Dünya'da 200'ü aşkın ülkede 1.450.000 üyesi ile sivil toplum çalışmalarını sürdüren Uluslararası Lions Kulüpleri Birliği'nin ilk kadın Başkanı, İzlandalı Gudrun Yngvadottir resmi Türkiye ziyaretinde, Lions Ege Akdeniz 118-R Federasyonu Başkanı Sayın Lion Zeynep Kocasinan ve Türkiye Lions Heyeti ile birlikte Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sayın Misket Dikmeni ziyaret etti.
15 Mart 2019 Cuma
İzmir Lozan Lions Kulübünün Kuruluşu
Lion Zeynep Kocasinan'ın Lions Ege Akdeniz 118-R Federasyonun Başkanlığını yaptığı 2018-2019 Döneminde, İzmir Agora Lions Kulübü'nün sponsorluğunda İzmir Lozan Lions Kulübü kurularak Lions çalışmalarına başladı.
18 Kasım 2017 Cumartesi
29 Yıl Önce
Yaşamda unutamadığımız bazı anlar vardır. Sihirli anlar. Mesela 29 yıl sonra bile tüm renkleri ve bizde bıraktığı hislerle hatırladığımız anlar.
Ben 1988 yılında Üsküdar Amerikan Kız Lisesi’nden mezun oldum. Aynı yılın Ağustos ayında Amerika Birleşik Devletleri’ne, mühendislik okumak için Cornell Üniversitesi’ne gitmiştim.
Okulun birinci ayı bitmek üzereyken yaşadığım bir gün, o günkü tatlı heyecan hep aklımda kaldı. Ve bu 18 Kasım günü Amerika’daki o gün yine tüm canlılığı ile aklımda tekrar gezindi. Mutluluk, hüzün ve teşekkürle.
Mezun olduğum okul, Cornell Üniversitesi New York Eyaletinde Ithaca isimli gerçekten doğası da harika olan bir kasabanın yanında kurulmuş güzel bir üniversitedir. Akademik başarısı kadar güzel kampüsü ile bilinen üniversiteye burslu olarak kabul edilmem o yıllarda beni Amerika’ya göndermeye belki o kadar da istekli olmayan ailemin bana izin vermesini sağlamıştı.
Bu yeni macera için bir yandan çok hevesliydim. Diğer yandan ailemden, İstanbul’dan, Türkiye’den uzak olmak kendisini hissettiriyor ve dört yılın bu uzak memlekette nasıl geçeceğini kendime bile hissettirmemeye çalışarak dert ediyordum. Sonrasında insanoğlunun o muazzam adaptasyon yeteneği ile üniversitedeki odamın, yabancı bir ülkenin bir gün ev gibi hissedebileceğini o günlerde henüz bilmiyordum.
O gün, derslerimin büyük bir bölümü bitince biraz dinlenmek için yatakhanedeki odama dönmek istemiştim. Yatakhanemiz oldukça büyük bir binaydı. Cornell’deki birinci sınıf kız öğrencilerinin kaldığı, ikiyüzden fazla öğrenciyi barındıran, 1920’lerde yapılmış Gotik tarzda bir binaydı. Balch Hall taş duvarları, bahçe ve avluları ile Cornell’deki en özgün yatakhane binalarından biriydi. Benim odamın olduğu bölümün girişinde öğrencilerin kullanımı için bir oturma odası bölümü vardı. Orada da bir televizyon.
İşte o gün, o tarihi binanın merdivenlerinden çıkıp odama geçerken televizyonda bir görüntü gözüme takıldı. Ekranda bir sporcu vardı. Ve Türk bayrağı. Televizyondaki spikerin İngilizce heyecanlı konuşmaları.
Ekranda Naim Süleymanoğlu’nun görüntüleri vardı. Ben omzumda o günlerde kullandığım mor renkli sırt çantam, orada kalakalmış, görüntüleri ayakta seyrediyordum.
20 Eylül 1988 günü Naim Süleymanoğlu Seul Olimpiyatlarında silkmede 190 kg’ı, toplamda 342,5 kg kaldırarak Dünya Rekorunu kırıyor ve şampiyon oluyordu. Bu küçük dev adam, dünya ve olimpiyat rekorlarını kırıyor, Türkiye’ye olimpiyatlarda güreş dışında ilk altın madalyasını kazandırıyor, kendi kilosundan üç kat fazla kiloyu kaldırarak bunu yapabilen ilk halterci olarak tarihe geçiyordu.
Sonrasında Naim Süleymanoğu 1988 yılının Ekim ayında Time dergisine de kapak olacak ve benim Amerika’daki ilk günlerinde bir Türk olarak ülkemle gurur duymamı sağlayacaktı.
Naim Süleymanoğlu’nun Türkiye’ye dönüş hikayesini o günü yaşamış olan tüm Türkler gibi ben de tabii ki biliyordum. Ama uzak bir memlekette, yeni bir yaşama adapte olmaya çalıştığım o günlerde, Cep Herkülü Naim Süleymanoğlu’nun bu özel olimpiyat hikayesi bana azim, dayanma gücü, başarı, inanç ve belki de en çok, imkansız denileni başarmak adına çok farklı şeyler söylüyordu.
Yaşamımızdan insanlar geçiyor. Tanıdığımız ve tanımadığımız. Ve o insanlardan bazıları, yaşamları ile yaşamlarımızı değiştiriyor. İşte Naim Süleymanoğlu da, insanın yapabileceklerine dair hayal gücümüzün sınırlarını belki de farkında olmadan değiştiriyordu.
*
1992 yılında Dünyanın En İyi Sporcusu da seçilen Naim Süleymanoğlu’nu 18 Kasım 2017 tarihinde kaybettik. Allah rahmet eylesin. Yaşamında bizlere verdiği ilhamla hep huzurda, ışıklarda olsun.
Labels:
1988,
Balch Hall,
cep herkülü,
Cornell,
halter,
Ithaca,
Kocasinan,
Naim,
olimpiyat,
rekor,
Seul,
Süleymanoğlu,
Zeynep
10 Mayıs 2017 Çarşamba
Yaşamın İzleri...
Yaşam bir keşif, bir mücadele.
Acılar, hırslar, pişmanlıklar, sevinçler, merhamet, haksızlık, hoşgörü, uyanıklık, saflık, cesaret ve korkaklık, hepsi var içinde. Ve daha neler neler.
Hepsine hazırlıklı olmak gerek belki de. Hataya da başarıya da. Sevgiye de nefrete de. Üzüntüye de mutluluğa olduğu kadar.
Beklentisiz ve kabulle.
...
Ve insanlar geçiyor hayatımızdan, kimileri sonsuzluk için bize veda ediyor ve bizdeki izleri en çok duygu kelimeleri ile yazılıyor.
28 Şubat 2017 Salı
Helen Keller
Hayat zorlaşır gibi olduğunda, ışıklar azaldığında, yaşamın beklenmedik sürprizleri karşımıza çıktığında, üzülürken veya şükrederken, sevdiğimiz seyleri yaparken veya sevgilere özlemimiz arttığında, ya da kendimizi çok şanslı veya şanssız hissederken, Helen Keller'i okumak lazım.
1925 yılında Lions Kulübü Üyelerinden "Körlerin Şövalyesi" olmalarını isteyen, 92 yıldır Lionları Türkiye'de ve Dünya'da milyonlarca insana göz sağlığı hizmeti götürmeleri için yüreklendiren, o kör ve sağır kadın Helen Keller'in hayatını okumak lazım.
Ona, açtığı yola, bu yolda yürümeyi seçenlere, sevgi dolu cesarete ve emeklere, şükran ve teşekkürler. Nefes alıyorsak her zaman umut olduğunu hatırlayarak.
Labels:
1925,
Dünya,
engelli,
Helen Keller,
Herşey Su İle Başladı,
kitap,
kör,
körlük,
Lions,
otobiyografi,
sağır,
sağlık,
Türkiye,
Zeynep Kocasinan
8 Ocak 2017 Pazar
Zeynep Kocasinan, Özgeçmiş
Üsküdar Amerikan Kız Lisesi'ni birincilikle bitiren Zeynep Kocasinan, Amerika Birleşik Devletleri’nde Cornell Üniversitesi’nde yılda dünyada 12 öğrenciye verilen başarı bursu ile Endüstri Mühendisliği okudu. Aile Şirketleri Yönetimi, Dış Ticaret ve İnşaat Muhasebesi eğitimleri ile başlayan kendini geliştirme süreci profesyonel koçluk ve bireysel gelişim alanlarında onlarca eğitim alarak bu alanlarda uzmanlaşmasına imkan sağladı. 1992 yılından aile inşaat şirketlerinde 2015 yılına kadar görev yapan Zeynep Kocasinan şirket genel müdürlüğü ile inşaat saha çalışmalarını sonlandırdı.
Resim'in hayatında önemli bir yeri vardır. Zeynep Kocasinan resim çalışmalarına, inşaat işlerine ek olarak profesyonel olarak devam etmiştir. 2004 yılında İstanbul’da açtığı kendi resim atölyesinde ana konu olarak yaratıcılık başlıklı eğitim ve atölye çalışmaları düzenlemiştir. Resim çalışmalarına 2013 yılından beri Fethiye'deki resim atölyesinde devam etmektedir.
