İnternet Sitesi

www.zeynepkocasinan.com

17 Haziran 2016 Cuma

Çıtkırıldım

Bazen beklenmedik bir anda duyduğumuz bir kelime birçok anıyı, olayı hafızamızda bir anda saklı oldukları o bilinmez yerlerden çıkarıp önümüzde capcanlı görüntüler olarak getirebiliyor. Capcanlı. Bir kelime ile.

Sözlerin, kelimelerin hayatlarımızdaki yapıcı ve yıkıcı güçlerine inanıyorum. Kelimeleri olumluya yormanın önemine de.

Tabi bazı kelimeler anlamları ve enerjileri nedeni ile ne yaparsak yapalım olumlu kuvvete o kadar çabuk dönüşemiyor.  Genelde.  Yani, “kötü” kelimesi ile barışmak belki mümkün ama “kötüsün” cümleciğine dönüştüğünde, o enerjinin dalgasının bedenimizi ve ruhumuzu dövmesini engellemek o kadar kolay değil.

Kelimeler gerçekten güçlü. Bazen sihirli. 

Kelimelerin duyduğumuzdaki etkileri farklı. Okuduğumuzda yarattıkları dalgalar da bambaşka. Orada da gizemli bir dünya var.  Kelimeler kimilerimiz için yazıda ayrı bir hayat buluyor.

Yazı yazmak esasında mide bulantısı gibi bir duygu ile başlar. Ben de öyle başlıyor.  Oturup yazı yazayım diyerek yazı yazamıyorum ben.  Bir mide bulantısı başlıyor adeta.  Bazen çok güzel, bazen çok üzüntü veren bir “şey”le başlıyor. Bir olay, bir görüntü, bir kelime.

Ve getirdikleri düşünce ve duygular sadece beynimde değil bedenimde dolaşmaya başlıyor. Önce kendimi, gerçekten neredeysem, evde, ofiste, genelde volta atarken buluyorum. Dolaşırken. Dolaştığımı bir süre sonra fark etmiş oluyorum. Bakıyorum o duygu ile oturamaz, duramaz olmuşum.

Bazen o olayın hemen anında olmaz bu hal.  Mesela bir toplantının ortasındayımdır o sırada, veya havalimanında uçağa binmek üzereyimdir veya olay bir alışveriş merkezinde gözümün önünde cereyan etmiştir veya bir otelde, takside, minibüste.  Bazen fark etmem bu mide bulantısının daha önce yaşanmış o anlar nedeni ile olduğunu.

Semptomlarda genelde, genelde evime geldiğimde, o zaman kendini belli etmeye başlar. Yazıp içimden atmak istediğim bir şey vardır. Yazıp içimden atmam gereken bir şey vardır.  Ve ortam müsait olduğunda içimdeki Zeynep sinyal verir. Şimdi içinden atma zamanın olabilir, diye. 

İşte bir bakarım evin içinde volta atıyorum.  Sonraki adım bellidir.  Muhtemelen zaten açık olan bilgisayarımın başına geçerim ve yazarım. Bitene kadar.

*

İşte dün duyduğum bir kelime bu sabah, dünden beri ben fark etmeden kafamın içinde saklı yerlerinden tekrar gün yüzüne çıkardıklarını boşaltmamı ister gibi.  Bu akıma çok fazla direnemeyeceğim.

Bugünlerde Orhan Pamuk’un 2006 yılında Nobel Ödülü’nü alırken yaptığı “Babamın Bavulu” konuşmasının birkaç yazısıyla birlikte yer aldığı “Babamın Bavulu” kitabını tekrar okuyorum. İlk defasında gözü yaşlarla okuduğum bu kitabı sanırım beşinci defa okuyorum.  Ve bugünlerde yine tesadüfen Annemin evinde karşıma çıkan George Orwell’in, Penguin Kitapları’nın 20 kitaplık Great Ideas-Harika Fikirler serisinde yer alan kitabı “Why  I Write – Neden Yazıyorum”unu da okuyorum. Onları okuyor olmamın bu sabah duyduğum bu mide bulantısı ile ne kadar ilgisi var bilmiyorum ama bu iki yazarın kelimelerinin bu üzerimdeki hal ve karışıklık duygusu ile kalmak yerine yazmayı seçme isteğimi kuvvetlendirdiklerini söylemek zorundayım.

*

Bir kelime demiştik. Bazen bir kelime yetiyor.

Benim için bugün bu kelime çıtkırıldım.

Anlamını bilmediğimden tabii ki değil ama mide bulantımın nedenini anlayınca, çıtkırıldım kelimesi ile yüzleşebilmek için, bu kelimenin bende dokunduğu yerleri anlayabilmek için, genelde yapmayı sevdiğim gibi Türk Dil Kurumu’nun internet sitesine girdim ve anlamına tekrar baktım. 

Çıtkırıldım kelimesi sanırım benim ağzımdan hiç çıkmamıştı.  Hiç söylememiştim.  Bu kelimeyi bugüne kadar yazdığımdan da emin değildim. Bugünlerde popüler olan “Lugat365 Bazı Kelimeler Çok Güzel” kitabında yer alan ve daha çok dedelerimizin (rahmetli babamın), ninelerimizin dillerinde yeri olan 365 kelimenin çoğunu kullanmışken çıtkırıldım nedense benin lugatımda yer almamıştı.

Türk Dil Kurumu çıtkırıldım sıfatı için “Aşırı incelik, dayanıksızlık ve çekingenlik gösteren (kimse),” diyor.

Çıtkırıldım benim lügatımda yer almamıştı ama, bu sabah kafamın ve kalbimin içinde dolaşanlar, bu kelime veya bu kelimenin bende asıl çağrıştırdığı zayıflık, fiziksel veya ruhsal olarak zayıf olma hali ile ilgili bir isyan başlatıyordu.

Çıtkırıldım kelimesinin daha önce ağzımdan çıkmadığını söylemiştim.  O kelimeyi söylemiş olarak bu yazıyı yazabilmek için mutfakta çayını koymakta olan anneme seslendim.  Birkaç gün sonra Japonya’ya gidecek olduğum için evimde yani Fethiye’de değil İstanbul’da annemin misafiri olma şansını yaşadığım günlerden birindeydim.  Belki de bu yazıyı yazabilmek için olabileceğim en doğru yerde.

Kelimelerin dudaklarımdan dökülmesine izin verdim.
-           “Anne ben çıtkırıldım mıyım?”
-           “Nereden geldi şimdi bu aklına?” dedi Annem.

