İnternet Sitesi

www.zeynepkocasinan.com
İzmir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İzmir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Aralık 2025 Cumartesi

"Özür Dilerim Abi"

Japonya'daki bir tanıdığım ile uzun bir görüşme yaptık dün.  Daha doğrusu daha çok o anlattı, ben dinledim.  Japoncam oldukça yavaş olmakla birlikte ilerliyor ve artık onu Japonca konuştuğunda çok daha iyi anlıyorum.  İngilizce konuşmakta zorlanıyor. Yazılı İngilizcesi daha iyi ama konuşurken Japonlara özgü utangaçlığı da devreye giriyor ve takılıyor. Ama anlaşıyoruz.  Bir çok konuda olduğu gibi iletişimde de niyetin önemini fark ediyorum. Ve karşımızdaki insanın niyetine olan güvenimizin önemini.

Japonya'ya ve Japonlara dair sevdiğim bir çok özellik var. Mesela Japonya'da hata yaptığımızda, istemeden bir zarar verdiğimizde özür dilemek gerçekten çok önemli ve kıymetli.  Galiba Güney Kore'de de özür dilemek böyleymiş ama Güney Kore'ye sadece bir kere gittim ve bu konuda sonradan dizilerinde izlediklerim dışında bizzat bir deneyimim olmadı. Aslında her yerdeki insanın ruhu için özür dilemek ve gerektiğinde özür almak önemli çünkü deneyim insanın özüne dair.  Son zamanlarda daha da hassas bakmaya çalıştığım 'helalleşme' , 'helalleşerek yaşamak' adına bunu daha çok önemsiyorum.  Belki bu nedenle, çok sevdiğim ülkemde, kimi insanların özür dilememek için binbir şekle girdiğini, haksızken haklı görünmek için kendini yitirdiğini görmek beni oldukça utandırıyor.  Bazen de kızdırıyor. Yine de bazı insanların reflekslerinde özür dilemek olduğunu ve en zor zamanlarda bile bu davranışı gösterdiklerini görmek de iyi geliyor. 

Paylaşacağım olayı, Türkiye'de yaşıyor, televizyon seyrediyor veya sosyal medya kullanıyorsanız, 2025 yılının Kasım ve Aralık aylarında mutlaka görmüşsünüzdür.  Tramvay istasyonunda bir genç kadın telefonuna bakarken farkına varmadan raylara doğru yürüyor. Gelen trenin altında kalmak üzereyken, bir güvenlik görevlisi tarafından kolundan geri çekilerek kurtuluyor.  Genç kadının kayıtlardaki ilk sözü, "Özür dilerim Abi".  (Abi'yi ağabey olarak değil de, sesi o an işitirmiş ya da tekrar işitmiş gibi hissetmeniz için 'abi' olarak yazıyorum.)  

Bu olayın görüntüsü defalarca karşıma çıktı.  Güvenlik görevlisinin hassasiyeti, dikkati, hızlı yaklaşımı gerçekten takdire şayan. Sonrasında yapılan bir röportajda güvenlik görevlisi, yaptığı önemli görevi, mütevazi bir şekilde ifade ederek "Anonsu duymamış, ufak bir tehlike atlattı," şeklinde aktararak, gösterdiği olumlu yaklaşımla da takdir toplamıştı.  Genç kadının milyonlarca insan gibi telefonundaki görüntülere ve seslere kapılmış olması hepimizin zaman zaman yaşadığı bir durumun vahametini tekrar gösteriyordu.  Bütün bunları fark ederken, benim dikkatim ısrarla başka bir yere çekiliyordu.  Genç kadının söylediği o ilk sözlere. "Özür dilerim Abi"ye.

Kurtarılan genç kadının ilk sözleri  "Özür dilerim Abi" oluyor.  Refleks olarak.  Muhtemelen hata yaptığını fark ettiği için, güvenlik görevlisi kendisini kurtarırken yere düştüğü için, görevliye zahmet verdiği için, sorumsuz davranışı için, refleks olarak özür diliyor.  Genç kadını tanımıyorum ve özellikle de kendisi ile ilgili bir araştırmayı şimdilik bilerek yapmadım; yorumlarımın, izleminleriminle saf kalması için.  Bunlarla birlikte, böyle ciddi bir hayati risk taşıyan olayı yaşayıp ilk sözlerinin özür sözcükleri olması benim kalbimde o insana dair çok sıcak şeyler hissettiriyor.  Güçlünün zayıfı ezmesinin maharet sayılmaya başlandığı, gittikçe kabalaştığı ve gaddarlaştığı hissini veren bu dünyada, görevini hakkıyla yapan nazik ve mütevazı bir güvenlik görevlisi ve en zor anlarından birinde bile insan kalmayı başardığı hissini veren genç bir kadın, beni, karşılaştığımız tüm hayatlarda bıraktığımız izler ve o izlerin ruhumuzdaki değişik izdüşümleri hakkında biraz daha ve daha derinden düşündürüyor.

