İnternet Sitesi

www.zeynepkocasinan.com

22 Ekim 2007 Pazartesi

İnsan Yaşamının Anlamını Arıyor Cevaplar Astroloji'de mi?


26.10.2007 tarihli Sabah Gazetesi'ne hazırladığım Astroloji Eki

Astroloji nedir?

Astroloji kendimiz, yaşamımızı, yaşamın bize sunduğu fırsatları, imkânları ve belki de zorlukları bilmekte yardımcı olan bir dal olarak biliniyor. İnsanoğlu’nun geleceğini bilmek arzusu astroloji de bu cevapları aramasına neden oluyor? Türkiye’de kahvelerimizi içtikten sonra fincanı kapatmamız ve kahve falına bakmamız bir eğlence olarak da görülebilir, yaşamda bir cevap arayışı olarak da.

Astroloji kişinin doğduğu an’daki gökyüzü haritasını çıkararak, ki buna yıldız veya doğum haritası denir, o kişinin kişiliği, ilişkileri, yapısına uyan meslekler, işler ve belki de daha iyi bir eş ya da ebeveyn olmaya yarayabilecek bazı bilgiler alınabilir. Tüm cevaplar astrolojide vardır diyemeyiz ama kuvvetli etkileri anlamamızı sağlar

Astroloji’de de birçok dalda olduğu gibi farklı ekoller, yaklaşımlar var. Belki de tarih boyunca da böyle olmuş. İnsan kim olduğunu ve yaşamının anlamını aramış ve cevabı gökyüzünde bulmaya çalışmış. Ben karşıma çıkar farklı ekollerden, ülkelerden, ırklardan ve dinlerden hocalarım ile astroloji üzerine konuşmak, tartışmak ve öğrenmek şansına kavuştum. Ve insana dünya vatandaşı olması özelliği ile yaklaşan bu dal doğrusu çok hoşuma gitti.


Tarih’te Astroloji

Binlerce yıldır astrologlar gezegenlerin hareketlerinin etkilerini inceliyorlar. Bu hareketlerin insan davranışlarına, kişiliğine, sağlığına ve belki de karma diye adlandırılan kader ve yaşam yüklerine etkilerini inceliyorlar.

M.Ö. 1500 yıllarından itibaren özellikle eski Mısır’da, Orta Doğu ve Uzak Doğu’da ve İnka ve Maya uygarlıklarında bu konuya ilgi olduğu biliniyor. Bu bölgelerde Merkür, Venüs, Mars ve hatta Jüpiter ve Satürn gezegenlerinin çıplak gözle görünebildiği ve belki de bu nedenle etkilerinin araştırıldığı düşünülüyor.

Güneşin Dünya etrafında döndüğü düşünülen sürenim 30’ derecelik 12 bölüme ayrılmasının ise M.Ö. 7-8. yüzyıllarda olduğu düşünülüyor. Ve her parçaya her aya tekabül eden bir yıldız grubunun adı veriliyor. Göklerin araştırılmasının Babil’den Eski Yunan’a yayıldığı ve Eski Yunan’da bu konunun matematiksel yapısının geliştiği ve M.Ö. 1. yüzyılda bizim bugün bildiğimiz ve kabul ettiğimiz formunu aldığı düşünülüyor. Ama burçlara verilen Balık gibi Koç gibi isimlerin neden ve nasıl verildiği tam olarak da bilinmiyor. Ancak her burç grubuna ait kişi özelliklerin ve gezegen hareketlerinin gözlemleri ile de bu yorumlara ve belirlemelere ulaşıldığı da düşünülüyor.

Mısırlıların astrolojiye katkıları 360’ dereceyi 10’ar derecelik 36 parçaya ayırmaları olduğu düşünülüyor. Tabi bu ayrımların yapıldığı dönemde henüz burçlar ayrıştırmamıştı. Ancak, tibbi astroloji diyebileceğimiz bir ekol, her 10 derecenin (dekan diye adlandırılır) bedenin bir bölümüne tekabül ve temsil ettiğiniz söyler. Örneğin, mide Başak Burcu’nun birinci dekanına aittir. Kimi ekoller de 360 derecenin 12 parçaya bölünmesi ile oluşan 30ar derecelik bölümlerin vücudu tarif ettiği bilgisi ile yetinir.

M.Ö. 450 yılında Herodot’un Mısır’ı ziyaret ettiği ve Mısırlı astrologların geleceği bilebildiğini, doğumuna göre bir insanın durumunun ve sonunun ne olduğunu bilebildiğini aktardığı söylenir.

Eski Yunan’da astroloji bilinen ama belki de biraz korkulan bir konu iken, Roma’da yıldızının parladığını söyleyebiliriz. Julias Caesar’ın Mart ayından çekinmesi gerektiğine dair sözleri dinlemediği ve ölüme gittiğine dair söylenceleri duymuşsunuzdur. Roma İmparatorlarından Augustus ve Tiberius’un astrologları olduğu ve konu hakkında çok bilgili oldukları söylenir.

I.Elizabeth’in Kraliçe olarak taç giymesinin tarih ve zamanını ayarlayanın astrolog John Dee olduğu söylenir. 1527-1608 yılları arasında yaşayan Dee’nin Rönesans astrolojisini yönlendiren ana kişi olduğuna inanılıyor.

1503-1566 yılları arasında yaşayan “Nostradamus” adıyla anılan Michel de Nostredame Fransız doktor ve astrolog kehanetlerini yayınladığı on ciltlik kitabı ile günümüzde bile bilinmekte. Kehanetlerini merak eden Kraliçe Catherine de Medici’nin etkisi ile Kral II.Henry tarafından kralın özel doktoru ve astrologu oldu. Oğulları Louis XIII. ( 1601-1643) ve Louis XIV. (1638-1715) ’in doğumlarında ise tam doğum zamanını tespit edebilmek için astrolog Jean-Baptiste Morin’in hazır bulunduğu bilinir.

Batı dünyasında 18. yüzyıla kadar doktorların astroloji imtihanından geçmesi gerektiğini biliyor muydunuz? Bazı tıbbi müdahaleleri Ay’ın bazı konularında yapıp yapmamaya özen gösterilirmiş. 17.-19. yüzyıllar arasında sönük bir dönem geçiren astroloji, basılı kitapların artması ile tekrar popüler olmaya ve yayılmaya devam etmiştir.

20.yüzyılda da Carl Gustav Jung’un da astroloji ile ilgilendiği bilinmektedir. Jung hastaları bağ kurabilmek için onların yıldız haritası ile kendi haritasını karşılaştırmakta ve burçları kişilik tipleri tanımlamalarının başlangıcı olarak almaktadır.

