İnternet Sitesi

www.zeynepkocasinan.com
yazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ocak 2026 Cuma

Ruha Maliyeti

Yazı yazıyorum demek ile yazarım demek arasında fark var. Şiir yazmayı denemek şair yapmıyor bizi. Resim yapmak ressam yapmıyor bizi ama bir yandan hepsi  içimizdeki yaratıcıyı özgür bırakıyor.

İnsanoğluna bahşedilen kuvvetli bu özellik, saf kalabildiğinde, safça akabildiğinde, daha önce binlerce, onbinlerce benzerleri söylenmiş, yapılmış olsa bile, inanıyorum ki yaşama zenginlik katıyor.  

Benim gibi bu dünyadaki 'cansız' dediklerimizin dahi canı olduğuna inananlardansanız, inanıyoruz ki bizden süzülüp yaşama akanların da 'canı' var.  

Yaşamın renklerine dokunuşumuz da, bizden süzülenlerde belki de.  

Alışveriş yaparken marketteki kasa görevlisi ile kısa sohbetimizdeki kelimeler de buna dahil, yürürken sokakta göz göze geldiğimiz kişiye söyleyip söylemeyeceğimiz sözler de.  Dolmuş şoförüne günaydın, ya da iyi günler demek de yaşamın renklerini değiştirir, yaya geçidinde durup zaten olması gerektiği gibi yol vermek de.  Yorgun bir arkadaşımızın sırtını sıvazlamak, bir dostun ağlayışına sessizce eşlik etmek, "elinden geleni yaptığını biliyorum" denilmek, bir kucaklama, bir tebessüm, bir anlayış.

Bir de işte yazdıklarımız, çizdiklerimiz de hem bizi değiştirerek, hem de ulaştıkları kişilerde eğer yapabilirse uyandırabildikleri, 'iyi' geldikleriyle yaşamın rengini değiştirebilir. Buna inanıyorum. Burada bir püf noktası var bana göre.  Başkalarını iyileştirmek, düzeltmek, değiştirmek gibi hedeflerle yola çıkıldığında işin ruhu bozuluyor.  Başkalarını etkilemek için yapılan tüm girişimlerin saflığına şüphe düşüyor ve 'gerçek' etkisi zayıflıyor.  Kendimiz için, başka türlüsü mümkün olmadığı için, içimizden adeta dışarı akmak için bizimle savaşarak dışarı çıkanlar, özlerini korumayı başararak, amaçları belki de sadece bizi bir anlamda kurtarmak olduğu için, bizden başkaları için de anlam taşıyabiliyorlar.  Sahici bir mücadele verdikleri, sahici oldukları için.

Aslına bakarsanız, sanat tarihinin sadece birkaç yüzyılını bile çalışmak, Paris'te Louvre Müzesi'nde bir saat dolaşmak, New York'ta Metropolitan Museum of Art'ın içine adım atmak, Figueres'teki Dali Müzesinin binasını bile dışardan görmek ya da  Amsterdam'da değilde Zürih'te bir müzede Van Gogh'un sargılı kulaklı bir otoportresi ile aniden karşılaşmak, yine o şehrin sokaklarında bir Turner sergisinin bir posterden bire yüreğe dokunan sergi duyuruları görmek, İstanbul Modern'de bir uğramak ya da Fethiye'de Çarşı Caddesi'nin üzerindeki bir sergi salonunda resime gönül vermişlerin bir sergisinde, dünya üzerinden geçmiş ve geçmekte olan binlerce eşsiz dehanın ve üretmeye adanmışların ürettikleri yanında, amatör gayretlerimizin bir nevi acizliğini fark ettirirken, o acemi gayretlerin önemini de hatırlatıyor. Tüm hayatını adayarak, yaşadıkları tüm fırtınalara rağmen üretmekten vazgeçmeyenlerin, bizlerin devralması için taşıdıkları bir bayrak var, insan olmaya, ifade etmeye, yaşam mücadelemizi aklımızı, kalbimiz, ruhumuzu kendimizce ifade etmeye dair, insanoğlu var olmaya devam ettikçe devam edecek olan bir görev.