Bunları düşünürken aklıma 1990'lı yılları başlarında yaşadığım bir olay aklıma geldi. Yıl sanırım 1993 ya da 1994'dü.  Şimdi resmi adı farklı olan ama bizim neslin Boğaziçi Köprüsü demekten vazgeçemediği köprüden araba kullanarak geçiyordum. O yıllarda henüz OGS, HGS gibi otomatik geçiş sistemleri yoktu ve Avrupa yakasından Anadolu yakasına giderken gişelerde geçiş ücretini nakit olarak ödemek gerekiyordu.  Araba ile gişeye yaklaştım ve ödeme için paramı uzattım.  Gişedeki görevli hanım bana baktı ve "Ücretinizi az önce geçen araç ödedi," dedi.  Sanırım ne olduğu anlamak için biraz duraksadım ve hangi araç olabilir bu diye önümdeki araçlara bakmaya çalıştım ama gişelerin ardında hızla akan trafik içinde seçmek mümkün değildi.  Yüzüme yansıyan o tatlı mutlulukla gişelerden geçip ilerlerken birden aklıma kısa bir süre öncesinde elime geçen İngilizce bir kitap gelmişti.  Yazarını ve adını şu anda hatırlamadığım, muhtemelen yitirdiğim bir kitap. O kitapta, belki basit iyilikler diye çevirebileceğimiz, zaman zaman rastgele iyilikler diye adlandırılan, yaşamı herkes için güzelleştirilecek iyilikler yapılması için madde madde öneriler yer alıyordu.  Aklımda kalan kadarı ile bunlardan bir tanesi "Pay the toll for the person behind you" idi, yani senden sonraki kişi için geçiş ücretini öde. Hala kim olduğunu bilmediğim o kişi bu kitabı okumuş muydu bilmiyorum ama bir köprü geçiş ücretimi ödeyerek, bana bugün bile beni tebessüm ettiren bir hoşluk yapmıştı.  

Bu olay bir konuyu daha düşündürdü.  Biliyorsunuz bir bağış, bir yardım yapıldığında, o kişinin adının bağışı yaptığı yere yazılması gibi bir sistem var.  Örneğin tefriş ettiğiniz bir hastane odasına, yaptırdığınız bir kütüphaneye ya da bir okul laboratuvarının kapısına. Bu uygulama eskiden daha azdı ama şimdilerde artık bu standart ve beklenen bir uygulama haline geldi.  Geldi ama yine Rahmet Babam Sinan Kocasinan'a dönmeden edemeyeceğim, Babam bu uygulamaya çok karşıydı.  Yaptığı yardımlarda bağış yapılan yerlere isminin yazılmasına hiçbir zaman izin vermedi. Bu konuşmaların yapıldığına şahit olduğumda, Babamı, bunun başka hayırseverleri de teşvik edeceğine ya da iyiliğin kimden geldiğinin bilinmesi için yapılmasının doğru olduğuna ikna etmeye çalışıyorlardı.  Rahmetli Babam ise ısrarla duruşundan vazgeçmedi ve hiçbir zaman yardımlarında, bağışlarında, kendisinden geldiğinin bilinmesine izin vermedi.  Kurumların katı kuralları nedeni ile başaramadığı nadir zamanlar belki olmuştur ama o yardım yaptığı bilinmeyen bir yardımsever oldu.  Bir elin verdiğini diğer elin bilmemesi. Bu gizliliğin kıymetini ve önemini anlamam da zaman aldı.  Yaşama farklı bir boyuttan bakabilenlerin görebildikleri başka bir manzara var ve onların görebildiklerini anlamak kolay olmuyor. 

