İnternet Sitesi

www.zeynepkocasinan.com
insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Nisan 2026 Pazartesi

Gaslighting

Türkçe'de tam bir kelime karşılığı yok ama 'psikolojik manipülasyon, gerçeği sorgulatma, kişinin kendinden şüphe etmesinde neden olma' diyebileceğimiz Gaslighting, iyi, dürüst, saygılı, doğru sözlü, düşünceli, objektif olmaya önem veren, adaletli insanlara uygulanan bence günümüzün en sinsi işkencesi. 

Verdiği sözleri vermemiş gibi yapanlar, söylediklerinizi çarpıtmaktan da öte söyledikleri yalanların doğru olduğuna sizi baskı, terbiyesizlik, çoğunlukla sözlü şiddet ile üste çıkma ile kabul ettirmeye çalışanlar (çünkü fiziksel şiddet gösterenler, gaslighting davranışlarını. saklamayı başaramamış olanlarda daha çok ortaya çıkıyor),  şahsi menfaatleri için yalancıları aklayanlar, güçlü olanın haklılığını savunan adaletsizler, ..., neler görüyoruz neler.

İlahi adaletin genelde biraz gecikmeli de olsa bu dünyada da tecelli ettiğine inananlardanım ama yine de haksızlıklarla karşılaşmak ve haksızlıklara şahit olmak ruhumuzu kalıcı izlerle yaralıyor. Belki büyümenin ve olgunlaşlanın parçası olmakla birlikte, kimilerimize doğal gelen ilk davranış şekli, ilk yaklaşım olarak gelen güveni, bazen tamir edilemez ve yenilenemez şekilde yok ediyor.  İyiler bu nedenle kötü olmuyor ama dünyada canlı tutabilecekleri, büyütebilcekleri iyilik enerjisini verecek, yayacak güçleri azalıyor ya da kalmıyor.

İyiliğin kötülükten kuvvetli olduğuna da inanırım; bununla birlikte bir bozuk elma, bir kasa elmayı bozar denir, bozmak denilen şey bana göre bir nevi öldürmek oluyor.  Elmaların şansı, tükendiğinde bile bir şekilde ayakta kalmayı başaran birçok insana göre daha az oluyor. İyi olmanın verdiği farklı bir manevi güç çok şükür ki yine de, yine de, insanları koruyor.

İyilerin aslında korunmaya ihtiyaç duymayacakları ve her zaman korunacakları bir dünya dileğiyle.

5 Şubat 2026 Perşembe

...

Evrimin kendi soyumuzdaki uç noktası olduğumuzu söylemek mümkün,

Zamanın akışının sonucu olduğumuz,


Yaşama bir amaç için geldiğimiz,

Herbirimizin bu yaşama akıtması gereken bir cevherimizin olduğu,

ve onu keşfetmeyi ve yaşatmayı başardığımızda yaşamın aydınlandığını söylemek de mümkün,

*

İnsanlığın tarihine, dinler tarihine, sanat tarihine bakınca,

Bir ömürde bunları öğrenmek ve anlamak mümkün mü artık emin değilim,

Haydi öğrenebildiğimiz ve anlayabildiğimiz kadarı ile diyelim,

Bu tarihlere bakınca,

Ömür boyunca anladığımızı sandığımız şekliyle yaşamayı seçerek

Bilinmez içinde kendimizce doğruladığımız hedeflere, kriterleri tamamen göreceli bir doğruya doğru akıyoruz,

*

Ve bu akışta, 

Faydalı olmaktan önce zarar vermemek, özgür iradeye müdahale etmeden desteğe hazır olmak, yine çok göreceli bir kavram olmakla birlikte, kendimizce, olanı daha iyi hale getirmek, yapmak için şansımızı deneyebileceğimiz tercihlerimiz oluyor,

Tercihlerin bize ait olmadığını söyleyenler de var, ki bu da doğru olabilir,

Bunlarla birlikte,

İnsanoğlun çoğu sormadan soruşturmadan edemiyor, denemeden edemiyor, arıyor, buluyor, buldum sanıyor, pişman oluyor, öfkeleniyor, korkuyor, huzursuzlanıyor,

Soruyor, soruyor, kafası karışıyor, sormayı bırakıyor, bazen sadece kabul etmek istiyor,

Kimisi sormaya devam ediyor,

Huzur bulmak için, yanıtları bulduğuna inanmak iyi geliyor,

İnsanoğlu, gece gündüz, yola devam ediyor.