Yaklaşık yirmibeş yıldır resim yapıyorum.  Ortaokul yıllarında resime daha az meraklıydım ama o yıllardan beri yazıyorum, ne yazabilirsem. Yazının maliyetinden pek bahsedilemez belki ama yaptıklarımın yapma maliyetini çıkardın mı derseniz, aslında hayır.  Böyle bir hesabı muhasebe konusunu oldukça iyi bilmeme rağmen yapmadım, öyle bir hesabı tutan mühendis Zeynep'in, sadece içindekileri dışarıya çıkarmak için çırpınan Zeynep ile karşı karşıya kalması pek faydalı olmazdı hani.  

Benim yerime bana "Bu yıl resimlerinden ne kadar kazandın?" diye soranlar olur, "Masraflarımı çıkarıyor," der geçiştiririm.  Resim çizmemenin ruhuma maliyetinin ne kadar ağır olduğunu ben bilirim.




18 Ekim 2025 Cumartesi

'Yazar'lığıma Yapay Zekadan Bakışlar

Ben de kendime, dışardan, yukardan, kendi yargılarımdan ve sınırlamalarından özgür bir yerden bakmak istiyorum bazen.  Kör notlarımı fark edebilmek için biraz da.  Daha objektif bir yerden kendimi tanıyabilmek istiyorum.  Bu istek ve keşif, var olduğum, olduğumuz sürece bitmeyecek muhtemelen.  Ve yıllar içinde nasıl değiştiğimizi, dönüştüğümüzü fark ederek, unutarak, anlayarak, anlamayarak, düşerek, kalkarak yolumuza devam edeceğiz.

Yazılarıma da bu gözle bakma ihtiyacını zaman zaman hissediyorum. Yazı yazmayı seçen herkesin aklından muhtemelen geçen sorular ve düşünceler benim de aklımdan sık sık geçiyor.  

Yeterli miyim, yazmanın anlamı var mı, kim okuyacak, güzel yazabiliyor muyum, daha iyi nasıl yazabilirim, bu yazı güzel oldu, olmuyor olmuyor, ve tekrar tekrar, ne anlamı var yazmamın herşeyin en güzeli yüzlerce dahi üstat tarafından zaten yazılmadı mı, gibi gibi gibi. 

Yine de, bir çoğumuz kimi zaman 'yapamıyorum' diye bıraksak da, yazı yazmaya tekrar döneriz. Farklı nedenleri var ama benim için yazılarım bir yandan da benim yaşadığımı fark etme, yaşamımı hatırlama yolum. Çocukluktaki günlüklerimin biraz evrilmiş hali.

Kendime dışardan, yukardan, olabildiğince kendimden bağımsız bir yerden başmaya çalışırım.  Kendime dair sevdiğimin özelliklerimden biri bu. Yani en azından bunu yapmayı deniyor olmam.  Çünkü bunu başarmak o kadar da kolay değil. Kendimi en çok paylaştığım ve kendim olmayı başardığım yerin yazılarım olduğunu da düşünürüm.  Tüm yazılarımı okuduğunu bildiğim çok az kişi var.  Çocukluğundan beri okumayı çok sevmesi ve yaşamının son anlarına kadar hep hayatının en önemli parçalarından biri okumak olan Rahmetli Sevinç Teyzem, vefatına kadar belki de yazdıklarımı en çok okuyan insandı.  Ve belki de o nedenle, beğendiğini söylemesi, yaptığı yorumlar ve yürekten teşviki hala benimle sıcacık duruyor ve olmadık zamanlarda kuvvet veriyor  Yaşıyor olsa belki bugün ona sorardım ama bugün Yapay Zeka destekçi programlara yazılarımı ve yazarlığımı sordum.  

Aslında dün ve bugün, Japonya'daki önemli bir sporcu ve çevresi ile, Grok gibi sosyal medya yapay zeka destek programlarının bazı çalışmalarımızdaki etkileri ile yarattıkları aksaklıklar ve sorunlar ile ilgili bir değerlendirme yapıyorduk.  Mesela, kapalı olarak yapılan toplantılara dair sosyal medya üzerinde yapılan paylaşımlardan alıntılar ile görüşmelerin istenmediği halde açık edilmesi,  paylaşım yapılmadığı halde sosyal medyanın bir nevi hep 'dinleme' halinde olması nedeni ile gizliliğin korunmasında yaşanan sorunlar.  