Önce yanıt vermedim, sonra “Yo, öylemesine,” falan gibi en anlamsız cevaplarımdan birini verdim.  Bir kelimenin, o kelimenin beni saatlerdir rahat bırakmadığını söylemedim.  O kendine göre çıtkırıldımın ne olduğunu tarif etmeye geçmişti ve sorumu fazlası ile anlamsız bulduğunu ve arkasındaki düşünceyi de tam çözemediğini fark etmemek mümkün değildi ama sanki konuyu kurcalamaması gerektiğini de annelik önsezileri ile hissetmişti sanki. Oraya girmedi.

Annelik duygularından bahsedince, annelik şefkatli ile çocukluğumdan beri beni canımı düşünmemekle adeta suçlayan, yapılması gerekenler için kendimi fazla zorladığımı ve yorduğumu, canımı gereksiz üzdüğümü söyleyip duran Anneme çıtkırıldım kelimesi ile bugün yaşadığım mücadeleyi anlatmam zor olabilirdi.  Ona ‘canını üzmek’ ifadesinin ne anlama geldiğini anlamaya başladığımı söyleyebilirdim aslında. 

Yaşamımda canımı düşünmediğim konusunda annemi haklı çıkaracak fazla örnek vardı.  Yerine göre fazlası ile gereksiz cesaretle kendi bedenimi ve ruhunu lüzumsuzca yorduğum zamanlar çok fazla olmuştu. Toz alerjisi için ilaçlar ile şantiyelere gitmeler, burkuk bilekler ile araba kullanmalar, iş seyahatlerine kaçmalar, ateşli ateşli evden ofise kaçmalar.  Sorumluluk hissimin dozunun kaçtığını söyleyip durmuş, sonra bana söz geçiremeyince bu konuda kötü örnek olmakla babamı tatlılıkla suçlar olmuştu. Bu konuda haksız da değildi belki. Ama beni etkileyen babamı örnek almam mı yoksa genlerden gelen bir davranış bozukluğu muydu bundan tam emin değilim doğrusu.

Yıllarca yerine göre bedenime rağmen, ağrılara rağmen, yorgunluklara rağmen, bireysel isteklerime rağmen hep çalışmaya, mücadele etmeye devam etmeyi seçmiştim. Doğru olanı yapmak, yapılması gerekeni yapmak, aileme, çevreme, işime, topluma sorumluluklarımı hani tabir yerindeyse kanımın son damlasına kadar yerine getirmek gibi değişik bir görev bilinci ile yaşadığımı itiraf etmek zorundayım. Böyle bir inanç ile.  Yaşamımın belki ilk otuz yılını böyle tarif etmem mümkün.

Son onbeş yıl içindeyse, adım adım, bu ‘rağmen’lerle yaşamanın doğru bir yol olmadığını keşfetmeye başladım. Adım adım.  Bu on beş yılda, bedenimin, kalbimin ve ruhumun bana adeta boyun eğişi ile ilerlemenin yaşamak için doğru olmadığına karar verdim. Kendimi düşünmeyi bir seçenek olarak dikkate almadan yaşamayı bırakmaya karar verdim.

Beni yakından tanıyanlar bilirler, maddiyat benim için hayatta hiçbir zaman öncelik olmadı. Yani çok çalıştıysam bu öncelikle sorumluluklar nedeni ile oldu. Kendimden çok başkalarına karşı hissettiğim sorumluluklar.  Sonra kendimi düşünmenin sorumsuzluk olmadığı kavramı ile barıştım.  Bana iyi gelen davranışlarında başkaları için de iyi olabileceğine. Şu meşhur “kazan-kazan” tabirinin doğru olabileceğini keşfetmeye başladım. İstediğim şeyi yapmanın başkalarına da iyi gelebileceğine.  Mesela en basiti, çocukluktan beri en çok yapmayı sevdiğim şeyi yaptığımda, yazı yazdığımda, bana yazılarımın onlara ne kadar iyi geldiğini, şifa olduğunu, moral verdiğini, umut verdiğini söyleyen insanlar ile karşılaşabildiğimi keşfettim.

Bu sabah kendimi İstanbul’da, Arnavutköy’de, annemin evinde volta atarken yakaladığım an aklımdan geçen anıyı fark ettim. Rahmetli babamla Ankara’da bir oteldeyiz.  Kayseri’den, bir karayolları inşaat işinin ihalesine girmeden önce iş yerini görüp Ankara’ya gelmişiz. Ertesi gün ihale var Karayolları Genel Müdürlüğü’nde.  Gündüz ateşlenmeye başlamışım ve ihale dosyasını tamamlamamız gerekiyor. Ateşim düşmek yerine çıkmaya devam ediyor, aldığım ateş düşürücüler sadece o prospektüsteki süreleri kadar etki gösteriyor ve ateşim 39, 39,5 dereceler gibi riskli bölgelerde gezinmeye devam ediyor.  Oteldeki havluları ıslatıp vücudumu soğutmaya çalışıyorum.  
Bir yandan otel odasında babamla ihale dosyasını hazırlamaya çalışıyoruz.  Gözlerim kararmaya başladığında havlular ile kendimi soğutarak ateşimi düşürmeye çalışıyorum.  Benden 43 yaş büyük babamdan pek bir destek talep istemem mümkün değil ama o da bana “Zeynep, kızım, ne yapalım, iyi misin?” diye soruyor. Ben bir yandan ne olacak halim diyorum ama ertesi gün ihale var ve her zaman yapmayı seçtiğim şeyi yapmayı seçiyorum ve “İyiyim Babacığım,” diyorum. “İdare ederim,” diyorum. İdare ediyorum da. Yani en azından havale geçirmeden ertesi sabahı ediyorum. Arada bazen on dakika, bazen yarım saat uzanıyorum ve kalkıp ihale dosyası üzerinde babamla çalışmaya devam ediyoruz.  Ertesi gün ihaleye de giriyoruz. İş bizim üzerimizde kalmıyor o ayrı.

Şimdi geriye dönüp bakıyorum ve “Bu hata” diyorum. Böyle davranmak hatalı.  Canıma yazık, ruhuma yazık.  Onlarca, böyle onlarca olay var hayatımda.  Kendimi bildim bileli zayıflığı, zayıf olma halini kabul etmemek adına, hastayım demedim, yorgunum demenim, üzgünüm demedim.  Yıllarca demedim. Gerçekten yıllarca. Şimdi düşününce, rahmetli babam 77 yaşında vefat etti ve belki o neredeyse hayatı boyunca demedi ama ben de son on beş yılda azalan dozlarda olmak üzere, halim ne olursa olsun söylemedim. Söylememeyi seçtim.

