İnternet Sitesi

www.zeynepkocasinan.com

13 Mart 2008 Perşembe

Yaratma Cesareti ile Kendini Keşfetmek


2007 yılının Aralık ayında Fethiye’deydim. Mevlana’yı 800. doğum yıldönümünde anma gününde konuşmacı olarak yer almak üzere bir okula davetliydim. Aynı zamanda orada iken Fethiye 21.Yüzyıl Televizyonu için Mevlana üzerine bir program yaptık. Mevlana Celaleddin Rumi’yi anlamaya ve öğrenmeye çalışmak kolay değil. O yaşam yolunda sırtımızı dayayabileceğimiz bir dağ gibi. “Anahtar Sevgi” diyor ve bu gerçekle yüz yüze getiriyor bizi.

Yüksek dağlara kar vardı. İstanbul’da, 7 tepe üzerine kurulmuş İstanbul’da, hep inişler ve çıkışlar vardır, ama heybetli dağları arar gözlerim bazen. Anadolu’daki gezilerimde dağlar beni hep etkilemiştir ve özlerim dağları. Ilgaz’ı, Erciyes’i, ve Nemrut’u. Nemrut Dağı belki gizemli tepe mezarı Kommagene Kralı Antiochos'a ait gizemli Tümülüsü ve bugüne kalabilen heykelleri ile görünenden çok farklı şeyler söyler bana. O Doğu ve Batı teraslarından aşağıdaki ovalara bakmak gerek.

Dağlar tarihten beri insanoğlu’nun kendini bulmak için çıktığı mekânlar. Belki o yüklerde ne kadar küçük olduğumuzu fark ederiz, belki de parçası olduğumuz daha büyük bir düzenin. Hz. Musa’da Sina dağında başlamış yolcuğuna, Reiki’nin ilk hocası, kurucusu Mikao Usui 21 günlük bir dağ inzivasının sonunda enerji ile şifa hakkında bilgilere ulaşmış. Dağların insan ve insan ruhu üzerinde farklı bir etkisi olduğu kesin. Nedeni? İşte bunun cevabını pek bilmiyoruz; belki yükseklerden dünya üzerindeki yaşamın dünya ve evren ile kıyaslandığında ne kadar küçük ve geçici olduğu anlaşılıyor belki de. Olaylara tepeden bakmak denir ya, belki de gerçekten bu bakış açısı bize farklı bir perspektif veriyor olabilir.

Doğadaki dağlar kadar, ruhumuzun derinliklerinde de farklı dağlar var yaşam boyu ulaşmak için uğraştığımız. Bu içsel tepelerde bizlerde kendi özümüzü arıyoruz belki de.

Mevlana’yı Ne Zaman Hatırlamalı?

Ders vermek için bulunduğum okulda alt katlardan bir Ney sesi geliyor. Ney üflüyor biri. Ses ruhuma işliyor. Ney’in sesinde farklı bir gizem var. Kanunu hep sevmişimdir ve piyanoyu da ama ney’de bu âlemden ötesi var sanki. İnsandan üstün ya da insanın kendine dair henüz keşfetmediği yönlerine dair. Ney ise her zaman Mevlana’yı hatırlatır bana.

2007 yılı UNESCO tarafından “Mevlana Hoşgörü Yılı” ilan edilmişti. Peki, 2008 yılına girdik ve Mevlana Celaleddin Rumi’yi sadece 17 Aralık günlerinde mi hatırlayacağız? Mevlana, sevgi ve hoşgörü yaklaşımı ve tüm insanları kucaklayan bakış açısı ile yaşamın anahtarını hala elinde tutuyor gibi geliyor bana. Mevlana Horasan bölgesi’ndeki Belh şehrinden Konya’ya gelinceye kadar ki yolcuğunda ve Konya’daki yaşamı süresince insan olarak bu dünyada yaşamın anlamını ve amacını anlamaya ve öğretmeye çalışıyor, çok farklı hocalar ve gönül dostları ile öğreniyor, paylaşıyor ve öğretiyor. “Dünya seni terk etmeden sen dünyayı terk et. Dünyaya mesafeli ol” diyor. Ve “Gönül aynası saf ve berrak olmalı ki, onun sathında görülecek akislerle güzel suretleri ayırt edebilesin.” Ve yaşamın özünü yansıtan binlerce beyiti gibi şu sözü de ruhumuza sesleniyor: “Bu dünya, yaptıklarımızın yankılanıp yine bize döneceği bir dağdır.”


Yaratmak için Cesaret Gerekir mi?

“Yaratma Cesareti” - Rollo May’in mükemmel bir klasiği. Bazı kitaplar yaşamımızda farklı yerler ediniyor, bu da benim yaşamda olduğumuz ve gitmek istediğimiz yer ile ilgilidir. Yaratma Cesareti benim için çok farklı bir anlam taşıyor. İlk defa 1980lerin sonlarında okumuştum, 20 yıl kadar önce aşağı yukarı. Kitabın Türkçe’ye çevrildiği ilk yıllardı sanırım. Kitabın geçmişi 1970’lerin ortalarına gidiyor oysa. Yıllar sonra, eski kopyasını arayıp bulamayınca yeniden satın alarak okudum bu kitabı. Neden mi? Birçok nedeni var ama bir tanesi neden yapmaktan ve yaratmaktan çekinen bir millet olduğumuzu anlayabilmek için diyebilirim. Konuşmak, eleştirmek konusunda fazlası ile açığız. Her konuda fikir sahibiyiz ama ‘yapmak’ deyince, bir köşeye kaçıveriyoruz genelde. Neden kaçıyoruz? Kendimizden mi? Yapmanın, yaratmanın ardında kendini kabul etmek ve bu kabul ile yol almak mı yatıyor yoksa?

Yaratıcılık konusunda üstat hocalardan biri olan Julia Cameron’a göre, yaratıcılık öğrenilebilir, geliştirilebilir bir yetenek. Mesela “Yazmak nefes almak gibidir” diyor. “İyi yapmak öğrenilebilir ama esas olan yapmaktır.” Cameron bize kitaplarında defalarca hatırlatıyor ki bir şeyi yapmaya başlamak için çok iyi olmayı beklediğimizde o noktaya neredeyse hiç ulaşamıyoruz. Elimizdekileri kullanarak yapmaya, her ne ise yapmak istediğimiz şey, başlamak gerekiyor. Bu arada ve aynı zamanda yetenek ve bilgilerimize geliştirmeye devam etmemiz tabiî ki gerekiyor, ama bunun başlamaya engel olmaması şartı ile.


Yaratıcılığı Alıştırmalar ile Geliştirmek Mümkün

Yaratıcılığımız geliştirmek için Julia Cameron’un sunduğu çok güzel metotlar var. Ben bu egzersizlerden birkaçını sizler ile paylaşmak istiyorum:

1- Her sabah kalktığınızda el yazısı ile 3 sayfa yazın. Bu sayfalarda duygularınız, düşüncelerinizi, isteklerinizi, söylemek ya da yazmak istediğiniz her şeyi hiçbir yazım kuralına uymak için uğraşmadan içinizden geldiği gibi ve geldiği şekilde yazın.

2- Eğer bir evcil hayvanınız varsa, bir gün için bu hayvanı gözleyin ve fotoğraf makineniz var ise fotoğraflarını çekin.

3- Her hafta, bir gün kendiniz ile bir randevunuz olsun. Bu randevuda yapmayı istediğiniz bir şeyi yapın. Ruhumuzu beslememiz gerekiyor ve bu arzu ettiğimiz şeyleri yapmaktan ve deneyimlemekten geçiyor. Sinemaya mı gitmek istiyorsunuz, bir sergiyi mi gezmek istiyorsunuz, kendinize gidip rengârenk kalemler mi almak istiyorsunuz? Ya da sadece bir kafede oturup gelen geçenleri mi seyretmek istiyorsunuz? Yapın. Dans dersi alın, bir parka gidin, kurabiye yapın ya da pazara gidin. Canınız ne istiyor ise, bir gün, sadece kendiniz ile bir randevunuz olsun.

4- Hayatınızda size gerçekten engel olan, başarınızı ve yaratıcılığınızı küçümseyen, sizi başaramayacağınızı söz ve düşünceleri ile hissettirenler hatırlayın. Bunlar içinden 3 kişiyi ve zamanı detaylı olarak hatırlayın ve yazın. Size engel olan, sizi başarısız bulan kimdi, nerede ve ne zaman oldu, neler söyledi, nasıl engellendiniz ve nasıl hissettiniz?

5- Hayatınızda size gerçekten destek olan, başarınızı ve yaratıcılığınızı destekleyenleri hatırlayın. Başarınıza en çok güvenen ve destekleyen 3 kişiyi ve zamanı detaylı olarak hatırlayın ve yazın. Sizi destekleyen kimdi, nerede ve ne zaman oldu, neler söyledi, nasıl desteklendiniz ya da teşvik edildiniz?

6- Yapmaktan bahsetmek yerine Yapın. Yaptıklarımızın beğenilmemesinden o kadar çekiniyoruz ki o riski almamak için denemiyoruz bile. Kendimiz için yapıyoruz ve yaratıyoruz. Hep bunu hatırlayın.


Yeşil Kartondan Yılbaşı Ağaçları

Yılbaşında İstanbul Akmerkez’de bir sergi vardı. Farklı ilköğretim okullarından öğrenciler çam ağacı formunda kesilmiş kartonları süslemişler. Her biri birbirinden olanca farklı onlarca ağaç vardı. Boyanmış olanlar, örülerek sarılmış olanlar, aklınıza gelebilecek ve gelemeyecek kadar çeşitli şekilde süslenmiş ağaçlar. Çocukların yaratıcılığına hayran oldum. Peki, geçen yıllar ile bizlerin yaratıcılığına neler oluyor? Lise, üniversite, iş hayatı derken ruhumuzun parçalarını bir yerlerde mi bırakıyoruz yoksa?

Julia Cameron’un “İçinizdeki Yaratıcıyı Keşfedin” başlıklı kitabı benim bu konuda en sevdiğim kitaplardan biri. Bizi unuttuğumuz, belki de henüz tanımadığımız yönlerimizle buluşturuyor.

Yaşam’da Yitirdiğimiz Parçaları Bulmak

Bir egzersiz daha paylaşmak istiyorum sizinle. Yaşamımız boyunca, hatta çocukluğumuzdan itibaren kalıpları ile karşılaşıyoruz. “Yapma. Dokunma. Mantıklı ol. Yaramaz Çocuk.” Bunları birçoğumuz duymuşuzdur. Birçok hoca diyor ki, bu duyduğumuz olumsuz kalıplar, bu bizi küçülten düşünceler enerjimizi emiyor. Etrafımızdaki kişiler belki iyi niyetliler ama bizim için neyin iyi olduğuna karar verip buna uymamızı sağlamak için bizi korkuturken, endişeye düşürürken esasında bizim yaratıcılığımızı öldürüyorlar. O zaman biz zamanla kendimizden, isteklerimizden, arzularımızdan, rüyalarımızdan kopuyoruz, kendimizden uzaklaşıyoruz. Parçalarımız farklı zamanlarda farklı yerlerde kalıyor sanki yaşananlar ve duyduklarımızla. Derinlere gömülmüş bizi bulmak için boşluklarını bizlerin dolduracağı bir dizi cümle var. Bunu yapmanızı yürekten öneriyorum:

1. En sevdiğim çocukluk oyuncağım ……..
2. En sevdiğim çocukluk oyunu ……..
3. Çocukken gördüğüm en güzel film …….
4. Sık yapmasam da zevk alarak yaptığım şey ……..
5. Sorumluluklarımı azaltabilseydim …….. yapardım.
6. Çok geç kalmış olmasaydım …….. yapardım.
7. En sevdiğim enstrüman ……..
8. Her ay kendi eğlenceme harcadığım para ……..
9. İçimdeki yaratıcıya karşı cömert davranacak olsaydım ona …….. alırdım.
10. Kendim için zaman ayırmak ……..
11. Korkarım ki eğer hayal kurmaya başlarsam ……..
12. Gizli gizli …….. okumaktan hoşlanıyorum.
13. Mükemmel bir çocukluk geçirseydim, büyüdüğümde …….. olurdum.
14. Çok çılgınca olmasa yazmak ya da …….. isterdim.

Boşlukları doldurun. Bunları bir kâğıda yazın. Size kendiniz hakkında unuttuğunuz neler söylüyor. Bu bilgilerden şu an’da gerçekleştirebilecekleriniz var mı? Gerçekleştirmeyi denemek ister misiniz?

Lütfen geride kalmış parçalarınız ile kucaklaşın; ruhunuzun yaratıcılık rüzgârını esmesi için özgür bırakın, kim bilir ne cevherler keşfedeceksiniz.


Sağlığa Bakış Açısı Değişiyor

Kitap tavsiyelerinden bahsetmişken, bir kitap daha geldi aklıma. Dr. Ender Saraç’ı Ayurveda üzerine olan kitapları, tamamlayıcı tıp metodu uygulamaları ile tanıyor ve seviyoruz. 2007 yılında çıkan kitabı “Ruhsal Gelişim ve Kader” ile Genç Gelişim dergimizde de zaman zaman ele aldığımız farklı konulara yer vermişti. Reiki gibi tamamlayıcı tıp metotlarından Kabala’daki ‘Tanrı’nın 72 Adı’na, ‘Esma’ül-Hüsna’ya kadar birçok farklı konuya da kısa kısa değinmiş. Kitap bir yıla yakın süredir satışta ama bu konular sizler için yeni ise ve bir başlangıç kitabı arıyorsanız okumayı düşünebilirsiniz. Dr. Ender Saraç sağlıkta bütüncül bakış açısının önemini bizlere hatırlatıyor ve dünyada ve Türkiye’de sağlığa bakış açısı bu çizgide değişmeye ve gelişmeye devam ediyor.


*-*-*

Mevlana’nın kısa 4 dizesi ile bitirmek istiyorum:

Vakit keskin bir kılıçtır,
Sufi vakit oğludur,
Yarın demez,
An'ı değerlendirir.

Yaşamınızın her an’ını ertelemeden şimdi dolu dolu yaşamanız dileğiyle.
Sağlık ve sevgi dolu günler hep sizinle olsun.
Sevgilerimle,
Z.

_____________________________________________________________________

Ayın Onaylaması:
“Bağışlıyor ve bırakıyorum. Anlıyor ve biliyorum. Kendi hayatımın yaratıcısıyım.”
R. Şanal

Üstatlardan:
“O kadar küçüğüm ki neredeyse gözükmüyorum.
Bu muhteşem sevgi nasıl içinde olabilir?

Gözlerine bak. Küçükler,
Ama devasa şeyler görebiliyorlar.”
Mevlana Celaleddin Rumi

Zeynep’in Kitap Tavsiyesi:
“Yaratma Cesareti”; Rollo May.H”

Öğrenci Hazır Olduğunda Öğretmen Gelir



Kasım ayında tesadüfen televizyon kanallarından birinde bir filme rastladım. Çok sevdiğim bir kitabın filmiydi bu ve aynı ad ile yayınlanıyordu: “Tanrı ile Sohbet.” Kitabın yazarı Neale Donald Walsch. Film birinci kitabın konusunu içeriyordu. Daha sonra Tanrı ile Sohbet 4 kitaplık bir seri oldu. Walsch’ın başka kitapları da çıktı.