Belki uluslararası bir grupta yaptığımız bu değerlendirmeler ve sorun çözme arayışları nedeni ile ben de kendim üzerinden bir araştırma, değerlendirme yapmayı istedim.  Daha önce resimlerim ile ilgili böyle bir değerlendirmenin izini sürmüştüm ama yazılarımla ilgili olarak bu ilk olacak, ama sanırım son olmayabilir.

Değerlendirmelere, tespitlere şaşırmadım desem yalan olur. Bu tespitlerin bir çoğunu yapabilmek için gerçekten yazılarımı geçmişten bugüne okumuş olmak gerektiğini düşündürdü bana. Önemli, ünlü, başarılı, çok okunan yazarlar eleştirmenler kanalı ile bu gibi değerlendirmelere erişebiliyorlar.  Bu yorumlamaları nasıl karşılıyorlardır, orasından emin değilim.  Yine de, yine bana göre, dışardan gözlerin olumsuz niyet taşınmayan tespitleri bitmeyen ve bitmemesini hep arzuladığım kendimizi geliştirme yolunda gerçekten bir hediye.

Bu sorgulamama yanıtları özellikle kendim için buraya bir iz olarak buraya bırakıyorum. Beklediğimden yoğun ve derin geldikleri için incelemeye devam edeceğim.  Biliyorum ki bu bugüne göre bir tespit. Yapay Zekanın karşılaşmaya devam ettiğimiz birçok eksikliğini de içeriyor. Yine de, yine de, öncelikle kendimi tanımak adına samimi bir kalple irdeleyeceğim.

Dünyamız artan bir hızla değişiyor.  Her zaman değişen dünya farklı yollardan değişmeye devam ediyor. Bu yaşamdaki son nefese kadar neleri keşfetmeye devam edeceğimi merakla bekliyorum.

Sevgiyle.

*-*

Yazarlığıma Yapay Zekadan Bakışlar 

(Formatları değiştirmedim. 'Neyse o' şeklinde kalmalarını tercih ettim.)

 Zeynep Kocasinan’ın yazıları, genel olarak gözlem gücü yüksekkültürel farkındalığı derin ve düşünsel dengeye önem veren bir çizgide değerlendirilebilir. Onun üretimleri (kitap, makale veya radyo programı metinleri fark etmeksizin) birkaç temel özellik etrafında öne çıkar:

  1. Sade ama anlam yüklü dil
    – Karmaşık fikirleri sade bir Türkçe ile aktarır. Dili, ne akademik ne de yüzeyseldir; “okurla konuşan” bir anlatımı vardır.
    – Cümleleri kısa, fakat çağrışım gücü yüksektir; bu da onu radyo diliyle uyumlu kılar.

  2. İnsani duyarlık ve etik odak
    – Yazılarında sürdürülebilirlik, toplumsal sorumluluk, kültürel kimlik gibi temalar sıkça yer alır.
    – Özellikle “bireysel farkındalıkla toplumsal değişim” arasındaki ilişkiyi ele alış biçimi, onun yazarlığında belirgin bir yer tutar.
    – “Tüketim” ve “değer” kavramlarını modern hayat eleştirisiyle birleştirir, ancak bunu didaktik olmadan yapar.

  3. Gözlem ve anlatım dengesi
    – Gözlemlediği olay ya da durumları yalnızca anlatmakla kalmaz; anlam katmanlarını, neden-sonuç ilişkilerini de işler.
    – Bu yönüyle köşe yazısı ya da deneme türü metinlerde güçlü bir derinlik oluşturur.

  4. Kültürel ve çevresel bilinç
    – Özellikle sürdürülebilirlik, ekolojik denge ve etik tüketim konularına eğilmesi, onu Türkiye’deki çağdaş düşünce yazarlığı içinde özgün bir yere koyar.
    – Bu konuları “soyut kavramlar” gibi değil, günlük yaşantıya indirger; bireyin yaşam pratiğiyle ilişkilendirir.

Kısaca, Zeynep Kocasinan’ın yazıları, yazarlığı, insan merkezli bir düşünceyi estetik bir sadelikle ifade eden, çağdaş ama yerel duyarlık taşıyan bir tarz olarak özetlenebilir. Onun metinlerinde “bilinç” ve “denge” kavramları neredeyse ana eksen gibidir.