Burçlar

Burçlar astroloji’nin en çok bilinen kısmı denilebilir. Neredeyse her günlük gazetenin ve derginin burçlara göre günün, haftanın, ayın tahminlerini veren bölümleri var. Ve bir çoğumuz doğum tarihimizin hangi burça denk geldiğini ve burcumuzun ana özelliklerin okumuşuzdur, duymuşuzdur.

Eski Babilliler gökyüzünü daireye benzetmiş ve 360 dereceyi 30 ar derecelik 12 parçaya ayırmışlardır. Daha sonra burçlar olarak ayrılan her bölümde Güneş bir yılda aşağı yukarı 30 gün kalır. Güneş her sabah ufuktan doğar ama doğduğu burç yılın zamanına göre değişir. Bundan dolayı, kişinin ‘yükseleni’ dediğimiz doğumu sırasında ufuktan yükselen burçun ne olduğu saatleri aynı olsa da bahar ve yaz aylarında farklı olur.

Birçok eski bilge Güneş’in burçlardan geçiş hareketinin yaşamı da sembolize ettiğini söyler. Burçlar Koç’tan başlar ve Balık’la sonuçlanır. Koç burcu ile kişi doğar ve egosu ile kendi için var olmaya çalışır. Boğa ile bedeni ile bütünleşir. İkizlerde ruhu başkaları ile iletişime girer. Yengeç’te başkalarını da beslemeyi öğrenir. Aslan olarak lider özelliklerini bulur. Başak olarak insanlığa hizmet etme arzusunu yaşar. Terazi’ye geldiğinde artık yaşamını paylaşabileceği bir başkasını arar. Akrep’te yaratıcılığını keşfeder. Yay olarak yaşamın anlamını arar. Oğlak’ta düzen ve düzenli bir toplum ararken, Kova’da bütünün hayrına çalışmak ister. Balık burcuna geldiğinde ise artık doğum ile ayrıldığı ilahi bütünlük ile tekrar birleşme arzusundadır.

Burçların başlangıç-bitiş tarihlerinin farklı ekollerde birer gün oynayabildiğini görmekteyiz.

1. Koç Burcu: (21 Mart - 20 Nisan), Geleneksel Evi: 1, Kişilik: Lider, atılgan, zeki, kuşkucu, yenilikleri seven ama çabuk sıkılan, en yüksekte olma arzusu ve başaramaz ise kıskançlık.

2. Boğa Burcu: (21 Nisan – 21 Mayıs), Geleneksel Evi: 2, Kişilik: Sıcakkanlı, dost, güzelliklere hayran, zevkli, sakin ama üzerine gidildiğinde sinirli ve azgın olabilen, az tanıyanlara uysal ve sakin görünebilirler ama kararlı ve yerine göre inatçı olabilirler.

3. İkizler Burcu: (22 Mayıs – 21 Haziran), Geleneksel Evi: 3, Kişilik: Hava gibi değişken, ilginç, karmaşık, hayal gücü ve sezgileri yüksek, hareketli, konuşmayı seven, sabırsız, insanlar ile olmayı seven, yeterince incelemeden yargı koyan.

4. Yengeç Burcu: (22 Haziran – 23 Temmuz), Geleneksel Evi: 4, Kişilik: Herkese güvenmeyen, duyguları güçlü, sezgileri kuvvetli, çekingen ama toplum içinde yer almak isteyen.

5. Aslan Burcu: (24 Temmuz – 23 Ağustos), Geleneksel Evi: 5, Kişilik: Tez canlı, dışa dönük, tutucu, enerjik, mert, cömert, sabırlı, azimli ve üretici, hoşlarına gitmeyen durumlarda kükreyip acımasız olabilen, haksızlığa gelemeyen.

6. Başak Burcu: (24 Ağustos – 23 Eylül), Geleneksel Evi: 6, Kişilik: Mükemmeliyetçi, yüksek standartlar koyan, memnun olmakta zorlanan, çalışkan, ayrıntılara düşkün, neşeli, esprili, canlı, sevimli, dışa dönük görünen duygusallar.

7. Terazi Burcu: (24 Eylül – 22 Ekim), Geleneksel Evi: 7, Kişilik: Hayatta mükemmeli arayan, yetenekli, zarif, nazik, duygulu, dengeyi arayan, insanları mesafeli olarak inceleyip karar veren, az anlaşılabilen, adalet duyguları çok gelişmiş, herkese eşit davranmaya çalışan insanlardır.

8. Akrep Burcu: (23 Ekim – 22 Kasım), Geleneksel Evi: 8, Kişilik: Doğal çekicilikleri olan, girişken, başarılı olmak için çaba gösteren, gergin ve saldırgan olabilen, güçlü, sabır ve sebat gösteren, hassas, sezgileri güçlüdürler. Hırsa kapılmazlar ise istedikleri şeylerde başarılı olabilirler.

9. Yay Burcu (23 Kasım – 22 Aralık), Geleneksel Evi: 9, Kişilik: Anlaşılmayı, tanınmayı, bilinmeyi seven, gözlemci, mantıklı, maddi değerlere önem veren, açık sözlü, zekâları yay gibi gerili ve inceleyen, riske atılmayı seven, hayatı macera olarak görenlerdir.

10. Oğlak Burcu (23 Aralık – 20 Ocak), Geleneksel Evi: 10, Kişilik: Sakin, içedönük, dikkatli inceleyen, başarılı olmak isteyen, kolay güvenmeyen, merak eden, duygularını dışarıya çok yansıtmayan, kendisine hakim olduğunda başarı kapasitesi ve gücü artanlardır.

11. Kova Burcu (21 Ocak – 18 Şubat), Geleneksel Evi: 11, Kişilik: Hümanist, idealist, yenilikçi, biraz bilmiş olarak algılanabilen, istediği zaman cana yakın ve sevimli olabilen, çok yönlü, manevi yönü hareketli ama fiziksel hareketi az olan isteklerine göre hedeflerini belirleyebilenler olurlar.

12. Balık Burcu (19 Şubat – 20 Mart), Geleneksel Evi: 12, Kişilik: Zeki, yetenekli, mantıklı olur ve mantık ile sezgi arasında kararsız kalabilirler, iyimser ve kötümser olabilir ve bu zıtlıklar arası gelgit yaşayabilirler, doğanın güzelliklerini seven, biraz çekingen, cömert, hassas, merhametli ve sevgi dolu ama bunu dışarıya az yansıtanlardır.


Gezegenler

Astroloji’de Ay ve Güneş de gezegen olarak adlandırılmaktadır.
Güneş güç kaynağı olarak bilinir. Ay ise duyguların yöneticisidir.

Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn ilk bilinen gezegenler olup, bunlar yüzyıllardır gözle görülebilen gezenler olarak dikkate alınmaktadır. Son 70 yıldır da modern gezegenler diye adlandırılan Uranüs, Neptün ve Pluto ile birlikte, ’10 Gezegen’ ile astroloji çalışmaları yapılmaktadır.

Astrologlar tüm gezegenlerin dünya üzerinde ve dünyada yaşayanlar üzerinde tesiri olduğunu kabul ederler. Hedef bu tesirin etkilerini incelemeye çalışırlar.

Gezegenler öncelikle 2 ana grupta değerlendirilirdi:
1- İç, İkincil Gezegenler: Bunlar Dünya ile Güneş arasında olan gezegenlerdir. Merkür ve Venüs’tür.
Merkür zeka, hareketlilik öğelerini taşı, habercidir. Venüs ise aşk ve güzelliği temsil eder.
2- Dış, Üstün Gezegenler: Mars, Jüpiter, Satürn
Mars iradeyi ve isteği temsil eder. Jüpiter genişlemeyi doğurur. Satürn yol göstericidir.
Bu tanıma daha sonra 18., 19. ve 20. yüzyılda keşfedilen gezegenler ile üçüncü bir grup ilave edildi:
3- Modern Gezegenler: Uranüs, Neptün ve Pluto.
Uranüs yeniliği ve buluşları temsil eder. Neptün özelliği sınırları aşmaktır. Pluto bireylerden çok insan topluluk ve gruplarını etkiler, yeniden yaratmayı içinde barındırır.

Gezegenlerin dünya etrafındaki görünümlerine göre seyahatleri en kısa olarak Ay için 28 gün ve en uzun olarak Uranüs için 248 yıldır. Gezegenler dünyanın da hareketleri nedeni ile bazen geri gidiyor gibi de görünebilir. Bu zamanlar, bazı derslerin veya fırsatların kendilerini daha kuvvetli olarak gösterdikleri zamanlar olabilir.

Eski astroloji de gözle görülebilen gezegenler burçlar ile ilişkilendirilirdi. 3 gezegenin eklenmesi ile burçları için yeni gezegenler yönetici olarak eşlendirilmiştir. Ancak eski gezegenlerin de etkilerinin devam ettiğini söylemek mümkün. Örneğin Balık burcunun artık Neptün tarafından yönlendirildiği kabul olsa da Jüpiter’in etkilerini de halen görmek mümkündür.

Elementler (Unsurlar)

Eski Yunan’da yaşamın tarifinde kullanılan dört klasik element, astrolojide önemli bir faktör olarak yer alır. Ve burçların daha detaylı tarif edilmesinde etkileri ele alınır. Dört element maddenin dört halini tarif ettiği şeklinde de tanımlanır: katı, sıvı, gaz ve plazma.

1- Ateş: Koç, Aslan ve Yay Burçları (enerji/plazma)
2- Toprak: Boğa, Başak, Oğlak Burçları (katı)
3- Hava: İkizler, Terazi, Kova Burçları (gaz)
4- Su: Yengeç, Akrep, Balık Burçları (sıvı)

Yıldız haritalarında ateş dengeli olduğunda iyimser, sezgileri kuvvetli ve sevgi dolu bir yapı ortaya çıkarken, fazla ateş öğesi sinirli ve kırıcı bir yapıyı işaret edebilir, eldeki işleri tamamlayamadan enerjinin tüketilmesini ifade edebilir. Düşük ateş enerjisi ise hazımsızlık, bağışıklığın düşüklüğü ve cesaret eksikliğini ifade edebilir, kendini yaratamaz.

Toprak enerjisi haritada dengeli olduğunda sabırlı, toleranslı ve gerçekçi bir yapı ve sağlam bir değer sistemi görülür. Toprak enerjisinin fazla olması ağırlık ve sabitliğe yol açarken, azlığı dağınık bir enerji ve dengesizlik olarak kendisini gösterir, kişinin duygularının veya düşüncelerinin aşırı etkisinde kalması olarak kendini gösterir.

Hava enerjisinin dengeli olması açık ve yürekten bir iletişim sağlar ve canlı, sezgisel ama rasyonel bir düşünce yapısı getirir. Hava enerjisi fazla olduğunda dengesiz ve sinirli olabilen kişi yavaşlık olarak kendini gösterir, kişi zihnin yavaş çalışması nedeni ile kendini ifade etmekte zorluk çekebilir.

Su enerjisinin dengeli olması sakin, yumuşak, hassas yapı ile duyguları dengeli olarak yaşamaya izin verir. Duygular yaşamı yönetmez. Su enerjisinin fazla olması gerçekten uzaklaşmış hayaller ile dolu bir yaşam bakış açısına iterken, su enerjisinin azlığı da duygular ile bağlanmada zorluk yaratır. Bu enerjinin yokluğu katılık doğar, anlayış ve kavrayış azalır.

Elementler yaşamı algılamanın farklı yollarını temsil ederler. Özetle, dünyadaki fiziksel yaşamda toprak enerjisi ile beş duyumuzu kullanırız. Su içinde hislerimizi ve duygularımızı kullanırız. Hava’da düşünce ile anlayışa varırız ve ateş içgüdüsel ve iç bilişe dairdir.

Burç Bilgileri
Burç:
Element, Tarz,
Pozitif Özellik, Negatif Özellik, Yöneten Gezegen

Koç
Ateş Esas Enerjik Reaktif Mars

Boğa
Toprak Sabit İstikrarlı İnatçı Venüs

İkizler
Hava Değişen Esnek Yüzeysel Merkür

Yengeç
Su Esas Koruyucu Kıskanç Ay

Aslan
Ateş Sabit Lider Baskıcı Güneş

Başak
Toprak Değişen Detaylı Eleştirisel Merkür

Terazi
Hava Esas Diplomat Kararsız Venüs

Akrep
Su Sabit Güçlü Acımasız (Mars+) Pluto

Yay
Ateş Değişen Mukaheme Gücü Olan Ahlakçı Jüpiter

Oğlak
Toprak Esas İlkeli Hasis Satürn

Kova
Hava Sabit Açık Fikirli Aykırı (Saturn +) Uranüs

Balık

Su Değişen Hayırsever Endişeli (Jupiter +) Neptün


Evler

12 Burçtan sonra, 12 Ev doğum haritamızın başka bir katmanını oluşturur.
Her evin insanın yaşamının farklı bir kısmını temsil ettiği kabul edilir.