ICF onaylı Erickson College "Koçluk Bilimi ve Sanatı", "Takım Koçluğu" ve "İnsan Potansiyeli Yönetsel Koçluğu" ve Innerlinks "Transformation Game Facilitator's Training" ve "Frameworks Coaching Process" eğitimlerini tamamlayarak koçluk yapmaktadır.
Aralarında Genç Gelişim, Astrolife, Aşk Dergisi, Sabah Gazetesi ve Land of Lights gazetesinin de olduğu muhtelif Türkçe ve İngilizce dergi ve gazetelerde yazılar yazıyor, astroloji ve benzer konularda ekler hazırlıyor.
Yaratıcılık ve Kişisel Gelişim üzerine derslere ek olarak enerji çalışmaları da yapan Zeynep Kocasinan, Reiki (Usui Reiki Master), Jyorei, Inverse Akım Terapisi, Bio-enerji, Reflexoloji, NLP, Meditasyon, Astroloji, Numeroloji, Aromaterapi, Bach & Bush Çiçek Özleri ve farklı enerji metotları üzerine çalışmalar ve uygulamalar yapıyor.
Sürdürülebilirlik üzerine çalışmalar yapan ODTÜ ve Abant İzzet Baysal Üniversitelerinde düzenlenen üç Uluslararası sürdürülebirlik workshopuna katılmış ve Findhorn Ekoköyü'nde GAIA Education tarafından düzenlenen Sustainability ve Ecovillage Design Eğitmenlik eğitimlerini tamamlamıştır.
Usui Reiki Master ve Dönüşüm Oyunu Resmi Kolaylaştırıcısı olan Zeynep Kocasinan, İngilizce, az/orta derecelerde Almanca, Fransızca, İspanyolca ve Japonca biliyor. Türk İşaret Dili Eğitimi almış olmaktan büyük mutluluk duyuyor.
Reiki'yi Yaşıyorum, Görüşler, Dönüşüm Oyunu Gerçek mi?, Atlamak, Kitaplar Soru Sorar ve Doğru Yanlış Güzel Çirkin adlı yayınlanmış altı Türkçe, Is It Written in the Stars? ve Imagine Being Lucky adlı iki İngilizce kitabı bulunuyor.
Muğla Fethiye Lions Kulübü Derneği, Fethiye Ressamlar Derneği, Üsküdar Amerikan Lisesinden Yetişenler Derneği, Uluslararası Profesyonel Koçluk Derneği, ICF Uluslararası Koç Federasyonu, Down Türkiye Down Sendromu Derneği Üyesi ve Muğla İl Temsilcisi olan olan Zeynep Kocasinan AKUT Fethiye Ekibi Gönüllüsü ve AKUT Vakfı Üyesidir. 24 Nisan 2016 tarihinden beri Uluslararası Lions Dernekleri 118-R Yönetim Çevresi Federasyonu Başkan 2. Yardımcılığı görevini yürütmektedir.
Zeynep Kocasinan Muğla'nın Fethiye İlçesi'nde yaşıyor.
E-posta: Zeynep.Kocasinan[at]gmail.com
Web: www.zeynepkocasinan.com
Facebook Sayfası: www.facebook.com/zeynepkocasinan
Twitter: @zeynepkocasinan
Resim'in hayatında önemli bir yeri vardır. Zeynep Kocasinan resim çalışmalarına, inşaat işlerine ek olarak profesyonel olarak devam etmiştir. 2004 yılında İstanbul’da açtığı kendi resim atölyesinde ana konu olarak yaratıcılık başlıklı eğitim ve atölye çalışmaları düzenlemiştir. Resim çalışmalarına 2013 yılından beri Fethiye'deki resim atölyesinde devam etmektedir.
ICF onaylı Erickson College "Koçluk Bilimi ve Sanatı", "Takım Koçluğu" ve "İnsan Potansiyeli Yönetsel Koçluğu" ve Innerlinks "Transformation Game Facilitator's Training" ve "Frameworks Coaching Process" eğitimlerini tamamlayarak koçluk yapmaktadır.
Aralarında Genç Gelişim, Astrolife, Aşk Dergisi, Sabah Gazetesi ve Land of Lights gazetesinin de olduğu muhtelif Türkçe ve İngilizce dergi ve gazetelerde yazılar yazıyor, astroloji ve benzer konularda ekler hazırlıyor.
Yaratıcılık ve Kişisel Gelişim üzerine derslere ek olarak enerji çalışmaları da yapan Zeynep Kocasinan, Reiki (Usui Reiki Master), Jyorei, Inverse Akım Terapisi, Bio-enerji, Reflexoloji, NLP, Meditasyon, Astroloji, Numeroloji, Aromaterapi, Bach & Bush Çiçek Özleri ve farklı enerji metotları üzerine çalışmalar ve uygulamalar yapıyor.
Sürdürülebilirlik üzerine çalışmalar yapan ODTÜ ve Abant İzzet Baysal Üniversitelerinde düzenlenen üç Uluslararası sürdürülebirlik workshopuna katılmış ve Findhorn Ekoköyü'nde GAIA Education tarafından düzenlenen Sustainability ve Ecovillage Design Eğitmenlik eğitimlerini tamamlamıştır.
Usui Reiki Master ve Dönüşüm Oyunu Resmi Kolaylaştırıcısı olan Zeynep Kocasinan, İngilizce, az/orta derecelerde Almanca, Fransızca, İspanyolca ve Japonca biliyor. Türk İşaret Dili Eğitimi almış olmaktan büyük mutluluk duyuyor.
Reiki'yi Yaşıyorum, Görüşler, Dönüşüm Oyunu Gerçek mi?, Atlamak, Kitaplar Soru Sorar ve Doğru Yanlış Güzel Çirkin adlı yayınlanmış altı Türkçe, Is It Written in the Stars? ve Imagine Being Lucky adlı iki İngilizce kitabı bulunuyor.
Muğla Fethiye Lions Kulübü Derneği, Fethiye Ressamlar Derneği, Üsküdar Amerikan Lisesinden Yetişenler Derneği, Uluslararası Profesyonel Koçluk Derneği, ICF Uluslararası Koç Federasyonu, Down Türkiye Down Sendromu Derneği Üyesi ve Muğla İl Temsilcisi olan olan Zeynep Kocasinan AKUT Fethiye Ekibi Gönüllüsü ve AKUT Vakfı Üyesidir. 24 Nisan 2016 tarihinden beri Uluslararası Lions Dernekleri 118-R Yönetim Çevresi Federasyonu Başkan 2. Yardımcılığı görevini yürütmektedir.
Zeynep Kocasinan Muğla'nın Fethiye İlçesi'nde yaşıyor.
E-posta: Zeynep.Kocasinan[at]gmail.com
Web: www.zeynepkocasinan.com
Facebook Sayfası: www.facebook.com/zeynepkocasinan
Twitter: @zeynepkocasinan
1 Ocak 2017 Pazar
Çember
Bir
süredir yazı yazmıyordum. Birkaç aydır
yoğun bir çalışma dönemim var. Bununla
birlikte, itiraf etmek zorundayım belki de beni yazı yazmaktan asıl uzak tutan
şey özellikle son iki aydır Türkiye’de ardı ardına, artan bir sıklık ile
yaşanan olaylardı.
İçimde
büyüyen acı, kızgınlık, isyan, çaresizlik hislerini nefrete dönüştürmeden sabırda
kalmaya çalışmaya çalıştım. Son ayların duygu
dünyamdaki özeti bu.
Gündelik
yaşama gelince, elimden geleni yapmaya odaklandım. Yapabileceklerimi yapmaya. Dernek çalışmalarım ile ilgilendim. İstanbul’daki
ofisimin kentsel dönüşüm nedeni ile yıkılacağı haberi gelince onu toparlamak ve
taşımak için kendimi Fethiye’den tekrar İstanbul’un göbeğinde Beşiktaş’ta,
Balmumcu’da buldum.
Bu
süreçte, ne kadar yorulmuş olsam da kendimi işle meşgul etmek de iyi geldi
doğrusu. Yorgunluk, yapılacakları
planlamak, ofisi toplarken arşivimizde karşıma çıkan evraklar, fotoğraflar, anılar,
geçmişin benim için değerli insanlarını, anlarını bana hatırlattı. Sevmiş olmanın, sevilmiş olanın, insanın
yaşamına değer katan insanlar ile aynı zamanı paylaşmış olmanın verdiği bir
kuvvet ile sarıldım sanki. O yalnız
olmadığımızı, bize değer verildiğini hissettiren duygu ile farklı bir umudu
hatırladım.
*
Yeni
yıldan önceki iki akşam iki ayrı dost meclisinde bulundum. Birincisi yeni yılda Londra’ya taşınacak olan
kuzenlerimin arkadaşları ile buluştukları veda yemeği, ikincisi ise kimisi
ortaokul yıllarından can dostum olan, kimilerini 1990’lı yıllardan beri
tanıdığım çok sevdiğim arkadaşlarım ile bir araya geldiğimiz bir yeniyıl
yemeğiydi.
