17 Temmuz 2016 Pazar
Cumhuriyetimiz En Değerli Emanetimiz, En Değerli Varlığımız
Türkiye Cumhuriyeti olarak zorlu bir dönemden, zorlu bir sınavdan geçiyoruz.
Diliyorum, Demokrasi, Adalet, Saygı, Sevgi, Milli Birlik, olması gerektiği gibi, bu özgür günlerimizin gelmesi için ömürlerini feda edenlerin ruhlarına da saygı ile, her zaman bu vatan topraklarımızda hakim kalır.
İnanıyorum ki, Cumhuriyetimizin kurulması ve korunması için ömürlerini veren milyonlara olan borcumuzun bu emaneti korumak olduğunu Türk Milleti olarak çok iyi biliyoruz. Bunu da hakkıyla her zaman yapacağız.
Her gün olduğu gibi Türk olmaktan, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir vatandaşı olmaktan gurur duymaya, bu güzel ülke için çalışmaya, hizmet etmeye devam edeceğiz.
"Yurt'ta Barış, Dünya'da Barış"a tüm benliğimizle inanarak.
Labels:
Atatürk,
Dünyada Barış,
Kemal,
Mustafa,
Türkiye Cumhuriyeti,
Yurtta Barış,
Zeynep Kocasinan
15 Temmuz 2016 Cuma
Değer mi?
Bu akşam uzun bir aradan sonra Fethiye’de Karate
antrenmanına katıldım. Fethiye’de 15
Temmuz’un sıcağı ve antrenmanın yoğunluğu ile karate kıyafetimin her santimetre
karesinin sırılsıklam olduğu antrenmanın sonunda, Değerli Hocam Shihan Ömer
Habeş, kimi antrenmanların bitiminde yaptığı gibi kısa bir konuşma yaptı.
Bayrağımıza sorumluluğumuzdan, inançlarıma, inandıklarımıza
sahip çıkmamız gerektiğinden bahsetti.
Bunu her zamanki, o Dünya Şampiyonu Karateci kimliği ile çok örtüştüğünü
düşündüğüm sakin, huzur ve dingin duruşu, sakin ve içinde gülümseme taşıyan
sesi ile yaptı. 90 dakika boyunca
gerçekten kan ter içinde kalmış olan sınıf sessizlik içinde onu dinliyordu. Antrenmanın belki ilk yirmi dakikasından
sırılsıklam olan kıyafetimin kolları ile yüzümdeki teri artık rahatlıkla
silemiyordum ama sınıfta önümdeki sıradaki iki sınıf arkadaşlarımın da
kıyafetlerinin sırılsıklam olduğu gördüm.
Ben birkaç aydır antrenmanlara düzenli gelemiyordum. Onlar çok daha
düzenli katılabiliyorlardı ama onların da durumu benden çok farklı değildi
anlaşılan.
Ömer Hoca “Yaşam kısa,” dedi. “Kırmaya, üzmeye değmez.” Yüzünde çok doğal huzurlu bir tebessüm
vardı. Bunun ona özgü bir doğal bir hal
olduğunu öğrenmiştik artık. Devam etti. “Yarın burada olup olmayacağımız belli
değil. Birbirimizin kıymetini bilelim.
Birbirimizin kıymetini bilmiyorsak,
hayatta neyin kıymeti var.”
*
Bir süredir Uluslararası Lions Kulüpleri Birliği’nin 99.
Uluslararası Konvansiyonu için Japonya’daydım.
Ağırlıklı olarak Fukuoka şehrindeydim. Akabinde Hiroşima, Osaka, Kyoto
ve Tokyo’ya da gitme şansım oldu ama toplantılarımız Fukuoka’daydı. Japonya’dan ayrılmadan önce İstanbul’da,
Atatürk Havalimanı’nda gerçekleştirilen saldırının haberini aldık. O günden
beri başta Lions Kulübü Üyesi dostlarım olmak üzere Dünya’nın birçok yerindeki
arkadaşlarımdan taziye mesajları, geçmiş olsun mesajları aldım. Almaya devam ediyorken dün gece Fransa’nın
Nice şehrindeki saldırının haberini aldık.
Dünya’da insanın nefret ve ateşle imtihanı devam ediyor. Halide Edip Adıvar’ın “Türk’ün Ateşle
İmtihanı” benim en sevdiğim romanlardan birinin. Kurtuluş Savaşımızı, o günler savaşın içine
girerek yaşamayı seçmiş bir kadının gözünden görmek, yaşamak değerli gelir
bana. Halide Edip Adıvar’ın mezun olduğum Üsküdar Amerikan Kız Lisesi’nden
mezun olmuş olması onun paylaşımlarını galiba biraz daha sahici kılıyor benim için. Tanımıyor olsam da farklı bir
tanıdıklık hissi ile okuyorum Halide Edip Adıvar’ı.
Savaşı yaşamış nesillerden çok uzak değiliz. Türkiye II. Dünya Savaşı’nı Avrupa gibi
yaşamadı belki ama bizler I. Dünya Savaşı’nı yaşamış, Kurtuluş Savaşı’nı
yaşamış büyüklerimizin çocuklarıyız, torunlarıyız ya da torun
çocuklarıyız. Savaşlarda yaşananlar
bizler için anlatılan hikâyelerden öte gerçek.
Ailemin insandan nefret etmek gibi bir yaklaşımı yoktur, yani insana
saygı önemlidir bizler için. Bununla birlikte, özellikle Babamın kendi
babasının anlattıklarından kimi toplumlar hakkında çekinceleri vardı. Balkan
Savaşları ile başlayan süreç, Dedemin Suriye’de, farklı cephelerdeki
savaşlardaki görevleri sırasında karşılaştığı farklı milletlerden askerler ve
siviller ile temaslarında yaşadıkları, o kişilerin Türk askerlerine
davranışları ve yaptıkları, kimi toplumlar hakkında kalıcı izlenimler
oluşturmuştu. Birebir yaşadıklarından
kaynaklanan bu izlenimlerini oğluna zaman zaman anlatmıştı.
Savaşın o gerçek ağırlığını yaşayanların daha adil ve daha
hoşgörülü olduklarını düşünüyorum bazen.
Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün, ömrünü, sağlığını, varlığını, her
şeyini adadığı ülkesi ve milleti için yaptığı o savaşlardan sonra “Yurt’ta
Barış, Dünya’da Barış” diyebilmesi en acıyı görmüş olmasından. Derinlemesine
yaşamış olmasından. Kurtuluş Savaşı
denilen Türk Milletinin o mucizevi kurtuluş sürecinin mesuliyetini taşıyan bir
asker, bir kumandan, bir insan olarak nasıl yaşanır bunu anlamayı halen
başaramıyorum. İnsan üstü bir ruh olmak
lazım. Ve bu muazzam sorumluluk ve acı
yüklü süreci yaşadıktan sonra insana, cana, ve canların feda edildiği ülküye
saygı yaşamın tamamına saygıya dönüşüyor adeta.