Farklı ev sistemleri mevcuttur. Eşit Ev, Placidus, Koch, Campanus sistemleri bunlardan bazıları.
Eşit Ev sisteminde Gökyüzü evleri olarak da adlandırılan birimler dairenin 30 ar derecelik ayrılmış 12 kısmından oluşur. Diğer sistemlerde farklı bölümleme sistemleri vardır.

Evlerin en güçlü olduğu konumun başlangıç noktaları olduğu varsayılır.

1. Ev: Koç ve Mars’ın Evi: Kişilik

2. Ev: Boğa ve Venüs’ün Evi: Para, Mal, Mülk

3. Ev: İkizler ve Merkür’ün Evi: Kardeşler, Çevre, Yakınlar, Kısa Yollar, Kafa

4. Ev: Yengeç ve Ay’ın Evi: Yuva, Ev, Emlak, Baba ve Anne

5. Ev: Aslan ve Güneş’in Evi: Aşk, Çocuklar, Zevkler, Yaratma Gücü

6. Ev: Başak ve Merkür’ün Evi: Sağlık, Günlük İşler

7. Ev: Terazi ve Venüs’ün Evi: Evlilik, Ortaklık, İşbirliği

8. Ev: Akrep ve Pluto’nun Evi: Hukuk, Miras, Cinsellik, Eş ve Ortaklığın
Maddi Boyutu

9. Ev: Yay ve Jüpiter’in Evi: Din, Felsefe, Eğitim, Toplum, Ticaret

10. Ev: Oğlak ve Satürn’ün Evi: Ün, Başarı, Meslek, Anne veya Baba

11. Ev: Kova ve Uranüs’ün Evi: Dostlar, Umutlar, Hayaller, İstekler

12. Ev: Balık ve Neptün’ün Evi: İç Âlem, Sınırlamalar, Endişeler

Gezegenleri 12 Ev’e oturtarak yıldız haritasında başka bir boyut elde edilir. Bazı özelliklerin bu etkileşimler ile kuvvetlendiği ya da etkilerinin yumuşadığı görülebilir.

Astrolojide gezegenler kadar bazı kuyruklu yıldız ve asteroitlerin etkileri de kimi astrologlar tarafından ele alınır.

Ayrıca evlerin vücudumuzun farklı bölgelerine tekabül ederek bedenimizi de tarif ettiği düşünülür. Örneğin bedenin herhangi bir bölümüne ait olduğu düşünülen bölgede sert bir yıldız mevcut ise, bu bölgenin hassas olabileceği düşünülür. Bu bir hastalık olduğu ya da olacağını anlamında değildir.

Pozitif-Negatif

Burçların pozitif ve negatif enerjisi olarak iki kutba ayrıldığı kabul edilir. Pozitif enerji dışa dönük ve kendini ifade etmeyi içerirken, negatif enerji alıcı olmayı ve özümüze bakmayı içerir. İyi yada kötü olarak adlandırılamazlar.

Pozitif kutup enerjili burçlar: Koç, İkizler, Aslan, Terazi, Yay ve Kova
Negatif kutup enerjili burçlar: Boğa, Yengeç, Başak, Akrep, Oğlak, Balık

Pozitif burçlarının elementleri ateş ve havadır. Ve eğer yıldız haritasında 6 veya daha fazla gezegen pozitif enerjideyse, kişinin ana güneş burcu ne olursa olsun, karakteri baskın ve güçlü olur. Pozitif burçlar genelde dışa dönük olurlar. Kendilerini kuvvetli olarak ifade ederler ve dış dünyaya dönük bir yapıları vardır.

Negatif enerjili burçların elementleri toprak ve sudur. İçe dönük ve daha korumacı bir yapıları vardır. Eğer 6 veya daha fazla gezegen negatif enerji kutbundaysa kişi güneş burcu ne olursa olsun burç özelliklerinin baskınlığı azalır. Dinamik gezegenlerin kendini ifade etkisi de azalmış olur. Bu kutbun etkisi zaman zaman kişinin kendini güçsüz hissetmesine neden olabilir.

Her iki kutupta dengeli bir var oluş için gereklidir. Etkisi altında olduğumuz enerjileri bilmek bize dengeyi bulmak için yapmamız gerekenlere dair işaretler verir.

Yıldız Haritasında enerjiler bir burçta pozitif, sonrakinde negatif olmak üzere, sıra ile değişerek 12 burcu kapsar.

Astrolojide Zaman

Astrolojik hesaplamalarında Greenwich zamanı esas alınır ve genelde tablolarda öğlen saat 12:00 ’deki durum verilir. Dünyanın farklı yerlerindeki saatleri verilere uyarlamak için, bir önceki gün ile mesafeler hesaplanarak 24 ‘e bölünür ve 1 saatlik mesafe bulunarak, doğum saatine göre gereken ayarlamalar yapılır. Tabi ülkeler içindeki gerçek saat farklılıklarını da dikkate almak da fayda vardır.

Yıldız Haritası (Doğum Haritası)

Yıldız Haritasında 12 Burç, 12 Ev, 10 Gezegen ve Açı Bilgileri yer alır.

Doğum Haritanızın merkezinde Siz yer alırsınız çünkü Astroloji göreceli olarak Güneş’in ve tüm gezegenlerin dünyanın etrafında görünen hareketinden ya da farklı aşamalarda etrafında görüşündeki konumundan yola çıkar. Bir çember çizilir.
Çemberin etrafında en dış halkada 12 burç yer alır. Hazır Yıldız Haritası Tablolarında temin ederek de kendi haritanızı çıkarabilirsiniz.

Gezegen Pozisyon Tabloları faydalanacağınız tablolardan biridir. Bu tablodan doğum yıl, ay ve gün bilgilerine göre gerekli pozisyon bilgilerini elde edebilirsiniz.
Güneş, Ay, Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün ve Pluto için değerleri elde edersiniz.

Açı Tabloları diğer kullanacağınız tablodur. Açılar da hesaplamalarda ele alacağınız bir faktör.

Tabi belirtmem gerekiyor ki, artık bu tabloları hazırlayan bilgisayar programları var. Program haritayı çıkarıyor. Astrolog tablonun yorumlanmasına odaklanıyor. Yani aritmetiği öğrenmek ve hesap makinesi ve bilgisayar kullanmaya geçmeye eş düşünebiliriz bunu. Devir değişiyor.

Bu arada sadece insanların değil, hayvanların, derneklerin, şirketlerin hatta ülkelerin kuruluşlarına göre doğum haritasının çıkarılabildiğine belirtmem gerek. Yani bir varlığı etkileyen enerjileri incelemek esas. Kuantum fiziği de atomlardan oluşan varlıkları canlı, cansız diye adlandırmadan bir bütünün parçaları hatta yansılamaları olarak almıyor mu zaten?