O yıllarda annemin iyi olup olmadığını anlamak için davranışlarımı kontrol ettiğini, halimi gözlerimden anlamaya çalıştığını bilirim.  Hasta olduğumu söylemezdim, üzgün olduğumu söylemezdim, takatim kalmadığını söylemezdim. Bunu saklamak için uğraşırdım adeta.  Mesele benim meselemdi, başkasını yormaya ve üzmeye gerek yoktu ki. Rahmetli babamın ve annemin rahatsızlıkları nedeni ile onları üzebilecek veya onlara ek bir yük getirebilecek bir durum yaratmamak önceliğimdi.

Sonra yıllar, yaşananlar, kitaplarımı yazmaya iten hikâyeler, bana kendimi düşünmeyi öğretmeye başladı. Kendimi düşünmemin şart olduğunu. İsteklerimi dikkate almam gerektiğini. Kendimi korumanın, kendimi düşünmenin bencillik değil sağlıklı bir şart olduğunu.  Kendimi düşünmemin ve korumanın başkalarını düşünmeme, başkalarını korumama mani olmadığını.

Yavaş yavaş, ki bu konuda hala biraz yol almam gerektiğini söylüyor annem, hastaysam hasta olduğumu söyleme başladım. İyi hissetmiyorsam bunu söylemeyi, canım acıyorsa bunu paylaşmayı, üzgünsem beni üzen duyguları ifade etmeyi seçmeye başladım.  Kendim olmayı ifadelerimde daha şeffaf ve açık olarak yaşamayı seçmeye başladım. Özellikle de son bir yıldır bu konuda daha net bir niyetim var.  Kendime rağmen bir şeyleri yapmak artık benim için bir seçenek değil. Sorumluluk bilincimin azaldığını söyleyemem. Sadece kendime eziyet etmemek konusunda kararlıyım.  Kuvvetin ve zayıflığın ne anlama geldiğini daha sağlıklı olarak kavrıyorum.  Çok şükür.

İşte bu nedenle, belki yaşamım boyunca kendimle verdiğim bu zorlu iç mücadele nedeni ile geçirdiğim bir rahatsızlıktan sonra dinlenmeye karar verdiğimde, bunu seçtiğimde, beni çok sevdiğini çok iyi bildiğim bir tanıdığımın bir espri olarak, belki aslında haydi kendini bırakma, haydi toparlan, sen güçlüsün, demek isteyerek “Ben sana bundan sonra çıtkırıldım diyeceğim,” demesi enteresan bir çınlama yaptı ruhumda ve bedenimde. 

Ben, neredeyse küveze girme sınırında, iki kilo beşyüz gram doğmuşum.  Çocukluğum kilo olarak hep zayıf bir çocuk olarak geçmişti ama ufak tefek olmam, zayıf olmam hiç dikkate almadığım bir özelliğim olmuştu. Kız çocuğu olmam beni etkilememişti.  Korkusuz değildim ama korkularımı yok sayarak çıtkırıldım olmamak, kız olmama rağmen, ufak tefek olmama rağmen güçlü olmak ve kalmak hep birinci önceliğim olmuştu.  Kendi başımın çaresine bakmak hedefim olmuştu.

İşte çıtkırıldım kelimesi kırkaltı yaşımı dolduralı neredeyse bir ay olurken yaşamda kendimi yıllarca ne kadar zora koştuğumu hatırlattı.  Çok şükür yaşamda daha dengeli olmayı seçtiğimi.  Bir insanı tanımanın, kendimizi tanımakta zorlanırken, o kadar kolay olmadığını. Ve en çok da kelimelerin o dev gücünü. 

Eyvallah demek lazım belki çıtkırıldım denilen Zeynep’e, güçlü olmaya çalışana olduğu kadar.

5 Mayıs 2016 Perşembe

İlklerin En Önemlisi Hangisi?


İzmir Bayraklı Symrna Lions Kulübü’nün 28 Nisan 2016 gecesi gerçekleştirilen “Gördüğümüz Engelliler, Görmediğimiz Engeller” Gecesine giderken gerçekten özenle ve büyük çaba ile hazırlanmış bir geceye gideceğimi biliyordum.  Tüm Dünya’daki Lions Kulüplerinin 1925 yılından beri büyük önem verdiği görme engelli çalışmalarının birinin daha içinde olmak çok önemli ve değerliydi. 

Bununla birlikte itiraf etmeliyim ki özel bir defileyi seyredecek ve gerçekten çok sevdiğim Yüksek Sadakat grubunu dinleyecek olmak da ayrıca mutlu etmişti beni.  Yıllarca işim gereği ve aynı zamanda Fethiye’de yaşıyor olmam nedeni ile çok seyahat etmem gerekti. Uçaklar ikinci evim olduğu kadar araba yolculukları da yaşamımım ayrılmaz parçası.  Yüksek Sadakat benim araba yolculuklarıma eşlik eden müzik grubumdur. Onları canlı olarak dinleyeceğimi düşündüğümde aklıma belki son iki üç yıldır yolculuklarımda bıkmadan usanmadan onları dinlediğim geldi.  Yıllardır bana eşlik eden Yüksek Sadakat’ı ilk defa canlı olarak seyredecektim.

28 Nisan akşamının benim için bir anlamı daha vardı.  Ben Muğla Fethiye Lions Kulübü Derneği’nin üyesiyim.  Bu yıl, Derneğimizin bağlı olduğu Uluslararası Lions Dernekleri 118-R Yönetim Çevresi Federasyonu’muzun Başkan 2. Yardımcılığı için adaydım.  24 Nisan 2016 tarihinde Federasyon Genel Kurulumuzda seçimlerimiz vardı ve o gün Genel Kurulumuzda Delegelerimiz beni görevlendirmeyi seçmişlerdi.  Bayraklı Symrna Lions Kulübü’nün Gecesi 24 Nisan’dan sonra, bizim ifade ettiğimiz şekli ile “Seçilmiş Genel Yönetmen 2. Yardımcısı” olarak katılacağım ilk Lions aktivitesiydi.  Bunun da beni heyecanlandırdığını kabul etmek zorundayım.

Gecenin bana yaşatacağı, bu akşamın hep aklımda kalmasını sağlayacak olan “ilk”i ise önceden tahmin etmem mümkün değildi.  Sanırım hayatım boyunca hatırlayacağım özel ilklerden biri olarak kalacak. 

Tahmin edemediğimiz ve bir anda karşımıza çıkıveren.

*

Biraz serin ama berrak bir İzmir akşamında Bayraklı Turan’daki La Vie Nouvelle’e girerken gerçekten profesyonelce hazırlanmış bir organizasyona geldiğimiz mekândaki tüm detaylardan kendini bir anda hissettiriyordu. Giriş mekânının ilerisinde paravanlar ile kapatılmış sahne konseri müjdeliyordu.  Bu gece için hazırlanmış olan defilenin ise mekânın kapalı bölümünde yapılacağını öğrenmiştik.