Savaş ruhunu bırakıp sanata, kalkınmaya, insanın gelişimine doğru bir
hedef için yol gösteriyor Mustafa Kemal Atatürk. Onun varlığı, onun bizler için ömrünü
adayarak yaptıkları beni kıymetli hissettiriyor.
*
Bu akşam Fethiye’de aklımda çok şey dolaşıyor. Şefkat ve sevecenlikle her yaştaki
öğrencisine yaklaşan Avrupa ve Dünya Şampiyonu Karate Hocam Sayın Ömer Habeş,
kuvvetin ve başarının esas anlamının mütevazıce inandığını yapmak olduğunu
gösteriyor. Fransa’da yaşanan ve
ülkelerin politikaları ile ilgili olumlu olumsuz görüşlerin uçuştuğu ortamda,
sayılar ile ifade edilen o her bir canı düşünüyorum. Atatürk Havalimanı’ndan kaybettiğimiz her
canda olduğu gibi. Yıllardır verdiğimiz
her şehitte olduğu gibi. Bundan kısa bir
süre önce İstanbul’da sabah gazeteyi okurken şehitlerimiz için verilen, daha
önce gördüğüm onlarca ilandan bir tanesine daha bakarken, isimlerine ve
fotoğraflarına dikkat etmeye çalışıyorum o toplu ilandaki her şehidimizin. Her biriniz benim için önemlisiniz demek
istiyorum kendimce. 5 şehit, 7 şehit, 1
şehit. Sayılarla düşünmek
istemiyorum. Herkesin birilerinin canı,
ruhu, kıymetlisi, yoldaşı, evladı, komşusu olduğu bilerek.
Ülkeler, politikalar, savaşlar. Nefrete inanmayı seçemem. Hakların korunmasına, adalete
inanıyorum. Ülkemin korunması benim
birinci önceliğim bunu da inkâr edemem. Bununla birlikte sadece Fethiye’deki
arkadaşlarımı, komşularımı, sevdiklerimi değil, sadece Ailemi değil, sadece iş
arkadaşlarımı değil, sadece görev yaptığım derneklerdeki arkadaşlarımı
değil, yüreği insan sevgisi, dostluk ve
kardeşlik duygusu ile atan herkesi sevmek istiyorum ben. Ne kadar safça gelse de biz insanların
birbirimize sahip çıkmak, birlikte birbirimizi yükselterek var olmak için
geldiğimize inanıyorum ben. Ve yolun bir aşamasında bunu seçip seçmeme kararını
verdiğimize de.
Bu gece, Sayın Ömer Habeş Hocamın Karate Dojo’sundan, Karate
salonundan kan ter içinde çıkmış araba ile eve gelirken kafamda yankılanan
sözleri rehberim olmaya devam etsin diyorum.
“Birbirimizin kıymetini bilmiyorsak, hayatta neyin kıymeti
var.”
Labels:
Atatürk,
Barış,
Fethiye,
Halide Edip Adıvar,
Japonya,
Karate,
Kemal,
Kurtuluş Savaşı,
Lions,
Mustafa,
Ömer Habeş,
sevgi,
Shihan,
Zeynep Kocasinan
7 Temmuz 2016 Perşembe
Teşekkürler Japonya, Seni Seviyorum Türkiye

Uluslararası Lions Kulüpleri Birliği'nin Fukuoka şehrinde yapılan 99. Uluslararası Konvansiyonu için MD 118 Çoğul Yönetim Çevremizin Seçilmiş Genel Yönetmenleri ve Türk Heyetimiz ile birlikte bir süredir Japonya'daydık.
Ramazan Bayramımızda Türkiye'ye kavuşmak mümkün oldu.
Yaşadığımız her an, her an'ı, bir çanın adeta sonsuza uzanan tınıları gibi kalbimizi, ruhumuzu dönüştürüyor.
Teşekkürler Japonya. Teşekkürler Lions.
Ve seni seviyorum Türkiye.
Sağlık, huzur, mutluluk, sevgi dolu aydınlık günler dileğiyle, Bayramımız kutlu olsun.
Labels:
Birliği,
Fukuoka,
Japonya,
Konvansiyon,
Kulüp,
Lions,
Türkiye,
uluslararası,
Zeynep Kocasinan
17 Haziran 2016 Cuma
Çıtkırıldım
Bazen beklenmedik bir anda duyduğumuz bir kelime birçok
anıyı, olayı hafızamızda bir anda saklı oldukları o bilinmez yerlerden çıkarıp
önümüzde capcanlı görüntüler olarak getirebiliyor. Capcanlı. Bir kelime ile.
Sözlerin, kelimelerin hayatlarımızdaki yapıcı ve yıkıcı
güçlerine inanıyorum. Kelimeleri olumluya yormanın önemine de.
Tabi bazı kelimeler anlamları ve enerjileri nedeni ile ne
yaparsak yapalım olumlu kuvvete o kadar çabuk dönüşemiyor. Genelde.
Yani, “kötü” kelimesi ile barışmak belki mümkün ama “kötüsün”
cümleciğine dönüştüğünde, o enerjinin dalgasının bedenimizi ve ruhumuzu
dövmesini engellemek o kadar kolay değil.
Kelimeler gerçekten güçlü. Bazen sihirli.
Kelimelerin duyduğumuzdaki etkileri farklı. Okuduğumuzda
yarattıkları dalgalar da bambaşka. Orada
da gizemli bir dünya var. Kelimeler
kimilerimiz için yazıda ayrı bir hayat buluyor.
Yazı yazmak esasında mide bulantısı gibi bir duygu ile
başlar. Ben de öyle başlıyor. Oturup
yazı yazayım diyerek yazı yazamıyorum ben.
Bir mide bulantısı başlıyor adeta.
Bazen çok güzel, bazen çok üzüntü veren bir “şey”le başlıyor. Bir olay,
bir görüntü, bir kelime.
Ve getirdikleri düşünce ve duygular sadece beynimde değil
bedenimde dolaşmaya başlıyor. Önce kendimi, gerçekten neredeysem, evde, ofiste,
genelde volta atarken buluyorum. Dolaşırken. Dolaştığımı bir süre sonra fark etmiş oluyorum. Bakıyorum o duygu ile oturamaz,
duramaz olmuşum.
Bazen o olayın hemen anında olmaz bu hal. Mesela bir toplantının ortasındayımdır o
sırada, veya havalimanında uçağa binmek üzereyimdir veya olay bir alışveriş
merkezinde gözümün önünde cereyan etmiştir veya bir otelde, takside,
minibüste. Bazen fark etmem bu mide
bulantısının daha önce yaşanmış o anlar nedeni ile olduğunu.
Semptomlarda genelde, genelde evime geldiğimde, o zaman
kendini belli etmeye başlar. Yazıp içimden atmak istediğim bir şey vardır.
Yazıp içimden atmam gereken bir şey vardır.
Ve ortam müsait olduğunda içimdeki Zeynep sinyal verir. Şimdi içinden
atma zamanın olabilir, diye.