Babamın bu yaklaşımı ara ara aklıma gelir. 2019 yılının başlarında da tekrar aklıma gelmişti.  O zaman Lions Kulüpleri Birliği'nin Ege ve Akdeniz Bölgelerinde çalışmalar yapan 118-R Federasyonunun, Federasyon Başkanlığını, Lions görev tanımı olarak Genel Yönetmenliğini yapıyordum.  Federasyon merkezimizde bir kütüphane olmamasını önemli bir eksik olarak görüp ikibin civarında, belki biraz daha aşkın sayıdaki Türkçe, İngilizce ve birkaç daha farklı dildeki kitaplarımı İzmir'in Bayraklı İlçesindeki merkezimize kitaplıklar yaptırarak hediye ettim.  Kütüphaneyi yaptığımız bölüm rahmetli olmuş başka bir Lionun adına organize edilmiş bir oturma bölümüydü.  O kişinin adına olan plaketin yanına kütüphanenin benim bağışım olduğunun yazılıp yazılmayacağını sordu bazı Lion arkadaşlar. Bunun çok gerekli olduğunu, kitapları benim bağışladığımın unutulacağını söylediler. Belki de haklıydılar ama kitaplara sahip çıkılmasını dileyerek ve umarak, yazılı bir iz bırakmadan kütüphaneyi Yönetim Çevremize, Federasyonumuza hediye ettim ve görev dönemin bitince de kitaplarımı İzmir'e teslim ederek ayrıldım.  Çocukluğumdan beri kitapların benim için ne kadar önemli olduğunu beni tanıyanlar çok iyi bilir.  Kendimce bu benim saygı duyduğum sivil toplum kuruluşuna ve bu kurumun kıymetli üyelerine kendimden verebileceğim en kıymetli veda hediyesiydi.  

Zaman zaman kitaplarımı çok özlerim, bir tanesi aklıma gelir hemen koşup belirli bir sayfasını, bölümünü, satırını okumak isterim. Bir yazı yazarken ya da bir araştırma yaparken kaynak olabilecek bir kitabım aklıma gelir.  Tabii ki yaşadığım Fethiye'den ve İstanbul'dan gidip hemen başvurmam mümkün olmaz. O zaman o kitapların olduklara yere iyilik getirmeleri diler ve onlara sevgilerimi yollarım. Bazen kimileriyle yirmi, otuz yıl geçirdiğim kitaplarımdan ayrılmış olmak içimi acıtır ve hata mı yaptım derim ama sonra şimdi daha çok insan okuyabilecek, o kitaplar daha çok insanda yaşayacak diyerek kendimi sakinleştiririm.

Babam beni övmek istediği zaman "Boynuz kulağı geçti," derdi.  Özür dilerim Babacığım, anlıyorum ki o pek mümkün değil ve olamayacak.  Edinilmiş sessiz olgunluğun, bütünü kendinden üstün tutmanın, muazzam bir bedeli var.  Ne o bedelleri ödemek, ne de o bedellerin ödenebileceği durumlara atılma cesaretini göstermek kolay bir iş değil.  Sadece bilin ki, siz bu dünyadan ayrılalı 21 yıl geçse de, benimle doğruları konuşmaya devam ediyorsunuz ve ben de duymaya ve anlamaya çalışıyorum hala. 

Ve teşekkürler Kayseri'deki o iki nazik kurtaran ve kurtarılan insana.  Teşekkürler sizler sayesinde içimde tazelenen iyiliğin peşinden gitmeye, 'iyi' olmaya olan inanca.

15 Nisan 2016 Cuma

15 Nisan Dünya Sanat Günü

Bugün Leonardo Da Vinci'nin doğum günü. 
Ve Dünya Sanat Günü.
2012 yılından beri 15 Nisan Dünya Sanat Günü olarak kutlanıyor.

Bildiğim kadarı ile Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği Türkiye'nin önerisi ile UNESCO'ya bağlı Uluslararası Sanat Birliği tarafından kabul ediliyor.
Hayatımıza bu anlamda yeni giren bir gün.

İzmir de bugünü sanatla iç içe kutlamaya hazırlanıyor.
Yaşamın telaşı, acıları, sorunları içinde ruhun sesi kendine alan arıyor. Gün boyu farklı aktiviteler var.

Bugün, İzmir Resim ve Heykel Müzesi, Kültürpark Sanat Galerisi'nde Lions 118-R Yönetim Çevremize bağlı İzmir Teos Lions Kulübü'nün de katkıları ile organize edilmiş olan bir sergi var. "Barış İçin Sanat" teması ile.
Barış'a ve yüreklerimizdeki barış ruhuna inançla, ben de bir resimle bu sergide olacağım.

Sözlerimiz, düşüncelerimiz kadar yaşamda yaptıklarımız da hep barış ve anlayış ruhu için olsun. Yaptıklarımızın yönü hep barışa dair olsun. Yüreğimizdeki barış, Ülkemizdeki barış.
Hep inandığımız doğru bugün de kendini hatırlatıyor:
"Yurtta Barış, Dünya'da Barış"
...