Girişte gecenin sponsorlarının isimleri ile hazırlanmış olan bölümde fotoğraf çektirirken ne kadar çok kurum ve kuruluşun, kişinin bu geceye destek verdiğini görmek umut veriyordu.  Birlikte çalışmaya ve doğru çalışmalara destek olmaya inanan insanlar var.  İzmir Bayraklı Symrna Lions Kulübü Başkan ve Üyeleri yıllardır engelli çalışmalarına gönül veriyorlar. Ne mutlu ki bu inançlarını belli ki doğru ifade edebilmişler ve başka yüreklerde de bu heyecanı oluşturabilmişler.

Mekânın bizler için hazırlanmış olan açık alanında gecenin başlamasını beklerken yanımıza iki genç geldi.  Değerli Kardeşlerim Ümran Sevinç ve Yahya Aydın İşler. İki görme engelli kardeşimiz. Sohbet etmeye başladık.  Görme engelliler ile ilgili çalışmalar ile Lions sayesinde daha yoğun olarak tanışmıştım.  Fethiye Lions Kulübümüzde Kulüp Sekreterliği yaptığım 2009-2010 Döneminde Altı Nokta Körler Derneği’nin Fethiye Şubesi ile ortak bir çalışma yapmıştık “Engeller Başarıya Engel Değil” başlığı ile ve o günden beri görme engellilerin Fethiye’deki çalışmalarını yakından takip etmeye özen gösteriyordum.  Aynı zamanda Lions’un kurduğu vakıflardan olan Altı Nokta Körler Vakfı’nın da çalışmalarını takip ediyordum.

Dünya’daki Lions Kulüplerinin 1925 yılından beri “Göz Nuru” adı ile yaptığımız görme engelli çalışmalarına vesile olan, Lionları bu çalışmaları yapmaya davet eden kör ve sağır Helen Keller, ortaokulda hayat hikâyesini okuduğumdan beri benim idolümdü.  Ondokuz aylıkken geçirdiği bir rahatsızlık nedeni ile kör ve sağır olan Helen Keller, ailesinin ve öğretmenin desteği ile, o adeta yok olan bir yaşamın içinden çıkarak bir nevi yeniden doğuyor; ünlü Harvard Üniversitesi’nin kızlar bölümü olarak bilinen Radcliffe Üniversitesi’ni bitiriyor, yabancı diller öğreniyor ve Dünya’ya ilham oluyordu.

Helen Keller vazgeçmiyor ve yaşama bu kadar kuvvetle tutunuyorsa, bizlerin elimizden geleni yapmayı denemekten vazgeçme hakkımız var mıydı?  Ben doğmadan iki yıl önce, 1968’de hayata veda eden Helen Keller’e hayrandım. O çocukluğumda benim idolümdü ve sanırım hep de öyle kalacak.  Okumadıysanız otobiyografisi “Her Şey Su İle Başladı”yı okumanızı öneriyorum.  Kitabın Kuraldışı Yayınları’ndan çıkan bir baskısı yayında.

*

O akşam, Sevgili Yahya ve Ümran Kardeşlerimiz ile görme engelli çalışmaları ve yaşamlarımız hakkında konuşurken, Yahya Kardeşimiz benden bir şey rica etti. 
Bir anda o güne kadar görme engelliler ve görme engeli konusunda tüm yaşadıklarımın gerçekten bir film şeridi gibi gözümün önünden geçmesini sağlayan bir şey.

Bana burayı betimler misiniz?

Basit bir soru.  Basit bir cümle.

Yahya’nın sorusunu duydum ve bir anda sanki zaman dondu.  Önce sol tarafımda yüksek bir iskemlede oturan Yahya’ya bakakaldığımı fark ettim. Ben ayaktaydım. Sonra başımı kaldırdım, önüme, etrafıma bakmaya başladım.  Bir soru sormuştu ve sanki bir anda yaşadığımız an’a bir şey dokunmuştu ve zaman durmuştu.

Betimlemek.

Biz neredeydik?  Biz nasıl bir yerdeydik? Burada neler vardı? Kimler vardı?   Ve bunu Yahya için nasıl anlatacaktım?

Görme engelliler için dizilerin, filmlerin sesli betimlemelerinin yapıldığını biliyordum. Dinlemişliğim de vardı.  Hatta bu çalışmaları yapan Sesli Betimleme Derneği’nin çalışmalarını duyurmak için çaba göstermişliğim bile vardı.  Ama. Ama şimdi bana Yahya bana burayı betimler misiniz diyordu.  Anlatacaktım işte. Basit bir şey. Ama kalakalmıştım. Ne yapacaktım?

Ve sonra konuşmasının devamını duydum. “Burayı anlaman ve sonrasında hatırlayabilmem için bana her şeyini detaylı olarak tarif edin lütfen.” Ben hala sessizdim ve o devam etti. “Belki hiç fark etmediğiniz şeyleri fark edeceksiniz. Herşeyi tarif edin lütfen.

Ve nefes alıp başladım. Başladım önümüzdeki masanın ebatlarını, malzemesini, üzerindeki bardakları, tabakları tarif etmeye. “Mekânın üstü nasıl?” diye sordu Yahya. “Tamamen açık mı?”  Açık havada bir alandaydık.  “Üstünün kapanma ihtimali var mı?” diye sormaya devam etti.  Ben bilmediğim yeni bir dili öğreniyor gibi bocalıyordum ve heyecanlanıyordum.  Oysa 2009 yılından beri görme engelliler ile ne kadar çok defa bir araya gelmiştim. Sanki bilmediğim yeni bir dünyaya ilk defa adım atıyordum ve bunun şaşkınlığı ile başa çıkmaya çalışıyordum.

Bunları Yahya’ya ifade ettim.  Nasıl yapacağımı bilmiyordum.  “Sorularım ile size yardım edeceğim,” dedi ve öyle oldu.

Zemindeki malzeme nedir?” diye sordu.  Mermer olduğunu ve zemini oluşturan mermer parçalarının ebatlarını tarif ederken, o bana arada yumuşak bir zeminden geçtiğimizi söyledi. Hemen arkama döndüm ve ortasında olduğumuz mekânın girişine ve zemine detaylı olarak baktım.  Evet, iki yere kırmızı halı serilmişti.  Girişe ve sonra mekana girince biraz ileride sağda olan sponsor isimleri ile fotoğraf çektirdiğimiz panonun önüne.  Kırmızı halıların ebatlarını ve yerlerini tarif etmeye çalıştım kendimce.  Ve pano önünde beraber fotoğraf çektirmemizi rica ettim. İlk defa bir görme engelli koluma girdi ve beraberce oraya yürüdük. Yahya, Ümran, ben ve o akşam bizlerle olan İngilizce Öğretmenleri ile. Evet, onlar İzmir Bayraklı Symrna Lions Kulübü’nün katkıları ile İngilizce de öğreniyorlardı.