İşte bir bakarım evin içinde volta atıyorum. Sonraki adım bellidir. Muhtemelen zaten açık olan bilgisayarımın
başına geçerim ve yazarım. Bitene kadar.
*
İşte dün duyduğum bir kelime bu sabah, dünden beri ben fark
etmeden kafamın içinde saklı yerlerinden tekrar gün yüzüne çıkardıklarını
boşaltmamı ister gibi. Bu akıma çok
fazla direnemeyeceğim.
Bugünlerde Orhan Pamuk’un 2006 yılında Nobel Ödülü’nü
alırken yaptığı “Babamın Bavulu” konuşmasının birkaç yazısıyla birlikte yer
aldığı “Babamın Bavulu” kitabını tekrar okuyorum. İlk defasında gözü yaşlarla
okuduğum bu kitabı sanırım beşinci defa okuyorum. Ve bugünlerde yine tesadüfen Annemin evinde
karşıma çıkan George Orwell’in, Penguin Kitapları’nın 20 kitaplık Great Ideas-Harika Fikirler serisinde
yer alan kitabı “Why I Write – Neden
Yazıyorum”unu da okuyorum. Onları okuyor olmamın bu sabah duyduğum bu mide
bulantısı ile ne kadar ilgisi var bilmiyorum ama bu iki yazarın kelimelerinin bu
üzerimdeki hal ve karışıklık duygusu ile kalmak yerine yazmayı seçme isteğimi kuvvetlendirdiklerini
söylemek zorundayım.
*
Bir kelime demiştik. Bazen bir kelime yetiyor.
Benim için bugün bu kelime çıtkırıldım.
Anlamını bilmediğimden tabii ki değil ama mide bulantımın
nedenini anlayınca, çıtkırıldım kelimesi ile yüzleşebilmek için, bu kelimenin
bende dokunduğu yerleri anlayabilmek için, genelde yapmayı sevdiğim gibi Türk
Dil Kurumu’nun internet sitesine girdim ve anlamına tekrar baktım.
Çıtkırıldım kelimesi sanırım benim ağzımdan hiç
çıkmamıştı. Hiç söylememiştim. Bu kelimeyi bugüne kadar yazdığımdan da emin
değildim. Bugünlerde popüler olan “Lugat365 Bazı Kelimeler Çok Güzel” kitabında
yer alan ve daha çok dedelerimizin (rahmetli babamın), ninelerimizin dillerinde
yeri olan 365 kelimenin çoğunu kullanmışken çıtkırıldım nedense benin lugatımda yer
almamıştı.
Türk Dil Kurumu çıtkırıldım
sıfatı için “Aşırı incelik, dayanıksızlık ve çekingenlik gösteren (kimse),”
diyor.
Çıtkırıldım benim lügatımda yer almamıştı ama, bu sabah
kafamın ve kalbimin içinde dolaşanlar, bu kelime veya bu kelimenin bende asıl çağrıştırdığı
zayıflık, fiziksel veya ruhsal olarak zayıf olma hali ile ilgili bir isyan
başlatıyordu.
Çıtkırıldım kelimesinin daha önce ağzımdan çıkmadığını
söylemiştim. O kelimeyi söylemiş olarak
bu yazıyı yazabilmek için mutfakta çayını koymakta olan anneme seslendim. Birkaç gün sonra Japonya’ya gidecek olduğum
için evimde yani Fethiye’de değil İstanbul’da annemin misafiri olma şansını
yaşadığım günlerden birindeydim. Belki
de bu yazıyı yazabilmek için olabileceğim en doğru yerde.
Kelimelerin
dudaklarımdan dökülmesine izin verdim.
-
“Anne ben
çıtkırıldım mıyım?”
-
“Nereden geldi şimdi bu aklına?” dedi
Annem.
Önce yanıt
vermedim, sonra “Yo, öylemesine,” falan gibi en anlamsız cevaplarımdan birini
verdim. Bir kelimenin, o kelimenin beni
saatlerdir rahat bırakmadığını söylemedim. O kendine göre çıtkırıldımın ne olduğunu tarif
etmeye geçmişti ve sorumu fazlası ile anlamsız bulduğunu ve arkasındaki
düşünceyi de tam çözemediğini fark etmemek mümkün değildi ama sanki konuyu
kurcalamaması gerektiğini de annelik önsezileri ile hissetmişti sanki. Oraya
girmedi.
Annelik duygularından bahsedince, annelik şefkatli ile çocukluğumdan
beri beni canımı düşünmemekle adeta suçlayan, yapılması gerekenler için kendimi
fazla zorladığımı ve yorduğumu, canımı gereksiz üzdüğümü söyleyip duran Anneme çıtkırıldım
kelimesi ile bugün yaşadığım mücadeleyi anlatmam zor olabilirdi. Ona ‘canını üzmek’ ifadesinin ne anlama geldiğini
anlamaya başladığımı söyleyebilirdim aslında.
Yaşamımda canımı düşünmediğim konusunda annemi haklı
çıkaracak fazla örnek vardı. Yerine göre
fazlası ile gereksiz cesaretle kendi bedenimi ve ruhunu lüzumsuzca yorduğum
zamanlar çok fazla olmuştu. Toz alerjisi için ilaçlar ile şantiyelere gitmeler,
burkuk bilekler ile araba kullanmalar, iş seyahatlerine kaçmalar, ateşli ateşli
evden ofise kaçmalar. Sorumluluk
hissimin dozunun kaçtığını söyleyip durmuş, sonra bana söz geçiremeyince bu
konuda kötü örnek olmakla babamı tatlılıkla suçlar olmuştu. Bu konuda haksız da
değildi belki. Ama beni etkileyen babamı örnek almam mı yoksa genlerden gelen
bir davranış bozukluğu muydu bundan tam emin değilim doğrusu.
Yıllarca yerine göre bedenime rağmen, ağrılara rağmen,
yorgunluklara rağmen, bireysel isteklerime rağmen hep çalışmaya, mücadele
etmeye devam etmeyi seçmiştim. Doğru olanı yapmak, yapılması gerekeni yapmak,
aileme, çevreme, işime, topluma sorumluluklarımı hani tabir yerindeyse kanımın
son damlasına kadar yerine getirmek gibi değişik bir görev bilinci ile yaşadığımı
itiraf etmek zorundayım. Böyle bir inanç ile.
Yaşamımın belki ilk otuz yılını böyle tarif etmem mümkün.
Son onbeş yıl içindeyse, adım adım, bu ‘rağmen’lerle
yaşamanın doğru bir yol olmadığını keşfetmeye başladım. Adım adım. Bu on beş yılda, bedenimin, kalbimin ve
ruhumun bana adeta boyun eğişi ile ilerlemenin yaşamak için doğru olmadığına
karar verdim. Kendimi düşünmeyi bir seçenek olarak dikkate almadan yaşamayı
bırakmaya karar verdim.