Sanırım bundan 3-4 yıl önceydi, İstanbul’da tanıştım Neale Donald Walsch ile. Filmde mükemmel şekilde canlandırıldığı gibi bu Amerikalı yazar, yaşamında her şeyin ama her şeyin ters gittiği günlerden, Tanrı ile iletişimini çok özgür ve yürekten bir noktaya çıkararak yaşam yolunu bulmuş ve bunu dünya ile paylaşmıştı. Kitaplarındaki yürekten samimiyeti kendisini görünce de hissetmiştim. Tüm anlattığı aşamaları, zenginliği ve fakirliği ve hastalığı ve işsizliği ve uyanışı, silkinişi adım adım yaşamıştı. Bu kitabı ve filmini ben de yürekten tavsiye ediyorum.

Ben çok şanslıydım. Karşıma tam ihtiyacım olan anlardan hem çok iyi ve benim için doğru hocalar çıktı. “Öğrenci hazır olduğunda öğretmen gelir” derler bundan mı bilmem ama, dünyanın tanınmış bir çok hocası ve yazarı ile tanışma ve çalışma şansı buldum ve çalışmaya devam ediyorum. Belki farklı yabancı dilleri biliyor olmam bunu kolaylaştırdı. Belki de Türkiye’de kişisel gelişim üzerine çalışan çok fazla hocamız da yoktu zamanında.

Ancak son beş, on yıldır bu konuda büyük gelişme gösterdiğimizi düşünüyorum. Çok farklı akademik alt yapılardan çok farklı hoca eğitimler, dersler veriyor, çalışmalar yapıyor artık. Prof.Dr. Doğan Cüceloğlu’nun Türkiye’de yeni bir dönemi açan hocalardan olduğunu düşünüyorum. Kitapları “İyi Düşün Doğru Karar Ver”, “Yeniden İnsan İnsana”, “Mış Gibi Yaşamlar”, “İçimizdeki Biz” ve birçok başka kitabı var yıllardır tekrar tekrar okuduğum. Bana üniversiteye başladığım yıllarda okuduğum ünlü Amerikalı yazar Scott Peck’in kitaplarından aldığım tadı ver Doğan Cüceloğlu’nun kitapları. Herkes okumalı diye düşünüyorum.

Kişisel Gelişim çok geniş bir konu. Bu konuda Çocuk Psikiyatristi Prof. Dr. Yankı Yazgan, Prof. Dr. Doğan Cüceloğlu ve Prof.Dr. Üstün Dökmen gibi akademik bir geçmişten gelen hocalar olduğu gibi, yine kişisel gelişim konusunda güzel çalışmalar yapan ve farklı ekollerden gelen hocalarımız, yazarlarımız da var, Nil Gün ve R.Şanal Gülseli gibi. İnsanın gelişimine gönül vermiş bu hocalarımızın ve yazarlarımızın kitapları ve çalışmaları gerçekten dikkate alınmaya değer.


Yaşamın Çekim Yasası

Nil Gün kişisel gelişim konusunda eskinden beri muhtelif çalışmalar yapan değerli bir hoca. Olumlamalar ile hastalıkların zihinsel nedenlerini ortadan kaldırmak için çalışan ünlü yazar Louise L. Hay’ın kitaplarının Türkçe’ye çevrilmesinde Nil Gün’un gösterdiği gayret yıllar öncesinde beni O’nu okumaya iten ana faktörlerden biridir. İngilizce’yi iyi bildiğim için kendin birçok kitabı yurtdışından alabiliyor ve okuyabiliyordum. Ancak yabancı dil bilmeyen arkadaş, dost ve öğrencilerin kaynak bulmakta zorlanması beni üzerdi. Son on yılda bu konuda çok yol kat ettik. Artık gerek yabancı yazarların tercümelerini bulmak mümkün, hem de bu konuda yazan Türk yazarlarımız da çok.

Kuantum düşünce üzerine yazan R.Şanal Günseli’yi de dinleme fırsatı bulduğum bir fuarda, Nil Gün ile konuşma ve kendisini dinleme fırsatı buldum. Şimdi gelin bir de Nil Gün’ün hatırlatmaları ile Çekim Yasası’na ve yaşama tekrar bir göz atalım:

- Evren her şeye “evet” der. Ben başarabilirim, dersen başarırsın.
- Söz, düşünce, duygu ve davranışlar bizi etkiliyor.
- Sadece niyet yeterli olmaz. Davranışların ile niyetini göster. Çünkü başkaları bizi davranışlarımıza değerlendiriyor.
- Evren “evet” der. Gelecek zaman kullanma ifadelerinde. “İstiyorum” dersen sadece, isteme aşamasında kalabilirsin. Sözün büyüsü var. Yapıyorum, de. Oluyor, de.
- Olumsuz şeyleri duygusal yatırım yapmadan dile getirebilirsin. Aksi takdirde uzak dur.
- Değerlendir ama yargılama. Yargıladığımızda, yargıladığımız özelliği kendimize çekiyoruz.
- Kıskançlık ile Evren’e “o bende yok” mesajını veriyoruz. Evren bunu onaylıyor.
- Ne yaparsak kendimize yapıyoruz.
- Bizler özde biriz. Aynı okyanustan gelen ama farklı şekilli kaplarda dondurulmuş buzlar gibiyiz.
- Hayatınıza gelen olaylara dikkat edin. Mesajı aldığınızda tekrar eden olaylar biterler.
- Ağrılar sinyaldir.
- Bu dünyadaki öncelikli amacımız kendimizi tanımak olmalı.
- Sen enerjini artırdığında, eskiler, düşün frekanslar hayatından çıkar.
- Enerjisi yüksek insanlar ile bir arada olmak için enerjini yükseltmen gerek!
- Enerjini yükseltmek için: Aktif teslimiyet içinde ol, Olumlu Düşün, Ver-Paylaş.
- Neye ihtiyacın varsa, onu ver. Para ver, sevgi ver, zaman ver.
- Tohum ek ki, çiçek açılsın.
- Doğada her şey önce veriyor, insan hariç.
- “Param yok” sözünü hayatından çıkar.
- Kendini sevmek kendini beğenmişlik değil. Sen kendini sevmiyorsan, ben niye seveyim.
- Sen seni sevmesini istediğin kişiyi sev.
- Şükran duy, Şükret. Düşün, hiç teşekkür etmediğin bir arkadaşın sana ne kadar süreyle vermeye, yardım etmeye devam eder?
- Hayatın amacı çekirdeğindeki potansiyeli hayata geçirmektir.
- Hayatında nelere şükran duyuyorsun? Evin, yiyebildiğin yemek, ailen, arkadaşların, bu konuşmayı dinleyebiliyor olman? Şükür duymayınca bir şey gelmez.
- Kızgınlık içinde isen yumruğunu sallıyorsan, avucun kapalı demektir. Almaya hazır değilsin demektir. Avucun açıksa almaya hazırsın.
- Niçin değil nasıl diye sor. Nasıl çözebilirim diye sor. Olduğun yerden bir basamak üste çık ve bak. Belki o zaman daha rahat görebilirsin.
- Bil ki, hayatımıza giren her insan bir armağan getirdi. Armağanı görürsen sen gelişirsin. Her insan bir özelliği gösteriyor.
- Biz birbirimiz eğitmeye geldik. Kimse bizi mutlu etmek için gelmedi.
- Mutlu insan sen ol ve yay. Mutluluğun iyileştirici gücü var.
- Sorun: Bu yaşamı cennete çevirmek için ne yapabilirsiniz ve cennet için cehennemden geçmek gerekmiyor.
- Öncelikler sıranda sen kaçıncı sıradasın?
- Sağlıklı şekilde “ben” diyemeyen “biz” olamıyor. Ben ol, sonra biz ol ve BİR ol.
- Hayatınızın mimarı sizsiniz. Enerjimiz devasa ama biz kırıntılar ile yaşıyoruz. Saraydayız ve sarayın bodrumunda bir tek odada yaşıyoruz.
- Kendinizi sevmek anahtar. Kendinizi sevmeye söz verin ve tekrar edin: “Kendimi sevmeye söz veriyorum ve kendimi seviyorum.”

Kuantum Düşünce Tekniği Ne Diyor?

“Kuantum Düşünce Tekniği”, “Kuantum Olumlama” ve “Kuantum Sıçrama” adlı üç kitabı var R. Şanal Günseli’nin. “Kuantum Sıçrama” en son çıkan kitabı. Bu kitaptan hemen bir ay sonra Ferhan Efeçınar’ın “Kuantum Sıçraması” kitabı çıktı. Bu kadar kısa süre ile kuantum ile ilgili neredeyse adları aynı olan iki kitabın çıkması, konunun artık ilgi çektiğinin bir işareti sanırım.

Ben Kuantum Fizikçi Dr. Fred Alan Wolf’u Eylül 2007’de dinlemiş ve bakış açısından ve aynı zamanda kişiliğinden çok etkilenmiştim. Şanal Bey’in her üç kitabı da Türkçe olarak yazılmış çok güzel çalışmalar. R.Şanal’da Dr. Wolf gibi çekim yasasının önemli olduğunu ama bunu hayata geçirmek için kuantum düşünce yapısından faydalanmak gerektiğini vurguluyorlar.

Kasım 2007 ayında İstanbul’da düzenlenen fuarda, R.Şanal’ı keyifle dinledim ve konuşmasından bazı noktaları sizlerle paylaşmak istiyorum:

· Elimizden bir şey gidiyorsa, bunu sevinerek beklemek lazım; yerine hası geliyor demektir.
· Hem bir şey olacağız, hem hiç olduğumuzu bileceğiz.
· Bir şeyi bilmek sınır koyar. Her şey her an değişir. Bu tek prensiptir.
· Kuantum da ortaya çıkmıştır ki gözlemleyen kişi, gözlemlediği gerçeği değiştirir.
· Her şeyi “siz” yapıyorsunuz. Deyin ki “İstemediğim şeyleri ben yaratmışsam, ben değiştiririm.”
· Biz dersi öğrenmek için buradayız. Öğrenmiyorsak bir şeyler ters gidiyor. Deneme alanına aç kendini. Dene. Probleminle sohbet et.
· Yaşam bizim seçimlerimiz ile Tanrı’nın bizim için seçtiklerinin dansı.
· Katı planlama konuşmalarını bırak, kendini bırak ve akışa uy.
· Yalnızlıktan yakındığında bil ki, yalnızlık yalınlık, saflık ve yaratıldığı gibi olmaktır. Yalınlık sıfır noktası dediğimiz en üst noktadır.
· Yalnızlıkta, bağlantısızlıkta içindeki gücünü hisset.
· Sevgi almak vermek ışık yaratır, taşır. Yaşayarak anlam keşfetmek ışık taşır.
· Hata yapmak Tanrısal olmanın parçasıdır, bir boyutudur. Hata yapmak, geri bildirim almaktır.
· Her şeyin bir zamanı, süreci ve gücü var. Bunu bilirsen kayıptan korkmazsın.
· Her problem bize yeni bir araçtır.
· Başımıza gelenler, bize verilen güç ve sorumlulukları kullanmama ve görevleri reddetme oranımıza göre oluyor. Kabul ettiğimizde oranda açılıyoruz.
· Aciz rolü yapma. Mazeret bulmayı bırakma. İnsan’a tüm yaratma kaynakları verilmiştir.

Jeffrey Oliver’dan Farkındalık Medidasyonu Vipassana

Yaşam karşıma yeni hocalar ve kendi gelişim yolumda yürüme cesareti gösteren kişileri çıkarmaya devam ediyor ve bunun için minnettarım. Geçtiğimiz ay, adını daha önce farklı zamanlarda duyduğum Jeffrey Oliver ile tanışma şansına kavuştum. Jeff Oliver, bir farkındalık meditasyonu olan Vipassana Meditasyonu Hocası. Tayland’dan İstanbul’a geldiğini haber alınca kendisi ile vipassana ve belki de daha önemlisi yaşama bakış açısı hakkında konuşmak üzere bir araya gelmek istedim. 8 yıl kadar Budist rahiplik yapan Oliver, son beş yıldır ise sadece meditasyon hocalığı yapıyor ve dünyanın farklı yerlerinde öğrencileri ile bir araya geliyor. Türkiye’ye birkaç yıldır gelen Jeffrey Oliver ile görüşmemizden kısa da olsa bazı notları sizlerle paylaşmak istiyorum:

- Bağışlama başlamak için en güzel noktalardan biri olabilir. Bilerek ya da farkında olmadan diğer canlılara verdiğimiz zarar için, kendimize verdiğimiz zarar için kendimizi affetmek ve sonrasında aynı şekilde başkalarının bize bilerek ya da farkında olmadan verdikleri zarar, acı ve sıkıntılar için onları affetmek özgürleştirici ve çok güzel bir başlangıç. Kendimizi bağışlamak çok önemli.
- Evren’e açık mısın kapalı mı? Barışçı Savaşçı’nın Yolu okunması gereken bir kitap.
- Hiçbir şey kesin değildir. Her şey olabilirliktedir.
- Olaylara, olanlara tutunma, bağlanma. Gör, kabul et ve bırak. Esnek ol. Fırsatlara müsaade et. Olayların ve yaşamın önünde açılmasına izin ver. Olmasına izin vermek, bitmesine izin vermek, gitmesine izin vermek.
- Korku bir şeylerin belirli bir şekilde olmasını istemekten gelir.
- Görebilmek ve bilebilmek için, konsantrasyon, farkındalık, sevgi ve bilgi araçlarını kullan. Yaşamı ve kendimizi bilebilmek için araçlar bunlar.
- Buda herkesin kendi gerçeğini bulma yolunu açmak istedi. Herkesin kendi aydınlanma yolunu bulmasını.
- Zihnin ve aklın işleyiş şeklini öğren ve kendini özgürleştir.
- Son’un sonu yoktur. Sonuçlar yoktur. Eğer var diyorsan, sen kapıları kapattın.
- Bilmiyoruz, kapattığımızda biz dışarıda kalıyoruz.
- Öğretilerden, insanlardan sonuçlar çıkarıyoruz, ama yok ki.
- Hata yapabiliriz. Ancak bu hatada ya da kötü davranış diye adlandırdığımız olayda niyetimiz iyi ise, kendimizi affetmeliyiz. Kendimizi affedince başkalarını affedebiliriz.
- Biz insanlara, olaylara odaklanıyoruz. Mesela bu odada masalara, içindeki insanlara odaklanıyoruz. Ya aralarında boşluk? O boşluk daha fazla bir alan kaplamıyor mu? Odada duman var; dumanı görüyoruz; ya duman olmayan kısmı havanın? O kısmın farkında mıyız?
- Saatin vuruşları arasındaki sessizliği duyuyor muyuz? Sese odaklanıyoruz biz, ya arasındaki sessizlik? Ya bulutların arasındaki alan gökyüzünde? Yıldızların arasındaki boşluk? Boşluğa odaklanın. O zaman kendi zihninizdeki boşluğu bulacaksınız.
- Boşluk özgürlüktür. Orada huzur ve rahatlığı bulabilirsiniz.