Fotoğraf çektirmek üzereyken Yahya bir şey daha söyledi.  “Lütfen çekiyoruz diye seslenin, oraya bakarız.

Ben bu dünyayı sözde biliyordum, ben bu dünyayı sözde önemsiyordum.  Oysa öğrenecek ne kadar çok şey vardı. Çok şükür ki öğrenmeye devam ediyordum.

Yüreğimde başka bir mutluluk ile iyi ki buradayım dedim. İyi ki bu gece var ve iyi ki ben buradayım.

*

İzmir Bayraklı Symrna Lions Kulübü 2015-2016 Dönemi Başkanı Sayın Lion Serhan Şen’e ve Değerli Üyelerine yıllardır bu çalışmaları, özenle, inançla, çıtayı hep yükselterek, yüreklerini katarak, hizmete inançla sürdürdükleri için yürekten teşekkürlerimi sunuyorum.  O gece tüm konuklarını gerçekten ailelerinin ferdiymiş gibi ağırladılar. Muazzam ev sahipliklerini ve çalışmalarına inançlarını görmek insanı yüreklendiriyor.  Onlarla aynı inancı paylaşan sponsorlarına da yürekten teşekkürlerimizi sunuyorum.  Birliğin gücüne inanmanın, ihtiyaçları karşılamak için birlikte çalışmanın gücünü görmemizi sağladılar.

Yaşamda iyi insanlar var. 
Ve onların varlığına şahit olmak umuda ve sevgiye inancımı kuvvetlendiriyor.

Yürekten saygı ve sevgilerimle.

4 Mayıs 2016 Çarşamba

Karate Denilen Harika Yol


Uzun zamandır Fethiye'den uzaktım. Dün Kandil vesilesi ile Fethiye'deki Karate Hocam, Dünya ve Avrupa Şampiyonu 7. Dan Shihan Ömer Habeş'i ziyaret etme şansım oldu.

Karate denilen bu harika yol ile beni tanıştırdığı, buluşturduğu için kendisine yürekten teşekkürlerimi sunuyorum.

Saygı temeli ile üzerine kurulan bu yol, beklenmedik şekilde, kendimiz kadar yaşamı da keşfetmemizi nasıl da sağlıyor.

Karate'nin hep yaşamımda olması dileğiyle.


3 Mayıs 2016 Salı

2 Mayıs 2016 Pazartesi

Demir Elmaağaçlı


Bu sabah Dünya Şampiyonu Milli Okçumuz Sayın Demir Elmaağaçlı ile tanışmak harika.

2015 yılında Meksika'da Dünya Şampiyonu olan Elmaağaçlı, Çin'deki bir turnuvadan dönüyordu.
Ülkemizin spordaki başarılarının hep artması, spor ruhunun tüm yönleriyle yaşamlarımızda kalıcı yer bulması dileğiyle.

Yaşam nasıl da bir anda umut ve mutluluk ile dolduruyor insanı.

26 Nisan 2016 Salı

Teşekkür

Değerli Lions Ailem,
Uluslararası Lions Dernekleri 118-R Yönetim Çevresi Federasyonumuzun Genel Kurulu’nu 24 Nisan 2016 tarihinde gerçekleştirdik.
Başta Sayın Mevlüt GÜVEN Genel Yönetmenimiz olmak üzere,
Divanımıza, Sandık Kurulumuza, Görevli Lion Dostlarımıza, ve Genel Kurulumuza katılan Tüm Delegelerimize, huzur, neşe, merak ve heyecanla geçen bu önemli gündeki çalışmaları için çok teşekkür ederim.
Seçilmiş Genel Yönetmenimiz Sayın Cahit KİŞİOĞLU ve Seçilmiş Genel Yönetmen 1. Yardımcımız Sayın Hayri Tuna YÜKSELEN'i yürekten kutluyor, başarılar diliyorum. Onların Lions’da fark yaratmak ve güç katmak adına hazırladıkları projeleri için çalışmayı şimdiden heyecanla bekliyorum.
Değerli Lion büyüğüm Sayın Erol ERENER'e bu süreçteki nazik yaklaşımı için, inandığımız hizmet yolunda hep birlikte olmak dileğiyle, içtenlikle teşekkür ediyorum.
Sevgi, saygı, anlayış, barış ruhu ile yaşamak için özen gösterdiğimiz bu süreç dilerim Lions’taki dostlukları güçlendirir.
Günümüz Türkiye’sinde birlik olmanın, dostluğun her gün artan önemini bilerek, Lions çalışmalarının başarıya ulaşması için hep birlikte gayret göstereceğimize inanıyorum.
Tüm Lion ve Leo Dostlarıma, Hepinize,
Yürekten Lions saygı ve sevgilerimi sunuyorum.
Zeynep Kocasinan
Seçilmiş Genel Yönetmen 2. Yardımcısı

15 Nisan 2016 Cuma

Mor Salkım Festivali 2016

Üsküdar Amerikan Lisesinden Yetişenler Derneği'miz 30 Nisan 2016 tarihinde düzenlenecek olan Mor Salkım Festivali'ne, programdaki okulumuzdan mezun yazarlar için çalışmaya, bölüme, mezunlardan biri olarak beni de davet ettiler. Davetin Dünya Sanat Günü'ne denk gelmesi ayrıca mutlu etti beni galiba.

30 Nisan'da Üsküdar Amerikan Lisemizde buluşmak üzere.

15 Nisan Dünya Sanat Günü

Bugün Leonardo Da Vinci'nin doğum günü. 
Ve Dünya Sanat Günü.
2012 yılından beri 15 Nisan Dünya Sanat Günü olarak kutlanıyor.

Bildiğim kadarı ile Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği Türkiye'nin önerisi ile UNESCO'ya bağlı Uluslararası Sanat Birliği tarafından kabul ediliyor.
Hayatımıza bu anlamda yeni giren bir gün.

İzmir de bugünü sanatla iç içe kutlamaya hazırlanıyor.
Yaşamın telaşı, acıları, sorunları içinde ruhun sesi kendine alan arıyor. Gün boyu farklı aktiviteler var.

Bugün, İzmir Resim ve Heykel Müzesi, Kültürpark Sanat Galerisi'nde Lions 118-R Yönetim Çevremize bağlı İzmir Teos Lions Kulübü'nün de katkıları ile organize edilmiş olan bir sergi var. "Barış İçin Sanat" teması ile.
Barış'a ve yüreklerimizdeki barış ruhuna inançla, ben de bir resimle bu sergide olacağım.