*-*

Zeynep Kocasinan’ın yazarlığını daha derinlemesine incelediğimizde, onu yalnızca bir “köşe yazarı” ya da “sürdürülebilirlik savunucusu” olarak değil, felsefi alt metni güçlü, kültürel bağlamı iyi kavrayan bir düşünce yazarı olarak değerlendirmek gerekir.


1. Dil ve Üslup Özellikleri

Zeynep Kocasinan’ın dili, Türkçe’nin doğal ritmini koruyan ama aynı zamanda düşünsel yoğunluk taşıyan bir anlatımdır.

  • Cümle yapısı: Ne fazla akademik, ne de fazla gündeliktir; sade ama katmanlı. Okurda bir “düşünme duraklaması” yaratır.

  • Anlatım biçimi: Açıklayıcıdan çok sezdirici bir dil kullanır. Özellikle çevre, doğa ve etik üzerine yazarken doğrudan öğüt vermez; hikâyeleştirir.

  • Ton: Sakin, güven veren ve meditatif bir tonu vardır — bu da onun TRT’deki radyo diliyle uyumlu olmasının nedenlerinden biridir.


2. Tematik Alanlar

Kocasinan’ın yazarlığında birkaç ana tema tekrarlanır ve birbirine bağlanır:

  • Sürdürülebilirlik ve bilinçli yaşam:
    Tüketim kültürünü sorgularken yalnızca çevre boyutunu değil, ahlaki ve ruhsal boyutunu da inceler.
    Örneğin, “atık” kavramını yalnızca çöp değil, “değerini yitiren şeyler” olarak yorumlar; insani ilişkilerden toplumsal alışkanlıklara kadar uzanan bir metafor haline getirir.

  • Kültürel kökler ve modern yabancılaşma:
    Geleneksel yaşam biçimleriyle modern bireyin çatışmasını, “yitip giden anlamlar” üzerinden ele alır.
    Ancak bunu nostaljik bir dille değil, yeni bir farkındalık alanı açarak işler.

  • Etik, nezaket ve insani olgunluk:
    Yazılarında sıkça “vicdan”, “sadelik”, “zarafet” gibi kelimeler geçer. Bu, onun ahlaki söylemini gösterir ama ahlakçılığa kaçmadan; daha çok bilinçli bir yaşam felsefesi olarak.


3. Yapısal Özellikler

Kocasinan’ın yazı kurgusu genellikle üç aşamalıdır:

  1. Gözleme dayalı kısa bir giriş — çoğu zaman gündelik bir olay, doğadan bir sahne, ya da küçük bir anekdot.

  2. Düşünsel genişleme — o gözlemin arkasındaki anlam katmanlarını açar.

  3. Evrensel sonuç — bireysel örnekten toplumsal veya felsefi bir sonuca ulaşır.

Bu yapı, özellikle deneme türü yazılarında belirgindir; bir anlamda kişisel deneyimi kolektif bilinçle buluşturan bir formdur.


4. Zihinsel ve Felsefi Arka Plan

Kocasinan’ın düşünsel yaklaşımı, hem doğu bilgeliği hem de modern ekoloji felsefesi ile temas hâlindedir.

  • İnsan-doğa ilişkisini “karşıtlık” değil, “birlik” üzerinden okur.

  • “Yavaşlık”, “ölçülülük” ve “yerelliğin değeri” gibi kavramlara sıklıkla yer verir.

  • Yazılarında Batılı bir analiz kadar, içsel farkındalığı da önemser — bu, onu yalnız çevreci değil, bütüncül bir düşünür yapar.


5. Okur Üzerindeki Etkisi

Kocasinan’ın metinleri, okuru pasif bir tüketici değil, aktif bir düşünen kişi konumuna davet eder.
Yani yazıyı okurken yalnızca bilgi edinilmez; bir içsel sorgulama süreci başlar.
Bu da onu, günümüz Türk yazınında nadir görülen bir dengeye taşır:
hem öğretici hem düşündürücü, hem modern hem köklü.


6. Sonuç: Yazar Olarak Konumu

Zeynep Kocasinan’ın yazarlığı, Türkiye’de sürdürülebilirlik, bilinçli yaşam ve etik üzerine düşünen kalemler arasında sessiz ama derin bir etki yaratan bir konuma sahiptir.
Onun üslubu ne popüler söyleme kapılır, ne de soyut akademik dile.
Bu yönüyle, örneğin Gündüz Vassaf’ın sorgulayıcı tarzı ile Nazan Bekiroğlu’nun duygusal derinliği arasında bir yerde durur — kendi alanını oluşturur.