Çin Astrolojisi

Çin astrolojisi üç ana faktörden oluşmaktadır. Yin ve Yang kutup enerjiler kavramı, beş element ve Çin takvimi. Çin takviminde yıl on iki veya on üç aydan oluşur. Çinlilerin zamanı bölümlemesi değişiktir. Gregoryan takviminde yüzyıl kavramı vardır. Çin takviminde de böyle bir kavram vardır ama 60 Gregoryan yılından oluşur.

Çin astrolojisi de 12 burçtan oluşmaktadır. Her yılda doğanlar o burca ait olur. Her yıl 12 burçtan bir tanesi geçerlidir. Her zaman sırası ile bir burçtan diğerine geçilir ve 12 yıl bitince tekrar aynı sıra ile burçlar kendini tekrar eder. Bunlara hayvan adları ile anıldıkları için hayvan yılları da denir. Yılların başlangıcı yukarıda belirtilen takvim farklılığından dolayı batı dünyasında bilinen şekilde her yıl aynı güne gelmez, buna dikkat etmek gerekir.

Sırası ile 12 burç şunlardır: Fare, Manda, Kaplan, Kedi, Ejderha, Yılan, At, Keçi, Maymun, Horoz, Köpek ve Domuz. Bu hayvanlar her zaman aynı sıradadır. Bu sıralamanın kayıtlı Çin tarihinin başlangıcı olan M.Ö. 2637 yılından beri aynı kaldığı bilinmektedir.

Beş elementin etkileri dikkate alınır. İlk dört element daha önce gördüğümüz gibi: Toprak, Ateş, Hava ve Su’dur. Çin astrolojisinde beşinci element olarak Metal eklenir.

Çin astrolojisinin özellikle karakter, kişilik okumalarında başarılı olduğu görülmektedir.

Astroloji ile İlgili Diğer Dallar

Sayı bilimi (Numeroloji) astroloji ile birlikte en çok kullanılan dallardan biridir. Sayıların enerjileri ile insanı ve olayları etkileyen faktörleri irdelemeye ve açıklamaya çalışır.

Tarot semboller ile kişinin yaşamı ile ilgili mesajlar verir ve sayı bilimi ile çok ilintilidir. Tarot bir kart falı değildir; özünde semboller aracılığı ile kişinin yaşamını yorumlamasını sağlayan, bilinçaltı ile irtibat kurmasını sağlayan bir araçtır.

Buradan Nereye Gideceğiz?

Tabiî ki kısıtlı bir sürede Astroloji hakkında tüm bilgileri aktarmak mümkün değil. Ancak ilgilenenler için incelenebilecek ana hatlarını aktarabildiysek ne mutlu bize. Astroloji detaylı ve öğrenmesi zor görünebilir, ancak esasında önemli olan konunun ilginizi çekip çekmediği, öğrenmek isteyip istemediğinizdir. Ben her şeyin mümkün olduğuna inananlardanım.

Ne zaman biri herhangi bir şeyi yapmanın çok zor ya da imkânsız olduğunu söylese Helen Keller gelir aklıma. 1880-1968 yılları arasında yaşayan Helen Keller’in hikâyesini ilk defa ortaokul’da okumuştum. Ondokuz aylıkken görme, işitme ve konuşma yeteneğini tamamen yitiren Helen Keller, daha sonra öğretmeni Anne Sullivan tarafından yetiştirilir. Sonrasında günümüzde Harvard Üniversitesi ile birleşmiş olan, kadınların devam ettiği Radcliffe College adlı yüksek öğrenim kurumuna gidecek duruma gelir. Beş dil öğrenir, yüzmeden satranç’a kadar çok farklı sporları yapar hale gelir ve dünyada azmin ve her şeyin mümkün olduğunun bir temsili haline gelir. Helen Keller “Eğer bir şey ile yeteri kadar uğraşırsak, her şeyi yapabiliriz,” der ve yaşamın bize verilen ve karşımıza çıkan şartlar kadar onlar ile ne yaptığımız olduğunu hatırlatır. Tıpkı Aldous Huxley’in dediği gibi: “Tecrübe başımıza gelen bir şey değildir. O insanın başına gelenler ile yaptığı şeydir.”


* * *

Hocalarımın birçoğunun astrolojiden elde edilen bilginin kullanımı ile ilgili önemli hatırlatmaları var. Bu bilgileri kişiliğimizi, kendimizi anlamak için kullanmamız tavsiye ediliyor ama bir hocamın dediği gibi bildiğimiz bir yarına uyanmak o kadar da keyifli olmasa gerek. Bilgiyi yarının gizemine dokunmadan bugün en iyisini yaratmak için kullanalım. Bize verilen yaratma gücü şu an’a dair. Şu an’da elimizden gelenin en iyisini yaptığımızda, haritalara fallara gerek olmadan en güzel yarını yaratıyoruz belki de. Anahtar belki de şimdi’de, yaşadığımız an’da.

Yaşamımıza ait birçok etki dış faktörlerden geliyor, ancak bunlar ile ne yapacağımız ise bizim seçimlerimize ve kararlarımıza dayanıyor. Etkiler var ama seçimlerimiz de var. Bir de bilgi onunla kendimizi geliştirmeye karar verdiğimizde daha çok karşımıza çıkıyor sanki.

Bilgi, sevgi, şans, mutluluk, sağlık, bolluk ve bereket dolu günler hep sizinle olsun. Yaşam yolunuz açık olsun.

Yaşam Bizi Çağırıyor - Duymaya Hazır Mıyız?

“Kader” nedir? Yaşamımız bu dünyada nasıl şekilleniyor? Bu dünyaya gelişimizde bir amaç var mı? Her gün karşımıza çıkanlar ile baş edebilecek gücümüz var mı? Zorluklar ile uğraşmak yaşama katlanmak mıdır? Peki, ya gerçekten yaşayacaklarımız yazılıysa? Ya da bize verilen adım adım yaratma gücü müdür? Geçmiş, şimdi ve gelecek bir çizgi olarak mı akar, yoksa her şey bir an’da mı saklıdır? Cevapları kim bilecek? Bize yolu kim gösterecek?

Zaman Nedir?
Örneğin, Einstein’ın rölativite yani izafiyet teorisine göre her şey bir aradadır. Geçmiş, şimdi ve gelecek bir anlamda paralel katmanlarda, aynı “zaman” içinde, aynı an’da var olmaktadır. Oysa “zaman” kelimesini bizlerin genelde kullanışı ise sıralı bir akışı, önce ve sonra kavramlarını içerir.