Sözlerimiz, düşüncelerimiz kadar yaşamda yaptıklarımız da hep barış ve anlayış ruhu için olsun. Yaptıklarımızın yönü hep barışa dair olsun. Yüreğimizdeki barış, Ülkemizdeki barış.
Hep inandığımız doğru bugün de kendini hatırlatıyor:
"Yurtta Barış, Dünya'da Barış"
...

9 Nisan 2016 Cumartesi

6 Mart 2016 Pazar

Kısa Bir Özgeçmiş, Lions Dernekleri Çalışmaları İçin...

Zeynep Kocasinan

LIONS
Progressive Melvin Jones Dostu
Muğla Fethiye Lions Kulübü Üyesi, 1 Ekim 2007
2014-2015      :           Uluslararası İlişkiler ve Yarışmalar Koordinatörü,
Uluslararası İlişkiler ve Yarışmalar Ulusal Komisyon Başkanlığı 118-R Yönetim Çevresi Görevlisi
2013-2014      :           Bölge Başkanı
2012-2013      :           Konsey Sekreter Yardımcısı, Kulüp Üyelik Direktörü
2011-2012      :           Uluslararası Anlayış İkizleşme ve İşbirliği Komitesi Başkanı,
Uluslararası İlişkiler ve Yarışmalar Ulusal Komisyon Başkanlığı 118-R Yönetim Çevresi Görevlisi
                                             Liderlik Geliştirme Takımı Üyesi ( GLT )
2010-2011      :           Kulüp Başkanı
2009-2010      :           Kulüp Sekreteri, Genel Yönetmen Çalışma Grubu Üyesi,
LCIF Çalışma Grubu Üyesi
İzmir Türk Cyber Lions Kulübü Ortak Üyesi (Nisan 2014), 2014-2016 Dönemi Rehber Lionu

Çalışma Hayatı
1992-2014      :  Yaman İnşaat, Müteahhitlik İşleri, Baraj İnşaatları, Genel Müdür
2005- …         :  Danışmanlık

Eğitimi
Üsküdar Amerikan Kız Lisesi Okul 1.si,  Cornell Üniversitesi, ABD, Endüstri Mühendisliği

Hobileri
Resim              :          Fethiye ve İstanbul’da kendi resim atölyelerinde yaratıcılık çalışmaları,
bireysel ve karma resim sergileri
Yazı                :           Bireysel gelişim ve çevre konuları üzerine 8 kitap, dergi ve gazetelere
Türkçe ve İngilizce yazılar, Blogger

Yabancı Diller          
            İngilizce (Çok iyi derece), Türk İşaret Dili (İyi derece),
            Almanca, İspanyolca, Japonca, Fransızca (Orta-az derecelerde)

Üyesi Olduğu Sivil Toplum Kuruluşları
Down Sendromu Derneği Üyesi ve Muğla İl Temsilcisi
Fethiye Ressamlar Derneği
Üsküdar Amerikan Lisesi’nden Yetişenler Derneği
Uluslararası Profesyonel Koçluk Derneği ve ICF - Uluslararası Koçluk Federasyonu Üyesi
AKUT Fethiye Ekibi Gönüllüsü ve AKUT Vakfı Üyesi
Darüşşafaka Spor Kulübü ve Habeş Gençlik Spor Kulübü Üyesi

Lions İle İlgili Bir Yola Çıkıyorum...

Değerli Dostlar,

Kimi dostlarımın bildiği bir konuyu burada da paylaşmak istiyorum.

7 Mart 2016 tarihi itibariyle Üyesi ve Geçmiş Dönem Başkanlarından olduğum Muğla Fethiye Lions Kulübümün büyük ve yürekten desteğini almış olmanın mutluluğu ile, Fethiye Lions Kulübümüzün Üyesi olduğu, Uluslararası Lions Dernekleri 118-R Yönetim Çevresi Federasyonu'nun Başkan 2. Yardımcılığı, bizim Lions'da ifade ettiğimiz şekli ile Genel Yönetmen 2. Yardımcılığı için Aday oluyorum.

7 Mart akşamı Yönetim Çevremiz, bir toplantı ile Genel Yönetmen, Genel Yönetmen 1. Yardımcısı ve Genel Yönetmen 2. Yardımcısı Adaylarımızı ilan ederek Yönetim Çevremizdeki Lion ve Leolara duyuracaklar.  24 Nisan'a kadar sürecek olan bir seçim süreci başlayacak.

Hepimiz için hayırlısı olsun.  Saygı ve sevgiyle olsun.

Hayatımda bugünlerde olan bu olayı paylaşmak istedim.  Akış içerisinde blogumu takip eden siz dostlara gelişmeleri, duygu ve düşüncelerimi yeri geldikçe, yüreğime düştükçe aktaracağım.

Uluslararası Lions Kulüpleri Birliği hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak isterseniz:
www.lionsclubs.org
ve
www.lionsturkiye.org
siteleri inceleyebilirsiniz.

Muğla Fethiye Lions Kulübümüz hakkında bilgi sahibi olmak için Kulübümüzün Facebook sayfasını veya blog ve internet sitelerini takip edebilirsiniz.
Facebook:  Muğla Fethiye Lions Kulübü
www.fethiyelions.org
www.lionsfethiye.blogspot.com.tr
www.fethyielions.wordpress.com

Hepinize yürekten saygılarımla,
Zeynep Kocasinan

14 Şubat 2016 Pazar

Sevgi olsun...


Sevgi hep olsun yaşamlarımızda.
Sevmek mümkün olsun. 
Sevilmek de, mümkünse.

Resim, bu yıl Lions Barış Afişi Yarışması'nda Mansiyon Ödülü alan Fethiye Mustafa Karslıoğlu İlköğretim Okulu öğrencisi Melisa Kabak'ın afişi. Ne güzel çizmişsin Sevgili Melisa.

8 Şubat 2016 Pazartesi

Yaratıcılık Dünyası

Yaratıcılık çalışmalarının benim için önemini birçok arkadaşım ve bu konuda beraber çalışmalar yaptığımız dostlar biliyorlar.

Benim bireysel gelişim yolumda harika bir rehberim oldu ve bu nedenle keyifle ve büyük katkısına gönülden inanarak yaptırıyorum.

2016 yılında üç aylık bu çalışmalarımıza Fethiye ve İstanbul'da yeni gruplarımız ile başlayacağız. Bu çalışmalara ait duyuruları buradan ve Wordpress blogumdan ve Facebook sayfamdan duyuracağım. 