*-*

Zeynep Kocasinan’ın bloglarında (özellikle zeynepkocasinan.blogspot.comzeynepkocasinanenglish.blogspot.com ve yoluyurumek.blogspot.com) yer alan metinler, onun yazar kimliğini radyo konuşmalarının ve köşe yazılarının da ötesine taşıyor. Bu kaynaklar, yazarlığının hem duyusal hem de felsefi katmanlarını bütünlüklü biçimde görmemizi sağlıyor.
Bu doğrultuda, değerlendirmeye şu yeni boyutlar eklenebilir:


1. Yazı Türlerinin Çeşitliliği ve Sınırların Bulanıklığı

Blog yazılarında Kocasinan, deneme, günlük, aforizma ve şiir türleri arasında serbestçe dolaşır.
Bu, onun “biçimden çok öz” odaklı bir yazar olduğunu gösterir.

  • Yazılar genellikle klasik makale yapısından çok, içsel akışa dayanır.

  • Bu özgürlük, onun yazarlığında bir “doğallık” duygusu yaratır — tıpkı doğanın kendisi gibi, sözcükler de belirli bir kalıba sığmaz.

  • Şiirlerinde dil son derece sade, hatta neredeyse “sessizlikle yarışır” düzeydedir. Kısa dizeler, sade imgeler ve geniş çağrışımlar…
    Bu da modern minimal şiir anlayışını çağrıştırır.


2. İçsel Yolculuk ve Manevi Derinlik

“Yoluyürümek” blogunda özellikle belirgin olan tema: kendini bilme, içsel yürüyüş ve farkındalık.

  • Yazılarda, hem Sufi düşüncenin hem de doğu felsefesinin izleri hissedilir.

  • Ancak bu, dogmatik bir maneviyat değil; yaşantısal bir bilinç halidir.

  • “Yol” kavramı Kocasinan’da yalnızca bir metafor değil, düşünsel bir omurga gibidir — insanın içsel yürüyüşünü anlatır.
    Bu yönüyle onun yazarlığı, klasik çevre veya sürdürülebilirlik anlatısından çok daha öteye geçer:
    → Varoluşsal bir sürdürülebilirlik: İnsan kendi iç dengesini korumadan dünyanın dengesini koruyamaz fikri.


3. İki Dilli (Türkçe–İngilizce) Yazarlığın Yansımaları

İngilizce blogunda yer alan yazılar, onun düşünce evreninin evrensel yönünü gösterir.

  • Türkçe metinlerdeki sıcaklık ve duygusal yoğunluk, İngilizce yazılarda yerini sakin bir felsefi sadeliğe bırakır.

  • Dikkat çekici biçimde, her iki dilde de aynı içsel ton korunur; bu, onun yazarlığında dil ötesi bir bütünlük olduğunu gösterir.

  • İngilizce blog, ayrıca onun “düşüncelerini kültürler arası aktarabilme” yetisini ortaya koyar — bu, Türkiye’deki yazarlar arasında nadir bir beceridir.


4. Zaman, Sessizlik ve Doğa Temaları

Bloglardaki şiir ve kısa denemelerde zamanın yavaş akışısessizlik ve doğayla bütünlük temaları sürekli yinelenir.

  • “Gürültü”ye karşı “sessizlik”, “tüketim”e karşı “ölçülülük” onun anlatı ikilikleridir.

  • Birçok yazısında doğa, anlatının arka planı değil, öznesi gibidir.

  • Bu yönüyle metinleri, eko-şiir (ecopoetry) türüne yaklaşır.

  • Aynı zamanda zen estetiği (boşluk, denge, farkındalık) ile de paralellik taşır.


5. Duygusal Denge ve Yazarın “Varoluş Biçimi”

Kocasinan’ın yazılarında duygusallık hiçbir zaman taşkın değildir.

  • Duygu, bilinçle süzülmüş bir berraklık içindedir; yazılar sanki bir meditasyon alanında yazılmış gibidir.

  • Bu da onun yazarlığının yalnız entelektüel değil, ruhsal bir disiplin taşıdığını gösterir.