*-*-*

Mutluluk, sağlık, başarı ve bereket hep sizinle olsun.
Sevgilerimle,
Z.

Ocak 2008, İstanbul

___________________________________________________________________
Ayın Onaylaması:
“Her zaman ihtiyacım olduğunda yardım isterim ve yardım almaya açık olurum. Büyük, küçük, tüm şeylerde istediğim kadar destek ve yardım alıyorum.”
Doreen Virtue

Üstatlardan:
“ Her ovuşta sinirlenirsen böyle sen, aynan nasıl temizlenecek?”
Mevlana Celaleddin Rumi
Zeynep’in Kitap Tavsiyesi:
“Her Şey Su ile BaşladıHer”; Helen Keller

1 Mart 2008 Cumartesi

Müziğin Titreşimleri ile Ruhun Sözleşmesi

Yaşamın sesi size nereden geliyor? Yaşam müziğinizi nasıl yazıyorsunuz?

İstanbul Boğazını saatlerce seyretmek mümkün. Gün içinde neredeyse yüzlerce tekne, gemi, motor evimin penceresinin önünden akıp gidiyor.

Salonda yazmayı severim ben. Fethiye’de de İstanbul gibi evimin salonundadır bilgisayarım. Tabi İstanbul’daki kadar hareketli bir manzara yoktur ama ruhuma çok iyi gelir.

İstanbul Boğazı. Hayatın akışımı temsil eder sanki bana. Boğazın suyu her an’da sanki her iki yöne doğru akar gibidir. Kuleli Askeri Lisesi karşı yakada sağlam bir kale olarak Boğaz’ı korur sanki. Gece ışıkları ile Boğaz’ın her yerinden farklı görünür. Ama ben Arnavutköy’den görünüşü ile tanırım O’nu. Zarif, mağrur ve sağlam.

Kuleli Askeri Lisesi 2.Mahmut döneminin askeri yapılarından biridir. Süvari Kışlası olarak kullanılan bina Boğaziçi’ndeki en görkemli yapılardan biridir. Cumhuriyet’in kurulması ile birlikte, 1925 yılında Kuleli Askeri Lisesi adını almıştır.

Rahmetli dedem Yusuf İzzettin Kocasinan 1910’larda başlayan savaşlar ile Kuleli’den cephelere doğru yolculuğuna başlamış ve Cumhuriyet’in ilanına kadar tüm cephelerde savaşmış. Şam’da bulunmuş, ordunun Şam’ı bir güne boşaltmasını yaşamış. O şanslılardanmış. Sadece şarapnel yaraları ve arasında İstiklal Madalya’sının da bulunduğu madalyalar ile dönmüş İstanbul’a.

Ortaokul yıllarında okuduğum Halide Edip Adıvar’ın “Türk’ün Ateşle İmtihanı” 1918 ile 1923 yılları arasında İstiklal Savaşı anılarını kaleme aldığı çok etkileyici bir çalışma. O yıllarda kendi dedemin neler yaşamış olduğunu bilmek isterdim doğrusu. Gerçekten ‘Anı’ bence önemi yeterince vurgulanmayan bir eser türü. Gerçek tarih anıların satır aralarında saklı.

Mart ayı’nda, 18.Mart günü Çanakkale Zaferini ve Şehitlerini Anma Günü. 1915 yılında İngiliz ve Fransız Donanmaları’nın Çanakkale’den mağlup olarak geri çekilmeleri anısına. Dünya barış, huzur, sevgi dolu günler arıyor. Bizler birey olarak kendi kişisel gelişim yolumuzda yürüyerek bu dünyayı yaratabilme gücünü içimizde taşıyoruz.

Rahmetli Babam yaşamının son yıllarında ne zaman Kuleli’ye baksa, gözleri dolardı. Belki 1950’lerde kaybettiği ve benim hiç görmediğim babasını özlediğinden, belki de bu okuldan çıkan her gencin bu güzel vatan için yaşadıklarını daha yakından hissedebildiğinden.

Kuleli zarif, mağrur ve sağlam, İstanbul Boğazı’ndan geçenleri selamlıyor her sabah ve her akşam…

Yaşam Müziğini Yazmak

2008 yeni yılı sabahı televizyon kanallarından birinde Viyana Flarmoni Orkestrası’nın Yeni Yıl Konseri vardı. Johan Sebastian Strauss’un eserlerine ayrılmıştı bu konser. Fransız Polka’sı, Çin Galop’u, Mavi Tuna Vals’ı, sanki o günden beri farklı bir tat ile kulağımda. Viyana ve Vals bütünleşmiş adeta.

Eskiden, ben ilk ya da ortaokuldayken demeliyim, TRT’de Pazar sabahları Klasik Müzik konserleri olurdu. Hala var mı bilmiyorum, televizyonu çok daha az izliyorum belki de. Ve Pazar sabahlarında Rahmetli Babam bu konserleri seyreder dinlerdi. Klasik müziğin ruha etkisi bambaşka. Masaru Emoto’nun müziğin su kristalleri üzerindeki etkisi hakkında bize söylemeye çalıştıklarında bir doğruluk var sanırım. Vücudu yüzde 70 su’dan oluşan bizler kendimizi hangi müziğin titreşimlerine teslim ediyoruz. Klasik müzik iyidir gibi bir kalıptan bahsetmiyorum. Müziğin titreşimlerinin sizi nasıl etkilediğini gözlemlediniz mi diye soruyorum sadece. Ne dersiniz?

Klasik müziği sevdiğim kadar Türkçe şarkıları da severek dinliyorum. Bazen Türk Sanat Müziği, bazen Türk Halk Müziği, bazen ise o an içimden ne geliyorsa. Bazen radyoda çalan bir şarkı biz sorularımızın cevabını da verebilir.

Mesela Candan Erçetin’in bir şarkısının sözlerinde dediği gibi:

“…Elbette bazen hızla dönüp bazen duracağım.
Elbet bugün ağlıyorsam, yarın güleceğim
…”

Yaşamda üzüntülerde bizim için ve sevinçlerde. Esas olan belki de bu döngüleri, bu iniş çıkışları kucaklamak ve öğrenip devam etmek. Her hakkıyla oynadığımız rolümüz ile bir sonraki sahneye ya da oyuna geçiyoruz bu yaşam tiyatrosunda.

Soruyu Sor, Cevap Gelir

Oyunun ipuçlarını takip etmek için kendimize sorular sormak işe yarıyor doğrusu.
Neyi mi sormak? Örneğin, The Secret filminde yer alan hocalardan ve “Bolluk Yasaları” kitabının yazarı James Arthur Ray, yaşam’da her gün aklınızda olması gereken 3 basit soruya işaret ediyor:

1- Ne olmak istiyorsunuz?
2- Ne yapmak istiyorsunuz?
3- Neye sahip olmak istiyorsunuz?

“Leonardo da Vinci Gibi Düşünmek” adlı kitabın yazarı Michael Gelb diyor ki: “Soruları sormak dikkatimizi otomatik olarak cevaplara yönlendirir.” Hedefler bize adım atma gücünü veriyor. Tabi, bunların sadece dış etmenler olduğunu ve sahip olduğumuz en değerli şeyin “kim olduğumuz” ama bence “ruhumuzda, içimizde, yüreğimizde kim olduğumuz” olduğunu hatırlamak. Bio-enerji hocam Moshe Abudaram’da “Soruyu sor cevap gelir” diye yüreklendirirdi beni ve genelde de haklı çıkardı. Başka hangi sorular var aklınızda?

*-*-*

Yaşamın sesi baktığınız yerden, bakmayı seçtiğiniz yerden ve şeylerden geliyor.
Neleri seçiyorsunuz? Kendi şarkınızı siz besteliyorsunuz aslında, size verilen notalar ve seçtiğiniz enstrümanlar ile.

Hayatınızın en sevdiğiniz şarkınız olması dileğiyle…
Sevgiler,
Z.
_______________________________________________
Ayın Onaylaması:

“Ben biliyorum ki bir kapı kapandığında her zaman yepyeni bir kapı açılır. Yaşamındaki yeni başlangıçları kucaklıyorum ve yeni fırsatları en güzel şekilde değerlendiriyorum.”
Dr. Doreen Virtue, “Yeryüzü Melekleri” Kitabının Yazarı
_______________________________________________
Üstatlardan:

“Eğer bir kişi bir şeyin üstadı olmuşsa ve bir şeyi çok iyi anlıyorsa, o zaman o kişi birçok şey hakkında aynı iç görüye ve bilgiye sahip olmuş demektir.”

Vincent Van Gogh
________________________________________________
Zeynep’in Okuma Tavsiyesi:

“Türk’ün Ateşle İmtihanı”; Yazar: Halide Edip Adıvar

20 Aralık 2007 Perşembe

TV Programı: "Mevlana'yı Anlamak"


Zeynep Kocasinan 17.12.2007 akşamı Fethiye 21.Yüzyıl Televizyonu tarafından hazırlanan "Mevlana'yı Anlamak" adlı özel televizyon programında konuk olarak yer aldı ve programda doğumunun 800. yıldönümünde Mevlana Celaleddin Rumi'nin hayatı, eserleri, yaşam felsefesi hakkında bilgiler verdi ve eserlerinden seçtiği beyitleri paylaştı.

19 Aralık 2007 Çarşamba

Mevlana'nın Gözüyle Yaşam

03.Aralık.2007 tarihinde Zeynep Kocasinan, M.U. Ali Sıtkı Mefharet Koçman Meslek Yüksekokulu'nda "Mevlana'nın Gözüyle Yaşam" başlıklı anma gününde, Mevlana'nın yaşamı, eserleri hakkında dinleyicilere bilgiler verdi. Anma gününde Yüksekokul'dan öğrenciler de sema hakkında bilgiler verdiler ve Mesnevi'nin ilk 18 beyiti de dahil olmak üzere Mevlana'nın eserlerinden seçilen beyitleri Ney eşliğinde paylaştılar.

16 Aralık 2007 Pazar

Sürdürülebilir Yaşam ile Bir Ömür Boyu Gelişim


4-10.Ekim.2007 tarihleri arasında Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin organize ettiği “Uluslararası Sürdürülebilir Yaşam Çalıştayı”na katılma şansına kavuştum. Ekolojik yaşam kavramlarının ele alındığı bu seminerde insanoğlu olarak bu dünyada varlığımızı sürdürülebilmek için yapmamız gerekenler içinde ekolojik ve ekonomik faktörler kadar sosyal faktörlerin ve kişisel gelişimimizin de üzerinde ödemle duruldu. Brezilyalı aktivist ve Findhorn Ekoköyü ile Birleşmiş Milletlerarası’ndaki koordinasyonu da sağlayan Sn. May East, sosyal konuları ele alan eğitmen olarak yer aldı Çalıştay’da.

A.B.D. Eski Başkan yardımcısı Al Gore ve Birleşmiş Milletler Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli’nin Nobel Barış Ödülünü almış olması ile bu konuya ben de bu sayı da yer vermek istedim. Geçen yıl Ekim ayında ilk defa bir Türk’ün Nobel ödülü almasını konuşuyorduk. Bu yıl ise Orhan Pamuk ve edebiyat yerine Küresel Isınmayı konuşur olduk.

National Geographic dergisi Ekim 2007 ayında hem Türkçe hem de İngilizce sayılarında Bioyakıtlara ağırlıklı olarak yer verdi. Bu sayıda ODTÜ Kimya Bölümü’nden Prof. Dr. İnci Gökmen hocamızın da çok güzel bir yazısı yer alıyor. Ankara’daki Çalıştay’da Prof. Dr. İnci Gökmen’in ve Prof. Dr. Ali Gökmen hocalarımızın tecrübelerinden ve bilgilerinden faydalanma imkânı bulmuştuk.

Time Dergisi 23-29.Ekim.2007 tarihli sayısında Küresel Isınmayı önlemek için dünyada çalışma yapanlara yer verdi

‘Küresel Isınma’, ‘Sürdürülebilirlik’, ‘Sürdürülebilir Yaşam’ ifadelerini sanırım bundan sonra çok daha sık duyacağız.

Peki, ‘Sürdürülebilirlik’ Ne Demek?

Sürdürülebilirlik, herhangi bir faaliyetin, yaşamın eldeki imkânlar ile ve bu imkânları geri dönülemez şekilde tüketmeden, gelecek için gerekli kaynak ve imkânları bugünden tüketmeden devam ettirilebilir olması şeklinde tanımlanabilir.

Tarımda ya da turizm de sürdürülebilirlikten bahsedebileceğimiz gibi, dünyada sürdürülebilirlik kadar geniş bakabiliriz konuya. Ama dünyada değiştirebileceğim yegâne şeyin kendimiz ve kendi davranışlarımız olduğunu dikkate alırsak, kendi yaşamımızda neredeyiz diye sormak belki de en doğrusu olacak.

Sürdürülebilir Yaşam için Kişisel Gelişim

18.Ekim.2007 tarihinde Muğla Üniversitesi Fethiye Ali Sıktı Mefharet Koçman Meslek Yüksekokulu’nda “Sürdürülebilir Yaşam için Kişisel Gelişim” başlıklı bir seminer verdim. Bireysel gelişimimizin toplumsal ve küresel refah, huzur ve sağlık için ne kadar önemli olduğunu ben de bu semineri hazırlarken tekrar yüreğimde hissettim.

Türkiye’de öğrencilerinin gelişimi için gayret içindeki eğitim kurumlarını ve öğretim görevlilerini görmek ben aynı zamanda bir eğitmen olarak gerçekten çok mutlu ediyor. Fethiye Ali Sıtkı Mefharet Koçman Meslek Yüksekokulu öğrencilerine değişen dünya şartları ve sistemleri içinde kendi ayakları üzerinde durabilmeleri için eğitimler veriyor, verdiriyor, çalışmalar yapıyor. 18.Ekim ’de bu defa Kişisel Gelişim konusunu beraberce ele aldık.

Nelerden mi bahsettik?

Özellikle kitaplardan.

Kendi kişisel gelişim yolumuzda en iyi arkadaşlarımız kitaplarımız. Paulo Coelho’nun “Simyacı”sı, Mitch Albom’um “Öğretmenim Mori ile Salı Buluşmaları”, Robin Sharma’nın “Sen Ölünce Kim Ağlar?”’ı, Louise L. Hay’in “Düşünce Gücü ile Tedavi”si, R.Şanal’ın “Kuantum Olumlama”sı, Don Miguel Ruiz’in “ Dört Anlaşma”sı…

Farklı kitaplarda aklıma geliyor sevdiğim ve önerdiğim kitapları saymaya başlayınca:
“Sophie’nin Dünyası”, “Türk’ün Ateşle İmtihanı”, “Vücudunuz Sizden Su İstiyor” …

Farklı farklı Çekim Yasası kitapları…

Danah Zohar, Reşat Nuri Gültekin, Orhan Veli…

Orhan Veli ne çok derde devadır. O kısacık yaşamına nasılda bir dünyayı sığdırabilmiş.