Beni yakından tanıyanlar bilirler, maddiyat benim için
hayatta hiçbir zaman öncelik olmadı. Yani çok çalıştıysam bu öncelikle
sorumluluklar nedeni ile oldu. Kendimden çok başkalarına karşı hissettiğim
sorumluluklar. Sonra kendimi düşünmenin
sorumsuzluk olmadığı kavramı ile barıştım.
Bana iyi gelen davranışlarında başkaları için de iyi olabileceğine. Şu
meşhur “kazan-kazan” tabirinin doğru olabileceğini keşfetmeye başladım.
İstediğim şeyi yapmanın başkalarına da iyi gelebileceğine. Mesela en basiti, çocukluktan beri en çok
yapmayı sevdiğim şeyi yaptığımda, yazı yazdığımda, bana yazılarımın onlara ne
kadar iyi geldiğini, şifa olduğunu, moral verdiğini, umut verdiğini söyleyen
insanlar ile karşılaşabildiğimi keşfettim.
Bu sabah kendimi İstanbul’da, Arnavutköy’de, annemin evinde
volta atarken yakaladığım an aklımdan geçen anıyı fark ettim. Rahmetli babamla
Ankara’da bir oteldeyiz. Kayseri’den,
bir karayolları inşaat işinin ihalesine girmeden önce iş yerini görüp Ankara’ya
gelmişiz. Ertesi gün ihale var Karayolları Genel Müdürlüğü’nde. Gündüz ateşlenmeye başlamışım ve ihale
dosyasını tamamlamamız gerekiyor. Ateşim düşmek yerine çıkmaya devam ediyor,
aldığım ateş düşürücüler sadece o prospektüsteki süreleri kadar etki gösteriyor
ve ateşim 39, 39,5 dereceler gibi riskli bölgelerde gezinmeye devam ediyor. Oteldeki havluları ıslatıp vücudumu soğutmaya
çalışıyorum.
Bir yandan otel odasında
babamla ihale dosyasını hazırlamaya çalışıyoruz. Gözlerim kararmaya başladığında havlular ile
kendimi soğutarak ateşimi düşürmeye çalışıyorum. Benden 43 yaş büyük babamdan pek bir destek
talep istemem mümkün değil ama o da bana “Zeynep, kızım, ne yapalım, iyi
misin?” diye soruyor. Ben bir yandan ne olacak halim diyorum ama ertesi gün
ihale var ve her zaman yapmayı seçtiğim şeyi yapmayı seçiyorum ve “İyiyim
Babacığım,” diyorum. “İdare ederim,” diyorum. İdare ediyorum da. Yani en azından
havale geçirmeden ertesi sabahı ediyorum. Arada bazen on dakika, bazen yarım
saat uzanıyorum ve kalkıp ihale dosyası üzerinde babamla çalışmaya devam
ediyoruz. Ertesi gün ihaleye de
giriyoruz. İş bizim üzerimizde kalmıyor o ayrı.
Şimdi geriye dönüp bakıyorum ve “Bu hata” diyorum. Böyle
davranmak hatalı. Canıma yazık, ruhuma
yazık. Onlarca, böyle onlarca olay var
hayatımda. Kendimi bildim bileli zayıflığı,
zayıf olma halini kabul etmemek adına, hastayım demedim, yorgunum demenim,
üzgünüm demedim. Yıllarca demedim.
Gerçekten yıllarca. Şimdi düşününce, rahmetli babam 77 yaşında vefat etti ve
belki o neredeyse hayatı boyunca demedi ama ben de son on beş yılda azalan
dozlarda olmak üzere, halim ne olursa olsun söylemedim. Söylememeyi seçtim.
O yıllarda annemin iyi olup olmadığını anlamak için
davranışlarımı kontrol ettiğini, halimi gözlerimden anlamaya çalıştığını bilirim. Hasta olduğumu söylemezdim, üzgün olduğumu
söylemezdim, takatim kalmadığını söylemezdim. Bunu saklamak için uğraşırdım
adeta. Mesele benim meselemdi, başkasını
yormaya ve üzmeye gerek yoktu ki. Rahmetli babamın ve annemin rahatsızlıkları
nedeni ile onları üzebilecek veya onlara ek bir yük getirebilecek bir durum
yaratmamak önceliğimdi.
Sonra yıllar, yaşananlar, kitaplarımı yazmaya iten hikâyeler,
bana kendimi düşünmeyi öğretmeye başladı. Kendimi düşünmemin şart olduğunu.
İsteklerimi dikkate almam gerektiğini. Kendimi korumanın, kendimi düşünmenin
bencillik değil sağlıklı bir şart olduğunu.
Kendimi düşünmemin ve korumanın başkalarını düşünmeme, başkalarını
korumama mani olmadığını.
Yavaş yavaş, ki bu konuda hala biraz yol almam gerektiğini
söylüyor annem, hastaysam hasta olduğumu söyleme başladım. İyi hissetmiyorsam
bunu söylemeyi, canım acıyorsa bunu paylaşmayı, üzgünsem beni üzen duyguları
ifade etmeyi seçmeye başladım. Kendim
olmayı ifadelerimde daha şeffaf ve açık olarak yaşamayı seçmeye başladım.
Özellikle de son bir yıldır bu konuda daha net bir niyetim var. Kendime rağmen bir şeyleri yapmak artık benim
için bir seçenek değil. Sorumluluk bilincimin azaldığını söyleyemem. Sadece
kendime eziyet etmemek konusunda kararlıyım.
Kuvvetin ve zayıflığın ne anlama geldiğini daha sağlıklı olarak
kavrıyorum. Çok şükür.
İşte bu nedenle, belki yaşamım boyunca kendimle verdiğim bu
zorlu iç mücadele nedeni ile geçirdiğim bir rahatsızlıktan sonra dinlenmeye
karar verdiğimde, bunu seçtiğimde, beni çok sevdiğini çok iyi bildiğim bir
tanıdığımın bir espri olarak, belki aslında haydi kendini bırakma, haydi
toparlan, sen güçlüsün, demek isteyerek “Ben sana bundan sonra çıtkırıldım
diyeceğim,” demesi enteresan bir çınlama yaptı ruhumda ve bedenimde.
Ben, neredeyse küveze girme sınırında, iki kilo beşyüz gram
doğmuşum. Çocukluğum kilo olarak hep zayıf
bir çocuk olarak geçmişti ama ufak tefek olmam, zayıf olmam hiç dikkate
almadığım bir özelliğim olmuştu. Kız çocuğu olmam beni etkilememişti. Korkusuz değildim ama korkularımı yok sayarak
çıtkırıldım olmamak, kız olmama rağmen, ufak tefek olmama rağmen güçlü olmak ve
kalmak hep birinci önceliğim olmuştu.
Kendi başımın çaresine bakmak hedefim olmuştu.
İşte çıtkırıldım kelimesi kırkaltı yaşımı dolduralı
neredeyse bir ay olurken yaşamda kendimi yıllarca ne kadar zora koştuğumu
hatırlattı. Çok şükür yaşamda daha
dengeli olmayı seçtiğimi. Bir insanı
tanımanın, kendimizi tanımakta zorlanırken, o kadar kolay olmadığını. Ve en çok
da kelimelerin o dev gücünü.