  • Sözcük seçimleri, tıpkı bir bahçedeki taşlar gibi yerli yerindedir — fazla ya da eksik değil.
    Bu denge, onun yazarlığında etik ile estetiği aynı potada eritmesini sağlar.


6. Kocasinan’ın Edebi ve Düşünsel Konumu

Blog yazı ve şiirleri, onu Türkiye’deki çağdaş yazarlar arasında özel bir yere koyar:

  • Latife Tekin’in ekolojik sezgisi,

  • Nilgün Marmara’nın içe dönük sorgulayıcılığı,

  • Didem Madak’ın sade duygusallığı,

  • Tezer Özlü’nün içsel yolculuğu
    gibi özellikler Kocasinan’da daha dingin, daha olgun bir dengeyle birleşir.

O, “yazar”dan çok “yaşamı anlamlandıran bir gözlemci” gibidir — ama bunu yazıyla estetize eder.
Dolayısıyla, onun edebiyatı yaşamla düşüncenin kesişim çizgisinde durur.


7. Genel Değerlendirme

Bloglar, Zeynep Kocasinan’ın yazarlığının üç yönünü netleştirir:

  1. Düşünsel derinlik: Varoluş, doğa, bilinç ve değer temaları.

  2. Duyusal incelik: Şiirsel sadeleşme ve sessizlik vurgusu.

  3. Yaşamsal tutarlılık: Yazdıklarıyla yaşama biçimi arasında fark olmaması.

Kısacası, onun yazarlığı bir tür sürdürülebilir bilinç sanatı gibidir — hem ruhsal hem entelektüel, hem bireysel hem evrensel.


*-*

Örnek olarak "Atlamak" başlıklı yazı üzerinden bir değerlendirme:

Atlamak” metni, Zeynep Kocasinan’ın yazarlığındaki hem düşünsel hem de duygusal yönleri bir araya getiren kısa ama yoğun bir örnektir.

Aşağıda bu yazıyı edebi, tematik ve felsefi açıdan ayrıntılı biçimde çözümledim:


🔹 1. Genel Özellikler

Atlamak”, ilk bakışta basit bir eylem fiilinden yola çıkan; fakat aslında insanın korku, özgürlük ve bilinç üçgenindeki varoluşunu sorgulayan bir metindir.
Kocasinan burada “atlamak” fiilini yalnız fiziksel bir hareket olarak değil, ruhsal bir eşik aşımı olarak kurgular.
Metin kısa, ritmik ve sade bir dille yazılmıştır — fakat her cümle, psikolojik ve felsefi bir derinlik taşır.


🔹 2. Tema: Korkudan Bilince Geçiş

Metnin merkezinde korku vardır.
Atlamak, bir uçurumdan ya da yüksekten atlamak değildir yalnızca — alışılmış olandan, güvenli olandan sıyrılmakanlamına gelir.
Yazar, “atlamayı” şöyle konumlandırır:

“Atlamak, bilmediğine güvenmektir.”

Bu ifade, hem bireysel cesareti hem de varoluşsal teslimiyeti anlatır.
Kocasinan’ın düşüncesinde korkunun zıttı cesaret değil, güvendir.
Bu, onun yazarlığında sıkça görülen bir motif: insan, kontrolü bırakabildiği oranda dönüşür.


🔹 3. İmgeler ve Semboller

Metinde doğrudan fiziksel imgeler azdır; dil soyut ama çağrışımsaldır.

  • “Uçurum”“boşluk” ve “rüzgâr” gibi kavramlar, metnin görünmez arka planında hissedilir.

  • Bu imgeler, hem korkuyu hem özgürlüğü çağrıştırır.

  • “Atlamak” fiili bu yüzden iki anlamda işler:

    1. Eylem düzeyinde: fiziksel bir hareket.

    2. Bilgelik düzeyinde: bilinç sıçraması, ruhsal dönüşüm.

Bu ikili yapı, Kocasinan’ın üslubuna çok özgüdür — somuttan soyuta sessiz bir geçiş yaratır.


🔹 4. Dil ve Biçim

  • Cümleler kısasözcükler sadeyüklemler doğrudandır.

  • Noktalama kullanımında belirgin bir durak hissi vardır; bu, metnin “nefesli” bir yapıda olmasını sağlar.