Her iki
akşam kalbime, aklıma, ruhuma iyi geldi. Kuzenlerim sayesinde yeni tanıştığım
insanlar kadar beni onbir yaşından beri, çocukluğumdan beri tanıyan
arkadaşlarım ile olmak yaşamda bize en büyük kuvveti veren şeyin, yüreği açık,
dostluğu seven, saygılı, hoşgörülü, açık fikirli, yaşamı kendini geliştirmek
için, hayata katkı koymak için yaşayan insanlar ile birlikte olmak olduğunu
tekrar hatırlattı.
İstanbul’daki
bu iki akşamda, özellikle kendi çok yakın arkadaşlarım ile buluştuğum akşamda,
şunları söylerken buldum kendimi. Ben artık İstanbullu olmaktan çok
Fethiyeliydim. Bir zamanlar İstanbul’daki
sosyal yaşamın, kültürel yaşamın bir anlamda tam ortasındayken, şimdilerde
gündemden kopmamış olmakla birlikte o aktif çemberin dışında olduğumu
hissediyordum. Fethiyeli olmayı seçerek
dışında kalmayı seçmiştim. Mesela,
İstanbul’da yeni açılan mekanları açıldığı o ilk günlerde görüp keşfeden ben
İstanbul’un en popüler on mekanı gibi şu meşhur onlu listelerdeki adreslerden
çoğunu bilmiyordum. Arada gittiğim bir
tanesi çıkarsa ben bile şaşırıyordum. 30
Aralık akşamı arkadaşlarım Nazım Hikmet Oratoryosun'nun ne kadar güzel olduğundan bahsetmişlerdi. “Evet,
gazetelerde okudum, ben şimdilerde haberleri böyle takip ediyorum,” demiştim
tebessüm ederek.
Onlara
Fethiye’deki, ve daha sık olarak gitmeye başladığım İzmir’deki, yaşamın beni ne
kadar mutlu ettiğinden bahsederken buldum kendimi. Tabii ki bunları ilk defa duymuyorlardı ama
ben belki de ilk defa kendimi bu kadar çok Fethiyeli, kasabalı hissediyordum. İstanbul’da hala bir ofisim, bir atölyemiz ve
aile evimiz olmasına rağmen İstanbullu hissetmeyi bırakıyordum ben galiba. Ben
kasabalı olmayı sevmiştim.
Şimdi
Fethiye’ye kasaba diyerek gerçekten çok ama çok sevdiğim ve beğendiğim Fethiye’yi
hafife aldığım anlaşılmasın. Fethiye
denilen o güzel ilçe Türkiye’deki birçok ilden daha çok imkanlara sahip. Bunun
farkındayım ve bu da beni cezp ediyor ama ruh olarak Fethiye bir ilçe, bir
kasaba ve güzelliğinin büyük kısmı da buradan geliyor. Benim demek istediğim, sadece, İstanbul’un
göbeğindeki bir yaşamdan gerçekten bambaşka bir hayat tarzına geçmek bizim
çevremizdeki çok alışılmamış bir tercihti. Benim yoğun bir istekle yaptığım bir tercih. Ve ben Fethiye’de yaşayan bir İstanbullu
olmaktan çok Fethiyeli olmaya mutlulukla başlamıştım.
Ve bu
tercih benim her gün “İyi ki de yapmışım,” dediğim bir tercih. Sadece farklı bir yaşamı tercih ettiğimin de
bilincindeyim. Daha sakin, gündemden
daha uzak, yerine göre hareketten, güncelden, moda olandan da uzak. Hayattan haberdar olmaktan uzak değil belki ama
hareketin ortasında olmaktan uzak. Arkadaşlığın,
insani temasın, doğallığın daha yoğun yaşandığı, biraz kenarda kalmışlık
hissini taşıyan ama doğanın içinde olmanın ve kendine zaman ayırabilmenin verdiği
güzellikle renklenen ve yüreği doyuran bir uzaklıkta olmak.
*
Sen iki
gün gündemden, güncelden uzak olmaktan bahset dur, Türkiye’nin acı gündemi yeni yılda beni
İstanbul’da buldu. Haberlerde gördüğümüz
olayların bir anlamda şahidi olmak ne demek hatırlattı.
Bu yıl
yeni yıla İstanbul’da annemin yanında, ailemiz ile girmeye karar
vermiştim. İşlerim nedeni ile zaten
İstanbul’daydım, burada kalmak doğru geldi.
Annem rahatsızlıkları nedeni ile sokağa rahat çıkamadığı için evde olmayı
tercih ettik.
Doğrusu Arnavutköy’de yeni
yıl günü ve akşamı muazzam bir sakinlik vardı.
Genelde böyle zamanlarda çok işlek olan sahil yolundan neredeyse sayılı
araba geçiyordu. Son on gündür bir canlı
bomba tehdidi olduğu söylentisi ile polis özellikle akşamları kimi yolları
kapatıyordu. Hep cıvıl cıvıl görmeye
alıştığımız Arnavutköy’deki lokantalar bomboştu. Esasında İstanbul’da hareketli
görmeye alıştığımız tüm mekanlar, sokaklar, bölgeler genelde boştu. Belediyelerin ağaçları ve sokakları ışıklarla
donatarak getirmeye çalıştıkları yeniyıl neşesinin herkese uzak olduğunu pek
aşikardı. Yeni yıl günü de İstanbul bence tam da bu ürkek ruh halindeydi.
Gece
yarısı yeni yıla girdikten göre ailecek kucaklaşmalar, kutlama telefon
görüşmelerimizi yaptıktan sonra yavaş yavaş günü bitirmeye hazırlanırken, beni
ilk uyandıran şey, “Arabayı sağa çek, sağa çek,” sesi ile adeta sahil yolunu
inleten anons oldu. Bir panzer hızla
ilerlemeye çalışıyor ve neredeyse bomboş olduğu için yolda sakince ilerleyen
arabadan acil yol istiyordu. Bunu kısa süre sonra siren sesleri ile hızla geçen
polis arabaları izledi. Sonra siren
sesleri devam etti. Sahil yönünde her iki yönde hızla ilerleyen ambülansların
siren sesleri. Arnavutköy’den Ortaköy
yönüne gidenler. Arnavuköy’den Bebek yönüne devam edenler.
Aşikardı. Bir şeyler oluyordu.
Televizyonu
kapatmıştık. Açmadık. Ben de açmadım.
Alınacak
acı haber kotamızı dolduralı çok olmuştu.
Devam eden ambulans sesleri ile uykuya daldım.
*
1992
yılında Türkiye’de işe başladığım yıllarda terör olayları ülkemizin en önemli
gündem maddelerinden biriydi. Özellikle
o yıllarda Adıyaman’da bir baraj inşaatı yapmakta olduğumuz için, şantiyelerimizdeki
çalışanlarımızın, şantiyelerimizin güvenliği açısından her saniye tetikte
olmak, gece gelebilecek her telefona hazırlıklı olmaya çalışmak bana yabancı
bir his değildi. Şantiyemizdeki
patlayıcı madde deposu ile artan güvenlik riski, şantiyedeki köy korucularının
varlığı, bekçilerimizin, ki o zamanlar özel güvenlik tabiri çok
kullanılmıyordu, görüntüsü aklımda hep canlı.
Son
yıllar daha da karmaşık bir Türkiye ve Dünya’da yine acılı rüzgarlar estiriyor.
Bugün, 1
Ocak 2017 sabahında, İstanbul’da, Arnavutköy’de, evimizin salonunda oturmuş, incelemeler nedeni ile trafiğe kapatıldığı için araç geçmeyen sahil yoluna bakarak düşünüyorum. Hiç adetim olmadığı üzere televizyon açık. Ana haber kanallarında yeni yılın Ortaköy’deki
o acı ilk saatlerine dair aynı kısa görüntüler aynı kısa haberler ile dönüp
duruyor.
Yaşam
çemberinin merkezinde, kenarında, dışında neredeyim bilmiyorum. Çok da önemli bulmuyorum. Hepimiz merkezi
kendimiz olan bir yaşam çemberinde yaşıyoruz.
Genişleyen halkalar ile Dünya’ya ve birbirimize bağlanıyoruz.
Etrafımda
ne olursa olsun, kararlıyım, iyiliğe, dostluğa, kardeşliğe, sevgiye, hoşgörüye
ve barışa olan inancımı sağlam tutacağım.
Bununla birlikte, Türkiye’nin ve Dünya’nın gündemini ve ülkemizin
mücadelesini çok daha objektif, çok daha detaylı ve çok daha aktif olarak takip
etmek ve anlamak her zamankinden daha önemli geliyor. Karamsarlık ve çaresizlik girdabına
kapılmadan. Çözümün, yaşatılmak
istenilen bu hislerden ötede, birlik olmaktan, bilgiden gelen sağlam cesaretten
ve aydınlık günlere inançla birlikte çalışmaktan geçtiğini bilerek.