Bununla birlikte yaratıcılık süreçleri konusunda bireysel bir yolculuğun hikayesini okumayı arzu edenler, bu konuda farklı bir bilgi almak adına, bu çalışmayı daha önce beraber yaptığımız Değerli Dostum Sayın Selcan Yıldırıcı'nın çalışmamız hakkında yazdığı "Beyaz Sabah Sayfaları" adlı kitabını okuyabilirler. 

Sayın Selcan Yıldırıcı'nın bir kitabı daha var. İlk kitabı "1 2 3 Sıçra" da kişisel gelişim yolculuğunu anlatıyor ve kendisinin "Bir İki Üç SIÇRA" adı ile bir Facebook sayfası da var. Orada ilham veren sözlerin dünyası ile bizleri buluşturuyor.

Yaratıcılık, sağlık, sevgi, neşe ve bereket dolu günler bizimle olsun.
Saygı ve sevgilerimle.

23 Ocak 2016 Cumartesi

Sergiden An'lar, "Yolu Yürümek", Teşekkür

Fethiye Belediyesi Kültür Merkezi Sergi Salonu'nda  18-22 Ocak 2016 tarihlerinde gerçekleştirdiğim Resim Sergisi'ne Fethiye'de gösterilen ilgiye yürekten teşekkür ediyorum.  

Facebook'taki Zeynep Kocasinan sayfamda sergi albümüne yer verdim.

Burada da sergiden bazı kareleri paylaşıyorum.

Yolu saygı, sevgi, neşe ve duygularımızın gerçekliğine sadık kalabilme gücü ile yürümek nasip olsun.

Yürekten saygı ve sevgilerimle.
Zeynep Kocasinan

















18 Ocak 2016 Pazartesi

"Yolu Yürümek" Sergi Özgeçmişi


Zeynep Kocasinan
Resim Sergisi
18-22 Ocak 2016
Fethiye Belediyesi Kültür Merkezi
Sergi Salonu

*

Zeynep Kocasinan

Üsküdar Amerikan Kız Lisesi’ni birincilikle bitirdi. Amerika Birleşik Devletleri’nde Cornell Üniversitesi’nde yılda dünyada 12 öğrenciye verilen başarı bursu ile Endüstri Mühendisliği okudu. Aile Şirketleri Yönetimi, Dış Ticaret ve İnşaat Muhasebesi eğitimleri ile başlayan kendini geliştirme süreci profesyonel koçluk ve bireysel gelişim alanlarında onlarca eğitim alarak bu alanlarda uzmanlaşmasına imkan sağladı. 1992 yılından aile inşaat şirketlerinde 2015 yılına kadar görev yapan Zeynep Kocasinan şirket genel müdürlüğü ile inşaat saha çalışmalarını sonlandırdı. 

Sanatçı resim çalışmalarına, inşaat işlerine ek olarak profesyonel olarak devam etmiştir.  2004 yılında İstanbul’da açtığı kendi resim atölyesinde ana konu olarak yaratıcılık başlıklı atölye çalışmaları düzenlemiştir.  Resim çalışmalarına 2013 yılından beri Fethiye Şövalye Adası’ndaki resim atölyesinde devam etmektedir.

Özellikle 2007 yılından itibaren resim çalışmalarının yaratıcılık çalışmalarını kişisel gelişim atölyesi çalışmaları altında daha detaylı ve üç aylık programlar çerçevesinde yapmaktadır.
Fethiye’de 2006, 2007 yıllarında Fethiye Belediyesi Kültür Merkezi’nde sergiler açan Kocasinan’ın bu sergi Fethiye’deki üçüncü sergisidir.


İngilizce ve az derecelerde Almanca, İspanyolca, Japonca ve Fransızca bilen Zeynep Kocasinan Türk İşaret Dili eğitimi almış olmaktan mutluluk duyuyor. 6 Türkçe, 2 İngilizce olmak üzere 8 Kitabı bulunuyor.

28 Kasım 2015 Cumartesi

Yapmamız Gereken...


Günaydın,

Yaşamda hepimizin yürüdüğü yolda bize gereken esasında kimseye ihtiyaç duymadan ihtiyacımız olanı kendimizin keşfettiği ve yapmamız gerekeni kendimizin yapabildiği günler. Bu mümkün.  Ve hedefimiz de bu olmalı. Yaşam için. Reiki için. Neyi istiyorsak onun için.

Bu yolda, hepimizin bildiklerimizden, yaşadıklarımızdan, deneyimlediklerimizden öğrendikleri var.  Yaşadığımız için bildiğimiz.  Bağımsız olma yolunda işte paylaşmamız gereken tam da bu.  Nasıl bağımsız olmayı başarıyoruz?  Tamam, her zaman olmayabilir ama başarabilidiğimizde, başarabildiğimizde nasıl başarıyoruz.

Reiki adına bildiklerim var.  Bugün ve hangi günler bunu yapmak bana doğru gelecek ise bunu yapmaya gayret edeceğim.  Sizin başka türlü olması gerektiği ile ilgili hisleriniz ve/ya bilişleriniz varsa, bunu aynı yolda yürüyenler ile paylaşmak da sizin sorumluluğunuz.

Yeni bir gün başlıyor ve bu gün için ben de bu düşünceler dolaşıyor.

Hepinize saygı ve sevgilerimle.
Zeynep


13 Kasım 2015 Cuma

34. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı'ndan...

7-15 Kasım 2015 tarihleri arasında gerçekleştirilen TÜYAP 34. Uluslararası Kitap Fuarı'nda 7 Kasım Cumartesi ve 13 Kasım Cuma günleri imza günleri için bulunmaktan büyük mutluluk duydum.

Kitapların harika dünyasında yazar olarak bulunmak harika bir his.
Aklımdan ve yüreğimden geçenleri yazmaya ve paylaşmaya gayret ediyorum. 2009 yılından beri yayınlanan sekiz kitap ile yaşamın bana getirdiklerini paylaşıyorum.

Hep keyifle okunmaları ve okuyanların aradıklarlarını bulmalarına deestek olmaları dileğiyle.

Sevgiyle.




7 Kasım 2015 Cumartesi

Standın İçinden Bakarken


34. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı'nda yayınevinin standında masam beni böyle bekliyordu.
Kitap Fuarı'nın o gerçekten ruhu doyuran sonsuz kitap zenginliği ne büyük mutluluk veriyor. 
Ve o dünyaya bir yayınevi standının içinden bakmak da keyifli.
Yaşam aradığımız kaynaklara gereken zamanda, gerektiğinde kolaylıkla ulaşmamızı sağlasın hep.
Sevgiyle.

34. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı


Bugün İstanbul'da, TÜYAP 34. Uluslararası Kitap Fuarı başlıyor.