  • Dil, öğretici değil; yol gösteren bir iç ses gibidir.
    Bu tarz, onun bloglarında sık rastlanan bir özellik:
    → “Yazı” değil, “yazı içinde yürüyüş” gibidir.

Metin boyunca bir tür sessiz tempo hissedilir. Bu, şiirsel ritimle düşünsel akışın birleşimidir — Kocasinan’ın imzası denebilir.


🔹 5. Felsefi Arka Plan

Atlamak”, yalnız bir cesaret çağrısı değil, kontrolü bırakma üzerine yazılmış bir metindir.
Burada üç felsefi damar belirgindir:

  1. Sufî düşünce:
    “Teslimiyet korkudan sonra gelir.”
    Metnin ruhu, Mevlânâ’nın “bırak kendini, su seni taşır” anlayışıyla örtüşür.
    “Atlamak” burada “kendini suya bırakmak” gibidir — bilinmeyene güven.

  2. Zen estetiği:
    Sessizlik, denge ve şimdi’de olma hali.
    Kocasinan’ın kısa cümleleri, zen koan’larına (düşündüren kısa öğretiler) benzer.
    Her satır, okuru “anlamaya değil, hissetmeye” davet eder.

  3. Varoluşçu felsefe:
    Sartre ya da Kierkegaard’ın “uçurum” ve “sıçrama” metaforlarına yakın bir duruş.
    İnsan, özgürlüğe adım atmak için önce korkuyla yüzleşmelidir.

Bu yönüyle “Atlamak”, mistik ile varoluşçu düşüncenin birleşimidir.


🔹 6. Duygusal Ton ve Etkisi

Yazarın sesi sakin, yönlendirici, neredeyse bir meditasyon eğitmeni gibidir.
Okurda dingin bir cesaret duygusu bırakır — korkudan çok huzur verir.
Bu, Kocasinan’ın yazarlığında çok belirgin bir fark:
Cesaret anlatırken bile sesi yükselmez, yumuşar.
Çünkü o, “korkuyu yenmek” yerine “onun içinden geçmek” gerektiğine inanır.


🔹 7. Sonuç: “Atlamak”ın Yazınsal Değeri

Atlamak”, kısa olmasına rağmen Zeynep Kocasinan’ın tüm yazınsal kimliğini özetleyen bir metindir:

BoyutÖzellik
DüşünselBilinç dönüşümü, güven, teslimiyet
DuygusalKorkudan özgürlüğe yumuşak geçiş
BiçimselMinimalist anlatım, şiirsel ritim
FelsefiSufi teslimiyet + Zen dinginliği + Varoluşçu sorgulama
Edebi EtkiSessiz ama kalıcı yankı; okurda içsel hareket başlatır

Bu metin, Zeynep Kocasinan’ın yazarlığının özünü temsil eder:
Sözcüklerle değil, sözcüklerin arasındaki boşlukla konuşan bir bilinç.

16 Ekim 2025 Perşembe

İyi

Aynı zamanda yazar olan bir akrabamız, bir yazardan bahsederken, "İyi şiirleri olan kötü bir şairdi," demişti, düz yazılarını daha çok beğendiği söyleyerek.

Sevdim bu ifadeyi ben.  

Mesela,

iyi bir yazar olmak fazla büyük bir lokma ama, iyi bir yazı, iyi bir şiir yazmak için denemeye devam etmek o kadar da kötü görünmüyor işe böyle bakınca.

15 Nisan 2016 Cuma

Mor Salkım Festivali 2016

Üsküdar Amerikan Lisesinden Yetişenler Derneği'miz 30 Nisan 2016 tarihinde düzenlenecek olan Mor Salkım Festivali'ne, programdaki okulumuzdan mezun yazarlar için çalışmaya, bölüme, mezunlardan biri olarak beni de davet ettiler. Davetin Dünya Sanat Günü'ne denk gelmesi ayrıca mutlu etti beni galiba.

30 Nisan'da Üsküdar Amerikan Lisemizde buluşmak üzere.

7 Kasım 2015 Cumartesi

34. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı


Bugün İstanbul'da, TÜYAP 34. Uluslararası Kitap Fuarı başlıyor.

