İnternet Sitesi

www.zeynepkocasinan.com
gelecek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gelecek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Temmuz 2014 Pazartesi

Güneş Tutulması...

Her yeni günde bir karar anı vardır.

Bugün ne yapmayı seçeceğim?

Bugüne kadar kaçırdığım fırsatlara mı yanacağım?  Elimdekini alan, beni yaralayan, fırsatlarımı çalanlara kızmaya devam mı edeceğim?  Daha iyisi olabilir diye yakınmaya devam mı edeceğim?

Bugün ne yapmayı seçeceğim?

Babam ben doğduğumda benim şu anda olduğum yaşlardaymış.   Yeni bir canın mesuliyetini aldığı yaşlar benim bu yaşamı boşa mı harcadım diye sorguladığım yaşlar.

Bu yaşamda yapmak istediklerimi gerçekleştirmeye vaktim yetmeyeceği hissine kapılırım bazen. Bir korku alır beni. Bir panik hissi.  Bir atak gibi gelir ve beni sarar.  Bu hissin kaynağı benim düşüncelerim olabilir. Bu hissin kaynağı benim önümü kapatan başka bir enerjinin bende doğurduğu düşünceler, hisler olabilir. 
Yaşamımdaki her olumsuzluğun çıkış noktası benim zihnim olmayabilir.

Yine de her olumsuzluğu dağıtabilme gücü benim seçimlerimde.

Gerçekten üzerimize bazen öyle bir olumsuz enerji gelir ki kafamızı kaldıramayız.  Gün kapkara görünür. Herşey ama her şey karanlık görünür.  Güneş karanlık, dostlar karanlık, gün karanlık, gece zifiri. Böyle anlar var.  Varlar.  Bazen bir şey, bir enerji her şeyi bize karanlık gösterir.  Bazen o her neyse etrafımızdaki her şeyin enerjisini emer. O his gerçektir. Olay gerçektir. Yani bana “Zeynep çık bu olumsuz düşüncelerden,” derseniz, yapamam.  Yapamam. Yapacak enerjim yoktur.  Siz pırıl pırıl güneşi görünce bendeki güneş tutulmasını nasıl anlayacaksınız?  Güneş tutulmaları vardır.

Güneş tutulmaları vardır ve güneş tutulmalarının özelliği - sonsuza kadar sürmezler. Geçerler.  Sadece zifiri güneş tutulmalarında güneşin tekrar etrafı aydınlatacağını unuturuz bazen.  Karanlıkta geçen günler güneşin doğacağını bize unutturur. Hatırlamak zorlaşır. Güneş tutulmalarını değiştiremeyiz. Güneşle, ayla, dünyayla savaşamayız.  İnsan olarak doğamız bu düzenin içinde var olmak.  İşte ruhun güneş tutulmaları da savaşmak için değildir.  Sabretmek içindir.  Beklemek içindir. Geçmesini beklemek için.

Doğduysak bir nedeni var.  Nefes almaya devam ediyorsak göreceklerimiz var. Yaşayacaklarımız ve yapmamız gerekenler var.  Güneş tutulmalarına aldanmadan, kanmadan o izi sürmeye devam etmek için doğduk.  Bu sözleri ezbere kabul etmek zor.  Kim demiş ki?  Doğru olduğunu gören mi var?  Hepsi bizi oyalamak için bir kandırmaca olabilir mi?  Ya aldanıyorsak, ya geçekten güneş kaybolduysa.  Aldanmış olabiliriz, değil mi?

Değil.  Hayat öyle beklenmedik anlarda öyle kapılar açıyor ki, insan olduğu yerde dizlerinin üzerine çökmek ve şükretmek istiyor.  Bu hissi hiç yaşadınız mı?  Öyle bir şey olur ki, ayakta duruyorsunuzdur ve bir anda sanki dizlerinizin bağı çözülür ama daha ötesi sanki bir şey sizi yere çeker. Dizlerinizin üzerine çökmek hatta secdeye varmak istersiniz.  Kimi zaman da yaparsınız.  Nasıl olduğunu anlamadan.  Şükredilecek anlar bir anda gelir. Güneş tekrar bir anda doğar.  Yaşama sevinci bir anda sanki her damlası ile sizi yeniden yaratan bir şelale gibi tüm varlığınızı doldurur. Aniden.