22 Ekim 2016 Cumartesi
"Şiddetsiz İletişim" Bildirisi
12-13 Mart 2016 tarihlerinde Ankara'da gerçekleştirilen "Geleceğin Lions'u Konferansı'nda sunduğum bildirinin özetine aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.
Saygı ve sevgilerimle.
"Hayatımdaki Lion Üyenin Olmazsa Olması: Şiddetsiz İletişim"
http://www.lionskonferans2016.com/bildiriler/1.1-ZeynepKocasinan.pdf
Saygı ve sevgilerimle.
"Hayatımdaki Lion Üyenin Olmazsa Olması: Şiddetsiz İletişim"
http://www.lionskonferans2016.com/bildiriler/1.1-ZeynepKocasinan.pdf
Labels:
2016,
Ankara,
bildiri,
çalıştay,
Fethiye Lions,
Geleceğin Lionsu,
konferans,
Lion,
Lions,
Mart,
Şiddetsiz İletişim,
Zeynep Kocasinan
6 Ekim 2016 Perşembe
Yeni Yazım Lions Relife'da...
Yeni Yazım "Dünyayı Sen mi Kurtaracaksın?" Lions Relife online dergisinde yayında:
http://www.lionsrelife.com/kose-yazisi/dunyayi-sen-mi-kurtaracaksin/
http://www.lionsrelife.com/kose-yazisi/dunyayi-sen-mi-kurtaracaksin/
5 Ekim 2016 Çarşamba
5 Ekim'de Fethiye'de Lions Hizmet Çalışmaları İle Özel Bir Gün Yaşadık
Üyesi olduğum Muğla Fethiye Lions Kulübü'nün çalışmalarına dair bir paylaşım:
Değerli Dostlar,
Üyesi olmaktan büyük onur ve mutluluk duyduğum Muğla Fethiye Lions Kulübümüzün 5 Ekim tarihindeki çalışmaları hakkında genel hatları ile bir paylaşım yapmak istiyorum.
5 Ekim 2016 tarihinde Lions 118-R Yönetim Çevresi Genel Yönetmenimiz Sayın Lion Cahit Kisioglu Muğla Fethiye Lions Kulübümüze Genel Yönetmen ziyaretlerini gerçekleştirdiler. Kendi Kulüplerine ve Genel Yönetmen 1. Yardımcımız Sayın Tuna Yükselen'in Kulübü İzmir Phokaia Lions Kulübü'ne ziyaretlerinin akabinde kendilerini Fethiye görmek bizler için çok anlamlıydı.
Genel Yönetmen Ziyaretinin akabinde Fethiye Belediye Başkanlığı ile birlikte organizasyonu gerçekleştirilen "Lions'un 100. Yılında 100 Günlük Ağacı" dikimine katıldılar.
Sonraki açılış yine Lions 100. Yıl Miras Projeleri kapsamında Fethiye Belediyesi ile ortak bir çalışma olarak hazırlanan "Fethiye Hatırası" noktasının açılışıydı.
Günün sonunda Sayın Genel Yönetmenimizin de katılımı ile bizleri yalnız bırakmayan Fethiye'deki STK temsilcileri ile bir araya geldik, paylaşımlarda bulunma şansını yakaladık.
Bu toplantı ve çalışmaların detayları ileriki günlerde Muğla Fethiye Lions Kulübü sayfamızda paylaşılarak iletilecektir, bununla birlikte, bu aktivitelerimizi büyük bir emek, özen ve titizlikle hazırlayan Muğla Fethiye Lions Kulübü Başkanımız Sayın Lion Arzu Yeni'ye, Yönetim Kurulu'na, Kulüp Üyelerimize ve Fethiye Belediye Başkanlığımıza ve destek veren Müdürlüklerine yürekten teşekkürlerimizi sunmak isterim. Çok sevdiğimiz Fethiyemiz için, doğayı korumak için değerli çalışmalar ortaya çıkarmak adına işbirliği ve özveri ile çok emek verdiler.
Fethiye Belediye Başkan Yardımcımız Sayın Mete Karacadağ, Kültür ve Sosyal İşleri Müdürümüz Sayın İlksen Halime OK, Park ve Bahçeler Müdürümüz Sayın Durmuş Sazcı ve Ekipleri çalışmalardaki katkıları kadar bugün yanımızda olarak bizleri Çok Değerli Fethiyemize hizmet etmek adına daha da yüreklendirdiler. Yerel yönetimler ile sivil toplum kuruluşları ve gönüllülerinin ortak çalışmaları adına örnek oldular, umut verdiler.
Sayın Cahit Kişioğlu Genel Yönetmenimiz, Yönetim Çevresi Sekreterimiz Sayın Lion Bahar Yarar Gülen'nin de katılımı ile, gerek bu resmi ziyaretleri, gerekse bizler için önemli olan bu üç aşamalı "8 Ekim Lions Dünya Hizmet Günü" aktivitelerinde, miras proje açılışlarındaki varlıkları ile bizleri hem onurlandırdılar, hem de çok mutlu ettiler. 5 Ekim 2016 tarihi Fethiye Lions Kulübü Ailesi olarak hep hatırlayacağımız özel bir gün olacak. Yürekten teşekkürlerimizi sunarız.
12. Bölge Başkanımız, Değerli Üyemiz Sayın Lion Esin Urganci Artun 'a da katılım, katkı ve aramızda oldukları için çok teşekkür ederiz.
Açılış ve toplantılarımızın farklı etaplarında bizi yalnız bırakmayan sivil toplum kuruluşlarının başkan ve temsilcilerine de yürekten teşekkür ve şükranlarımızı sunarız. Onların çalışmaları bizler için çok değerli, varlıkları bizler için hep anlamlı.
Fethiye için, Ülkemiz için birlik ve işbirliği içinde nice faydalı hizmetlerde buluşmak dileğiyle.
Yürekten saygılarımla paylaşırım.
Ln. Zeynep Kocasinan
Lions 118-R Yönetim Çevresi
Genel Yönetmen 2. Yardımcısı
Değerli Dostlar,
Üyesi olmaktan büyük onur ve mutluluk duyduğum Muğla Fethiye Lions Kulübümüzün 5 Ekim tarihindeki çalışmaları hakkında genel hatları ile bir paylaşım yapmak istiyorum.
5 Ekim 2016 tarihinde Lions 118-R Yönetim Çevresi Genel Yönetmenimiz Sayın Lion Cahit Kisioglu Muğla Fethiye Lions Kulübümüze Genel Yönetmen ziyaretlerini gerçekleştirdiler. Kendi Kulüplerine ve Genel Yönetmen 1. Yardımcımız Sayın Tuna Yükselen'in Kulübü İzmir Phokaia Lions Kulübü'ne ziyaretlerinin akabinde kendilerini Fethiye görmek bizler için çok anlamlıydı.
Genel Yönetmen Ziyaretinin akabinde Fethiye Belediye Başkanlığı ile birlikte organizasyonu gerçekleştirilen "Lions'un 100. Yılında 100 Günlük Ağacı" dikimine katıldılar.
Sonraki açılış yine Lions 100. Yıl Miras Projeleri kapsamında Fethiye Belediyesi ile ortak bir çalışma olarak hazırlanan "Fethiye Hatırası" noktasının açılışıydı.
Günün sonunda Sayın Genel Yönetmenimizin de katılımı ile bizleri yalnız bırakmayan Fethiye'deki STK temsilcileri ile bir araya geldik, paylaşımlarda bulunma şansını yakaladık.
Bu toplantı ve çalışmaların detayları ileriki günlerde Muğla Fethiye Lions Kulübü sayfamızda paylaşılarak iletilecektir, bununla birlikte, bu aktivitelerimizi büyük bir emek, özen ve titizlikle hazırlayan Muğla Fethiye Lions Kulübü Başkanımız Sayın Lion Arzu Yeni'ye, Yönetim Kurulu'na, Kulüp Üyelerimize ve Fethiye Belediye Başkanlığımıza ve destek veren Müdürlüklerine yürekten teşekkürlerimizi sunmak isterim. Çok sevdiğimiz Fethiyemiz için, doğayı korumak için değerli çalışmalar ortaya çıkarmak adına işbirliği ve özveri ile çok emek verdiler.
Fethiye Belediye Başkan Yardımcımız Sayın Mete Karacadağ, Kültür ve Sosyal İşleri Müdürümüz Sayın İlksen Halime OK, Park ve Bahçeler Müdürümüz Sayın Durmuş Sazcı ve Ekipleri çalışmalardaki katkıları kadar bugün yanımızda olarak bizleri Çok Değerli Fethiyemize hizmet etmek adına daha da yüreklendirdiler. Yerel yönetimler ile sivil toplum kuruluşları ve gönüllülerinin ortak çalışmaları adına örnek oldular, umut verdiler.