Eyvallah demek lazım belki çıtkırıldım denilen Zeynep’e,
güçlü olmaya çalışana olduğu kadar.
5 Mayıs 2016 Perşembe
İlklerin En Önemlisi Hangisi?
İzmir Bayraklı Symrna Lions Kulübü’nün 28 Nisan 2016
gecesi gerçekleştirilen “Gördüğümüz Engelliler, Görmediğimiz Engeller” Gecesine
giderken gerçekten özenle ve büyük çaba ile hazırlanmış bir geceye gideceğimi
biliyordum. Tüm Dünya’daki Lions
Kulüplerinin 1925 yılından beri büyük önem verdiği görme engelli çalışmalarının
birinin daha içinde olmak çok önemli ve değerliydi.
Bununla birlikte itiraf etmeliyim ki özel bir
defileyi seyredecek ve gerçekten çok sevdiğim Yüksek Sadakat grubunu dinleyecek
olmak da ayrıca mutlu etmişti beni.
Yıllarca işim gereği ve aynı zamanda Fethiye’de yaşıyor olmam nedeni ile
çok seyahat etmem gerekti. Uçaklar ikinci evim olduğu kadar araba yolculukları
da yaşamımım ayrılmaz parçası. Yüksek
Sadakat benim araba yolculuklarıma eşlik eden müzik grubumdur. Onları canlı
olarak dinleyeceğimi düşündüğümde aklıma belki son iki üç yıldır
yolculuklarımda bıkmadan usanmadan onları dinlediğim geldi. Yıllardır bana eşlik eden Yüksek Sadakat’ı
ilk defa canlı olarak seyredecektim.
28 Nisan akşamının benim için bir anlamı daha
vardı. Ben Muğla Fethiye Lions Kulübü
Derneği’nin üyesiyim. Bu yıl,
Derneğimizin bağlı olduğu Uluslararası Lions Dernekleri 118-R Yönetim Çevresi
Federasyonu’muzun Başkan 2. Yardımcılığı için adaydım. 24 Nisan 2016 tarihinde Federasyon Genel Kurulumuzda
seçimlerimiz vardı ve o gün Genel Kurulumuzda Delegelerimiz beni görevlendirmeyi
seçmişlerdi. Bayraklı Symrna Lions
Kulübü’nün Gecesi 24 Nisan’dan sonra, bizim ifade ettiğimiz şekli ile “Seçilmiş
Genel Yönetmen 2. Yardımcısı” olarak katılacağım ilk Lions aktivitesiydi. Bunun da beni heyecanlandırdığını kabul etmek
zorundayım.
Gecenin bana yaşatacağı, bu akşamın hep aklımda
kalmasını sağlayacak olan “ilk”i ise önceden tahmin etmem mümkün değildi. Sanırım hayatım boyunca hatırlayacağım özel
ilklerden biri olarak kalacak.
Tahmin edemediğimiz ve bir anda karşımıza çıkıveren.
*
Biraz serin ama berrak bir İzmir akşamında Bayraklı
Turan’daki La Vie Nouvelle’e girerken gerçekten profesyonelce hazırlanmış bir
organizasyona geldiğimiz mekândaki tüm detaylardan kendini bir anda
hissettiriyordu. Giriş mekânının ilerisinde paravanlar ile kapatılmış sahne
konseri müjdeliyordu. Bu gece için
hazırlanmış olan defilenin ise mekânın kapalı bölümünde yapılacağını öğrenmiştik.
Girişte gecenin sponsorlarının isimleri ile
hazırlanmış olan bölümde fotoğraf çektirirken ne kadar çok kurum ve kuruluşun,
kişinin bu geceye destek verdiğini görmek umut veriyordu. Birlikte çalışmaya ve doğru çalışmalara
destek olmaya inanan insanlar var. İzmir
Bayraklı Symrna Lions Kulübü Başkan ve Üyeleri yıllardır engelli çalışmalarına gönül
veriyorlar. Ne mutlu ki bu inançlarını belli ki doğru ifade edebilmişler ve
başka yüreklerde de bu heyecanı oluşturabilmişler.
Mekânın bizler için hazırlanmış olan açık alanında
gecenin başlamasını beklerken yanımıza iki genç geldi. Değerli Kardeşlerim Ümran Sevinç ve Yahya
Aydın İşler. İki görme engelli kardeşimiz. Sohbet etmeye başladık. Görme engelliler ile ilgili çalışmalar ile
Lions sayesinde daha yoğun olarak tanışmıştım.
Fethiye Lions Kulübümüzde Kulüp Sekreterliği yaptığım 2009-2010
Döneminde Altı Nokta Körler Derneği’nin Fethiye Şubesi ile ortak bir çalışma
yapmıştık “Engeller Başarıya Engel Değil” başlığı ile ve o günden beri görme
engellilerin Fethiye’deki çalışmalarını yakından takip etmeye özen
gösteriyordum. Aynı zamanda Lions’un
kurduğu vakıflardan olan Altı Nokta Körler Vakfı’nın da çalışmalarını takip
ediyordum.
Dünya’daki Lions Kulüplerinin 1925 yılından beri
“Göz Nuru” adı ile yaptığımız görme engelli çalışmalarına vesile olan, Lionları
bu çalışmaları yapmaya davet eden kör ve sağır Helen Keller, ortaokulda hayat hikâyesini
okuduğumdan beri benim idolümdü. Ondokuz
aylıkken geçirdiği bir rahatsızlık nedeni ile kör ve sağır olan Helen Keller,
ailesinin ve öğretmenin desteği ile, o adeta yok olan bir yaşamın içinden çıkarak
bir nevi yeniden doğuyor; ünlü Harvard Üniversitesi’nin kızlar bölümü olarak
bilinen Radcliffe Üniversitesi’ni bitiriyor, yabancı diller öğreniyor ve
Dünya’ya ilham oluyordu.
Helen Keller vazgeçmiyor ve yaşama bu kadar kuvvetle
tutunuyorsa, bizlerin elimizden geleni yapmayı denemekten vazgeçme hakkımız var
mıydı? Ben doğmadan iki yıl önce,
1968’de hayata veda eden Helen Keller’e hayrandım. O çocukluğumda benim
idolümdü ve sanırım hep de öyle kalacak.
Okumadıysanız otobiyografisi “Her Şey Su İle Başladı”yı okumanızı
öneriyorum. Kitabın Kuraldışı Yayınları’ndan
çıkan bir baskısı yayında.
*
O akşam, Sevgili Yahya ve Ümran Kardeşlerimiz ile görme
engelli çalışmaları ve yaşamlarımız hakkında konuşurken, Yahya Kardeşimiz
benden bir şey rica etti.
Bir anda o güne kadar görme engelliler ve görme
engeli konusunda tüm yaşadıklarımın gerçekten bir film şeridi gibi gözümün
önünden geçmesini sağlayan bir şey.
