

Niyetin gücü harekete nasıl geçiyor?

ZK: Konular konuştukça yenilerini getiriyor. Yerimiz daraldığı için iz sürmeye ileride devam etmek arzusu ile, son bir söz ile noktalamak için ne söylersiniz?

MA: Diyelim bakkala, markete gittim ve poğaça yapmak için un aldım. Koydum mutfağa, sonra aradan zaman geçti bir baktım ki yanında karıncalar. Tesadüf. … Çiftçi buğdayı ekti, biçti. Satıldı. Bakkala, markete kadar geldi. O un neler geçirdi?

Benim poğaça yapmak isteğim nereden geldi?

Benim o isteğim karıncanın açlığından olabilir mi?

Yaşamdaki tesadüfler halkalar değildir. Biz birbirini takip eden bir zincirin halkaları gibi görüyor olabiliriz. Ama bir dokuma kumaş gibi farklı yönlerde çift yönlü ipler, örgüler var. Tek yönlü değil. Sen sık sık Fethiye’ye gidiyorsun. Belki seni her gidişinde seni uçak götürüyor, ama esasında birçok farklı örgüler getiriyor. Farklı yönlere birçok halka.

ZK: Tekrar çok teşekkür ediyorum zaman ayırdığınız için.

MA: Sana da kolaylıklar dilerim. Niyetinin gücünün hep farkında ol.