Sayın Cahit Kişioğlu Genel Yönetmenimiz, Yönetim Çevresi Sekreterimiz Sayın Lion Bahar Yarar Gülen'nin de katılımı ile, gerek bu resmi ziyaretleri, gerekse bizler için önemli olan bu üç aşamalı "8 Ekim Lions Dünya Hizmet Günü" aktivitelerinde, miras proje açılışlarındaki varlıkları ile bizleri hem onurlandırdılar, hem de çok mutlu ettiler. 5 Ekim 2016 tarihi Fethiye Lions Kulübü Ailesi olarak hep hatırlayacağımız özel bir gün olacak. Yürekten teşekkürlerimizi sunarız.
12. Bölge Başkanımız, Değerli Üyemiz Sayın Lion Esin Urganci Artun 'a da katılım, katkı ve aramızda oldukları için çok teşekkür ederiz.
Açılış ve toplantılarımızın farklı etaplarında bizi yalnız bırakmayan sivil toplum kuruluşlarının başkan ve temsilcilerine de yürekten teşekkür ve şükranlarımızı sunarız. Onların çalışmaları bizler için çok değerli, varlıkları bizler için hep anlamlı.
Fethiye için, Ülkemiz için birlik ve işbirliği içinde nice faydalı hizmetlerde buluşmak dileğiyle.
Yürekten saygılarımla paylaşırım.
Ln. Zeynep Kocasinan
Lions 118-R Yönetim Çevresi
Genel Yönetmen 2. Yardımcısı
4 Ekim 2016 Salı
Dünyayı Sen mi Kurtaracaksın?
Yaşamayanınız
yoktur sanırım, bazen bir istek gelir ve Dünya için, Ülkemiz için,
mahallemizdeki ihtiyaç sahipleri için, çocuklar için, doğa için bir şeyler
yapmak isteriz. Aklımıza bir fikir
gelir, yüreğimize bir heyecan dolar.
Yapacağımızın anlamlı olduğunu hissederiz. Hatta bu düşüncelerimizi paylaşmak isteriz.
Anlatırız. Heyecanla, istekle, yapma azmi ile paylaşmak isteriz. Paylaşırız.
Ve hemen
olmasa bile neredeyse çok geçmeden şu cümleleri mutlaka duyarız, “Neye yarayacak?”, “Böyle gelmiş böyle gider”, “Bu
kişilere ulaşsan ne olacak, daha milyonlarcası var?” ve akabinde cümlelerin
cümlesi mutlaka gelir - “Bu dünyayı sen
mi kurtaracaksın?”
Sivil Toplum
Hareketi’nin içinde olup, sosyal çalışmalarda destek verip bu ve benzeri
cümleleri duymayan yoktur.
Yaptıklarımızın çok güzel olduğu ile başlar bu cümleler genelde. “Çok güzel bir şey yapıyorsun ama bunlar pek işe
yaramaz, kıymetini bilmezler.” “Çok
iyi yapıyorsun ama biliyorsun falanca da bunları denedi sonra olmadığını gördü.” Vesaire, vesaire, vesaire.
Hani biz
heyecanımızı paylaşmak, çoğu zaman sadece manevi olarak desteklenmek, yeni
fikirler alabilmek umudu ile paylaşırız.
Ama karşımıza çıkan neden başaramayacağımız ve yaptıklarımızın boş olduğu
konusunda bizi ikna etmek isteyenler olur.
Olabiliyor. Yine klasik cümleler
vardır sivil toplum çalışmalarının içinde olanların duyduğu. “Kendini
çok yoruyorsun.” “Kendini bunlarla
biraz oyala ama kendini çok da kaptırma.” “Sen yap yine ama bil ki hiçbir şeyi değiştiremezsin.”
Yaşamın bir
alanında katkı koymak isteyen hepimiz bu cümleleri duymuşuzdur. Aramızda duymayan varsa çok ama çok şanslı
demektir. Esasında bizler de şanslıyız,
çünkü karşımıza bu cümleleri söyleyenler kadar farklılarını söyleyenler de
çıkıyor. “Yapabilirsin”, “Neden olmasın”,
“Şunu da denesene”, “Ben nasıl yardımcı
olabilirim?”, “Bizler de katılmak
isteriz” diyen insanlar.
Diğerlerinden daha az akıllı, daha saf veya daha çok zamanı olan
insanlar değiller. Onların farkı belki
yaşama katkı koymak isteyenlerin ortak farklılığı.
Umudu ve
sevgiyi seçenlerden olmak. Yüreğimize
doğru gelen ilhamların yaşam yapbozunun tamamlanmak için gerek duyabileceği
parçalar olabileceğine inanmak. Bazen
tam da böyle olduğunu görmeye açık olmak.
Gerçekleri görmeye açık olup daha iyi bir dünya, daha iyi bir yaşam,
daha mutlu bir insanlık için her zaman yapılabilecek bir şeyler olduğuna
inanmak. Yaşamda yapılanların hiçbir zaman boşa gitmeyeceğine inananlardan
olmak.
*
Sivil toplum
çalışmalarının içinde sanırım onbeş yıldır aktif olarak yer alıyorum. Daha öncesinde iş yoğunluğum nedeni ile daha
çok yardım etmeyi seçiyordum. İhtiyacı
olanlara yardım etmek. Sivil toplum
hareketi Türkiye’de bu son onbeş yılda çok farklı bir atılım ve kuvvetlenme
yaşıyor ve bu da bizlere sivil toplum gönüllüsü olmak ne demek öğrenme şansı
veriyor.
Benim sivil
toplum çalışmaları dediğimiz dernek ve vakıf çalışmaları ile öğrendiğim çok
önemli bir bilgi var. Benim sosyal
çalışmalarda bakış açımı derinden değiştiren bir bilgi. Belki eskiden aynı olduğunu otomatik olarak
düşündüğüm muazzam bir farklılığa dair bir bilgi. Üyesi olduğum Muğla Fethiye Lions Kulübü
Derneği ve derneğimizin bağlı olduğu, 210 ülkede faaliyet gösteren Uluslararası
Lions Kulüpleri Birliği, kısaca Lions sayesinde idrak ettiğim bir bilgi. Sivil toplum çalışmasının ruhuna dair.
Beni iş
hayatından farklı bir boyutta sosyal yaşamda proje üretmek kavramı ile
tanıştıran Lions Kulüpleri Dünya’daki 100. Yılını kutlamak üzere. Amerikalı
Melvin Jones, Chicagolu bir sigortacı olarak 1917 yılında, bizler Türkiye’de,
Anadolu topraklarımızda özgürlük ve cumhuriyet mücadelemizin temeli olacak
zorlu günlerimizi yaşarken, Amerika Birleşik Devletleri’nin o günkü refah
şartları içerisinde, bugünkü sivil toplum anlayışının temellerinden birini
oluşturan Lions derneklerini kurmaya başlıyor.
Topluma katkı koymadan sadece ticari başarı veya kazanç için yaşamın
sürdürülemeyeceğine inanan iş adamları olarak bu hareketi başlatıyorlar. Aynı yıllarda aralarında bugüne kadar devam
eden Rotary Kulüpleri gibi başka oluşumlar da harekete geçiyor.
Anadolu
topraklarında, Türklerin yaşamında imece, yardımlaşma hep canlı olmuş
kavramlar. Yani bizler başkalarına
yardım etmeyi ve dayanışmayı çok iyi bilen bir kültürden geliyoruz.
Kökenlerimizde bu var. Bununla birlikte takriben yüz yıl önce
Dünya’da filizlenmeye başlayan sivil toplum hareketinin, özellikle Lions
hareketinin farklı bir yaklaşımı var.
*
Lions’un bir
sloganı vardır “Hizmet Ediyoruz,” diye.
İngilizce “We Serve,” olarak ifade ettiğimiz. Lions dernekleri ile tanıştıysanız bu kısa
cümleyi mutlaka görmüş veya duymuşsunuzdur.
Hizmet ediyoruz derler, deriz. “Nerede ihtiyaç varsa orada bir Lion vardır,”
diyerek ihtiyaç olan yerde çalıştıklarını da belirtir Lionlar. “Başkası
için yardıma eğilmedikçe kimse dik duramaz,” demiş Kurucumuz Merhum Melvin
Jones.
“Hizmet
ediyoruz” benim için fark yaratan sihirli bir kısa cümle.
Lions
dernekleri üyeleri diyorlar ki, bir insana yardım edebilirsiniz ve o günkü
sorunlarını o süre içinde giderebilirsiniz ama bu yeterli olmaz. Yapılması gereken şey projeler üreterek bu
kişilere hizmet götürmektir. Kalıcı
olabilecek çözümler götürmektir, çözüm için çalışmaktır, gönüllülerin
zamanlarını ve yüreklerini de maddi imkânlar kadar ortaya koymalarıdır. Birlik içinde çalışmaktır.
Yani bir
çalışma için bir insana, bir gruba, çalışmalarına inandığımız başka bir derneğe
çıkarıp para vermek, zaman zaman yapsak da, Lions Kulüplerinin hedefi değildir.
Çünkü bunu yapmak kolaydır. Bunu birey olarak, aile olarak, bir arkadaş grubu
veya bir şirket olarak yapabiliriz. Ama
ihtiyacın nedenini anlayabilirsek bu ihtiyacın kaynağını dönüştürebilirsek
dokunduğumuz insanların hayatlarında kalıcı dönüşümler yaratabiliriz. Sivil toplum hareketi dediğimiz yaklaşım
bilinçlenelim der, birlikte hareket edelim der, tecrübelerimizi birleştirelim
der ve özellikle ve özellikle süreklilik der.