Birçok tamamlayıcı tıp metodu, örneğin EFT (Duygusal Özgürlük Tekniği) olumsuz duygularımızın bizde yarattığı etkilerden kurtulabilmemiz için uygulamalar öğretiyor. Ama diyorum ki, duyguları hissetmeyi hatırlıyor muyuz? “Erkekler Mars’tan Kadınlar Venüs’ten” serisinin yazarı John Gray’in henüz Türkçeye çevrilmemiş bir kitabı var “Hissettiğinizi, İyileştirebilirsiniz” adlı. Kendimizden çok mu uzaklaşıyoruz? Duygularımızın farkında mıyız? Orhan Veli bende yaşama özlemi yaratır. Artık Orhan Veli’nin dünyayı bırakmayı seçtiği yaşın üzerindeyim, belki o yüzden.


Findhorn’dan Dünya’ya Mesajlar

Daha önce bahsettiğim gibi ODTÜ’nün düzenlediği “Uluslararası Sürdürülebilir Yaşam Çalıştayı”nda İskoçya’da bulunan Findhorn Ekoköyü’nden iki ünlü eğitmen Sn. May East ve Sn. Michael Shaw’da bizlerleydi.
Sn. May East, Brezilyalı bir şarkıcı ve sosyal hareket öncülerindendir ve çevre konularında 30 yıldır uluslar arası platformlarda çalışmaktadır. 1992 yılından beri de Findhorn camiası içinde yer almakta ve eğitimce olarak görev yapmaktadır.
Sn. Michael Shaw ekolojik tasarım konusunda uzmanlaşmış bir mühendis olarak, özellikte atık su arıtım sistemlerinin patent sahiplerindendir. Dünyanın Hindistan’dan Bolivya’ya kadar farklı yerlerinde su arıtma sistemleri ve ekolojik yaşam birimleri kurmak üzere büyük emek veriyor.
Çalışmada May East toplumsal sürdürülebilirlik için hatırlamamız gereken konuların üzerinde durdu. İster bir dernek çalışması olup, ister bir okul kulübü ya da bir araya gelen bir müzik grubu, ortak çalışmak için bir araya gelmiş her birimde olması gereken özellikleri sıraladı May East. Diyor ki:
1- “Her hangi bir grubun var olabilmesi için grup bireylerinin birbirine güveni şart. Güven olmadan, bir grup insanın ortak bir hedef için yürümesi mümkün değil.

2- Tüm düşünce ve eleştiriler birebir aktarılmalı. ‘Kızın sana söylüyorum gelinim sen anla’ tarzı imalı ve direkt aktarılmayan şeyler iletişi olumsuz olarak etkiler.

3- Kişilerin arkasından değil yüzlerine ifade edin. Sevgi ile direkt olarak aktarın.

4- Diğer kişilerin olumlu özelliklerini kıskanmak yerine, kendimiz bu özelliklere sahipmişiz gibi sevinmenin bireysel ve toplumsal kuvvet getireceğini paylaştı. “Mudhita” adını verdiği bu düşünce ve yaklaşım yapısını “Senin neşem benim neşemdir”, “Senin başarın benim başarımdır” ifadeleri ile anlatabileceğini belirtti.
“Kendi eşsizliğinizin farkında olun ve aynı zamanda başkalarının yetenek ve başarılarını kendinizin gibi addedin.

5- Bir toplum olarak bir araya gelmek için anlaşmalar önemlidir. Varsaymadan net olarak ifade edilmeleri gereklidir. Olabildiğinde yapacağınız grup çalışmalarında hedefinizi ve bu hedefe ulaşmak üzere yapacaklarınızı ve takip edeceğiniz yolu ve prensiplerinizi yazılı hale getirin.

6- Ön hazırlık işlemlerinin uzun sürmesinden ve bu nedenle işe başlayamadığınız gibi endişeleri bırakın. Gerekli yazılı hazırlıkları ve belgelenmesi yapılmamış faaliyetlerin yaptığımız araştırmalara göre sadece %10 başarı oranı var. Hazırlık ve planlama çalışmalarına gereken önemi verin.

7- Herhangi bir değişimi gerçekleştirmek için 3 şeye gerek vardır: İhtiyaç, İstek ve Araçlar. İhtiyaç ve İstek yerinde olabilir ama gerekli Araçları kullanmazsanız hedefe ulaşmanız zordu. Her yeni değişim girişiminde, bu üç faktörün %100 olarak yerinde olup olmadığını işin en başından değerlendirmelisiniz.

8- Permakültür de bir kavram vardır ‘Kenarları En Fazla Hadde Çıkarmak.” Bu ne mi demek? Yaşam dönüşümleri, değişimleri, kıvramları, farklılıkları kucaklar. Beynime veya bağırsak sistemimize bakın. Nasıl kıvrımlardan oluşuyor ve ne kadar küçük bir alanda yaşam için ne büyük işler başarıyor. Bunu yaşama adapte ettiğimizde şunu söyleyebilir. Sosyal çalışmalarınızda, bireysel çalışmalarınızda farklı düşünceleri, farklılıkları kucaklayın. Bunlar yaşam enerjisini getirir. Ve bunu söylediğim gibi bir güven sistemi içinde yaşama aktarın.”


Findhorn doğaya saygı ile insanoğlunun iç sesini dinlediği, farklılıkları ortak bir misyon ve vizyon ile birlik içinde yaşayan bir toplum hayal ediyor ve bunu kurdukları 300 hanelik köylerinde tüm yönlerine ile uygulamaya çalışıyorlar. Dünyaya bir laboratuar gibi teorik çalışmaları uygulamaya geçirerek hizmet veriyor ve örnek oluyorlar.


Fethiye’den Çelikhan’a Sürdürülebilir Olmak

İstanbul’da, Ankara’da, Malatya’da, Kırklareli’nde, Taşköprü’de, Çelikhan’da, Yayladağı’nda, Harput’ta ya da Fethiye’de yaşamın sürdürülebilmesi için gerekenler çok farklı görünse de dünyanın esasında hepimizin ortak kaderinin paylaştığı ve paylaşacağı tek bir toprak olduğunu fark etmemiz gerekiyor.

Dünya ‘ben’ diyerek geçirdiğimiz zamanın bittiğini, ‘biz’ diyerek düşünmemiz ve hareket etmemiz gereken bir döneme girdiğimizi işaret ediyor bizi. Kendi gelişimimizde kendimize odaklanacağız bu doğru; ancak bütünün hayrı için, ülkemiz için, insanlık için, dünyamız için.

Don Miguel Ruiz’den, ünlü kitabından, bir hatırlatma - Dört Anlaşma:
1- Kullandığınız sözcükleri özenle seçin.
2- Hiçbir şeyi kişisel algılamayın.
3- Varsayımda bulunmayın.
4- Daima yapabildiğinin en iyisini yap.

Kabahat Denizde mi?

John Randolph Price diyor ki “Tüm gerçek keşifler içimizden gelir. ‘Sadece insanım’ diyebilirsiniz ya da ‘ Herkes hastalanır veya hepimizin başından kaza geçebilir veya paramız azalabilir veya komşu ile kavga edebiliriz’. Sadece insan olduğunuz fikri doğru değildir; ve dünyada mükemmelden eksik bir yaşam sürmeniz gerektiğine doğru değildir. İsa hepimizin tanrılar olduğunu söyledi ve Yaradan’ın bize Krallığını vermenin en büyük keyfi olduğunu. Biz sınırsız ve sonsuz bir Kralın evlatlarıyız ve cennet bu dünyada bize verilmiş bir haktır. Bilmiyor olmamız gerçeği değiştirmez. ‘Sırtım ağrıyor, borçlarım var, bu cennet mi şimdi, bu cehenneme daha çok benziyor’ dediğinizi duyar gibiyim. O zaman bilin ki bu sizin ve benim yarattığım bir cehennem. Eğer denizin içinde bocalıyorsanız boğulmamak için, bunda kabahati denizde aramayın, kabahat sizin yüzme bilmeyi bilmiyor olmanızda.”

***
Sevgi dolu günler sizinle olsun.
Z.

Ayın Onaylaması:
“Her zaman sonsuz ve sınırsız evrensel akıl ile işbirliği içindeyim. Bu yüzden ben, bu zekâyla birlikte akar ve çoğalırım. Bu yüzden ben, her zaman rahat ve sakinim. Bu yüzden her şey zorlamasız bir çabayla oluverir.”
R. Şanal

Üstatlardan:
“Sonsuz ve değişmeyen tarafımız ile bağlantıya geçtiğimizde, gerçek ölümsüzlüğümüzün bilgisine ulaşırız ve tüm korkular yaz esintisinde eriyen kar gibi yok olur gider.”
Dr. Deepak Chopra

Zeynep’in Kitap Tavsiyesi:
“Duygusal Özgürlük Tekniği”; Mürüvvet Murat

1 Aralık 2007 Cumartesi

Ters Akım Terapisi


Zeynep Kocasinan 26.12.2007 tarihinde İstanbul ROM Center - Ruhsal Oluşum Merkezi'nde "Ters Akım Terapisi" uygulamaları yaptı ve anlattı. Steve ve Barbara Rother tarafından geliştirilen bu metot 3 Aşamalı olarak uygulanıyor. Metot özelikle duygusal sıkıntıların serbest bırakılmasında ve kişinin negatif davranış ve düşünce kalıplarını bırakmasında ve değiştirmesinde yardımcı oluyor.

29 Kasım 2007 Perşembe

Sürdürülebilir Kişisel Gelişim için Dört Anlaşma



Zeynep Kocasinan, 29.Kasım.2007 tarihinde İstanbul Teknik Üniversitesi'nde, "Sürdürülebilir Kişisel Gelişim için Dört Anlaşma" başlıklı bir seminer verdi. Seminer 29.Kasım - 28.Aralık 2007 tarihleri arasına İTÜ Taşkışla binasında düzenlenecek olan "Sürdürülebilirlik için Taşkışla Toplantıları" Sempozyumunun birinci semineri oldu. Zeynep Kocasinan'ın çalışması ile açılışı yapılan bu sempozyumda yer alan seminerlerde ekolojik mimari, ekolojik ayak izi, binalarda yaşam döngüsü değerlendirmesi ve permaculture design gibi farklı konular ele alınacak. İTÜ Mimarlık Fakültesinden Dç.Dr. Yüksel Demir'e katkılarından dolayı teşekkür ediyoruz.

Reiki Semineri

26.Kasım.2007 tarihinde Usui Reiki Master Zeynep Kocasinan, yine Usui Reiki Master'ı olan Moshe Abudaram ile İstanbul'da, Reiki-I ve Reiki-II Seviyelerinde Reiki uyumlamalarının yapıldığı Reiki Seminer çalışması düzenlediler.

16 Kasım 2007 Cuma

Küresel Isınmada İnsanın Rolü: Ekolojik Ayak İzi



Fethiye Lions Kulübü Derneği 15-16.Kasım.2007 tarihlerinde, Şefika Pekin Anadolu Meslek Kız Meslek Lisesi, Anadolu Turizm ve Otelcilik Meslek, Ticaret Meslek Lisesi, Fethiye Lisesi ve Fethiye Teknik Lise, Endüstri Meslek Lisesi ve Anadolu Teknik Liselerinde “Küresel Isınmada İnsanın Rolü – Ekolojik Ayak İzi” başlıklı dört panel düzenledi. Konuşmacılar Endüstri Mühendisi Zeynep Kocasinan, Biyolog Deniz Dinçel, Ziraat Yüksek Mühendisi Kerziban Arıkan gençleri küresel ısınmanın etkileri, su tasarrufu ve ekolojik ayak izi ve küresel ısınmaya önlemek için alınabilecek tedbirler hakkında bilgilendirdiler.

Fethiye'de 2. EFT Eğitimi


13.Kasım.2007 tarihinde Zeynep Kocasinan Fethiye Akdeniz Derneği'nden Kerziban Arıkan ile Fethiye'deki 2. EFT Duygusal Özgürlük Tekniği (Emotional Freedom Technique) eğitimini verdi. Katılımcılara teorik bilgiler ve farklı uygulama metotları aktarıldı.

2 Kasım 2007 Cuma

Sürdürülebilir Yaşam için Kişisel Gelişim


18.Ekim.2007 tarihinde, Zeynep Kocasinan tarafından Muğla Üniversitesi, Fethiye Ali Sıtkı Mefharet Koçman Meslek Yüksekokul'unda "Sürdürülebilir Yaşam için Kişisel Gelişim" başlıklı seminer verildi.

http://www.mu.edu.tr/departments/fethiye/images/sem/index.htm

EFT Duygusal Özgürlük Tekniği


30.Ekim.2007 tarihinde,
Fethiye'de Akdeniz Dostları Derneği Kişisel Gelişim Kulübü tarafından
Zeynep Kocasinan'ın da eğitmen olarak katılımı ile
"EFT Duygusal Özgürlük Tekniği" Eğitimi verildi.
Türkçe ve İngilizce tercüme ile sunulan seminerde EFT üzerine verilen teorik eğitimin ardından, katılımcılara uygulama çalışmaları da yaptırıldı.

1 Kasım 2007 Perşembe

Kuantum Bilgelik


Dr. Fred Alan Wolf İstanbul’daydı

Bu Eylül ayında Dr. Fred Alan Wolf, İstanbul’daydı. “Biz Ne Biliyoruz ki?” ve “The Secret” filmlerinden tanıdığımız meşhur kuantum fizikçi iki günlük bir konferans vermek için geldi. Dr. Wolf kuantum fiziğin bakış açısından yaşamı ele aldı. Konuları anlatırken Mevlana’dan ve Nasrettin Hoca’dan alıntılar yaptı, örnekler verdi. Anadolu topraklarda gerçekten yaşamın özünü idrak etmiş ve yaşama kalıpların dışından bakabilen kişilerin yaşadığını hatırlatırken, belki de bizlere özümüzü hatırlattı. Aynı zaman da gerçek olarak kabul ettiğimiz kavramları kuantum fiziğinin gözünden deneyler ile irdeledi.

Dr. Wolf ile paylaştıklarımız yaşam bakış açısını içeren bazı ana düşüncelerini ve sözlerini sizler ile paylaşmak istiyorum. İşte söz Dr. Fred Alan Wolf’un:

* "Kendi doğanızı ve kişiliğinizi ifade etmeyi ihmal etmeyin. Biz gerçeğin yaratılmasında rol oynayan varlıklarız. Yaşam yolculuğu gerçek doğamızı keşfetme yolculuğudur. Bizim gerçek özümüz titreşimsel bir özdür.


* Hiçbirşey imkânsız değildir. Sınırlamaların ne olduğunu anlamamızda fayda var.

* Zaman kesin ve net bir kavram değildir. Zaman yaratılmaktadır. Örneğin ışık bir yerden bir yere hareket etmektedir ama ışık için, ışık hızında zaman kavramı yoktur.

* Yaratıcılığımızın farkına varma zamanı gelmiştir. Görünen gerçekliğin altında bir titreşim sistemi yatmaktadır. Her atomun çekirdeğinde her an bir bing-bang yaşanmaya devam etmektedir. Bazen yeni fikirlere, yeni kavramlara açılabilmek için, eski bilgileri, eski kavramları bir süre yana bırakmak gerekir. Kuantum fiziği de bunu sizden ister.

* Kafamızda, düşüncelerimizde tartışmalar ile birşeyi dinlediğimizde duymamız mümkün değildir. Bir olayı gözlemlemek gerçek dediğimiz kavramı etkiler.