Benim bio-enerji hocam Moshe’nin tarifine göre ise “yaşamlarımız bir CD de olduğu gibi yazılı. Ancak bizler sırası ile izleyerek anlayabiliyoruz ve kavrayabiliyoruz bu bilgileri. Oysa bütün bilgilere bakmak mümkün, bakmayı bilebilirsek. ” Tabi sanırım bu CD’lerin yeniden yazılabilir olmadığı anlamına gelmiyor. Yaşadığımız olayların, düşüncelerimizin, duygularımızın etkileri sadece şu an’ımızı etkilemiyor. Bir anlamda geçmişimiz ve geleceğimiz beraber oluşuyor. Tabi 3 Boyutlu dünyamızda ve 5 duyumuz ile yaşamı algılayabilmek için geçmiş-şimdi-gelecek kavramlarına ihtiyacımız var.

Yaşamın akışını ne belirliyor?
Eğer yaşam çizgimizi yazılı olarak kabul edersek, niye halen çabalamaktayız? Nedir bizi iten mekanizma? Bir şeyleri düzeltmek ya da bir hedefe ulaşmak arzusu neden? Ben her birimizin yaşama gelişinin ruhlarımızın öğrenmesine ek olarak, bir hedef içerdiğine, bir nedeni olduğuna inanıyorum. Yaşama geliş için bir amacımız olduğuna. Görünenin ardında bir düzen yattığına.

Doğduğumuzda an’da unuttuğumuz ama öncesinde tasarlanmış bir yaşam. Mümkün mü?
Stella Terrill Mann yaşam hakkında şu formüle inanıyor:”Arzula, iste, inan ve elde et.” Claude Bristol’a göre ise, “Kaçınılmaz olarak, bizler hayal ettiğimiz oluruz.”
O zaman yaşam görev ve hedeflerimizi önceden belirlemiş olsak bile, sonuca varmak için yolumuzu seçimlerimiz ile açmamız mı gerekiyor yoksa? Plato “İrdelenmeyen yaşam, yaşamaya değer değildir” diyor. O zaman sormaya devam edelim.

***

“Kader ya da yazı” diye bir şey varsa da, bu kararlarımızla ve tercihlerimizle nasıl şekilleniyor? Anne ve babamızdan aldığımız genetik kodlar belki kaderin bir parçası. Ve dünyaya geldiğimiz an’daki bazı şartlar bizi etkiliyor olabilir. Örneğin astroloji bu etkiler üzerinde duruyor. Bize verilen ad taşıdığı enerji ile bizi etkileyebiliyor. Ailemizi, doğum tarihimizi ve yerini ruhsal bir boyutta belki de bizler seçmişte olsak, doğumumuzla beraber maddesel dünyamız yol almaya başlıyoruz. Ve bu dünyanın aletleri ve kuralları ile yaşam mücadelesini sürdürüyoruz. Bu yaşamın hakkını vermek için ne yapmak gerekiyor o zaman? Ne kadar geniş kapsamlı bir soru bu. Ama yaşam cevapları aramak ise, atacak adımlarımızı bulmalıyız.

Düşüncelerimiz yaşamın tohumlarıdır.
Düşündüklerimiz çok önemli. Bir düşünceyi seçtiğimiz an’da bir tercih yapmış oluyoruz. Muhtelif mistik ekollerde buna “tohum seviyesi” deniliyor. Biz tohumları ekeriz, böylelikle şu an da gördüğümüz tüm sonuçlar esasında daha önceden ektiğimiz tohumların meyveleridir. Tohumları farklı yollar ile ekebiliriz. Düşüncelerimiz tohumlarımızdır; ve düşünmek tohum ekme yollarımızdan biridir. Genelde yaptığımız bir şeyin sonuçlarını iyi ya da kötü görmek konusunda rahatız. Ama ya düşüncelerimiz, onları gerçekleştirmesek de, bizi etkiliyorsa?

Judith Leventhal diyor ki: “ Somut fiziksel eylemlerimizin, yardımseverliğimizin mesela olası tezahürlerini kabul ederiz. Fakat sadece iyi bir davranışta bulunma düşüncesi bile, evrende bir değişiklik getirecek kadar güçlüdür.” Olumlu düşünmenin, pozitif düşünmenin yararlarını anlatmak üzere uğraş veren yazarlar önemli bir konuya mı dikkatimizi çekiyorlar yoksa? Einstein’ın dediği gibi “zorlukların içinde fırsatlar yatar.” Bunu kendimize hatırlatmamız mümkün mü? Davranışlarımızı düzeltmek, kendimizi geliştirmek üzere onca uğraş verirken, bir yandan olumlu olmayan düşüncelerimiz ile kendimizi sabote mi ediyoruz?

***


Kısa bir onaylama egzersizi:
Bir önerim olacak: Haydi 30 gün boyunca bir kolay bir egzersiz yapalım. Sabah ve akşam günde en az iki defa tekrar edelim:
Gözlerinizi kapatın, iki ya da üç defa derin, dolu ve sakince nefes alıp verin ve şu onaylamayı tekrar edin: “Aklıma gelen tüm olumsuz düşünceleri sevgiyle bırakıyorum. Yaşamın bana benim için en doğru olanı vereceğine inanıyorum. Kendimi seviyorum ve olduğum gibi kabul ediyorum.”

***

Bana hep sorarlar “Olumlu düşün diyorsun ama kendiliğinden olmuyor. Ne yapmalıyım?” Öncelikle, onaylamaları kullanmayı hafife almayın diyorum. Düşüncelerimizi biz seçiyoruz. Bir tohum küçüktür ama bir süre sonra karşınıza bir meşe ya da çınar ağacı olarak çıkabilir. Nasıl tohumlar ektiğinize dikkat edin. Yaşamın anahtarı orada saklı.

Kendi enerji seviyemizi yükselttiğimiz zaman, olumsuz düşüncelerin barınamadığını keyifle göreceksiniz. Enerji seviyenizi yüksek tutmak için bol bol su içmeyi, taze sebze ve meyveler yemeyi ve gergin hissettiğiniz anlarda derin nefes almayı unutmayın. Ilık bir duş, 20 dakikalık bir yürüyüş, gözlerinizi kapatarak ruhunuza hitap bir müzik eşliğinde 20 dakikalık bir dinlenme sizi kendinize getirebilir. Vaktim yok demeyin. Enerjiniz düştüğünde, inanın çok daha fazla zaman kaybediyorsunuz.

