
"İçimizde yatana kıyasla, önümüzde uzananlar ve geride bıraktıklarımız küçük meselelerdir. Ve, içimizde olanı ortaya çıkardığımızda mucizeler meydana gelir."








Beşikten Beşiğe tasarım ve üretim yaklaşımı üzerine bildiklerimi yazarak paylaşmak istiyorum. Üzerine pek fazla Türkçe kaynak bulunmayan bu kavramın dünyanın çevre ve atık sorunları için uygulanabilir ve etkili çözümler getirdiğini düşünüyorum. 





Sürdürülebilirlik yaşamımdaki en önemli kavramlardan biri son yıllarda. Özellikle son iki yıldır bu konuda detaylı olarak okumaya çalışmama rağmen, yetmiyor. Çevre koruma ve sürdürülebilirlik üzerine yazılmış olan kitap ve makaleleri okuma gayretim sürüyor, okuma listem artarak uzamaya devam ediyor.

Son yıllarda yaptığım gıda alışverişlerinde aldığım ürünlerin organik olmasına özen gösteriyorum. Süt alıyorsam Türkiye’nin neresinde olursam Türkiye’nin organik süt satan tek büyük firması Pınar’ın organik sütünü alıyorum. Artık birçok büyük markette rahatlıkla bulunan Tema’nın ve diğer firmalarının organik bakliyat ürünlerini alıyorum. Bulabilirsem organik yumurta almaya da özen gösteriyorum. İki yıldır pirinçlerini Samsun’da Japon Shumei Vakfı’nın desteğiyle Shumei Doğal Tarım metodu ile üretim yapan bir çiftçiden alıyorum.


Bu yaz Madonna’nın yeni başlayan Avrupa turnesinin ilk konserini Londra’da O2 Sahnesinde seyretme şansım oldu. İlk konser olması nedeniyle tüm biletler uzun süre öncesinden tamamen satılmıştı. Bizde Temmuz ayındaki konserin biletlerini Şubat ayından almıştık.
Tıklım tıklım dolu ve zaman zaman nefes almakta zorladığım metro vagonları ile gittiğim maçta Arsenal stadyumu tamamen doluydu ama o kalabalığa rağmen gidiş ve gelişler kalabalıklara rağmen yine de bir düzen içindeydi. Maçta en çok dikkatimi geçen izleyiciler arasında her yaş grubundan insan olmasıydı. 70’li yaşlarında oldukları belli olan tatlı çiftler, önümde oturan aile gibi ilk ve ortaokul çağlarındaki çocukları ile gelenler vardı. Tezahüratların terbiye ile yapıldığı, kimsenin kimseye zarar vermediği sakin maç ortamı beni düşündürdü. Holiganları ile meşhur İngilizlerin büyük bir kısmı için belli ki futbol bir aile eğlencesiydi. Benim Türkiye’de İstanbul statlarında izlediğim futbol karşılaşmaları ise bambaşka manzaralar göstermişti.

gidişimde yine Tate Modern 'e uğramak istedim. Neler var diye. Futurism üzerine çok güzel bir sergi çıktı karşıma. Gerçekten ışıkla dolu, aydınlık resimler karşıladı beni. 1900lü yılların başlarındandı bir çoğu. Ve Per Kirkeby 'in sergiside vardı karşı salonda. Resimlerini ilk defa bir sergide görüyordum. Danimarka'nın belki de en çok tanınan ressamlarından ama ben resimleri ile karşı karşıya gelmemiştim. Jeoloji mezunu olan ressamın çok sayıda kitabı da var. Benim ruhuma en çok suluboya çalışmaları hitap etti, beyaz kağıtların üzerine morlar dahil her türlü rengi neşe ve ışık ile kullandığı.