* İhtimaller bilgiye bağlı olarak farklı olasılık rakamları oluşur.

* Aborjin kültüründe deneyime büyük önem verilir. Yaşamı hissederek, dokunarak ve tecrübe ederek yaşarlar. Bizler Batı toplumlarında denemeden deneyimlemeden bildiğimizi varsayarak yaşıyoruz. Eski deneyimlerimizi ile yeni kavramlara bakarak değerlendiriyoruz ve buna gerçek deme cesaretini gösteriyoruz.

* Yaşadıklarımıza odaklanarak bunları tam olarak yaşama şansına kavuşabileceğimiz gibi, bu deneyimleri şekillendirme şansına da kavuşabiliriz.

* İhtimal dalgalarını seçimlerimiz ile olasılıklara çeviriyoruz - her an. Herşey size belki fiziksel olarak değişiyor gibi geliyor. Ama değişme ve şekillenme nedeni esasında sizin olayların içinde yer alma ve seçim yapma tercihiniz.

* Büyük şeyler oluştuklarında mevcut formlarını uzun süre korurlar, ancak beyninizin molekülleri gibi küçük maddeler ise çabuk değişir. Elektronlar çabuk yerleşimlerini değiştirirler. Sinir sisteminizdeki hücreler de.

* Değişmeye açık olun. Yaşamın akışında özümüzün esasında nerede olduğunu sorgulamakta fayda var: “Kimim?”, “Benim varlığım nerede?”,Ben neyim?”

* Rüyalarımızda yaratılış frekansı diyebileceğimiz bir frekansın içindeyiz. Bir yenilenme dönemidir bu özdeki frekans ile bağlanırız.

* Birşeye odaklanmadan önceki aşamamız ihtimaller alanıdır. Bir şeye odaklanmayı seçtiğimizde yaşamımızı şekillendirmeye başlamış oluyoruz, olasılıklar alanına giriyoruz.

* Duyularımız ile bedenimizi algılamaya çalıştığımızda başımızın varlığını ispatlayabilir miyiz? Bilgiler ile evet ama sadece duyularımız ile başımızın varlığını nasıl algılarız? Ve Ruhumuzun, öz varlığımız nerede barınıyor gerçekten?

* Enerjinizin sorumluluğunu alın. Kararlarınızın ve seçimlerinizin sorumluluğunu alın.

* Yaşam bir ilizyon, şekil alma arayışımızın bir oluşumu. Yaşadığımızın bir oyun, bir film olduğunu fark edebilirsek, bu yaşam olarak adlandırdığımız şeyin ne olduğunu kavrayabilirsek, bu yaşamdaki karşımıza çıkan karakterleri bu şekilde görebilirsek, ardındaki gerçek anlama ulaşma şansına kavuşuruz.

* Sufi bilgileri özde kuantum fizikten çok farklı değil. Mevlana bu gerçekleri görebilmişti. Sizden daha bilge biri yok. Sizden başka biri yok.

* Affetmek kuantum metodlardan biridir. Kuantum fiziğin ele aldığı yaratılış frekanslarına, en yüksek frekanslara ulaşmamıza engel olan, kızgınlık gibi frekanslardan arınmamızı sağlar.

* Mevlana’nın dediği gibi ‘Ev yıkıldığında altında elmasları keşfederiz.’ Yeni bilgileri keşfedebilmek için bazı kalıpların yıkılmasına müsaade etmeniz gerek.

* Oyun oynadığınızın, rol yaptığınızın farkında olun. Çünkü eğer bunu görmeyi reddederseniz, bir süre sonra oynadığınız rollere inanıp sadece bunlardan ibaret olduğunuzu sanarsınız.

* Gerçek, bir kapsama sığdırılamaz. Her zaman bir kâğıdın iki yüzü vardır.

* Bir şeye takılı kalmayın. Akın. Hareket halinde olun.

* Kol saatinizi yüzünüzü yaklaştırın, gözlerinize iyice yaklaştırın. Peki, elinizdeki verilere göre o an da zamanın akmakta olduğunu nasıl ispat edersiniz? Zaman deneyimleyebildiğiniz bilgilere göre durmuştur. Bir çocuğun zihni ile deneyimleyin yaşamı. Sadece deneyimleyin bir süre. Mesela gökyüzünde aya baktığınızda parmaklarınızın arasına arabilirsiniz onu. Bize bir şey hatırlatır bu. Sizinle herhangi bir şey arasında ne zaman vardır ne de mesafe.

* Çocuklar bize birçok konuda deneyimlerini anlatır ve biz ‘hayır, o gerçek değil’ deriz. Acaba hangimiz derindeki gerçeğe daha yakındır?

* Işık hem fizikseldir, ışık bir yandan da sizsiniz. Işık mucize maddedir. Eğer ışık gibi olabilirse, ışık gibi davranabilirsek, zaman ortadan kalkar. Zamanın ve mekânın ötesine gidin. Siz güneşin doğmasını sağlayamazsınız, çünkü siz zaten güneşsiniz. Siz var olan herşeysiniz ve herşey siz.
Olmak size dairdir, hareket içinde olmak ise oynadığınız role dair. Işığın özü sakindir, hareketsizdir. Işık zamansız olarak vardır. Işık hızından ötesini ölçemiyoruz. Işık zamanın işlemediği yerdir.

* Kolunuzu sallayın bakalım. Kolunuz sallanıyor. Peki, siz ne durumdasınız? Sizin özünüzde sallanıyor mu?

* Gücümüz bir olduğumuzu fark etmekte. Ayrı olduğumuz düşündüğümüzde, kendimizi ayırdığımızda sınırsız ve sonsuz gücümüzde ayırmış oluruz.

* Mantığımız ile anlayamadığımız şeyleri yok saymakta üzerimize yok.

* Zaman olmayan bakış açısına göre yaşamın tamamı aynı anda görülebilir durumdadır, aynı an da vardır.

* Bir foton için hareket etmek zaman almaz. Fotonun doğumu ve ölümü aynı an da gerçekleşir.

* ‘Ben’ dediğimizde birçok şeye de ‘hayır’ demiş oluruz. ‘Ben’ diyerek kendimize odaklandığımızda birçok sınırı, limiti yaratmış oluruz. Kendimizi unuttuğumuzda bütün ile bir olmuşuz demektir.

* Bir her saniye doğuyor ve ölüyoruz. Kuantum fizik buna işaret ediyor.

* Başkalarını eleştirdiğimiz, yargıladığımızda ayrım yaratıyoruz. Bilmediğimiz bu ayrımların esasında Bizi zayıflattığı.

* Herşeyi canlı olarak görün. Canlı ve cansız kelimeleri gerçeği ne kadar ifade ediyor? Ve zaten gerçek nedir?

* Bizim yaşam dediğimiz şey esasında ‘etiketlemek’ bir anlamda.

* Zamansızlıkta durmayı başarabilseydiniz, geçmiş ve geleceği bilebilirdiniz. Bebek olarak oradadır, kız çocuğu olarak oradadır, anne olarak oradadır, anneanne olarak oradadır.

* Mutlak gerçek diye bir şey yoktur. Biz doğrunun ne olduğuna dair anlaşıyoruz ve gerçek dediğimiz şeyi yaratıyoruz.

* Bir yıldız sonsuz ihtimaller ile parlar gökyüzünde. Ta ki siz bakana kadar. O an da, tek varoluş şekline kavuşur sizin için. Hepimiz bir yıldız yaratabiliriz. Ya da aynı yıldızı, teker teker.
Kendimizi yeni ihtimallere açtığımızda gençleşmeye başlarız.

* Jung’u, Bass’ı, Dana Zohar’ı, Schrodinger’i okuyun. Mevlana’yı okuyun. Nasrettin Hoca’nın hikâyelerini çok severim, hep anlatırım. Yaşamı bilen bilgelerinizi okuyun. Toprağınızda çok bilgi var.

* Bir bilgi bir zihine girdiğinde, tüm zihinlere girmiş demektir. Çünkü esasında sadece bir zihin vardır. Gerçek özünüzü keşfetmeye devam edin. ”

Cevaplar Değil Sorular Esas Ödüldür

Dr. Wolf’a çok soru sorduk. Hatta bilgiler geldikçe ben sorularımın azalmak yerine arttığını gördüm. “Cevapları almak alınabilecek en basit ödüldür; sorularınızın artması büyük ödüldür” diye yüreklendirdi beni. “Zihninizdeki soruların artması en güzel arayış yoludur” dedi. Birçok cevaplar verdi. Bilimsel, duygusal ve ruhsal. Yaşamın bir bilim adamı için bir bütün olmasının ne kadar güzel olduğunu örnekledi.
Yaşamda herşeyi yapmanın mümkün olduğunu ama sadece olduğumuz yerden istemek yerine, anlamak, araştırmak, öğrenmek, yeniliklere açık olmanın gücünü hatırlattı. Hissederek mi, düşünerek mi, bilerek mi, yoksa sezgisel olarak mı yaşamı algıladığımızı bilmenin kendimiz tanımada faydasını belirtmeden geçmedi.

Yaşam hakkında bilgilerimiz arttığında bilimin yaşama beklediğimizden farklı tarifler vermekte olduğunu görüyoruz. Kuantum fiziğin bakış açısından yaşam bildiğimizden çok farklı bir macera sunuyor. Dr. Wolf’un bir yaşam bakış açısı olarak aktardığım düşüncelerinin altında engin bir bilgi yatıyor. Bu tatlı, bilgi dolu, bilgisini paylaşma ateşi taşıyan mütevazı bilim adamına teşekkür ediyorum, yolumuzu aydınlatmaya çalışanlardan olduğu için.

Yunus Emre’nin ‘İlim Kendin Bilmektir’ dizelerini belki de Dr. Wolf’un sözlerine ne kadar yakın.
İlim ilim bilmektirİlim kendin bilmektirSen kendini bilmezsinYa nice okumaktır ...
İstanbul’dan bir kuantum fizikçi geçti ve kendi topraklarımızında yaşamış olan ve yaşayan bilgeleri okumamızı ve anlamamızı hatırlatarak.

Sorularınız ve cevaplarınız bol olsun. Yaşamı ve kendimizi okuma yolumuz hep açık olsun.


__________________________
Ayın Onaylaması:
“Zaman ve mekân içinde huzur içinde hareket ediyorum. Sevgi ile sarılıyım.”
Louise L. Hay


Üstatlardan:
“Bize daha çok gereken imkânsızı başarmak üzere uzmanlaşan insanlar.”
Theodore Roethke

Zeynep’in Kitap Tavsiyesi:
“İçimizdeki Melek”; Chris Widener

Moshe Sizi Farklı Düşünmeye Davet Ediyor


Lisedeyken, okulumuzun İngilizce Gazetecilik Kulübünün başkanıydım. Bilgisayarlar daha çok yeni bir şeydi. Sanırım koca okulda bir tane vardı gazeteyi çıkarmaya başladığımızda. Adı “Bonus” tu. Bonus artık kredi kartları nedeni ile belki de öğrendik ama ikramiye, prim demekti. Gazetemizin logosu da şirin bir dinozordu. Okulumuzda aynı zamanda Türkçe bir dergi çıkarılırdı. Onun da adı “Serçe”ydi. Ben her ikisine de yazı hazırlardım. Hatırlıyordum da lise son sınıftayken üç tane de röportaj yapmıştım. “Kadının Adı Yok” adlı kitabı ile Türkiye’de bir olay yaratan rahmetli yazar Duygu Asena, tiyatro sanatçısı ve yönetmen Haldun Dormen, yazar ve gazeteci Zeynep Oral. Yıl 1988’i göstermekteydi. 19 yıl sonra röportaj yapmaya tekrar niyetlendiğim de sevgili hocam Bay Moshe Abudaram ile yeni yolculuğuma başlamak istedim. Kendisi muhtelif dallarda yıllardır sabırla öğretmenim olmaya devam ediyor. O’nun dünyasını bu vesile ile sizlerle de bir nebzede olsa paylaşmak istedim.

***
Zeynep: Bu röportajda biraz zorlanabilirim. Siz herkesin sizi ilk isminiz ile çağırmasını ve “siz” yerine “seni” tercih ediyorsunuz. Biliyorsunuz bunu ben yıllardır ısrarlarınıza rağmen başaramadım. Bizce yaşı büyük olanlara özellikle de öğretmenlerimize sen diye hitap etmek kolay değil. Ben anneme ve rahmetli babama da siz diyerek hitap ettiğim için daha da zorlanıyorum. Ufak çocukların Moshe ve sen diye hitap etmesini istiyorsunuz. Bu konuda neden ısrarcısınız?
Moshe: Ben de eski bir aile düzeni içinde büyüdüm. 1945 yılında İstanbul’da doğdum bildiğin gibi. Gel bu defa tekrar dene sen demeyi çünkü olmayacak. Kabul?

Zeynep: Sizi kırmak sanırım mümkün olmaz herhalde hocam. Lütfen devam et Moshe demek istiyorum, ama sanırım şimdi başaramayacağım. İleride şansımı deneyeme söz verebilirim tabi ki.
Moshe: Resmiyet bana kalıplar getirmesi anlamında uymuyor. Üzerinde çalıştığım dala da uymuyor. Çalışmalarımızda açık ve birbirimize dürüst olmamız gerekiyor. Gelişimi bu şekilde sağlayabiliriz. Bana Bay Moshe ya da Moshe Bey dediğinde bir bariyer koymuş oluyoruz aramıza. Amerika’da, İsviçre’de ya da İsrail’de resmi olmamak daha kolay Türkiye’ye nazaran. Biz duvarları yıkmaya çalışıyoruz, yeni duvarlar örmeye değil. Yaşamda o kadar çok engel var ki, bir tane de ben koymak istemiyorum prensip olarak. Saygılı olalım birbirimize ama açık ve kalpten konuşalım, ruhtan ruha bir konuşma olsun. Çocuklara gelince, benim bu yaşamda onlardan daha uzun süre yaşamış olmam, onlardan daha iyi olduğum ya da gerçekten daha çok şey bildiğim anlamına gelmiyor. Bir çocuğun ruhu ile bir erişkinin ruhunun seviyesi farklı mı? Alçak yüksek kavramları neye göre tanımlanıyor, tarifleniyor?

Zeynep: Enerji tedavi metotlarını yıllardır öğretiyorsunuz, uyguluyorsunuz ve danışmanlık yapıyorsunuz. Klasik bir soru olacak ama nasıl başladınız? Olağanüstü bir yetenek midir bu? Allah vergisi bir şey mi? Ne yaparsınız? Bu bilgi nereden geliyor?
Moshe: Farklı tamamlayıcı tıp metotlarını ve usullerini kullanıyorum ve öğretiyorum. Reiki bunlardan biri. Reiki dünyaya en yaygın olarak bilinen ve kullanılan enerji metodu diyebiliriz. Aynı zamanda bio-enerji ve duygusal ve ruhsal enerji temizleme metotlarını da öğretiyorum. Reiki öğretilmesi kolay bir metot ancak bir o kadar da etkili. Senin benim hoca olarak yetiştirdiğim öğrencilerimden biri olmandan gurur duyuyorum. Başarılı uyguluyorsun. Farklı kişilere yaşam kalitelerini yükseltmek üzere farklı metotlar uyguluyorum. Kristalleri kullanıyorum, çiçek özlerini, renk terapisi ve meditasyon gibi metotları da kullanıyorum. İhtiyaç olduğu durumlarda da geçmişe dair travmaların etkilerini azaltmak için regresyonda uyguluyorum. Kimileri bu yaptıklarımıza yaşam koçluğu diyor.