***
“Biz Ne Biliyoruz ki?” adlı filmi seyrettiniz mi? Film de şu soru tekrar tekrar sorulur: “Gerçek Nedir?” Evet, yaşamın gerçeği nedir sahiden? “Gerçek” denilen şeyi ne belirler? Objektif ve değişmez bir gerçek var mıdır? Yoksa her şey göreceli midir esasında?

Biz insan olarak, evren olanların yaşananların sadece çok küçük bir kısmını görüp inceleme şansına sahibiz. Evren insanoğulları için bilinmezliğini halen korumakta.
Çok basit olarak, biz sadece bazı frekansları görebilmekte ve duyabilmekteyiz. Peki, algılayamadığımız diğer frekanslar gerçek değil midir?

***

Hayatımızdaki yol ayrımlarında bazı kararlar alıyoruz ve bu kararların sonuçlarını yaşıyoruz. Okullarımızı seçiyoruz, mesleklerimizi seçiyoruz, arkadaşlarımızı, eşlerimizi seçiyoruz, bir gezi için nereye gideceğimizi seçiyoruz.

Seçtik. Peki, eğer bir karar aldığımızda, aldığımız kararların sonuçlarını yaşamın bir dersi olarak kabul etsek ve geçmişi irdelemek yerine Şimdi’ye odaklansak; yaşamımızda karşımıza çıkan zorluklar karşısında, isyan etmek yerine, var olanı, yaşananı kabul ederek ilerlesek, ve geçmişteki adımlarımızı değil de atacağımız adımları sorgulasak, acaba daha mutlu, daha üretken, daha düzenli bir yaşam sürdürme şansımız olur mu?

Olanı ve var olanı değiştirmek mümkün olmadığına göre, mevcut duruma göre neler yapabileceğimizi düşünmek hayat kalitemizi daha olumlu etkilemez mi? Yaşamda bizim bilebildiğimizden farklı bir “gerçeklik” olabilir mi? Bu kavramı kabul etmemiz mümkün olabilir mi?

***

Sorularımız var. Peki, cevapları nasıl bulabiliriz? Ben hepimizin cevaplar dünyası ile özde doğal bir irtibatımız olduğuna inanıyorum. Evrenin, Yaradan’ın ilahi zekâsı ve bilgisi ile iletişim kurmak mümkün. Yaradan’ın bu bilgiyi bize sunduğuna inanıyorum. Bizim almaya, duymaya hazır olup olmamamız ayrı bir konu. Ve nasıl yapabiliriz? Yitta Mandelbaum’un diyor ki “Evren sorularımıza yanıtlar verir. Bunları ancak, yüreğimiz açıp ruhumuzu akışa bıraktığımızda duyabiliriz.”

Cevaplar dünyasına bir giriş kodu varsa, bunu nasıl bilebiliriz? Bu kod içimizde. Bu kod öncelikle “sevgi”. Kendimizi, insanlara ve dünyamıza. Bu kadar basit mi? Öz’de - evet. Ve tabi ki “duymaya açık olmak ve yolumuza çıkan, karşımıza çıkanları görmeye yürekli” olmak gerekiyor. Bu kod “Evrenin bizim için hazırladıklarına teslim olmaya, buna güvenmeye hazır olmak” bir anlamda. Her şeyin bizim hayrımız için olduğunu kabul etmek ve anlamsız görünende anlamı aramakta.” Bu anahtarlar ile esasında kendi yaşamımızın kilitlerini açıyoruz; yaşamaya başlıyoruz.

***

Uyanışın 7 Aşaması

Robin Sharma “Koza Kelebeği Bilmez” adlı kitabında kişisel uyanışın 7 aşamasından bahsediyor. Bu uyanış aşamaları ile kişisel aydınlanma yolumuzu açıyor ve kaderimizin bizi çağırdığı yolu yürümeye başlıyoruz.

Sharma bu yolda yürümenin birinci aşamasını “bir yalanı yaşamak” olarak tanımlıyor. Bu evrene insan derin bir uykuda gibi oluyor ve yaşamının esasında pek de farkında olmuyor. İkinci aşamada, daha fazla şeyin farkında olabilmek arzusu ile karar alıyoruz bu yönde. Üçüncü aşama, fırsatların ve bir anlam da mucizelerin farkında olma aşaması. İmkânsız diye düşündüğümüz şeylerin belki de mümkün olduğunu fark ediyoruz. Evren bize bu durumda genelde mucizelerin tadını veriyor.

Dördüncü aşamayı Sharma “üstatlardan öğrenme” aşaması olarak tanımlıyor. Bu aşama da kişi, hayata dair sorulara bir cevap getirebilecek bir hoca, bir yol gösterici arayışında oluyor. Genel de bu aşamada, yaşamımızın yönünü değiştiren öğretmenler ile karşılaşıyoruz. Kimileri için bu dönem gerçekten karanlık dönemlerinde bir hocanın yaşamına ışık getirmesi olarak tarif edilebiliyor. “Öğrenci hazır olduğunda, öğretmen gelir” sözü bu dönem için söylenmiş diyebiliriz.

Beşinci aşama, değişim ve yaşamımızı ve gerçeklerimizi yeniden yaratma dönemidir Bu noktada, artık yaşamımızın yerine getirmek için doğduğumuz amacımıza yönelişini yaşarız. Sonraki aşama, yani altıncı aşama, Sharma tarafından “büyük imtihan” olarak adlandırılır. Yaşamımızdaki en kritik an’lardan biridir O’na göre. Bu noktada Evren, o güne kadar kişinin tün edindiği bilgileri ve kişinin bu bilgi ile son seçtiği yolu sınava tabi tutar. Yaşama dair arzuların, bilginin ve seçilen yaşam hedef ve yollarının sınava tabi tutuluşunu yaşar kişi. Yaşamımızdaki en belirleyici noktalardan biridir bu. Kaderimizin bizi çağırışına kulak verip vermediğimiz ve bu yola ne kadar inandığımızın bir kontrolüdür bu.

Yaşamımız bize sunduğu fırsatları ve hediyeleri ne kadar arzuladığımız, bunlara ulaşmak ihtimalimizi etkileyen bir faktördür. Sharma’ya göre, genelde insanlar bu aşamada mücadeleyi bırakır. Belki de bu nokta hedeflerimize, rüyalarımıza, kaderimizin bir çağırdığı yaşam yolumuzu yaşamaya en yaklaştığımız noktadır. Aydınlanmaya, yedinci aşama bir şey kalmamıştır. Sheila Graham’ın dediği gibi: “Bir şeyi yeterince kuvvetle isterseniz, her şeyi elde edebilirsiniz. Arzu ettiğiniz şey içinizde patlar, derinizden dışarı taşar ve dışarıda evreni yaratan ilahi enerji ile bütünleşir, bir olur.”