3 Şubat 2026 Salı

Az Yaşanmayan Acı Hikaye

Milyonlarca terbiyeli, nazik, düşünceli insanın yanında,

Bir de,

Nazik, saygılı, düşünceli ve belki en çok da sabırlı olmayı 

Aptal olmak sananlar var,

İşte o saygılı insanların iyi niyetleri çok suistimal değildiğinde,

Yavaş yavaş çekip giderken diğerlerinin hayatlarından,

Bağırmadan çağırmadan,

Belki yine kendi ruhlarına uygun olarak itiraz ederek veya etmeyerek,

Usulca, her zaman olduğu gibi nazikçe,

Genelde kalp kırmadan, kırık kalplerini kendileri sararak,

Yavaş yavaş uzaklaşırlar,

Esasında çok da affederler, şans da verirler tekrar tekrar, hem de pek çokça,

Bunun değerini bilen de az olur yaşamda,

Ama ihanet derin, aptal yerine koyma derecesi vahim, umursamazlık ve hatta terbiyesizlik sabrın kaplarını dolup dolup taşırdıysa,

İşte o zaman uzaklaşmaktan öte,

Varsa olumlu hatıranız ona şükürden ruhları müsaade etmez uzaklaşmazlar yine de ama,

Yok olursunuz onların hayatlarında,

Çoğu nefret etmez, kötülük yapmak zaten akıllarından bile geçmez, kötülük bile dilemezler onlara zarar verip, yaralayıp duranlara,

Sadece artık yok sayılırsınız hayatlarında,

Onlar değil, artık yok sayılanlar en büyük kayıptadır aslında.

9 Aralık 2025 Salı

Mini Hikaye: Orkide

Üç ayrı renk orkide var salonda.  Biri beyaz.  Bembeyaz.  Biri beyazlı, morlu, kırçıllı bir renkte. Seriyi kırmızıya çalan mor renkli üçüncüsü tamamlıyor ve soğuk salonda var olmaya çalışıyorlar. Adları da var ama adlarının olması gerçekleri değiştirmiyor.

Sadece orkidelerin değil çiçeklerin uzun zaman yaşadığı, bitkilerin açmış çiçeklerini döktükten sonra yeniden ve hatta defalarca yeniden çiçek açabildiği evler yaşanabilir evler gibi gelir bana.  

Kimi evlerde ise, çiçekler yaşama tutunabilmek için çırpınır adeta. Ölmezler belki ama yaşama tutunmaya çalışmaktan öte yaşıyor denemez pek onlara. 

Orkidelerden farkımız, olan biteni inkar etmekteki becerimiz midir acaba?

2 Kasım 2015 Pazartesi

İnsan

Birkaç yıl önce Çin'e gitme fırsatım olmuştu.
Çin'de 'insanın' tarihini düşünmeden gezmek mümkün değil.
Türk ve Moğol akınlarından korunmak için M. Ö. 300-400'lerde yapılmaya başlayan Çin Seddi tarihin Dünya'daki önemli izlerinden biri. İmparatorlar gelmiş geçmiş. Yaşam bugüne, bugünkü Çin'in gerçeğine akmış.
Tarih bazen görünen izler bırakıyor, bazen manevi izler.
Bireysel tarihimizi, ülkelerimizin tarihini niyetlerimiz ile, davranışlarımız ile, yapmayı seçtiklerimiz ile yazıyoruz. Gücü elinde tutanlar daha çok ama hepimiz, hepimiz bu hikayenin satırlarını yazıyoruz.
Her an, her gün bizler için bir karar anı. Ne yapmayı seçeceğiz?
Yaptıklarım sevgi, anlayış, adaletle olsun. Ve yapabildiğim ne ise onu yaparak yaşamdan aldığımdan fazlasını vermek için olsun diyorum ben.
Bugün kendiniz için ve çevrenizdeki en az bir kişi için sizin ve onun yaşamına katkı getirecek, mümkünse kalıcı katkı getirecek neler yapabilirsiniz? Benim bugün kendim için sorum bu. Bugün neler yapabilirim? Bakalım yanıtları ile neler olacak.
Sevgiyle kalalım, içimizdeki o sihirli olumlu gücü hatırlayarak.

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Kötü Fikir Nedir?


Başlık bana ait değil. Paul Arden’in kitabından, Aklını Kullan Aksini Düşün ’den. Daha doğrusu bu kitabın Türkçesi var ama benim okuduğum İngilizce aslı Whatever You Think, Think The Opposite. Ne kadar basit ne kadar güzel bir kitap bu. Birkaç yıldır elimde geziniyor ve okumaya doyamıyorum. Kimi günler sadece başlığına bakmak bana iyi geliyor; belki bu yüzden kütüphanenin rafına kaldırmak yerine görebileceğim yerlerde bırakıyorum bu kitabı. Kimi zaman da rastgele bir sayfasını açıyorum ve bana hep taze kalabilen bir yaklaşım veriyor.