Zeynep: Ancak, bana göre yaşam koçluğu tam tarif etmiyor yaptıklarınızı. Geçmişe, şimdiye haydi cesaret edip söyleyeyim geleceğe bakıyorsunuz. Siz “Ben 44 Yaşındayım Oğlum 53” adlı kitaptaki Ari isimli karakter olarak da biliniyorsunuz. Kitapta bahsedildiği gibi bir medyum musunuz? Yaptıklarınızı nasıl tarif edersiniz?
Moshe: Bu kavramlar ve konular hakkında nasıl hissettiğimi Zeynep sen biliyorsun esasında. Netleştirmemi istemeni anlıyorum. Tamam. Öncelikle sorayım, neden bir etiket takmak gerekiyor? Biz herşeyi ver herkesi etiketliyoruz. Ama bunu yaparken elimizde yeterince bilgi var mı? Çoğu zaman – yok. Esasında nadiren yeterli bilgi olur elimizde önceden. Şimdide yaşamaya ihtiyacımız var. “Şimdinin Gücü” diye çok güzel bir kitap var. Eğer şimdi de kalmayı başarabilirseniz, çok bilgi edinebilirsiniz. Herkes kendisi ve yaşamı hakkında bilgi elde edebilir. Biz duymayı unuttuk, görmeyi unuttuk. Bugün sıcaklık kaç derece? Bu sabah ofisime gelirken hava nasıldı? Güneş mi vardı bulutlu muydu?

Zeynep: Sabah gelirken trafikten dolayı çok dikkat edemedim desem. Biliyorsunuz biz İstanbul’da araba kullanırken genelde aklımız başka yerlerde oluyor.
Moshe: Güldüğünü görüyorum, yani anladın ne demek istediğimi. Lafı dolandırmaya gerek yok. Sen genelde dikkatli bir insansın ve sen de kendi öğrencilerine farkındalık konusunda uyarılarda bulunuyorsun. Fark etmenizi istiyorum ki biz çoğu zaman geleceği planlamak ile meşgulüz, ilerideki an’lar ile uğraşıyoruz. Ya da neleri hatalı yaptığımızı düşünüp duruyoruz. Durun. Yaşamaya devam edin. Bütün bilgi şimdi’de veriliyorum. Benim yaptığım da bu. Ben bakıyorum ve bize sunulan bilgileri alıyorum, görüyorum, kullanıyorum. Öğrettiğim de bu. Çünkü bunu yapma hakkı ve yeteneği herkese verildi. Seçiyor musunuz? Konu bu.

Zeynep: O zaman biz geçmişi, şimdiyi ve geleceği bilebilir miyiz?
Moshe: Tam ve net olarak ne yapman gerektiğini hissettiğin, bildiğin an’lar olmuyor mu? Arşimet hamamdan koşarak çıkıp “buldum” diye bağırdı. Şimdi’de odaklanabildiğinde cevaplar her yerde ve çabuk olarak gelir. Bağlanabilme metodu bul. İçindeki sessizliğe, ya da sese – nasıl adlandırdığın önemli değil – an’a bağlan. Bazıları meditasyon yapar. Kimileri duşa girer ya da müzik dinler. Kimileri bir enstrüman çalarken bu bağlantıyı sağlarlar. Dene ve gör. Çoğu zaman bilgi sana gelmez. Sen bağlanırsın. Tabi bazen melekler dünyasının da kulaklarımıza bir şeyler fısıldadıkları olur.

Zeynep: Bizim meleklerimiz var o zaman? Nedir, kimdir bu varlıklar?
Moshe: Şimdi, genel bir bakış açısı ile değineceğim. Melekler konusu çok geniş bir bahis. Hepimizin koruyucu melekleri var. Şöyle diyeyim. Biz insanlar temelde bir çekirdek etrafında dönen elektronların oluşturduğu bir yapıdan, enerjiden oluşuyoruz. Evrende çok farklı enerji türleri ve yapıları var. Melekler dediğimiz varlıklarda farklı bir enerji formu. Koruyucu meleklerimiz ömür boyu bizimle kalan ve bize destek veren enerjilerden.
Bazen bir insana yardım etmek için kuvvetli bir istek duyarsın ve bu insan ile bir konuşma imkânın bile yoktur. Bu istek nereden geldi o zaman? Olay şudur, bir insan bir yardım dileğinde ya da yardıma ihtiyacı olduğunda, bu kişinin koruyucu melekleri diğer melekler ile irtibata geçer ve bu insan yardım edebilecek kişi kim ararlar. O insan bulunduğunda, o kişinin koruyucu melekleri kulağına adeta yapılması gerekeni fısıldar. Bambaşka kıtalarda olabilirsiniz, ancak eğer yardımı yapması gereken kişi siz iseniz mutlaka mesajı alırsınız. Evrende mükemmel bir iletişim ağı vardır. Siz dinliyor musunuz? Mesele budur.

Zeynep: Peki gelecekten bahsettiğimizde – biliyorsunuz Türkiye’de kahve içipte fincanı kapatmamak olmaz. Genelde eğlence için yapılır bu ama içimizdeki geleceğin bize neler getireceğini bilme isteğini de gösterir. Ne dersiniz geleceğe bakabilir miyiz? Kendi geleceğimize bakabilir miyiz? Mümkün mü?
Moshe: Öncelikle, biliyorsun ki bunu her zaman söylerim, her şey mümkündür. İstedikten sonra her şey mümkün. Mümkün olmasını istiyor musun ve bir yandan da istemeli misin? Gel ben de sana bunu sorayım. Gelecek ya da yarın kelimelerini kullanıyoruz ama esasında geçmiş ve gelecek ve şu an birbirinden farklı şeyler değil ki. Tüm film DVD’de yazılı. Sen seyretmek için başından sonuna gitmelisin anlamak için ama hepsi orada. Tabi, bir de bize dair olan, kendimize dair olan şeyleri görmek her zaman daha zordur. Evrenin, Yaradan’ın bir nevi emniyet mekanizması da diyebilirsin buna. Ben diyorum ki gelecek ile uğraşmak niye, şu an’ın kalitesini artıralım, şu anki problemleri çözelim, şu an ki enerjiyi yükseltelim. Yarın dediğimiz şey otomatikman daha iyi olacaktır. Aksi mümkün değil.

Zeynep: Ama geleceğimiz biz yaratıyoruz diyoruz. Eğer her şey yazılı ise, o zaman neden uğraşıyoruz, çabamızın amacı ne?
Moshe: Geleceğimizi bir yaratıyoruz, bu doğru. Mesela sen kendin buraya gelmeyi seçtin. Yani Türkiye’de İstanbul’da doğmayı seçtin, Mayıs ayının bir gününde doğmayı ve hangi anne ve babadan doğmak istediğini seçtin. Ruhunun bu aşamada öğrenmesi gerekenler ve bir yandan da yapman gerekenleri gerçekleştirmek için. Bir yol seçtin ve geldin. Şimdi yazdığın oyunu ne kadar iyi oynayacaksın – işte bu senin ikinci seçimin. Şimdi’de bir şey yarattığında, geçmiş gelecek her şey değişir. Her an birbirine bağlı. Ve hatırlamak gerekir ki, sadece yaptıklarımızın değil, niyetlerimizin de yaşamımız üzerinde büyük bir etkisi vardır.
Örneğin, bir çalışma sırasında bir danışanın geçmişinde ya da geçmiş yaşamında bir sarsıntı, bir travma yaşanan bir durum gördük. Burada farklı seçeneklerimiz var. Geri gidebilir ve oradaki yaşananların metnin yeniden yazabiliriz ki sen ters akım terapisi dediğin çalışmada bunu o metot ile yapıyorsun. Başka metotlarda var. Ya da o duruma gittiğimizde yaşanan nedeni ile enerji alanımızda etki bırakan duyguların etkilerini temizleyebiliriz. Olay yaşanıp geçmiştir, ancak olumsuz duyguların negatif enerjisi üzerimizde kalmıştır. Bu deniz, yüzme korkusu, yükseklik korkusu, klostrofobiler ya da alerjiler olarak kendini gösterebilir mesela.

Zeynep: Benim yoğun olarak alerjilerim vardı biliyorsunuz. Son 3,4 yılda bunların birçoğundan kurtulma şansına kavuştum. Peki, bu herkes içinde geçerli olabilir mi?
Moshe: Çalışmalar gösteriyor ki alerjilerin büyük bir kısmı duygusal, ruhsal nedenlere dayanıyor. Benim danışanlarımda gördüğüm durumlarda bunu teyit ediyor. Örneğin bir bayan danışanım ne zaman tavuk yese, cildi kızarıklıklar ve kabarmalar oluyor. Ben bu alerji ne zaman başlamış diye baktığında, çocukluğunda bir zamana dayandığı ortaya çıktı. Ne olduğunu görmek için biraz daha derine baktık. Burada ya biz danışman olarak o döneme bakabiliriz ya da bazen danışanımız ile birlikte o zaman dilimine beraber bakabiliriz. Hipnoz vari bir metot ile diyebilirim kısaca. Bu hanımın durumunda, ufak bir kız çocuğu iken bir akşam ailece sofrada oturulmuş, tavuk yenirken telefon çalıyor ve çok sevdiği babaannesinin vefa ettiği haberini alıyor aile. Çocuk tavuk yiyordu ve farkına varmadan tavuğu çok büyük bir kayıp yaşamak, sevdiklerini kaybetmek ve yas tutmak ile bağlıyor. Reaksiyon başlıyor. Şimdi biz bu bağlantıyı temizlediğimizde, bu duyguları temizlediğimizde, bakıyoruz ki sürpriz – hanımın tavuk alerjisi ortadan kalkmış.
Her hastalığın çok farklı nedenleri var. Aynı hastalığın farklı insanlarda farklı nedenleri var. Her şey insana bağlı. Enerji bakış açısına göre insan bakıyoruz ve elimizdeki araçlarımıza bakıyoruz. Her insan farklı ve ihtiyaçları da farklı. Reiki, bio-enerji yada IPEC araçlarımızdan bazıları. Refleksoloji, aromaterapi veya renk terapisi de kullanabiliriz. Bir insan bana danışmak için geldiğinde, ben o kişinin ruhuna, o kişinin enerjisine sorarım, ihtiyacı olan nedir diye. Bizim ruhumuz, enerjimiz her şeyi biliyor. Ruhun bildiğini bedenimize ve zihnimize aktarmasını sağlamak önemli olan. Bizim yaptığımız bedenin, zihnin, kalbin ve ruhun ortak hareket etmesini, uyum içinde olmasını temin etmek. O zaman mucizeleri kendi yaratıyor insan.

Zeynep: Zamanımız ve yerimiz daralıyor. Daha başlayamadık gibi de geliyor bir yandan. Ne yapmalı?
Moshe: Her zaman beklerim diyeyim. Başlamak bizim hayal ettiğimizden çok daha büyük bir şeydir. Bunu bilin.

Zeynep: Teşekkür ediyorum. Bu sohbete en kısa zamanda tekrar devam etmek dileğiyle diyorum.
Moshe: Teşekkür ederim Zeynep. Her zaman dediğim gibi, hep olumlu düşün, olumlu ol. Reiki prensiplerini hatırla. İnsanlara, büyüklerine saygılı ol, ekmeğini helal yollardan kazan ve endişelerden uzak dur. Ve unutma ki, bize her gün taşımamız gereken yüklere yetecek kadar enerji, güç verilecektir. Bu evrenin bir sözüdür bize. Yarın bize gereken ise yarın verilecektir. Geleceğe bakmayı bırakın. Yarın nasıl olsa gelecek. Bilinen bir yarına uyanmak o kadar keyifli mi ki? Biliyorsun Paul Arden diyor ki “Aklını kullan, aksini düşün.” Farklı düşün, kalıpların dışında düşün, kalıplarını kır; işte o zaman bak gör yaşam nasıl aydınlıyor. Şansınız bol olsun.

***

Heyecan, neşe ve mutluluk dolu bir ay diliyorum.
Sevgilerimle.
Z.
____________
Ayın Onaylaması:
“Tüm insanlara ve kendime de hoşgörü, şefkat ve sevgi doluyum.”
By Louise L. Hay

Üstat’lardan:

“Bir şey yaptığın zaman, tüm benliğin ile yap. Teker teker. Ben şimdi oturuyorum ve yemek yiyorum. Benim için şu an’da bu yemekten, bu masadan başka bir şey yok bu dünyada. Tüm dikkatim ile yiyorum. Yapman gereken de bu – her şeyde. ”
George I. Gurdjieff

Zeynep’in Kitap Tavsiyesi:
“Özgüven Kazanma Yolları II”; Dale Carnegie.

31 Ekim 2007 Çarşamba

Yalnızlık zamanı geldiyse eğer...


Bazen düşünürüm hüzün olmasa edebiyat olur muydu diye?
Mesela yağmurlu günlerde canım biriyle konuşmak isterse ve o insan kaybedilmişler arasında ise?
Bu kaybedilmişleri kimileri artık başka evrenlerin başka katmanlarında olabilir.
Ama ya bu kaybedilmişler ruhumun içindeki fırtınaları en iyi anlamasını umduğunuz insanlarsa?
Ya o zaman ne olacak?

Yağmurlu günler ve gri gündüzler olmasa edebiyat olur mu diye düşünürüm zaman zaman.
Yitirilmiş sevgiler, uzaklardaki sevgililer ve yaşanamamış sevgiler olmasa, edebiyat olur muydu?
Bilmiyorum. Bilemiyorum. Hüzünlerden kendi payıma düşenleri aldım zamanı geldikçe.
Hüzünsüzlük insana dair bir özellik değil belki de.

Müziği sonuna kadar açıp bir sigara yakıp rüzgârı seyretmek nedir bilirim.
Zevkten evde kendi başıma aynı müziklerle dans etmeyi de biliyorum.
Sevinç ve üzüntünün tahmin edeceğimden yakın kardeşler olduğu bana öğretildi.

Dışarıdaki ağaçları eğen Kasım rüzgârı gibi bir rüzgâr içimde eserken, bir durgun göl olmayı bilirim.
Hissettiklerimi yaşamamayı, yaşadıklarımı hissetmemekten daha iyi bilirim.

Yağmur dökemediğimiz gözyaşları olur.
Rüzgâr koşmak koşmak koşmak isterken yetişir imdadıma.
Müziğin sesinin yüksekliği yetmez içimden yükselen sesleri susturmaya.
Tekrar ve tekrar ve tekrar, yanı şarkıyı dinlerim, artık benim sesim oluncaya kadar.

Ben yalnız zamanlarımda Babamı özlerim,
Üç sene oldu O terki diyar edeli.
Ve şimdi de, belki de uzakta olduğum için daha çok Annemi.

Öğreniyorum,
Yalnızlık zamanı geldiyse eğer,

Çare yok, yaşamaktan başka.