“Bana burayı
betimler misiniz?”
Basit bir soru.
Basit bir cümle.
Yahya’nın sorusunu duydum ve bir anda sanki zaman
dondu. Önce sol tarafımda yüksek bir
iskemlede oturan Yahya’ya bakakaldığımı fark ettim. Ben ayaktaydım. Sonra
başımı kaldırdım, önüme, etrafıma bakmaya başladım. Bir soru sormuştu ve sanki bir anda
yaşadığımız an’a bir şey dokunmuştu ve zaman durmuştu.
Betimlemek.
Biz neredeydik?
Biz nasıl bir yerdeydik? Burada neler vardı? Kimler vardı? Ve bunu Yahya için nasıl anlatacaktım?
Görme engelliler için dizilerin, filmlerin sesli
betimlemelerinin yapıldığını biliyordum. Dinlemişliğim de vardı. Hatta bu çalışmaları yapan Sesli Betimleme
Derneği’nin çalışmalarını duyurmak için çaba göstermişliğim bile vardı. Ama. Ama şimdi bana Yahya bana burayı
betimler misiniz diyordu. Anlatacaktım
işte. Basit bir şey. Ama kalakalmıştım. Ne yapacaktım?
Ve sonra konuşmasının devamını duydum. “Burayı anlaman ve sonrasında hatırlayabilmem
için bana her şeyini detaylı olarak tarif edin lütfen.” Ben hala sessizdim
ve o devam etti. “Belki hiç fark
etmediğiniz şeyleri fark edeceksiniz. Herşeyi tarif edin lütfen.”
Ve nefes alıp başladım. Başladım önümüzdeki masanın
ebatlarını, malzemesini, üzerindeki bardakları, tabakları tarif etmeye. “Mekânın üstü nasıl?” diye sordu Yahya. “Tamamen açık mı?” Açık havada bir alandaydık. “Üstünün
kapanma ihtimali var mı?” diye sormaya devam etti. Ben bilmediğim yeni bir dili öğreniyor gibi
bocalıyordum ve heyecanlanıyordum. Oysa
2009 yılından beri görme engelliler ile ne kadar çok defa bir araya gelmiştim. Sanki
bilmediğim yeni bir dünyaya ilk defa adım atıyordum ve bunun şaşkınlığı ile
başa çıkmaya çalışıyordum.
Bunları Yahya’ya ifade ettim. Nasıl yapacağımı bilmiyordum. “Sorularım
ile size yardım edeceğim,” dedi ve öyle oldu.
“Zemindeki
malzeme nedir?” diye sordu. Mermer
olduğunu ve zemini oluşturan mermer parçalarının ebatlarını tarif ederken, o
bana arada yumuşak bir zeminden geçtiğimizi söyledi. Hemen arkama döndüm ve
ortasında olduğumuz mekânın girişine ve zemine detaylı olarak baktım. Evet, iki yere kırmızı halı serilmişti. Girişe ve sonra mekana girince biraz ileride
sağda olan sponsor isimleri ile fotoğraf çektirdiğimiz panonun önüne. Kırmızı halıların ebatlarını ve yerlerini
tarif etmeye çalıştım kendimce. Ve pano
önünde beraber fotoğraf çektirmemizi rica ettim. İlk defa bir görme engelli
koluma girdi ve beraberce oraya yürüdük. Yahya, Ümran, ben ve o akşam bizlerle
olan İngilizce Öğretmenleri ile. Evet, onlar İzmir Bayraklı Symrna Lions
Kulübü’nün katkıları ile İngilizce de öğreniyorlardı.
Fotoğraf çektirmek üzereyken Yahya bir şey daha
söyledi. “Lütfen çekiyoruz diye seslenin, oraya bakarız.”
Ben bu dünyayı sözde biliyordum, ben bu dünyayı
sözde önemsiyordum. Oysa öğrenecek ne
kadar çok şey vardı. Çok şükür ki öğrenmeye devam ediyordum.
Yüreğimde başka bir mutluluk ile iyi ki buradayım
dedim. İyi ki bu gece var ve iyi ki ben buradayım.
*
İzmir Bayraklı Symrna Lions Kulübü 2015-2016 Dönemi
Başkanı Sayın Lion Serhan Şen’e ve Değerli Üyelerine yıllardır bu çalışmaları,
özenle, inançla, çıtayı hep yükselterek, yüreklerini katarak, hizmete inançla
sürdürdükleri için yürekten teşekkürlerimi sunuyorum. O gece tüm konuklarını gerçekten ailelerinin
ferdiymiş gibi ağırladılar. Muazzam ev sahipliklerini ve çalışmalarına inançlarını
görmek insanı yüreklendiriyor. Onlarla
aynı inancı paylaşan sponsorlarına da yürekten teşekkürlerimizi sunuyorum. Birliğin gücüne inanmanın, ihtiyaçları
karşılamak için birlikte çalışmanın gücünü görmemizi sağladılar.
Yaşamda iyi insanlar var.
Ve onların varlığına şahit olmak umuda ve sevgiye
inancımı kuvvetlendiriyor.
Yürekten saygı ve sevgilerimle.
Labels:
#GeGe,
defile,
engel,
engelli,
görme engelli,
İzmir Bayraklı Symrna Lions Kulübü,
Kocasinan,
konser,
Lions,
Serhan Şen,
Yüksek Sadakat,
Zeynep
4 Mayıs 2016 Çarşamba
Karate Denilen Harika Yol
Uzun zamandır Fethiye'den uzaktım. Dün Kandil vesilesi ile Fethiye'deki Karate Hocam, Dünya ve Avrupa Şampiyonu 7. Dan Shihan Ömer Habeş'i ziyaret etme şansım oldu.
Saygı temeli ile üzerine kurulan bu yol, beklenmedik şekilde, kendimiz kadar yaşamı da keşfetmemizi nasıl da sağlıyor.
Karate'nin hep yaşamımda olması dileğiyle.
3 Mayıs 2016 Salı
Seçim Sonuçları Fethiye Gazetesi'nde
Fethiye Gazetesi'ne ve Sayın Erkan İlik'e paylaşımları için yürekten teşekkür ve saygılarımı sunuyorum.
http://www.fethiyehaber.com/lions-2-yardimciligina-zeynep-kocasinan-secildi/
http://www.fethiyehaber.com/lions-2-yardimciligina-zeynep-kocasinan-secildi/
Labels:
2. Yardımcı,
2016-2017,
Fethiye,
Genel Yönetmen,
Kocasinan,
Kulübü,
Lions,
Muğla,
Zeynep
2 Mayıs 2016 Pazartesi
Demir Elmaağaçlı
Ülkemizin spordaki başarılarının hep artması, spor ruhunun tüm yönleriyle yaşamlarımızda kalıcı yer bulması dileğiyle.
Yaşam nasıl da bir anda umut ve mutluluk ile dolduruyor insanı.