21 Temmuz 2014 Pazartesi

19 Temmuz'larda Kıbrıs...

19 Temmuz 2014 Cumartesi akşamı özel bir toplantıya katılma şansım oldu.

İzmir Alsancak Lions Kulübü, Gündoğdu Lions Kulübü ve Yarımada Çeşme Lions Kulübü Çeşme'de ortak bir toplantı düzenlediler. Lions 118-R Yönetim Çevresi 2013-2014 Dönemi Genel Yönetmenimiz Sayın Ln. Ziya Nazlı ve Değerli Eşleri Sayın Ln. Ayşen Nazlı da Alsancak Lions Kulübü'nün üyesi olarak bu toplantıya katıldılar. Toplantının çok özel bir konuğu vardı. Çok özel bir akşamda.

Toplantının konuğu Sayın Yaşar Aksoy'du. Esasında mühendis olan, iki ayrı dalda yüksek mühendis olan Sayın Yaşar Aksoy İzmir'in ve Türkiye'nin çok önemli gazeteci, araştırmacı ve yazarlarından bir Usta. 39 Kitabı var. 19 Temmuz akşamı Kıbrıs Barış Harekatı'nın 40. yılının arifesinde Sayın Yaşar Aksoy'un Kıbrıs Konferansı'nı dinleme şansına kavuşmak hep hatırlayacağım değerli bir anı olacak. Yaşadıktan sonra yaşamımızda bakış açımızı etkileyen anlar, zamanlar olur ya, onlardan biri olacak hep. Aynı saatlerde Kıbrıs'ta yıllardır yapıldığı üzere 19 Temmuz'u 20 Temmuz'a bağlayan gecede tutulan Şafak Nöbeti'ne Sayın Aksoy sayesinde sembolik olarak bizler de yüreklerimizle dahil olduk.

Bu özel geceyi düzenledikleri için İzmir Alsancak Lions Kulübü'ne ve Başkanları Sayın Ln. Hulya Karabacak'a, İzmir Gündoğdu Lions Kulübü 'ne ve Başkanları Sayın Ln. Berk Nazli'ya, İzmir Yarımada Çeşme Lions Kulübü'ne ve Başkanları Sayın Ln. Mehmet Avşaroğlu'na yürekten teşekkürler.

Sayın Yaşar Aksoy Üstadı Fethiye'de görme ve dinleme şansına kavuşmak dileğiyle.

http://haberhurriyeti.com/yasar-aksoydan-lionslara-kibris-konferansi-65571.html

9 Aralık 2013 Pazartesi

Lions 50. Yıl Tenis Turnuvası 16-26 Aralık 2013 Tarihlerinde İzmir'de


İzmir'de 16-26 Aralık 2013 tarihinde yapılacak olan Lions 50. Yıl Tenis Turnuvası ile ilgili bilgiler bana gelmeye devam ederken Fethiye'de tenis ile ilgilenen kimler var bilmediğimi fark ettim. İlgi duyanlara ulaşması dileğiyle paylaşıyorum.

Tenis ile ilgim babamın bana ve ağabeyime 9-10 yaşımızdayken Türkiye'ye bir müsabaka için gelen yabancı bir tenisçiden aldığı tenis raketleri ile başladı. O yıllarda raket bulmak da bir meseleydi. 


Son defa kort içinde elime raket alışım ise sanırım 1995 yılıydı. İstanbul'da, Conrad Oteli'nin tenis kortunda. Bir bayramın son günlerindendi. Sahada sağ ayak bilek lifimi koparmıştım, tabi o aşamada liflerimin koptuğunu bilmiyordum ama durumun ciddiyetini anlayabilecek kadar bilek burkulma tecrübem vardı. Ambulans bir türlü gelmediği için omuzlarda arabaya taşınarak Amerikan Hastanesi'nin acil servisine götürülmüştüm. Otelinde hiç yardımcı olmadığını hatırlıyorum. Değişik bir tecrübeydi.


Sonrasındaki fizik tedavi süreçlerinde, Ortaköy'de, artık yerinde yeller esen Yüzme İhtisas Spor Kulübü'nde yüzme öğrendiğim günden beri çok sevdiğim, yüzme hayatımda daha çok yer bulmaya başladı.


Elime bir daha tenis raketi almadım, o çekingenliği içimden tam atamadım, ama keyifle tenis oynayanlara özenmeye, onların keyfinden keyif almaya devam ediyorum.


Sevdiğimiz sporları yapma, yaşamda bize keyif veren şeyleri yapma yolumuz hep açık olsun.