11/11/2007, Fethiye

23 Ekim 2007 Salı

Sevgililer Günü ve Ruh Eşi Enerjisi


Şimdi de Şubat ayının en çok konuşulan gününün enerjisine Numeroloji açısından bir bakalım.

Şubat ayı, 14.Şubat gününün “sevgililer günü” olarak adlandırılması nedeni ile olsa gerek, sevgi üzerine en çok yazılan, konuşulan ay oluyor nedense. Sevgi her an’a dair ama kimi zamanlar sevgiyi irdelemek hakkını daha çok buluyoruz kendimizde.

Peki, sevgi’nin bir sayısı var mı? Sevgi’ye dair ve ait ve onu tarif eden?
Sayılar dünyası sevgi için ne söylüyor? 6 sayısının Tarot’taki adı genelde Aşıklar. İlişkilere dair olduğu için belki de. Ancak bana doğru gelen her zaman belirli bir günün enerjisine bakarken, öncelikle o günün ana sayısını ele almaktır. Daha sonra farklı metotlar ile güne bakılabilir. Bir günün nasıl geçeceğini o günün enerjisi ve bir onun kadar da kişi ile o günün enerjisinin uyumları da etkiler.

14 Şubat tarihine beraber bakalım şimdi:

14.02.2007

2007+16 = 2023 => 2+2+3 = 7

7 sayısı bu tarihin enerjisini tarif eden sayı oluyor.

Bu anlamda 7 sayısını ele aldığımızda, o gün için şu önerilerde bulunabiliriz:
n İlişkilerde denge önemlidir. Yani konuştuğunuz kadar dinlemek. Aldığınız kadar vermek. Bu dengeyi yakalamayı başarabildiğiniz sürece duygusal ilişkilerinizde mutluluğu yakalayabilirsiniz. Ve vermek kadar almak da önemlidir. Tek taraflı ilişkilerin başarılı olması zordur.
n Değişim yaşamın bir parçasıdır. Hayatın durağan olmadığını ve olamayacağını kabul etmek gerekir. Yaşamın akışında yaşadığımız ilişkilerin bizi besleyen ve geliştiren ilişkiler olup olmadığına dikkat etmemiz faydalı olur.
n Bugün yapacağımız doğru seçimler yaşamda belki de aradığımız mutluluğu bulmamıza yardım etme potansiyelini taşıyor.
n Bugün hayatınızdaki 21.Haziran - 21.Temmuz tarihleri arasında doğmuş, yani Yengeç burcu insanları ile ilgili konularınızı çözümlemek isteyebilirsiniz.
n Yaşamın bir sebep sonuç ilişkisi boyutu ile işlediğini unutmayın. Bir ilişkiye ne katıyorsanız ya da yürekten ne katmayı düşüyorsanız, bunu alabilirsiniz. Öz’de enerjisel olarak yaşam bunu sunar. Vermeden almayı düşünüyorsanız, ilişkinizin uzun ömürlü olması mümkün değildir.
n Bugün yaşamınızı düzene koymaya karar verdiğiniz zaman, hayatınızda size ait olmayan şeyleri geride bırakarak, yeni başlangıçlara açılabileceğinizi müjdeliyor. Hayatınızdaki değişimleri hayırlı olacağı inancı ile kucaklayın ve açılan yollarınızı bu niyet ile desteklemekte olduğunuzun farkında olun lütfen.

***
Bizler yaradılışta bir tek parça ruh iken, pozitif ve negatif kutuplar olarak, yani şimdi adlandırdığımız şekilde erkek ve kadın olarak ikiye ayrıldık. Her ruh iki eşit parçaya ayrıldı, farklı kutuplar olarak. Ve yaşamlar ve asırlar boyunca bu parçalar bir araya gelmek üzere yaşayıp duruyor. Ta ki, tekrar bir araya gelinceye kadar.

Birçoğumuz bu yaşamımızda ruh eşimiz ile karşılaşmayacağız. Çok nadir bir olay iki ruh eşinin bir yaşamda kadın ve erkek eşler olarak bir araya gelmesi. Çoğu zaman bu tadı veren ilişkileri arayışında olacağız ve belki de ancak kısmen o tadı yakalayabileceğiz. Bu mutlu olmayacağız anlamına gelmiyor. Ruhumuzun diğer yarısı ister Arjantin’de yeni doğan bir bebek olsun, ister Yeni Zelanda’da yaşlı bir çiftçi, ruh olarak her zaman bizimle birlikte, ya da en azından tam hissetmemiz, tamamlanmış hissetmemiz için çağırmamızı bekliyor.

Ne dersiniz? Fiziksel olarak olmasa da enerjisel olarak diğer yarımız ile buluşma zamanımız gelmedi mi? Ve kim bilir belki de aramızdan o sevgiyi burada yaşayabilecek şanslılarda çıkacaktır. Ne güzel bir şey sevmek, sevebilmek ve sevilmiş hissedebilmek.

Şimdi kapatın gözlerinizi, kendinize sessiz bir köşe ya da zaman dilimi bulun ve aşağıdaki onaylamaları tekrar edin:

- “Ruhumda ruh eşi enerjisini uyandırıyorum. Ben, şimdi, ruhumun diğer yarısını kendime çekiyorum. Tüm ilişkilerim ruh eşi enerjisi ile doluyor ve zenginleşiyor.”
- “Tüm ilişkilerimi ruh eşim ile yaşayabileceğim zenginlik seviyesine yükseltiyorum. Hayatımda sevgiyi hissetmek, yaşamak ve tadına varmak için yer açıyorum.”
- “Yaradan’a, meleklerime ve evrene beni hayrıma olan sevgiye yönlendirmeleri için teslim oluyorum ve mesajlarını duyuyor ve dinliyorum.”

Kabala gibi mistik bilimler ruh eşimize fiziksel dünyada kavuşabilmek için ruhumuzun arınma süreçlerinden geçmiş olması gerektiğini hatırlatıyor. Ancak, ruhunuzun diğer yarısını çağırarak mevcut ilişkilerinize de bu enerjiyi katmak, o arkadaşlıkları, dostlukları bu enerji seviyesin yükseltmek mümkün.

Ruh Eşi Enerjisi bağlantısı için bir not:
Enerjisel olarak Kabala’ya göre yılın bir günü ruhumuzun diğer yarısı ile buluşmamız açısından bize enerjisel olarak bir fırsat sunuyor. Ruhumuzun diğer yarısı ile bağlantıya geçebilmemiz için Evren’in açtığı bir kapı diyebiliriz buna. Ancak o gün Kabalistik takvime göre 14 Şubat 2007 değil. Yaz aylarının sonlarına denk gelen o gün enerjisel olarak nasıl bir bağlantı yapabileceğinizin detaylarını zamanı gelince aktaracağım.

Şimdilik, ruhunuzun yaradılıştaki diğer yarısı ile enerjisel olarak bir araya gelebilmek için: Öncelikle kendinizi sevin ve takdir edin. Siz bilseniz de bilmeseniz de ruhunuzun diğer yarısı dünyanın hangi köşesinde olursa olsun, fiziksel olarak ve duygusal olarak yaşadıklarınızın birçoğunu hissediyor ve etkilerini yaşıyor. Belki bunun neden olduğunun farkında değil. Günlerdir sebepsiz olarak ağrıyan dizinin sizin spor yaparken sakatlanmanız olduğunu bilmiyor. Ya da içindeki tarifsiz acının belki de sizin babanızı yitirmiş olmanız ve bu üzüntü ile yaşamakta olduğunuz için hissedildiğini anlayamıyor. Ama bu etkileri yaşıyor. Siz de benzer şeyler yaşıyor olabilirsiniz.

O zaman, sadece kendiniz için değil, ruhunuzun diğer yarısı için de, kendinize iyi bakın. Ve örneğin her Reiki öğrencisinin ilk olarak öğrendiği 5 temel Reiki prensibini siz de uygulayın ve her sabah kendinize tekrar edin:
- Bugün için endişelenme.
- Bugün için öfkelenme.
- Ekmeğini helal yollardan kazan.
- Şükret.
- Büyüklerine, ailene, tüm insanlara iyi davran.

Sevgilerimle,
Z.

22 Ekim 2007 Pazartesi

Leonardo da Vinci’nin Ayak İzinde


Birkaç gün önce yakın bir arkadaşım bana Stuart Avery Gold’ın Ping adlı kitabını hediye etti. Ping yeni bir göl aramaya çıkan Ping adlı bir kurbağanın hikâyesi. Bu basit hikâye bana nedense farklı ama çok benzer başka bir hikâyeyi Coelho’nun Simyacı’sını hatırlattı. Bazılarınız artık biliyor ki bana birçok şey Simyacı’yı hatırlatır. Hep özel bir kitap olduğunu düşünmüşümdür.

Her iki kitap da yolumuzdan, bir anlamda kader çizgisinden ve bu yoldaki arayışlarımızdan bahsediyor. Kurbağa Ping temiz ve berrak suları olan bir göl arıyor. Simyacı’daki başkarakteri delikanlı Santiago ise kendi hazinesini. İkisine hedeflerine, amaçlarına ulaşmak için uğraşıyorlar, çabalıyorlar. Tekrar tekrar deniyorlar. Bazen arayışı bırakıp geri dönmeyi düşünselerde, düşüyor ve sonra kalkıp devam ediyorlar. Ve bu yolculukları sırasında kendilerine yolu öğreten, hedeflerine ulaşmaları konusunda yardımcı olacak insanlar ile karşılaşıyorlar. (Doğrusu Ping’in karşısına çıkan bir insan değil bir baykuş oluyor. )

***


Baykuş, Kurbağa Ping’e ne dedi?

Bazen hedefe, ulaşmayı tasarladığımız hedefe çok odaklanıp bugünü unutuyor muyuz? Yaşamı gün gün yaşadığımızı unutuyor muyuz? Arzularımıza çok odaklanıyor ve esasında bize sadece bugünün verildiğini unutuyor muyuz? Ve yarının esasında bize garanti edilemediğini?

Nefes aldığımızın farkında mıyız? Üzgün ya da sevinçli olduğumuzun farkında mıyız? Mutluluğun nasıl hissettiğini biliyor muyuz? Mutluluk nasıl bir his? Mutlu olunca ne hissedersiniz? En son ne zaman mutlu hissettiniz? Hatırlıyor musunuz? En son ne zaman yürekten güldünüz? Hatırlıyor musunuz? Ve hatırladığınız an’lara dönersek – bunları hissedebildiğini ve hatırlayabildiğinize göre – bu anları özel yapan neydi?

Baykuş Ping’e iyi bir yaşam yaşayabilmek için 2 şey yapmamız gerektiğini söyler:
Öncelikle, Yaşamı yaşamayı çok, fazlasıyla istemeliyiz.
İkincisi, Her gün yaşamı dolu dolu yaşamak için istikrarlı olarak ısrarcı olmalıyız.

Biz yola çıktık. Yoldayız. Gün be gün yaşıyoruz. Günleri teker teker karşılayarak yaşamak zorundayız yaşamı. Soru - yolda geçirdiğimiz zamanı nasıl daha mutlu ve keyifli yaşayabiliriz? Yaşamın ana konusu bir anlamda bu galiba. Huzur, sevgi ve mutluluk arıyoruz – ne yapıyor, ne ile uğraşıyorsak uğraşalım özdeki arzular çok basit esasında.

Peki, bunların Leonardo da Vinci ile ne ilgisi var dediğiniz duyar gibiyim. Sabrın sonu selamet. Bu defa düşündüm de belki de, yazar Michael Gelb’in “Leonardo Gibi Düşünmek” adlı kitabında dediği gibi, Leonardo da Vinci gibi düşünmeliyiz. Yaşamımızda hepimizin bir noktada, kendi yaşam el kitaplarımızı, yaşam kılavuzlarımızı yazmamız gerekecek. O an gelinceye kadar haydi gelin biz bilgileri toplamaya devam edelim.

Nasıl Leonardo da Vinci gibi düşünülür?

Geçtiğimiz Aralık ayında İstanbul, Hasköy’de Rahmi Koç Müzesi’nde bir sergiye gitme şansım oldu. Leonardo’nun tasarladığını, yaptığı bazı makinelerin benzer yapımları sergileniyordu. Çoğumuz Leonardo do Vinci’yi meşhur Mona Lisa resminin ressamı olarak tanırız. Ancak Leonardo bir mühendis, heykeltıraş, ressam, matematikçi, mimar, botanik uzmanı, müzisyen, filozof, sahne dekor ve kostüm tasarımcısı, ve … Evet, liste devam ediyor. O’nun gerçek bir dahi olduğu muhakkak. Hatta Tony Buzan ve Raymond Keene’nin yaptığı bir çalışmaya göre, Leonardo, Albert Einstein, Isaac Newton, Mikelanj ve Büyük İskender gibi dehaların arasında, tüm zamanların en büyük dahisi olarak ortaya çıkmış. Top 10 listesinin 1 Numarası özetle.

Gelb kitabında Leonardo’nun dehasındaki kavramları ele alarak, bunları kendi yaşamımıza nasıl uygulayabiliriz, bunu irdelemiş. Ve Leonardo’ya ait 7 prensip belirlemiş:

1. Yaşama daima merak ile yaklaşmak ve devamlı olarak öğrenmek için tükenmeyen bir arzu.
2. Bilgiyi deneyimler ile test etme kararlılığını ve hatalardan öğrenmek isteği.
3. Tüm duyularımızın hassasiyetini daimi olarak artırmak, özellikle göz ile görme yeteneğimizi artırmak ve böylelikle yaşamı daha canlı bir tecrübe haline getirmek.
4. Belirsizliği, karışıklığı ve anlaşılmazlıkları kucaklama arzusu.
5. Bilim ile sanat arasında, mantık ile hayal gücü arasında denge kurarak beynin tamamını kullanmak üzere gelişmek.
6. Bedensel olarak denge, zarafet içinde formda olmak.
7. Sistem düşüncesi. Her şeyin birbiri ile bağlantılı olduğunu fark etmek ve buna müteşekkir olmak.

***

100 Soru Sormak Neyi Çözer?

Leonardo’nun sorularını, gözlemlerini, düşüncelerini, rüyalarını not defterlerine kaydettiği biliniyor. Gelb bizimde aynı şeyi yapmamızı öneriyor. Yanınızda bir defter, bir günlük ya da ajanda taşıyın ve buna aklınıza gelenleri geldikçe, hatta duygularınızı, hayallerinizi, arzularınızı yazın.

Michael Gelb’in önerdiği diğer bir egzersiz, bizim için önemli olan 100 soruyu yazmak. Bu 100 soruyu bir oturuşta yazmamız gerekiyor. Bu sorular her türlü sorumuz olabilir. Mesela “Nasıl tasarruf yapabilirim?” ya da “Bu dünyadaki varlığımın amacı ne?” ya da “Bana hangi kıyafetler yakışır?” Kısaca aklınıza gelen HER soru. Gelb ancak 100 soru ile tortuların ardındaki gerçek sorulara ulaşmamızı sağlayacağına inanıyor. Yazarak bunları döküyor ve temizliyoruz. Sonra bu 100 soru içinde bizim için gerçekten önemli olan 10 tanesini seçmemiz ve bir sonraki aşama olarak da bunları bizim için önem sırasına dizmemiz isteniyor.