Bugün için açtığım sayfada: “Her zaman fikir sahibi olmak iyi değildir,” diyor. Haydi bakalım, ne diyor şimdi? Esasında anlam olarak “Çok fikir üretebilmek her zaman iyi değildir,” diye çevirmek belki daha doğru. Bende bir yerlerde Türkçesi de olacak bu kitabın, nasıl çevirmişler bunu acaba? Yaratıcılık ve yeni fikirler üretmek güzel ama fikirlerin sonuca gitmesi için odaklanmak ve üzerinde çalışmak gerekiyor. Odaklanmak kolay değil. Arden diyor ki eğer az fikriniz varsa, o zaman üzerinde çalışacağınız malzeme bellidir, daha kolay yoğunlaşır ve elinizde olan ile bir şeyler ortaya çıkarmaya çalışırsınız. Bunu ekip çalışmalarında görüyorum, benim de dâhil olduğum ekip çalışmalarında. Grup içinde kolay fikir üreten arkadaşlarsak, ancak uygulama eğilimli arkadaşlar azsa düşündüklerimizi hayata geçirmekte zorlanıyoruz. Sonra bakıyoruz ki çok daha az donanımlı olduğunu düşündüğümüz bir grup yapmış ortaya çıkmış. Biz hala dâhice fikirlerimize yenilerini eklemek ile meşgulüz. Takım oluşturulması bu anlamda çok büyük önem taşıyor.


Geçtiğimiz Nisan ayında Kanada’dan gelen ünlü Erickson College’ın kurucusu psikolog Marilyn Atkinson’un birkaç eğitimine katılma şansım oldu. Eğitimlerden bir tanesi takım koçluğu diğeri ise insan kaynağı yönetimi üzerineydi, yine koçluk yaklaşımı ile. Takım çalışması iş hayatının ve yaşamın olmazsa olmazı, ancak etkili takımları kurmak ve işler kılmak o kadar kolay değil. Öncelikle mümkün ise ekibin dengeli kurulması gerekiyor. Çözümler için hayal kurabilmek gerekli, ama aynı zamanda ayağı yere basan ve düşük ihtimalli zorlukları görebilenlere de ihtiyaç var ve tüm bunları objektif ve dengeli olarak görebilenlere de.


Kötü fikir nedir?” diye ortaya bir soru atıyor Paul Arden, ve yine önemli bir noktayı hatırlatıyor. “Bir çözüm üretmek üzere kullanılmayan bir iyi fikir, var olmayan bir fikirdir,” diyor. Sadece kendimde ve çevremde değil Türkiye’de ve Dünya’da fikirlerin iyiliğinin değil fikirlerin uygulanmasına gösterilen özenin başarı getirdiğini görüyorum. Ve “Biz Türkiye’de uygulama konusunda çok iyiyiz,” diyemiyorum. Gelişmiş ülkelere göre bu konuda eksiğimiz var. Yabancı dostlarım genelde sorarlar, “Gençleriniz yeniliklerle çok ilgili ve ataklar, ancak sonradan uzun süreli çalışmalarımız olamıyor, neden?” diye. Yeniliklere açığız, yaratıcı fikirler üretebiliyoruz ve değişikliklere çabuk adapte olabiliyoruz, ancak fikirlerimizi hayata geçirmek konusunda aynı istikrarı göstermiyoruz - gösteremiyoruz - yaratıcılığımıza, yeniliklere açıklığımıza ve esnekliğimize kıyasla. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz?


İğneyi kendime çuvaldızı başkasına batırmak istiyorum. Ben fikirlerimi hayata gerçekleştirmekte neden ve nasıl zorlanıyorum? Öncelikle çok fikir üretmek, çok seçenek yaratabilmek bana güven veriyor, ancak aralarından seçmekte zorlanıyorum. Kimi zaman seçmek istemiyorum ve aynı anda farklı şeyleri yapmaya başlıyorum. Birkaç şeyi aynı anda yapmak daha yavaş ilerlemek anlamına geliyor. Herhangi bir projeye veya konuya başladığımda, ilerlerken arada zaman geçtikçe ilk başladığım andaki heves ve motivasyonu korumak kolay olmuyor. Ve belki de teker teker başlayıp bitirebileceğim süreden çok daha uzun sürüyor. Tabii bazı şeyleri paralel olarak yapmanın bana ve yaptıklarıma getirdiği bir zenginlik oluyor, ancak tamamlama ihtimali maalesef azalıyor.


Bir de devam edebilme azmini bulsak yaşam bizleri nereye taşır acaba?