Yani çalışmalarımız sürekli olmayı hedeflemezse işte o zaman faydası eksik
kalır.
Şimdi maddi
destek istenmesi konularında benim üyesi olduğum Lions derneğimiz dahil
talepler gelmiyor mu, geliyor. Hem de o
kadar çok ki. Bu farklı derneklerin
temsilcilerine yardım etmek ile hizmet etmek kavramlarının arasındaki önemi
anlatmaya gayret ediyoruz. Ne mutlu ki
sivil toplum düşüncesi Türkiye’de çok olumlu şekilde gelişiyor. O yüzden şirketler de artık yardımlar yapmak
yerine projeler oluşturuyorlar. Mesela
bir okulun boyanması için para vermek yerine, malzemeleri alıyorlar ve çalışanlarına
o okulun boyanması için görev alarak gönüllü hizmet yapma şansı
veriyorlar. Yani maddi destek ile
bireyin katkısını birleştirerek. Dernekler,
kurumlar eğitim projeleri yapıyorlar, mesela imkanı az olan insanların
katılabileceği eğitim akademileri kuruyorlar, kültürel projeler yapıyorlar,
mesela imkanı çok dar çocuklardan orkestralar oluşturuyorlar ve onların
yeteneklerini geliştirmelerine fırsat veriyorlar. O çocuklara para vermenin ötesinde farklı bir
gelişim ve katkı sağlıyorlar. Türkiye sivil
toplum çalışmasında proje üretmek, yani hizmet üretmek ve uygulamak
kavramlarını hızla öğreniyor.
*
Uluslararası
Lions Kulüpleri Birliği’ne bağlı dernekler Türkiye’de 1963 yılında açılıyor. O
günden beri Lions dernekleri, Lions Kulübü üyeleri Türkiye’de binlerce proje
yapıyorlar, okullar, hastaneler, sağlık
ocakları yapıyorlar. Binlerce okulun
laboratuvarlarını, yemekhanelerini, kütüphanelerini yapıyorlar. Birçok okulu bilgisayar ile buluşturuyorlar,
binlerce çocuğa gerçekten hiçbir karşılık beklemeden burs veriyorlar. Lions’da, sadece Türkiye’deki değil tüm
Dünya’daki oluşumlarında en büyük prensip – hiçbir karşılık beklememek. İnsanın inanası gelmiyor ama gerçekten benim
saygı duymamı sağlayan en büyük özelliği de bu.
Edilirse bir teşekkür. Beklenen sadece bu.
Japonya’daki
Lionlar da böyle. Makedonya’daki Lionlar da. Avusturalya’dakiler de
Amerika’dakilerde. Bizzat gördüm,
yaşadım. Ortak projelerde çalıştım. Mesela 2011 yılında Japonya’da yaşayan büyük
depremde orada içme suyu sıkıntısı yaşanınca, Fethiye ve Antalya İli’ndeki
Lions Kulüplerimiz bir oldu ve imkanlarımızı harekete geçirerek Japonya’ya içme
suyu gönderdik. İhtiyaçları olan içme suyu yokluğuydu, bunu göndererek onlara
hizmet ettik. Çalışarak onların bir
ihtiyaçlarını giderdik. Japon Lions
Kulübü Üyelerinin 1999 yılı Marmara Depremi’nde Türkiye için yaptıklarını hep
hatırlayarak.
O yüzden hem
gurur duyuyorum, hem de Lions Kulüpleri ile karşılaştığımız için kendimi şanslı
hissediyorum. Türkiye’deki 15 Temmuz
hain darbe girişimi bize sözde insana ve gençlere yapılan yardımların nasıl
kötü amaçlar için yapılabildiği gösterdi. Gerçekten karşılıksız hizmet eden
insanların ne kadar değerli olduğunu bana tekrar tekrar fark ettirdi.
Lions 200’ü
aşkın ülkede sivil toplum gönüllüsü olmayı bizlere benimseten yaklaşımları ile
ne kadar şeffaf, ne kadar doğru, ne kadar etkili, ne kadar insana kıymet veren
bir yaklaşım.
8 Ekim günü
“Dünya Lions Hizmet Günü” olarak kutlanır.
1917 yılında kurulan Lions 2017 yılında hizmette 100. Yılını kutlamaya
hazırlanıyor. Bu nedenle 3-9 Ekim 2016
tarihleri arasında, yani bu hafta Dünya’da takriben 1,5 milyon üyeli Lions
Ailemiz hizmet etmek için hummalı olarak çalışacak. Lions’un “Lions, Özgürlük, Anlayış, Ulusumuzun
Güvenliğidir” sloganının ışığı altında. Çünkü sivil toplum hareketi, Lions bize
öğretir ve hatırlatır ki ilk hizmet yerimiz her zaman öncelikle en
yakınımızdır. Ve oradan bakış açımızı
genişleterek hizmet etmeye devam ederiz.
Komşumuz, mahallemiz, şehrimiz, Ülkemiz, Dünyamız.
Görürüz ki
bir kalbe çok şey sığar ve kalbimize aldıklarımız için yaptıklarımız Dünya’yı
değiştiremese de dönüştürür.
Acıyı
sevgiye, hüznü neşeye, yalnızlığı kardeşliğe, acizliği özgürlüğe.
Labels:
100. Yıl,
118-R,
Antalya Lions,
Dünya Lions Hizmet Günü,
Fethiye Lions Kulübü,
hizmet,
Japonya,
Lions,
Melvin Jones,
Muğla,
STK,
yardım
2 Ekim 2016 Pazar
Şükür ya da Şikayet
Doğruları bulmak için çalışmak, gayret etmek, doğru olanı yapmaya çalışmak, bunlar bize yaşama hevesini de veren arzular bir yandan.Bununla birlikte yaşamda yarının nasıl olması gerektiğine dair düşüncelerimizin ne kadar sınırlı olduğunu fark etmek için o hiç tahmin edemediğimiz sürpriz yarınlarla karşılaşmak yeterli olabiliyor. Bir anda.
İşte o yüzden başımıza gelenlerle ilgili yorumları, yargıları, şikayetleri, mutlulukları, kaygıları, heyecanları akıtmaya başlamadan önce, özellikle de bizi üzüntülere iten düşünceleri, belki de sormak gerek, bu neden oluyor, bu neden oldu diye?
Kim bilir, belki şükredeceğimiz yanıtları şikayet edeceklerimizden daha fazladır.
23 Eylül 2016 Cuma
Hangisi...
Yaşamı, insanları, olayları iyi görmek, yaşananları iyiye yormak lazım. Üzmeye, üzülmeye değmez.
Seviliyorsak şanslıyız. Sevebilecek dostlar bulduysak belki daha şanslı.
Yaşlarımız ilerledikçe yitirdiğimiz dostlar çoğalıyor.
Yaşanmışlıklar hem hazine hem teselli oluyor.
Yüreğimiz hep sevgide kalsın.
Labels:
iyiye yormak,
Kocasinan,
sevilmek,
sevmek,
Zeynep
20 Eylül 2016 Salı
Yolumuz, Yönümüz
18 Eylül 2016 Pazar
Tesadüf
Evrenin hayatımıza yanıtları sunma biçimi çok ilginç olabiliyor. Tesadüfler üzerine tesadüfler ile bazen.Tesadüf diyoruz işte ya adına, o metotla geliyor yanıtlar. Genelde de insanları vesile ediyor. İyi ki de öyle yapıyor. Mesela bana kıymetlerini bilmemi hatırlatıyor.
•
Soruyorsak yanıt geliyor. Soruları sormaya ve yanıtları duymaya cesaret etmeyi seçme gücümüz olsun. Sevgiyle.
5 Eylül 2016 Pazartesi
Korku
Bugün iki dostum iki farklı konu ile aynı şeyi düşündürdü bana. Biri az önce.
İnanıyorum ki duyduğumuz şeyler tesadüf değil. Artık muhtemelen biliyorsunuz ben tesadüflere inanmıyorum.
İki dostum neleri mi hatırlattılar?
Yaşamlarımızın sorumluluğunu almak bizim görevimiz. Kaderin etkisi başka bir mevzu ama yaşamın getirdikleri ile barışmak için seçmek gerek. Seçmemeyi seçiyorsak, bunda da sorumluluğu almak.
Kurban değiliz. Aciz değiliz. Öyleymiş gibi yapıyoruz zaman zaman hepimiz, ama bir yandan çok ama çok kuvvetliyiz.
Yaşamın üstesinden gelemediğimiz veya kontrol edemediğimiz yönlerinden etkilenmek acizlik değil. Yaşamak diyoruz ona. Elimizden geleni yapmadan yakınmak, şikayet etmek ve kendimizi aciz hissetmek, orada ise kendimiz için gerçekten ne istediğimize bakmak lazım.