Hemen cevapların ardından koşturmaya başlamayacağız. Cevapları istemediğimden değil. Ancak sadece soruları gün ışığına çıkarmak bile çözümü başlatır. Bilincimiz ve bilinçaltımız aradığımız cevaplar için bilgi toplamaya başlar. Bio-enerji hocam Moshe’nin her zaman söylediği gibi: “Soruyu sorun; cevap mutlaka gelecektir.” Neyi öğrenmek, neyi bilmek istediğimizi adlandırdığımızda hem kendimizi anlarız, hem de neyi arayacağımızı biliriz.

Ben bu dünyada tecrübe etmeye geldiğimiz yaşamımızın için bilginin verilmekte olduğuna inanıyorum. Sadece bazen arama ve araştırma cesaretimizi yitiriyoruz. Bu defa gelin yolu Leonardo’nun ayak izlerinden takip edelim. Her ay adım adım iz sürmeye devam edeceğiz. Ve her adımda yeni tecrübe ve deneyimlere yürüyeceğiz.

Sevgi ve mutluluk dolu günler diliyorum. Yolculuğunuz güneşli ve aydınlık olsun.
Sevgilerimle.
Z.

Zeynep`in Kitap Tavsiyesi:

“Leonardo da Vinci Gibi Düşünmek” Michael J. Gelb.

Üstatlardan:

“Sanatın bilimini ve bilimin sanatını öğrenin.” Leonardo da Vinci.

Ayın Onaylaması:
“Öğrenmek istiyorum. Öğrendikçe büyüyorum.” Louise L. Hay

Yaşamın Sır’rı Artık Elimizde


Şimdi SIR’ra ulaşmak kolay. Çekim Yasası, şimdilerde en çok konuşulan sır oldu.

Son günlerin en çok satan listesinde bir numarayı kapan “The Secret” Türkçe anlamı ile Sır kitabı yaşama bakış açımızı derinden değiştirmeye devam ediyor. Önce filmi elden ele dolaşmaya başladı. Sonra Nil Gün muhtemelen birazda bu filmin ve kitabın etkisiyle “Çekim Yasası” kitabını çıkardı. Film kısıtlı bir alt yazı ile dağıtıldığı için, “Çekim Yasası” bir iki ay boyunca benim en çok hediye ettiğim kitap oldu. Sonra hocam Moshe Abudaram bana Amerika’dan The Secret’ın İngilizcesi’ni getirerek hediye etti. Neredeyse eş zamanlı olarak da Türkçesi çıktı. Şimdi her köşe başında karşımıza çıkıyor. Ne mutlu bize…

Time dergisi 14.Mayıs.2007 tarihli sayısında, Dünyadaki En Etkili 100 İnsan başlığı altında The Secret filminin yaratıcısı ve aynı adlı kitabın yazarı Rhonda Byrne’da listeye almış. Tavuk Suyuna Çorba serisi kitaplarının yazarlarından ve The Secret’da da yer alan Jack Canfield “Rhonda saf bir niyetle insanlara yardım etmek istedi ve milyonlara ulaştı” diye anlatıyor Time dergisindeki yazısında.

İstanbul’da metro da 4. Levent’e giderken bakıyorum biri elinde kitap, The Secret’ı okuyor. Benim çocukluğumda Japonya’da otobüslerde metrolarda kitap okuyan insanların fotoğrafları basılır, onlar nerede biz nerede denirdi. Gülümsüyorum elinde The Secret’lı adamı görünce. Fethiye’de bir mağazaya gidiyorum. Satış sorumlusu hanım The Secret’ı okuduğundan bahsediyor. Uçakta, sokakta, mağazada sır kulaktan kulağa yayılıyor. Bu arada merak ettiniz mi bu kitabın ismi neden mi orijinal İngilizce adı ile konmuş. Zaman zaman “Sır” kitabını okudunuz mu diye sorarken, öncelikle Nermin Bezmen’ın aynı adlı kitabı ile ve sonra başka kitap ve filmler ile karıştığını gördüm. Ben de kitap hakkında The Secret diye konuşmaya başlayınca, yayınevinin kararını anladım doğrusu.

İstediğiniz her şeyi elde edebilirsiniz, her şey olabilirsiniz.

Peki, bu meşhur sırrın Çekim Yasası olduğunu öğrendik. Nerede, nasıl kullanacağız? Her zaman. Bizler birer mıknatısız ve düşündüğümüzü, hislerimiz ile canlı tuttuğumuz şeyleri yaşamımıza çekiyoruz. Mutlu hissettiğimizde ve olumlu şeyler düşündüğümüzde bunu yaşamımıza çekiyoruz. Sözlerimiz çok güçlü. Dudaklarımızdan çıkanlar ile bir realite yaratmış oluyoruz. Ve Evren de bu gerçekliği onaylamak üzere harekete geçiyor. The Secret bize diyor ki “İstediğiniz her şeyi elde edebilirsiniz, her şey olabilirsiniz.” Ve anahtar bizim elimizde. Bize verilmiş yaradılışımız ile birlikte belki de. Tarihin yaprakların üstatlar, hocalar, bilgeler benzer şeyleri asırlardır söylüyorlar.
Evrenden olumlu sözler ile arzularımızı istiyoruz, gerçekleşeceğine inanıyoruz, arzu ettiğimiz sonucun nasıl gerçekleşeceğini evrene bırakıyoruz ve arzumuzu elde etmeye, kabul etmeye hazır olmaya çalışıyoruz. Evrenin bizim dileklerimizi ve isteklerimiz gerçekleştirmek üzere her zaman hazır beklediğini söylüyor sır.

Şu an nasıl hissediyorsunuz?

Kitapta yer alan eğitmenlerden Lisa Nichols’da bize hatırlatıyor: “Duygularınızdan emin olmadığınızda ‘Şu an ne hissediyorum?’ diye kendinize sorun. Gün içinde zaman zaman durup kendinize bu soruyu sorabilir, böylece duygularınıza dair daha fazla farkındalık kazanabilirsiniz.” Bu sorunun cevabı bize yaşadıklarımızın ve yaptıklarımızın yaşam yolumuz ile uyumlu olup olmadığını gösteriyor. İyi hissetmiyorsak, yaptıklarımız asıl istediklerimizle tam uymuyor demek. Bir şeyleri değiştirmemiz gerekiyor. Ama en önemlisi iyi hissetmeyi hedeflemek gerekiyor.

Sır esasında çok basit, ancak tam olarak kavramak, sindirmek önemli. Ben kitabı mutlaka okuyun diyorum ben. Size çok farklı kapıları açtığını göreceksiniz.

Piyano Sergi Salonunda Nasıl Belirdi?

Çok basit bir örnek verebilirim size. Mart ayında Fethiye Belediyesi Kültür Merkezi’nde bir resim sergim vardı. Ben 7 yaşımdan beri piyano çalarım ve piyanonun sesi beni her zaman çok etkiler, adeta ayrı bir dünyaya götürür. Kültür Merkezi’nde bir piyano hocası olduğunu biliyordum ancak sergi açılışında piyanosunu kullanabilmek için kendisi ile konuşma şansım olmadı İstanbul-Fethiye arasında gidip gelirken. Sergi bir Perşembe günü açılacaktı. Ben Çarşamba sabahı Fethiye’ye vardım. Ve resimlerimde kargo ile Çarşamba öğlen. Resimleri kargo firmasından sergi salonunda teslim aldım. 1, 2 saat sonra resimleri açarak yerleştirmeye başlamak üzere ayrıldım. Geri geldiğimde salona baktığımda uzak köşede bir piyanonun durmakta olduğunu fark ettim. Yanına gittim, evet sergi salonunda bir piyano gelmişti. Meğerse piyano hocası Kültür Merkezi’nin sergi katı ile aynı bölümde olması düşünülen bir aktiviteye katılmak istemiş, sonra da olmamış, piyano aşağıya kadar inmişken bari kalsın aşağıda demiş.

Bu arada sergi açılışına gelen ve açılışta ne kadar çok piyano çalışmasını istediğimi bilenler tabiî ki benim bu organizasyonu yaptığımı düşünmüşler. Gerçeği öğrenince onlar bana “secret” (sır) böyle mi oluyor dediler. Ben sadece istemiştim, gerçekten çok ve herkesin keyif alacağı güzel bir şey olması dileği ile. Çok basit bir örnek ama yaşam bunun gibi mutlu olayların birleşimi ile çok keyifli hale geliyor. Keyifli olmadığında ise bize düşen hayra yormak ve o girdaba kapılmadan olumluya şükretmek. Şükür arzu ettiklerimizi bize çeken mıknatısların en kuvvetlilerinden birisidir.

Louise L. Hay ve Norman Vincent Peale Okunması Gereken Üstatlar

Çekim yasası ve bunun hayatımıza etkisi ilk defa yazılmıyor. “Düşünce Gücüyle Tedavi” ve onlarca muhteşem kitabın yazarı Louise L. Hay düşüncelerin ve duyguların yaşam kalitemize ve sağlığımıza etkilerini ilk duyuranlardan. Aramızdan 1993 yılında ayrılan Norman Vincent Peale “Olumlu Düşünmenin Gücü”, “Olumlu Yaşamanın Gücü” ve “Başarırım Dersen Başarırsın” gibi kitapları ile olumlu düşüncelerin nasıl yaşama olumlu şeyleri çektiğini tüm dünyaya yıllarca duyurdu. Bu yazarlar dünya listelerinde çok satanlarda yer almaya devam ediyor. The Secret bir film ile beraber konuyu ele aldığı için sanırım geniş bir kitleye çok kısa zamanda ulaşma şansına kavuştu. Bir anlamda bu konulara daha ilgi duymayanlara esasında ne kadar gerekli bilgiler olduğunu da duyurmuş oldu.

Steve Rother ve Hatırlamak

Nisan ayında “Hatırla” kitabının yazarı Steve Rother eşi Barbara ile bir eğitim vermek üzere İstanbul’daydı. Onlar ile çok güzel bir dört gün geçirme şansına kavuştum. Çalışmaları hakkında ilerideki aylarda yazmak istiyorum; ancak kendisinin özellikle vurguladığı bir noktayı şimdi belirtmeden geçemeyeceğim. Steve Rother diyor ki “Amacımız insanların kendi güçlerini ve içsel rehberliklerini bulmalarına yardım etmektir. Biz gerçek kimliğimizi hatırladığımızda Dünya’da cenneti yaratma görevini gerçekleştirebiliriz.” Düşüncelerimizi ve duygularımızı çekim yasasına uygun olarak kullandığımızda gündelik hayatımıza cennetin tadını katmak mümkün olabilir.

Sevdiğiniz şeyleri yaparak kendi gücünüzü keşfedeceğiniz günler sizi bekliyor. Hazır mısınız? Haydi, kemerlerinizi bağlayın o zaman. Yolculuk başlıyor…

***


Robin Sharma’dan Yaşamın 5 Altın Tavsiyesi:

1- Her sabah saat 5:00 gibi gün doğumundan önce uyanın. Erken kalkanlar sabahın bereketi ile yaşamdan çok daha fazlasını alırlar.

2- Gününüzün ilk 60 dakikasını gününüzün kutsal saati olarak ayırın. Bu zamanı dua etmek, meditasyon yapmak, günlüğünüzü yazmak, ilham verici kitap yada metinleri okuyarak değerlendirir. Yaşamınızı en üst seviyeye taşımak için güne ruhunuzu besleyerek başlayın.
3- Başkalarının sizden beklediğinin ötesinde ilgi, sevgi ve anlayış gösterin. Yeni dünyanın yaratılmasında yerinizi alın.
4- Sizden beklenilenin ötesinde bir mükemmellikle yapın işlerinizi ve faaliyetlerinizi. Böylelikle bolluk ve doyum size akacaktır.
5- Kendinizi bildiğiniz en sevgi dolu ve sevgi veren insan olarak hissedin ve böyle davranın. Mükemmel bir varlık olduğunuzu bilerek, bu dünyada yaşayan eşsiz bir varlık olarak yaşayın ve buna layık olarak davranın.

***


Moshe Abudaram’dan 10 Altın Anahtar:

1- Nefes alın. Ne zaman sıkılırsanız, farkında olun ve nefes alın. Nefes ruhunuzun beden ile bağıdır. Bu bağlantınız hep yerinde olsun.
2- Su için. Vücudunuzda su yoksa ruhunuzun ikamet ettiği beden ne görevlerini ne de sizin arzularınızı gerçekleştirebilir.
3- Endişeye değil, neşeye odaklanın. Ancak neşe karşınızdaki kapalı kapıları açan anahtardır. İçinizden gelmiyorsa bile, gülün, kahkaha atın, frekansınızı değiştirin. İçinizden gelmese de radyonun kanalını değiştirin.
4- Yarının problemlerini bugünün enerjisi ile çözemezsiniz. Size bugün için gerekli tüm güç verildi. Ve yarın, yarın için gerekenler verilecek. Taşıyamayacağınız hiçbir yük size verilmez. Kendinize güvenin.
5- Kendi anne babamızı biz seçtik. Onlara gereken saygıyı gösterin. Ne olursa olsun. Kızsanız da, darılsanız da, üzülseniz de, saygı gösterin. Bazen saygı sevgiden de önemli olabilir.
6- Çocuklarınız size ait değiller. Onlara hak ettikleri gibi, bağımsız ve özgür varlıklar olarak gerekli sevgi ve saygıyı gösterin. Ve bilin ki onlar sizi seçti, sizin kendi anne babalarınızı seçtiğiniz gibi.
Yaşamak için geldikleri bir yol. Onlar için bir şey yapmak istiyorsanız bu yolu yürümeleri için onlara destek olun.
7- Ruhunuzun ölümsüz olduğunun farkında olun. Hep vardınız ve hep var olacaksınız.
8- Ben akşamdan ertesi sabah 6’da uyanmayı kendime vaat edersem, bu olur. Peki, sözleriniz ile siz her gün, her an ne vaat ediyorsunuz? Kelimeleriniz ile kendinize, öldün diyerek, dizlerim bitti diyerek, bu iş beni hasta etti, diyerek gerçekleşerek kehanetler yaratmayın. Güçlüsünüz, insansınız, başarırsınız.
9- Yapın. Yapmadıklarınıza pişmanlıklarınız her zaman daha çok olur. Yüreğiniz derinliklerin bir dilek olarak geliyorsa ve size neşe veriyorsa, durmayın yapın.
10- Bilmek istediklerinizi sorun. Soru varsa, cevap mutlaka gelecektir. Her zaman ilk gelen cevap en doğrusudur.

________________________________________________________________________
Ayın Onaylaması:

“Kendime verebileceğim en güzel hediye koşulsuz sevgidir.”

Louise L. Hay
________________________________________________________________________
Üstatlardan:

“Kimse çiçeği görmez – gerçekten – o kadar küçüktür ki görmek zaman ister – oysa bizim zamanımız yoktur – görmek zaman ister, bir arkadaş kazanmanın zaman istediği gibi.”
Georgia O’Keeffe
________________________________________________________________________
Zeynep’in Okuma Tavsiyesi:

“Ferrasini Satan Bilge’den Liderlik Bilgeliği”; Yazar: Robin Sharma