26 Nisan 2016 Salı
Teşekkür
Değerli Lions Ailem,
Uluslararası Lions Dernekleri 118-R Yönetim Çevresi Federasyonumuzun Genel Kurulu’nu 24 Nisan 2016 tarihinde gerçekleştirdik.
Başta Sayın Mevlüt GÜVEN Genel Yönetmenimiz olmak üzere,
Divanımıza, Sandık Kurulumuza, Görevli Lion Dostlarımıza, ve Genel Kurulumuza katılan Tüm Delegelerimize, huzur, neşe, merak ve heyecanla geçen bu önemli gündeki çalışmaları için çok teşekkür ederim.
Seçilmiş Genel Yönetmenimiz Sayın Cahit KİŞİOĞLU ve Seçilmiş Genel Yönetmen 1. Yardımcımız Sayın Hayri Tuna YÜKSELEN'i yürekten kutluyor, başarılar diliyorum. Onların Lions’da fark yaratmak ve güç katmak adına hazırladıkları projeleri için çalışmayı şimdiden heyecanla bekliyorum.
Değerli Lion büyüğüm Sayın Erol ERENER'e bu süreçteki nazik yaklaşımı için, inandığımız hizmet yolunda hep birlikte olmak dileğiyle, içtenlikle teşekkür ediyorum.
Sevgi, saygı, anlayış, barış ruhu ile yaşamak için özen gösterdiğimiz bu süreç dilerim Lions’taki dostlukları güçlendirir.
Günümüz Türkiye’sinde birlik olmanın, dostluğun her gün artan önemini bilerek, Lions çalışmalarının başarıya ulaşması için hep birlikte gayret göstereceğimize inanıyorum.
Tüm Lion ve Leo Dostlarıma, Hepinize,
Yürekten Lions saygı ve sevgilerimi sunuyorum.
Zeynep Kocasinan
Seçilmiş Genel Yönetmen 2. Yardımcısı
Yürekten Lions saygı ve sevgilerimi sunuyorum.
Zeynep Kocasinan
Seçilmiş Genel Yönetmen 2. Yardımcısı
Labels:
118-R,
2. Yardımcısı,
Federasyon,
Genel Yönetmen,
Kocasinan,
Lions,
Yönetim Çevresi,
Zeynep
15 Nisan 2016 Cuma
Mor Salkım Festivali 2016
Üsküdar Amerikan Lisesinden Yetişenler Derneği'miz 30 Nisan 2016 tarihinde düzenlenecek olan Mor Salkım Festivali'ne, programdaki okulumuzdan mezun yazarlar için çalışmaya, bölüme, mezunlardan biri olarak beni de davet ettiler. Davetin Dünya Sanat Günü'ne denk gelmesi ayrıca mutlu etti beni galiba.
30 Nisan'da Üsküdar Amerikan Lisemizde buluşmak üzere.
30 Nisan'da Üsküdar Amerikan Lisemizde buluşmak üzere.
Labels:
Kız,
kitap,
Lisesi,
mor,
salkım,
Üsküdar Amerikan,
yazar,
Zeynep Kocasinan
15 Nisan Dünya Sanat Günü
Bugün Leonardo Da Vinci'nin doğum günü. Ve Dünya Sanat Günü.
2012 yılından beri 15 Nisan Dünya Sanat Günü olarak kutlanıyor.
Bildiğim kadarı ile Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği Türkiye'nin önerisi ile UNESCO'ya bağlı Uluslararası Sanat Birliği tarafından kabul ediliyor.
Hayatımıza bu anlamda yeni giren bir gün.
İzmir de bugünü sanatla iç içe kutlamaya hazırlanıyor.
Yaşamın telaşı, acıları, sorunları içinde ruhun sesi kendine alan arıyor. Gün boyu farklı aktiviteler var.
Bugün, İzmir Resim ve Heykel Müzesi, Kültürpark Sanat Galerisi'nde Lions 118-R Yönetim Çevremize bağlı İzmir Teos Lions Kulübü'nün de katkıları ile organize edilmiş olan bir sergi var. "Barış İçin Sanat" teması ile.
Barış'a ve yüreklerimizdeki barış ruhuna inançla, ben de bir resimle bu sergide olacağım.
Sözlerimiz, düşüncelerimiz kadar yaşamda yaptıklarımız da hep barış ve anlayış ruhu için olsun. Yaptıklarımızın yönü hep barışa dair olsun. Yüreğimizdeki barış, Ülkemizdeki barış.
Hep inandığımız doğru bugün de kendini hatırlatıyor:
"Yurtta Barış, Dünya'da Barış"
...
9 Nisan 2016 Cumartesi
6 Mart 2016 Pazar
Kısa Bir Özgeçmiş, Lions Dernekleri Çalışmaları İçin...
Zeynep
Kocasinan
LIONS
Progressive
Melvin Jones Dostu
Muğla
Fethiye Lions Kulübü Üyesi, 1 Ekim 2007
2014-2015 : Uluslararası
İlişkiler ve Yarışmalar Koordinatörü,
Uluslararası İlişkiler
ve Yarışmalar Ulusal Komisyon Başkanlığı 118-R Yönetim Çevresi Görevlisi
2013-2014 : Bölge Başkanı
2012-2013 : Konsey Sekreter Yardımcısı, Kulüp
Üyelik Direktörü
2011-2012 : Uluslararası
Anlayış İkizleşme ve İşbirliği Komitesi Başkanı,
Uluslararası İlişkiler
ve Yarışmalar Ulusal Komisyon Başkanlığı 118-R Yönetim Çevresi Görevlisi
Liderlik
Geliştirme Takımı Üyesi ( GLT )
2010-2011 : Kulüp Başkanı
2009-2010 : Kulüp
Sekreteri, Genel Yönetmen Çalışma Grubu Üyesi,
LCIF
Çalışma Grubu Üyesi
İzmir
Türk Cyber Lions Kulübü Ortak Üyesi (Nisan 2014), 2014-2016 Dönemi Rehber Lionu
Çalışma Hayatı
1992-2014 :
Yaman İnşaat, Müteahhitlik İşleri, Baraj İnşaatları, Genel Müdür
2005-
… : Danışmanlık
Eğitimi
Üsküdar
Amerikan Kız Lisesi Okul 1.si, Cornell
Üniversitesi, ABD, Endüstri Mühendisliği
Hobileri
Resim :
Fethiye ve İstanbul’da
kendi resim atölyelerinde yaratıcılık çalışmaları,
bireysel
ve karma resim sergileri
Yazı : Bireysel gelişim ve çevre konuları üzerine 8 kitap, dergi
ve gazetelere
Türkçe
ve İngilizce yazılar, Blogger
Yabancı Diller
İngilizce (Çok iyi derece), Türk
İşaret Dili (İyi derece),
Almanca, İspanyolca, Japonca, Fransızca (Orta-az
derecelerde)
Üyesi Olduğu Sivil Toplum
Kuruluşları
Down
Sendromu Derneği Üyesi ve Muğla İl Temsilcisi
Fethiye
Ressamlar Derneği
Üsküdar
Amerikan Lisesi’nden Yetişenler Derneği
Uluslararası
Profesyonel Koçluk Derneği ve ICF - Uluslararası Koçluk Federasyonu Üyesi
AKUT
Fethiye Ekibi Gönüllüsü ve AKUT Vakfı Üyesi
Darüşşafaka
Spor Kulübü ve Habeş Gençlik Spor Kulübü Üyesi
Lions İle İlgili Bir Yola Çıkıyorum...