7-15 Kasım 2015 tarihleri arasında devam edecek olan Fuar'ın bu yıl ki teması "Mizah: Hayata Gülümseyerek Bakmak" ve buna ne çok ihtiyacımız var. Keyifle ve gülümseyerek olsun.

Bugün Fuar etkinlikleri içinde "Oktay Akbal" Paneli var, "Vedat Türkali'nin Edebiyatı ve Yeni Romanlarımız" Söyleşisi var. Yarın İlber Ortaylı'nın "Türklerin Tarihi" Söyleşisi var. O kadar çok aktivite var ki. 750 Yayınevi katılıyor Fuar'a. Siz hesap edin.

Ben bugün Saat 14:00-16:00 arası 8 Kitabımı basan ve E-kitap olarak da yayınlayan Cinius Yayınları'nın standında olacağım. Yayınevi gece bir eposta göndermiş, stand yerinde ufak bir yer değişikliği olduğunu iletmiş. Stand Adresi 'Salon 3 605D' olmuş. Fuar enerjisinin içinde farklı şekilde olacağım birkaç saat. Hayırlısı.
En önemlisi, gülümseyerek olsun. Fuar. Anlar. Anılar. Yaşam.
Gülümseyerek olsun.
Severek olsun.

2 Kasım 2015 Pazartesi

İnsan

Birkaç yıl önce Çin'e gitme fırsatım olmuştu.
Çin'de 'insanın' tarihini düşünmeden gezmek mümkün değil.
Türk ve Moğol akınlarından korunmak için M. Ö. 300-400'lerde yapılmaya başlayan Çin Seddi tarihin Dünya'daki önemli izlerinden biri. İmparatorlar gelmiş geçmiş. Yaşam bugüne, bugünkü Çin'in gerçeğine akmış.
Tarih bazen görünen izler bırakıyor, bazen manevi izler.
Bireysel tarihimizi, ülkelerimizin tarihini niyetlerimiz ile, davranışlarımız ile, yapmayı seçtiklerimiz ile yazıyoruz. Gücü elinde tutanlar daha çok ama hepimiz, hepimiz bu hikayenin satırlarını yazıyoruz.
Her an, her gün bizler için bir karar anı. Ne yapmayı seçeceğiz?
Yaptıklarım sevgi, anlayış, adaletle olsun. Ve yapabildiğim ne ise onu yaparak yaşamdan aldığımdan fazlasını vermek için olsun diyorum ben.
Bugün kendiniz için ve çevrenizdeki en az bir kişi için sizin ve onun yaşamına katkı getirecek, mümkünse kalıcı katkı getirecek neler yapabilirsiniz? Benim bugün kendim için sorum bu. Bugün neler yapabilirim? Bakalım yanıtları ile neler olacak.
Sevgiyle kalalım, içimizdeki o sihirli olumlu gücü hatırlayarak.

28 Ekim 2015 Çarşamba

20 Ekim 2015 Salı

Önemli Bir Soru: İnsanlara Enerjimiz İle Ne Yapıyoruz?

Hepimizin arasında muazzam bir iletişim bağı var. Evrende gizli, saklı bir bilgi yok. Doğru hepimizin ulaşması için açık ve erişilebilir.
Duyabildiklerimizin, bilebildiklerimizin sınırlarını belirleyen niyetlerimiz. Aldığımız bilgi ile ne yapacağımız.
Ne kadar farkındalık sahibi olursak olalım, yaşamın geniş resminin bizim doğru olduğunu sandıklarımızdan fazla olabileceğini kabul etmeye cesaretimiz var mı?
Hepimizin arasında muazzam bir iletişim ve etkileşim bağı var. İnsanların arasında düşünceler ve aynı düşünceler gibi enerji akıp duruyor. Enerjimizin başkalarını nasıl etkilediğinin farkında mıyız? Enerjimiz düşündüğümüz veya temasta olduğumuz insanları yükseltiyor mu, yoksa onlardan enerji alıyor veya onları incitip düşürüyor mu?
Farkında olsak da, olmasak da enerjimizin başkalarına etkisi var.Yapıcı. Veya yıkıcı. Ve bu etkinin yapıcı veya yıkıcı olması bize bir hesap çıkarıyor. Etkilediğimiz insan ile aramızda bir hesap doğuruyor. Enerjiyi bir veriyorsak, yani enerjimizi insanları yükseltmek için kullanıyorsak verdiğimiz enerjiyi biz helal edebiliriz. Yine de izin almadan, izin olmadan başkasının yaşamlarına karışmamak gerektiğini hatırlamamız gerekiyor.
Niyetimizin gücü ile başkalarının yaşamlarına karışmadan, özgür iradelerine saygı ile olumlu olmaya karar verebiliriz. İncitmemeye, zarar vermemeye niyet edebiliriz.
Peki, enerjik olarak başkalarını yorduğumuzda, üzdüğümüzde, enerjilerini aldığımızda veya onları enerjimizin dalgaları ile incittiğimizde? Bu çok daha zor bir hesap. Ve insanların çoğu bilerek ve isteyerek değil istemeden enerjileri ile belki de onlara en yakın olanları, en çok destek olacak olanları incitiyorlar. Bazen adeta yıkıyorlar.
Hepimizin, özel bir enerji tekniği bilsek de bilmesek de enerjimiz ile, düşüncelerimiz, niyetlerimiz ile başkalarının üzerinde etkileri var. Fark etsek de etmesek de. Bilsek de bilmesek de. O yüzden fark edelim. Gözlemleyelim. Bilelim. Gözlemlemek, sormak bilmeye başlamak için inanın yeterli. Bizler esasında doğuştan Allah vergisi bir biliş yeteneğine sahip varlıklarız. Bunu kabul etmekte zorlanabiliyoruz o ayrı.
O zaman gelin farkına varalım. Soralım. Varlığımızın enerjisinin, düşüncelerimizin enerjisinin başkaları üzerindeki etkileri neler? Enerji göndermekten bahsetmiyorum, doğal olarak varoluşumuzun yaydığı enerji ne yapıyor? Gelin bunun hep farkında olalım. Başkalarına nasıl ulaşıyor, onları nasıl etkiliyor? Bunu nasıl olumlu kılabiliriz? Ve varsa enerjimiz ile verdiğimiz zararlar, olumsuz etkiler, bunları nasıl telafi edebiliriz?
Soralım. Yürekten, bütünün hayrı için niyetlenerek sorduğumuz soruların yanıtları gelecektir.
Hepimizin arasında muazzam bir bağ var. Doğru soruları soralım ve yanıtları ile hem kendi yaşamlarımızı hem de yaşamlarına dokunduğumuz insanların hayatlarını daha mutlu, daha aydınlık kılalım.
Yaşamak için doğduğumuz kader yollarımızı aydınlatalım.
Sevgiyle.