Ben bu dünyaya neden geldim? Neden doğdum?  Artık inandığım gibi neden doğmayı seçtim?  Neden Zeynep, neden Türkiye, neden İstanbul ve Ithaca ve Malatya ve Elazığ ve Fethiye? Neden Çelikhan, neden Şövalye Adası?

Yaşamamız gereken yaşam kolay olmayabilir.   Gerçek mutluluk kolaylıktan çok yapmamız gerekeni yapmış olmanın verdiği muadili olmayan doyumdan geliyor.  Sihrini iliklerimize kadar hissettiren.

Her nefes sonraki an için bir hazırlık, bir kutlama, bir heyecan.  Her nefes yaşam denen macera için.  Nefes olduğu sürece var olan.

29 Ocak 2009 Perşembe

Nedir Bu Yaşam Koçluğu Denilen Şey?


Birkaç akşam önce televizyonda Okan Bayülgen’in bir programına gözüm takıldı, programın adı Sade Vatandaş. Eski bir Başbakanımızın kocası, yaşam koçu bir hanım ve bir psikiyatr’ın katıldığı programı beş dakika kadar seyrettikten sonra bu konuşmaların bir yere varamayacağını düşünerek televizyonu kapattım. İyi ki de öyle yapmışım, anlaşılan sohbetin tarzı da oldukça bozulmuş ilerleyen dakikalarda.

Dinleyebildiğim bölümde tüm tarafların kendilerince haklı olduğu yerler vardı. Ancak bu program bana yaşam koçluğu yapan biri olarak ve mühendislik eğitimi formasyonundan gelen bir kişi olarak yaşam koçu nedir, ne değildir bunun daha açık anlatılması gerektiğini de düşündürdü.

Ben yaşam koçu olabilmek için farklı eğitimler aldım. Uluslararası Koçluk Federasyonu ICF tarafından tanınan Erickson College International’ın ve Amerika’daki Innerlinks’in FCP Koçluk Eğitimleri aldım. Diğer bazı hocalarımızın ve kurumların koçluk eğitimlerinin de bazı bölümlerine katıldım, farklı ekolleri ve yaklaşımları görebilmek için.

Eğitimler ile de iş bitmiyor, bir koç yıllar boyunca yaptığı çalışmaları da Koçluk Federasyonuna bildirerek çalışmalarını hem kayıt altına aldırmış oluyor, hem de yetkinliğini daimi olarak geliştirmek için bir anlamda teşvik edilmiş de oluyor.

Bunu yapmak şart mı? Tabi ki değil. Müşterilerimize ne kadar iyi hizmet sunabildiğimizi sadece sertifikalar ve dışardan gelen onaylar belirlemiyor. İzah etmek istediğim, yaşam koçluğu insana “yaptık oldu, biz biliyoruz, biz daha iyi yapıyoruz ” diyerek yaklaşan bir sistem değil. Temelinde bireyin kişisel durum, seçim ve kararlarına çok saygılı bir ekol.

Dünyada kabul görür yaşam koçluğu formatları içinde eğitim alırken ve çalışırken şunu gördüm. Koçluk bir danışmanlık değil, akıl hocalığı değil, eğitmenlik değil. Koçlukta hizmet almaya gelen kişi ‘müşteri’ olarak adlandırılıyor. Danışan-danışılan ilişkisi yok, doktor-hasta ilişkisi yok, alt-üst kavramları yok. Bir hizmet almaya geliyor kişi, ama bu hizmet bilgi aktarımı değil.

Kişiye ulaşmak istediği bir hedefe doğru giderken bu yolda hem hedefin kendisi için uygunluğunu hem de hedefe ulaşmak için gidebileceği yolları irdeleyen bir sistem. Yönlendirme yok, manipülasyon yok, fikir beyan etmek yok. Oldukça şeffaf bir sistem esasında.