Değerli Dostlar,Kimi dostlarımın bildiği bir konuyu burada da paylaşmak istiyorum.
7 Mart 2016 tarihi itibariyle Üyesi ve Geçmiş Dönem Başkanlarından olduğum Muğla Fethiye Lions Kulübümün büyük ve yürekten desteğini almış olmanın mutluluğu ile, Fethiye Lions Kulübümüzün Üyesi olduğu, Uluslararası Lions Dernekleri 118-R Yönetim Çevresi Federasyonu'nun Başkan 2. Yardımcılığı, bizim Lions'da ifade ettiğimiz şekli ile Genel Yönetmen 2. Yardımcılığı için Aday oluyorum.
7 Mart akşamı Yönetim Çevremiz, bir toplantı ile Genel Yönetmen, Genel Yönetmen 1. Yardımcısı ve Genel Yönetmen 2. Yardımcısı Adaylarımızı ilan ederek Yönetim Çevremizdeki Lion ve Leolara duyuracaklar. 24 Nisan'a kadar sürecek olan bir seçim süreci başlayacak.
Hepimiz için hayırlısı olsun. Saygı ve sevgiyle olsun.
Hayatımda bugünlerde olan bu olayı paylaşmak istedim. Akış içerisinde blogumu takip eden siz dostlara gelişmeleri, duygu ve düşüncelerimi yeri geldikçe, yüreğime düştükçe aktaracağım.
Uluslararası Lions Kulüpleri Birliği hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak isterseniz:
www.lionsclubs.org
ve
www.lionsturkiye.org
siteleri inceleyebilirsiniz.
Muğla Fethiye Lions Kulübümüz hakkında bilgi sahibi olmak için Kulübümüzün Facebook sayfasını veya blog ve internet sitelerini takip edebilirsiniz.
Facebook: Muğla Fethiye Lions Kulübü
www.fethiyelions.org
www.lionsfethiye.blogspot.com.tr
www.fethyielions.wordpress.com
Hepinize yürekten saygılarımla,
Zeynep Kocasinan
14 Şubat 2016 Pazar
Sevgi olsun...
Sevgi hep olsun yaşamlarımızda.
Sevmek mümkün olsun.
Sevilmek de, mümkünse.
•
Resim, bu yıl Lions Barış Afişi Yarışması'nda Mansiyon Ödülü alan Fethiye Mustafa Karslıoğlu İlköğretim Okulu öğrencisi Melisa Kabak'ın afişi. Ne güzel çizmişsin Sevgili Melisa.
Labels:
14 Şubat,
Barış,
Barış Afişi,
Fethiye,
Kabak,
Kocasinan,
Lions,
Melisa,
Mustafa Karslıoğlu,
Resim,
sevgi,
Sevgililer Günü,
Zeynep
8 Şubat 2016 Pazartesi
Yaratıcılık Dünyası
Yaratıcılık çalışmalarının benim için önemini birçok arkadaşım ve bu konuda beraber çalışmalar yaptığımız dostlar biliyorlar.
Benim bireysel gelişim yolumda harika bir rehberim oldu ve bu nedenle keyifle ve büyük katkısına gönülden inanarak yaptırıyorum.
2016 yılında üç aylık bu çalışmalarımıza Fethiye ve İstanbul'da yeni gruplarımız ile başlayacağız. Bu çalışmalara ait duyuruları buradan ve Wordpress blogumdan ve Facebook sayfamdan duyuracağım.
Bununla birlikte yaratıcılık süreçleri konusunda bireysel bir yolculuğun hikayesini okumayı arzu edenler, bu konuda farklı bir bilgi almak adına, bu çalışmayı daha önce beraber yaptığımız Değerli Dostum Sayın Selcan Yıldırıcı'nın çalışmamız hakkında yazdığı "Beyaz Sabah Sayfaları" adlı kitabını okuyabilirler.
Sayın Selcan Yıldırıcı'nın bir kitabı daha var. İlk kitabı "1 2 3 Sıçra" da kişisel gelişim yolculuğunu anlatıyor ve kendisinin "Bir İki Üç SIÇRA" adı ile bir Facebook sayfası da var. Orada ilham veren sözlerin dünyası ile bizleri buluşturuyor.
Yaratıcılık, sağlık, sevgi, neşe ve bereket dolu günler bizimle olsun.
Saygı ve sevgilerimle.
Benim bireysel gelişim yolumda harika bir rehberim oldu ve bu nedenle keyifle ve büyük katkısına gönülden inanarak yaptırıyorum.
2016 yılında üç aylık bu çalışmalarımıza Fethiye ve İstanbul'da yeni gruplarımız ile başlayacağız. Bu çalışmalara ait duyuruları buradan ve Wordpress blogumdan ve Facebook sayfamdan duyuracağım.
Bununla birlikte yaratıcılık süreçleri konusunda bireysel bir yolculuğun hikayesini okumayı arzu edenler, bu konuda farklı bir bilgi almak adına, bu çalışmayı daha önce beraber yaptığımız Değerli Dostum Sayın Selcan Yıldırıcı'nın çalışmamız hakkında yazdığı "Beyaz Sabah Sayfaları" adlı kitabını okuyabilirler.
Sayın Selcan Yıldırıcı'nın bir kitabı daha var. İlk kitabı "1 2 3 Sıçra" da kişisel gelişim yolculuğunu anlatıyor ve kendisinin "Bir İki Üç SIÇRA" adı ile bir Facebook sayfası da var. Orada ilham veren sözlerin dünyası ile bizleri buluşturuyor.
Yaratıcılık, sağlık, sevgi, neşe ve bereket dolu günler bizimle olsun.
Saygı ve sevgilerimle.
23 Ocak 2016 Cumartesi
Sergiden An'lar, "Yolu Yürümek", Teşekkür
Fethiye Belediyesi Kültür Merkezi Sergi Salonu'nda 18-22 Ocak 2016 tarihlerinde gerçekleştirdiğim Resim Sergisi'ne Fethiye'de gösterilen ilgiye yürekten teşekkür ediyorum.
Facebook'taki Zeynep Kocasinan sayfamda sergi albümüne yer verdim.
Burada da sergiden bazı kareleri paylaşıyorum.
Yolu saygı, sevgi, neşe ve duygularımızın gerçekliğine sadık kalabilme gücü ile yürümek nasip olsun.
Yürekten saygı ve sevgilerimle.
Zeynep Kocasinan

Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





