Korkmak değil zor olan. Korku ille de kötü bir şey değil. Korku ile ne yapıyoruz, korkuyu nasıl yaşıyoruz, anlaşılan mesele en çok burada.
İnanıyorum ki duyduğumuz şeyler tesadüf değil. Artık muhtemelen biliyorsunuz ben tesadüflere inanmıyorum.
İki dostum neleri mi hatırlattılar?
Yaşamlarımızın sorumluluğunu almak bizim görevimiz. Kaderin etkisi başka bir mevzu ama yaşamın getirdikleri ile barışmak için seçmek gerek. Seçmemeyi seçiyorsak, bunda da sorumluluğu almak.
Kurban değiliz. Aciz değiliz. Öyleymiş gibi yapıyoruz zaman zaman hepimiz, ama bir yandan çok ama çok kuvvetliyiz.
Yaşamın üstesinden gelemediğimiz veya kontrol edemediğimiz yönlerinden etkilenmek acizlik değil. Yaşamak diyoruz ona. Elimizden geleni yapmadan yakınmak, şikayet etmek ve kendimizi aciz hissetmek, orada ise kendimiz için gerçekten ne istediğimize bakmak lazım.
Korkmak değil zor olan. Korku ille de kötü bir şey değil. Korku ile ne yapıyoruz, korkuyu nasıl yaşıyoruz, anlaşılan mesele en çok burada.
3 Eylül 2016 Cumartesi
Ruha Şife
İnsan olmak hata yapabilmek demek.
Yeter ki bilerek, incitmek için, menfaat için olmasın hatalarımız.
İyi niyetin bile koruyamadığı kimi hatalarımızın yıkan etkisini dostlukların gücü kolaylıkla onarsın.
Yeter ki bilerek, incitmek için, menfaat için olmasın hatalarımız.
İyi niyetin bile koruyamadığı kimi hatalarımızın yıkan etkisini dostlukların gücü kolaylıkla onarsın.
1 Eylül 2016 Perşembe
Söyleyebilmek...
Kalbini, sevgisini, şefkatini, ilgisini bizlere açan ne çok insan var aslında hayatımızda.Ben hayatıma dokunan her birinin varlığını hep hatırlamayı istiyorum. Ablası, kardeşi, evladı yerine koyanlar. Can dostu sayanlar.
İnsan yitirmekten de korkuyor bazen. Sevilmek ve sevmek korkmayı da içeriyor. Mutlulukla karışık bir korku. Anne sevgisinin tadına benziyor belki.
Kalbe girenler unutulmuyor hiç aslında ama bu yıl daha çok hissediyorum ki daha çok söylemek lazım sevdiğimizi, yaşamımızdaki insanlara bizim için değerlerini.
Söylemek her zaman kolay değil. Hani bir tarih belirleyip miladım olsun diyesim var. Kalbimde olan dudaklarımda da olsun.
31 Ağustos 2016 Çarşamba
Günün Sorusu
Kalbimizi yaşama açık tutacağımız bir gün olsun.
Bugün iyi ki bugünü yaşadım diyebilmek için neyi yapmayı seçersiniz?
Mükemmel yapmak için uğraşmasanız bugün ne yapmayı denerdiniz?
Her gününüzün yaşadığınız için şükretmenizi sağlaması dileğiyle.
27 Ağustos 2016 Cumartesi
Hakvermek
Seçimlerimizde kendimize özgür olma hakkını vermek başkalarının kendi seçimlerini yapmalarına izin vermemizi kolaylaştırabilir.
Bazen sorumluluğunu almak istemediğimiz için seçmemek için uğraşırız.
Bazen seçenekleri değerlendiremediğimiz için.
Nedenler farklı farklı.
Hepsinin altında belki korku hisleri.
•
Yüreğimizi güldürsün seçimlerimiz.
Her tecrübemizle kendimiz olmak kolaylaşsın.
25 Ağustos 2016 Perşembe
Umut
Dilimizde, yüreğimizde, yapmayı seçtiklerimizde sevgi ve barış olsun.
Yüce Yaradan nefes verdikçe umut vardır.
Umudu kucaklamanın en güzel yolu da elimizden geleni en iyi şekilde yapmak belki de. Her ne ise yapabildiğimiz. Yapamayacaklarımız için şikayet etmeden yapabileceklerimize odaklanmak.
İşimizi hakkı ile yapmak. Elimizde fırsat olduğunda başkalarının hakkını korumak. İyi yapılanları fark etmek ve takdirimizi ifade etmek.
Bir çocuğa destek olmak, bir kitap daha okumayı seçmek, spor yapan bir genci teşvik etmek, üşenmeden o plastik ve cam şişeleri geri dönüşüm kutusuna atmak. Olduğumuz yeri bulduğumuzdan daha iyi halde bırakmak.
...
Umut her zaman vardır. Umudu en güzel ateşleyen şey birşeyler yapmaktır.
Yeni günler umutlarımızı haklı çıkarsın.
Yüce Yaradan nefes verdikçe umut vardır.
Umudu kucaklamanın en güzel yolu da elimizden geleni en iyi şekilde yapmak belki de. Her ne ise yapabildiğimiz. Yapamayacaklarımız için şikayet etmeden yapabileceklerimize odaklanmak.
İşimizi hakkı ile yapmak. Elimizde fırsat olduğunda başkalarının hakkını korumak. İyi yapılanları fark etmek ve takdirimizi ifade etmek.
Bir çocuğa destek olmak, bir kitap daha okumayı seçmek, spor yapan bir genci teşvik etmek, üşenmeden o plastik ve cam şişeleri geri dönüşüm kutusuna atmak. Olduğumuz yeri bulduğumuzdan daha iyi halde bırakmak.
...
Umut her zaman vardır. Umudu en güzel ateşleyen şey birşeyler yapmaktır.
Yeni günler umutlarımızı haklı çıkarsın.
Kalp Kırılınca
Kırılan kalbi onarmak her zaman mümkün olmuyor.
Yine de, bizdeki izlerini yaşanmışlığın, yaşamaya, sevmeye, kendimizi başkalarının şefkat ve merhametine açma cesaretimizin onurlu izleri olarak görmek de mümkün.
O zaman bir yaradan çok, yaşamın benzeri olmayan bir hediyesi olabiliyorlar bizlere.
Yine de, bizdeki izlerini yaşanmışlığın, yaşamaya, sevmeye, kendimizi başkalarının şefkat ve merhametine açma cesaretimizin onurlu izleri olarak görmek de mümkün.
O zaman bir yaradan çok, yaşamın benzeri olmayan bir hediyesi olabiliyorlar bizlere.
Dokuz Kehanet
"Dokuz Kehanet", "Dokuz Kehanet", "Dokuz Kehanet".

•
Okumadıysanız mutlaka öneririm.
Ve okuduysanız, yine de dünden beri kendime önerdiğim gibi, kaçıncı defa olursa olsun tekrar gözden geçirin, derim.
Enerji, duygular, insanlar arasındaki bağlar, bağlantılar, birbirimize etkilerimiz, kuvvetimizi alanlar, kuvvetimizi verdiklerimiz, yaşama ve bakış açısına dair seçimlerimiz. Şu enteresan enerji dünyası.
Ne kadar sade, ne kadar açık anlatıyor James Redfield.
Bazen öyle bir dalga gelir ki üzerimize, bir an için yer gök karışır. İşte o zaman güvenilir pusulalardan biri olur "Dokuz Kehanet".
Ve, James Redfield'in kehanetler serisindeki tüm kitapları keşfetmeye değer. Hayatımızdaki dalgaları keşfetmek, anlamak ve onlarla keyifle yaşamak için.

•
Okumadıysanız mutlaka öneririm.
Ve okuduysanız, yine de dünden beri kendime önerdiğim gibi, kaçıncı defa olursa olsun tekrar gözden geçirin, derim.
Enerji, duygular, insanlar arasındaki bağlar, bağlantılar, birbirimize etkilerimiz, kuvvetimizi alanlar, kuvvetimizi verdiklerimiz, yaşama ve bakış açısına dair seçimlerimiz. Şu enteresan enerji dünyası.
Ne kadar sade, ne kadar açık anlatıyor James Redfield.
Bazen öyle bir dalga gelir ki üzerimize, bir an için yer gök karışır. İşte o zaman güvenilir pusulalardan biri olur "Dokuz Kehanet".
Ve, James Redfield'in kehanetler serisindeki tüm kitapları keşfetmeye değer. Hayatımızdaki dalgaları keşfetmek, anlamak ve onlarla keyifle yaşamak için.
23 Ağustos 2016 Salı
Asıl Olan Ne?
Hepimize düşen bir sorumluluk var.
Beraber olduğumuz insanlara enerji mi veriyoruz, yoksa enerjilerini mi alıyoruz?
Olduğumuz mekana ve yere olumlu bir şey mi katıyoruz, yoksa oranın enerjisini mi alıyoruz?
•
Doğa bu konuda çok bonkör.
Ama bizlere bir sorumluluk düşüyor. Rızası olmadan enerjisini aldığımız her insana borçlu kalıyoruz. Evrene borçlu kalıyoruz. Yani kul hakkı denilen şeyin çok farklı boyutları var.