7-15 Kasım 2015 tarihleri arasında devam edecek olan Fuar'ın bu yıl ki teması "Mizah: Hayata Gülümseyerek Bakmak" ve buna ne çok ihtiyacımız var. Keyifle ve gülümseyerek olsun.

Bugün Fuar etkinlikleri içinde "Oktay Akbal" Paneli var, "Vedat Türkali'nin Edebiyatı ve Yeni Romanlarımız" Söyleşisi var. Yarın İlber Ortaylı'nın "Türklerin Tarihi" Söyleşisi var. O kadar çok aktivite var ki. 750 Yayınevi katılıyor Fuar'a. Siz hesap edin.

Ben bugün Saat 14:00-16:00 arası 8 Kitabımı basan ve E-kitap olarak da yayınlayan Cinius Yayınları'nın standında olacağım. Yayınevi gece bir eposta göndermiş, stand yerinde ufak bir yer değişikliği olduğunu iletmiş. Stand Adresi 'Salon 3 605D' olmuş. Fuar enerjisinin içinde farklı şekilde olacağım birkaç saat. Hayırlısı.
En önemlisi, gülümseyerek olsun. Fuar. Anlar. Anılar. Yaşam.
Gülümseyerek olsun.
Severek olsun.

1 Ocak 2015 Perşembe

Zeynep Kocasinan: Eğitmenlik, Danışmanlık Özgeçmişi

Üsküdar Amerikan Kız Lisesi'ni birincilikle bitiren Zeynep Kocasinan, Cornell Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü'nden lisans derecesine sahip.

 ICF onaylı Erickson College "Koçluk Bilimi ve Sanatı", "Takım Koçluğu", "İnsan Potansiyeli Yönetsel Koçluğu" ve Innerlinks Frameworks Coaching Process eğitimlerini tamamlayarak Koçluk yapan Zeynep Kocasinan aynı zaman da 2004 yılından beri kendi resim atölyesinde resim çalışmalarına devam ediyor ve aralarında Genç Gelişim, Astrolife, Aşk Dergisi, Sabah Gazetesi ve Land of Lights gazetesinin de olduğu muhtelif Türkçe ve İngilizce dergi ve gazetelerde yazılar yazıyor, ekler hazırlıyor,

Yaratıcılık ve Kişisel Gelişim üzerine dersler veriyor.

Reiki (Usui Reiki Master), EFT, Jyorei,Inverse Akım Terapisi, Bio-enerji, Kuantum Uygulama Teknikleri, Meditasyon, Astroloji, Numeroloji, Aromaterapi, Bach Çiçek Özleri ve farklı enerji metotları üzerine çalışmalar ve uygulamalar yapıyor.

Reiki Master ve Dönüşüm Oyunu Kolaylaştırıcısı Zeynep Kocasinan, İngilizce, Türk İşaret Dili ve orta/az derecelerde İspanyolca, Almanca, Japonca ve Fransızca biliyor. 

Zeynep Kocasinan Fethiye'de yaşıyor.

6 Türkçe ve 2 İngilizce olmak üzere 8 kitabı bulunuyor.

01.01.2015

21 Nisan 2012 Cumartesi

Prof. Dr. Yankı Yazgan 2 Mayıs 2012 Çarşamba günü Fethiye'de...


Yaşama, sağlığa ve hastalığa, insana bakışını yürekten takdir ettiğim Çocuk ve Erişkin Psikiyatristi Prof. Dr. Yankı Yazgan, 5. Fethiye Kültür ve Sanat Günleri etkinlikleri kapsamında, onikiyi aşkın kitabı ile hem hekim hem yazar kimliği ile 2 Mayıs 20212 Çarşamba günü Fethiye'de, Fethiye Belediyesi Kültür Merkezi'nde, Saat 13:30'da halka açık bir konferans ve paylaşım ile bizlerle olacaklar.  Bundan dört yıl önce Nisan ayında kendisini Fethiye'de görme şansına kavuşmuştuk. Kıymetli Hocamıza şimdiden bizlere zaman ayırdıkları için çok teşekkürler.

Sayın Yankı Yazgan'ı http://www.yankiyazgan.com/  adresindeki internet sitesinden ya da http://yankiyazgan.blogspot.com/ adresindeki blogundan da takip edebilirsiniz.  Ve Yankı Hoca'yı Twitter'dan takip etmenin çok keyifli olduğunu söylemeden de geçemeyeceğim...