Tabi Türkiye’de ‘yaşam koçu’ unvanını kullanan birçok kişi var. Birçok kişi daha popüler bir kelime olduğu için danışmanlık yerine koçluk kelimesini kullanır oldu. Birçok danışman, birçok öğretmen, eğitmen artık yaşam koçu. Onları da eleştirmiyorum, belki yeterince araştırmadıkları için yaşam koçluğunu örneğin sporda kullandığımız koç kelimesi ile değerlendiriyorlar. Ses koçları var, oyuncu koçları var. Bu koçların yaptığı ile dünyada “yaşam koçluğu”nun tarif ettiği şeyler artık aynı değil. Çocukluğumda televizyonda ‘Beyaz Gölge’ diye bir dizi vardı ve bu takımın efsanevi koçu Koç Reeves. Koç deyince aklımıza gelen o kadar fazla şey var ki. Bu da yaşam koçluğunun hatalı anlaşılmasına neden olabiliyor.

Burada görev koçluk federasyon ve gruplarına da düşüyor sanırım. Koçlara görev düşüyor. Ne yapıp ne yapmadığımızı ifade etmemiz, bu yaklaşımı doğru olarak tanıtmamız gerekiyor.

Ben bireysel gelişim alanındaki profesyonel çalışmalarıma 2004 yılında kişisel gelişim ve Reiki gibi enerji çalışmalarının eğitmenliğini yaparak başladım. Hala da yaratıcılık ve Reiki üzerine dersler veriyorum, ve farklı metotları uygulayarak bireysel danışmanlık yapıyorum. Bir yandan koçluk da yapıyorum.

Ancak yaşam koçluğu hizmeti verdiğim müşterilerime koçluk çalışmasından neler bekleyebilecekleri açıklamaya gayret ediyorum. Bir koçluk çalışmasına yaşam koçunun yapılması gerekenleri söylemesini bekleyerek gelen müşteri çok oluyor. Durumunu izah ettikten sonra “Bu durumda neler yapmalıyım?” diye sorarak başlıyorlar.

Koçluk bu soruyu müşteriye yönelterek bu cümlenin ardında yatan birçok gerçek arzuyu ortaya çıkararak bir çalışma alanı bulabilir. Ancak bu sorunun cevabını bir yaşam koçu veremez, vermemelidir. Müşterinin bu cümlesi ile ifade ettiği esas isteği nedir, bunu izini sürerek koç müşterinin zihnindeki resimlerin netleşmesine yardım eder.

Peki, neden farklı sistemlere gerek var? Ben farklı ekolleri ve çalışma teknikleri öğrenmeyi seviyorum. Çünkü çalışmalarım bana hepimizin yaşama farklı şekilde yaklaştığını gösterdi. Dışarıdan ‘aynı’ olarak tarif edilen bir sıkıntıyı, bir kişi psikoterapi kalanı ile aşmak isterken, diğer kişi bir yaşam koçu ile çalışarak ve geleceğe yönelik bir şeyleri “yaparak” aşmak istiyor. Üçüncü bir kişi ise sadece sadece resim yaparak diğer iki kişinin ulaştığı çözümlere içinde ulaşabiliyor. Söz konusu insan olunca hazır cevaplar yok.

Dünyada oluşturulmak istenilen yaşam koçluğu sisteminde koçluk sınırlarını bilen ve bu sınırlar içinde müşterisine çok da faydalı olmayı başarabilen bir sistem.

Uluslararası koçluk sistemindeki en önemli noktalarda biri koçluğun kapsam alanı. Koçluk geçmişteki problemlerimiz ile ilgilenmiyor, o alanı psikoterapi’ye çok net olarak bırakıyor. Koç olarak bu sınırı bilmek görevimiz. Hatta müşterinin gösterebileceği farklı psikolojik durumlarda nasıl davranmak gerektiği hakkında çok detaylı bilgileri ediniyoruz. Bu yeri geldiğinde bir müşteriyi bir psikolog’a, yerine göre bir psikiyatr’a bizzat götürmeye kadar gidebiliyor. Yaşam koçluğu insanın hassas yapısını dikkate alan bir ekol.