Yaşam bize ne getirirse getirsin, şikayet etmeyi ve yakınmayı seçebiliriz, ki benim de yapmışlığım vardır.
Ya da bunu olumluya çevirmek için ne yapabiliriz diye çözüm arayabiliriz. Ben daha çok bunu yapmayı seçiyorum artık.
•
Bilin ki evrende hiçbir emek karşılıksız kalmaz.
Ve hiçbir karşılaşma tesadüf değildir. Bu sihirli buluşmalara ne katacağımız bizlere kalmış.
Beraber olduğumuz insanlara enerji mi veriyoruz, yoksa enerjilerini mi alıyoruz?
Olduğumuz mekana ve yere olumlu bir şey mi katıyoruz, yoksa oranın enerjisini mi alıyoruz?
•
Doğa bu konuda çok bonkör.
Ama bizlere bir sorumluluk düşüyor. Rızası olmadan enerjisini aldığımız her insana borçlu kalıyoruz. Evrene borçlu kalıyoruz. Yani kul hakkı denilen şeyin çok farklı boyutları var.
Yaşam bize ne getirirse getirsin, şikayet etmeyi ve yakınmayı seçebiliriz, ki benim de yapmışlığım vardır.
Ya da bunu olumluya çevirmek için ne yapabiliriz diye çözüm arayabiliriz. Ben daha çok bunu yapmayı seçiyorum artık.
•
Bilin ki evrende hiçbir emek karşılıksız kalmaz.
Ve hiçbir karşılaşma tesadüf değildir. Bu sihirli buluşmalara ne katacağımız bizlere kalmış.
13 Ağustos 2016 Cumartesi
Olumluya Davet
Önümüzdeki birkaç gün boyunca yaşamımıza olumlu cümleleri almayı hatırlasak. Bizi kuvvetlendiren, zihnimizi berraklaştıran, olumluyu görmeyi ve şükretmeyi hatırlatan cümleleri.Mesela, karşıma çıkanlar:
- Aldığım kararların doğruluğuna güveniyorum. Huzurluyum.
- Hayatta kendi yolumu çizmek en doğal hakkım. Güvendeyim. Özgürüm.
- Kendimi özgürce, kolaylıkla, sevgiyle ifade ediyorum. Yaratıcılığımı kullanıyorum. Değişmeye hazırım.
*
Siz hangi farklı cümleleri kullanmak istersiniz?
Sizi kuvvetlendirecek cümleler hangileri olur?
Olumlu düşünmenize destek verecek cümleler hangileri?
Yapıcı cümleleri oluşturmanın en kolay yolu, zaten kolaylıkla aklımıza gelen olumsuz düşünceleri olumlu cümlelerle ifade etmektir, diyor birçok Hoca. Zihnimizdeki zorluklar şifamız olsun.
*
Sevgilerimle.
7 Ağustos 2016 Pazar
Babam
İstanbul’daki resim atölyemi 2004 yılının 17 Aralık günü
açmıştım.
Babamın vefatından tam 3 ay sonra.
Esasında onun yokluğunda kendim için bir şeyler yapmayı
seçiyor olmaktan biraz suçluluk duyduğumu itiraf etmeliyim. Bununla birlikte,
babam Sinan Kocasinan’ı tanıyor onlarından çok iyi bildiği gibi insanın hep
kendini aşması gerektiğine inanan bu adamın hayatı, çevresindeki insanları
belki onların fark edemediği ama bir şekilde kendisinin görmeyi başardığı en
üst potansiyellerine ulaştırmaya çalışmakla geçmişti. Mühendis olarak. İşveren
olarak. Ağabey olarak. Dost olarak. Baba olarak. Vazgeçmeyen bir azimle. Değişik bir
mütevazılık, heyecan, inanç ve sabırla.
Ve kimi zaman sırf bu nedenle belki yanlış anlaşılmayı ve
bir süre için de olsa sevilmemeyi göze alarak. Çünkü sonunda, çoğu insan onun
ne demek istediğini, kendileri için ne yapmak istediğini anlarlardı. Dediklerinin kendi iyiliği için değil,
onların iyiliği için, doğru olan olduğu için olduğunu anlamak, kabul etmek
kolay olmazdı. Tıpkı vefatından sonra
taziyeye gelen üst kademedeki yönetici ve bürokratların bana sanki bir itiraf
gibi ısrarla “Sinan Ağabey haklıymış,” demeleri gibi.
Babam aferin bekleyen bir adam değildi. Belli ki
çocukluğunda da, gençliğinde de kuvvetli gözlem yeteneği ile takip ettiği
yaşamın doğrularını keşfetmek ve o yolda ilerlemek gibi bir amacı
sahiplenmişti. Ben doğmadan çok önce
öldükleri için rahmetli babaannemin ve dedemin bundaki etkileri ne kadardı
bilmiyorum. Ama 1927 doğumlu olan babam da, Cumhuriyetin kuruluş yıllarında
doğan o neslin çocuklarında olduğu gibi, Kurtuluş Savaşı’nı kazanmayı başarmış
bir neslin azminin hayat bulduğunu söylemek mümkün olabilirdi. Ondaki o muazzam vazgeçmeme azminin beni
etkileyen yönü bu azmi kendi çıkarına olan şeyler için değil, doğru olduğuna
inandığı şeyler için kullanmasıydı.
Babam doğruları savunmak konusunda hiçbir zaman korkmadı.
Cesur kalmayı ve mücadeleye etmeyi başardı.
Yaşam zaman zaman onu bu nedenle çok yıprattı. Maddi, manevi, zorladı. Ama vazgeçirmeyi başaramadı. Sorgulamayı belki son nefesine kadar
bırakmayan bu ufak tefek sarışın mavi gözlü adam, yaşamındaki tüm kayıp, yenilgi
ve yaralara rağmen gerçekten asil bir şekilde savaştı.
*
Babamdan en çok ne öğrendim diye düşünüyorum. Onu en çok hangi özellikleri ile tarif
edebilirim?
Çalışkanlık, sabır ve sebat.
Babamın vazgeçtiğini görmedim. Vazgeçtiğini hiç görmedim. Sadece vefatından birkaç gün önce, “Babacığım
siz bu rahatsızlıkları aşabilirsiniz,” dediğimde, o meşhur yarım tebessümü ile
bana mavi gözleriyle bakıp güldüğünde vücudumdan bir ürpermenin geçtiğini
hatırlıyorum. Bu defa, bu defa artık
vazgeçiyordu galiba.
*
Babam bir Cuma günü vefat etti ve bir 17 Eylül günü toprağa
verdik. Çalışma temposu nedeni ile Pazartesi günü ofise gittiğimde yaşama adapte
olmakta zorlanıyordum. Ve nasıl oldu ise
resim yapmaya başladım. Ofisimizde on
iki yıllık iş hayatımda neredeyse hiç yapmadığım gibi müzik açtım. Ruh halime
uyan bir şarkı seçtim ve o şarkıyı tekrara ayarlayarak çalarken resim
yaptım. 7 resim. 1 metreye 1,20 metre 7
tuvale. Beyaz ve mavinin tonları ile. Ve
çok çok az pembe, kırmızı kullanarak.
Yedinci resim bittiğinde ben de artık içimdekilerin o an için
tükendiğini hissediyordum.
Bu kaç saat sürdü ve o şarkı kaç defa çaldı gerçekten hiç
bilmiyorum.
Yıllardır resim yapıyordum ama o gün benim resimle buluşmamda bir devrim yarattı. O günden sonra yaşamımda daha önce yapmadığım
gibi, bir hamlede çok uzun süre resim yapabildiğim zamanlar açılacaktı. Yaptığım resimlerin ebatları büyüyecekti.
Babamın ölümü ile yaşamımda resimle ilgili sanki değişik bir
kapı açılmıştı.
*
O ofisimde resimle geçen Pazartesi gününden, o 19 Eylül 2004
gününden sonra neredeyse her gün resim yapmaya başladım. Gece, gündüz, işten bulabildiğim
her fırsatta.
Ve işte bu nereden geldiği belli olmayan yoğun akım bir anda
kendi resim atölyemi açma kararını verdirdi. 17 Aralık 2004 tarihi de yaşamımdaki milatlardan
biri oldu.
Evime kendi yaptığım resimleri asmaya kendi resim atölyemi
açtıktan sonra başladım. Çok sayıda
sergi açtım. Yazı yazmanın benim için
çok değerli olduğunu çocukluğumdan beri biliyordum ama resim yapmaya olan
tutkumun yoğunluğunu babamı toprağa verdikten iki gün sonra keşfettim.
*
Bugün 7 Ağustos.
Babam Sinan Kocasinan’ın doğum günü.
Ve ben mutluyum.
Doğumuyla, ölümüyle, bana verdiği nefesle bende yaşamaya
devam ediyor babam.
Bugün, belki bir babadan daha çok, her gün kıymetini daha
çok keşfettiğim hep özlenecek bir hoca olarak.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





