Ve Uluslararası Koçluk Federasyonu ICF bu etik yaklaşımların hakkı ile uygulanıp uygulanmadığını kontrol etmeye ve koçluk hakkında dünyayı bilgilendirmeye çalışıyor. ICF’in Türkiye’de bir şubesi var.

Koçluk geleceğe ve gelecekte belirleyeceğiniz bir hedefe ulaşmanız için yapılabilecekler konusunda destek veriyor. Olduğunuz durumu daha çok arzuladığınız bir duruma getirebilmek için neler yapılabilir, bununla ilgileniyor.

Koç asla müşterisi için karar vermiyor, kendi düşünceleri ve önerileri ile müşterisini sınırlamıyor. O kişinin kendi potansiyelinin en iyisi olabilmesi için gerekli olan alanı yaratıyor.

Gerçekten doğru icra edildiğinde koçluk çok ince bir sanat. Koçun şeffaf ve aynı zamanda bir anlamda ‘yok’ olması gerekiyor. Koçlukta başarının tarifi zor, ama kendi adıma genel olarak müşterimizin hedeflerini net olarak belirleyebilmesi, ulaşabilmesi ve bunu yaparken istediği yaşamı sürdürülebilmesi, yaşam kalitesinden mutlu olması diyebilirim.

Bir doktor gözü ile bakınca koçluk ruh sağlığına zararlı olabilir mi? Dünyada kabul görmüş koçluk prensipleri ve yaklaşımları ile uygulandığında bu ihtimali oldukça düşük görüyorum.

Peki, müşteri bir koç yerine bir psikolog’a gitse daha iyi değil mi? Her iki adreste bulunacak şeylerin farklı olduğunu düşünüyorum. Geçmişimizden bugüne gelen yükler, tabi ki bugünden yarına yürümeye çalıştığımız yolda bizi yavaşlatabilir. Ancak kimi zaman yeni bir yola çıkıyor olmanız geçmişi irdelemeden aşmanıza yardımcı olabilir. İnsanın yapısı ve yaşadıkları ile de yakından ilgili sanırım.

Koçluk psikoterapi kadar olmasa da uzun soluklu bir ilişki. Dünyada daha uzun olan koçluk süreçleri Türkiye’de 6 ila 10 seans arasında değişiyor. Özellikle kurumların çalışanları için talep ettiği bir hizmet olan koçluk, kurumların sonuç beklentileri ile daha dar zamanlara sığmaya çalışıyor. Bir değişimi tam anlamı ile yaşamımıza sokmak için en az 2,5-3 ay gerekli bir süre.

Koçluk çalışmalarında her seans’ta müşteri bir yol kat eder, ancak hem süreklilik hem de hedeflerin gerçekleşmesi için farklı aşamaların geçilmesi de gerekmektedir.

Koçluk seans süreleri 30 ila 90 dakika arasında değişmektedir. Ülkeler ve kültürler bunda büyük etken. Amerikalı bir ekip ile yaptığım çalışmalarda 30 dakikada güzel sonuçlar alabilirken, Türk müşterilerim ile en az 1 saate ihtiyaç duyuyoruz.

Koçlukta her zaman uzun süre iyi zaman anlamına gelmiyor. Bir hedefi belirlemek büyük bir emek; o hedefe hakkında tüm yönleri ile bilgi sahibi olmak büyük bir çalışma, özellikle müşteri açısından. O yüzden bazen 90 dakikalık bir seansın akışında 45-50 dakika sonra büyük bir açılım olur, ve müşteri o noktada istediği bir noktaya gelmiş olabilir. Burada seçenek müşterinindir, devam edebilir, ve bazen de o gün için çalışmaya noktayı koymak isteyebilir.

Koçluk müşterinin karar, tercih ve seçimleri ile hareket ettiği için özgüveni geliştiren, kişiyi güçlendiren bir yaklaşım.

“Bir gülün kokusunu tarif edebilir misin?”
diye sorardı bir hocam. Yaşam koçluğu nedir sorusunu da biraz daha derinlemesine açıklamak istedim, tarifte kusurum varsa af ola.