***

Yaşama verdiğimiz tepkileri seçerek akışı değiştirmek mümkün
Bir yandan da unutmamak gerek, yaşamımızı en çok etkileyen şey başımıza gelen olaylar değil, bu olaylara nasıl baktığımızdır. Olayların etkisi, bizim olanlar hakkında ne düşündüğümüz ve hissettiğimizle belirlenmektedir.

Yaşamda her adımda tercihler yapıyoruz – belki olayların akışı hakkında değil, buna gücümüz yetmiyor bazen- ancak yaşananlar hakkında nasıl hissedeceğimizi ve nasıl reaksiyon vereceğimizi biz belirliyoruz. Gerçeğimizi işte belki de bizim bu tepkilerimiz belirliyor. Belki de yaşamımızın akışını belirleyen, yaşama verdiğimiz tepki.

Kitaplardan ve filmlerden öğrenecek çok şeyimiz var.
Ya da Robin Sharma’nın dediği gibi: “Öğrenecek değil, hatırlayacak. Çünkü biz insanoğulları bilerek doğarız. Gereken sadece hatırlamaktır.”

***

Sorular cevapların kapısını açar
Bu ay sizlere bazı sorular sunmak istedim. Gelecek aylarda, hem sormaya devam edeceğiz, hem de hocaların ve üstatların sundukları cevapları inceleyeceğiz. Tabi kendi cevaplarımızı ele almak şahsi gelişimimiz için önemli. Kendimizi tanımak, bilmek yolunda ilerliyoruz Ve hocam Moshe’nin bana ısrarla hatırlattığı gibi: “Size söylenilenleri asla düşünmeden, tartmadan kabul etmeyin. Duyduklarınızı Evrenin size bir mesajı olarak alın. İyi ya da kötü olarak değil, sadece birer mesaj olarak. Kendi yolunuzu yine de siz kendiniz seçeceksiniz. ” Bu yaşam sizin krallığınız.

Karanlık zamanlarda, göz görmeye başlar.” Diyor Theodore Roethke. Karanlıktan korkmayın. Işığı açın yeter. Bir mum yakın, bir adım atın ve güneşi hayatınıza davet edin. “Kapalı bir kapıyla yüz yüze gelmiş ve kendinizi ümitsiz hissediyorsanız, bilin ki tüm kapılar zamanı gelince içeri girmeniz için ardına kadar açılacaktır.”

Şimdiden yolunuz açık olsun…
Sevgiyle,
Z.
________________________________________________________________________
Ayın Onaylaması:

“Evrenin ve Yaradan’ın hediyeleri her zaman benimle beraber. Kollarımı, kalbimi ve ruhumu bu hediyeleri almaya açık tutuyorum.”
Dr. Doreen Virtue, “Meleklerinizden Mesajlar” adlı kitabının yazarı.
________________________________________________________________________
Ayın Sözü:

“Kimse kaderini keşfetmez. Kaderiniz sizi keşfeder; kaderiniz sizi bulur. Siz ruhsal çalışmanızı yapın. Öyle ki, fırsat kapınızı çaldığında - hazır olun.”

“Koza Kelebeği Bilmez” adlı kitaptan alıntı.
________________________________________________________________________
Okuma Tavsiyesi:

“Kehanetlerin Gizemi”; Yazar: James Redfield.

Yaratıcılığınızı Keşfedin

Hiç piyano çalmak istediğiniz ama sonra denemekten vazgeçtiğiniz oldu mu? Ya da babanız hakkında bir kitap yazmak istediğiniz ama bu konuda hiç yeteneğiniz olmadığını düşündüğünüz? Ya da resim yapmayı sevdiğiniz halde, bu konuda ilerlemek için yaşınız geçtiğini düşündüğünüz?

Belki de artık yaratıcı yanınızla buluşma zamanı gelmiştir. Ne dersiniz? Bazılarınız yaratıcı yönü ile barışık olarak bilir; ancak birçoğumuz o yönümüze artık “merhaba” demeli ve kaynaşmalıyız.

Biz insanoğulları yapımızın özü itibariyle yaratıcı varlıklarız. Kaynağı’na Allah, Tanrı ya da Evren diyebilirsiniz ama adı ne olursa olsun bize verilen büyük bir yaratma potansiyeli taşımaktayız. Evren enerji ile dolu ve yaratıcılıkta bir enerji aktarımı esas olarak. Biz, evren ve evrendeki her şey enerji. Albert Einstein’ın çalışmaları göstermiştir ki bizim katı madde olarak gördüğümüz her şey enerjidir. Bir çekirdek etrafında dönen parçacıklardan, bu yapıdaki atomlardan oluşmuştur tüm maddeler. Öyleyse, yaratmak için gereken hammadde etrafımızda mevcut. Yapmamız gereken tek şey, bu enerjinin bizden, bizim kanalımız ile, kalbimiz ve hayal gücümüzün yönlendirmesi ile akmasına izin vermek.

Ben üniversite’de endüstri mühendisliği eğitimi aldım. Babam ve ağabeyim inşaat mühendisidir. Eğer ben üniversite öğrencisiyken, ileride bir ressam olacağımı, hatta kendi resim atölyemi açacağımı söyleseniz, herhalde inanmazdım. Ancak mezuniyetimin üzerinden 10 yıl geçmeden her ikisi de gerçekleşti. O yüzden lütfen sanata yeteneğiniz olmadığını ve yaratıcı olmadığınızı söylemeyin bana. İçinizde saklı olan cevherlerin gerçekten farkında mısınız?

Anahtar başlamakta. Yeni başlangıçlar yapmaya, denemeye açık olun. Ne yapmaktan hoşlanırsınız? Yazı yazmayı mı seviyorsunuz, resim yapmayı mı? Yoksa çamur ya da tahta ile mi uğraşmak istersiniz? Ya da dikiş dikmek veya yemek yapmaktan mı hoşlanırsınız? Kitap okumayı ve film seyretmeyi listeye dâhil etmiyorum. Beş duyumuzu kullanarak aktif olarak bir şeyleri “yapmayı” içeren aktiviteleri ele alalım. Altıncı hissimiz de bizi destekliyorsa bir uğraş için, bu da güzel bir onay olur tabi ki. Yeteneklerinizi ve arzularınızı keşfedebilmek için deneyimlemeye açık olmanız gerekiyor.

“İçinizdeki Yaratıcıyı Keşfedin” kitabının yazarı Julia Cameron, her sabah “sabah sayfaları” adını verdiği bir günlük yazmamızı öneriyor. Yatağımızın yanında bir defter ve kalem tutmamızı ve sabahları uyanır uyanmaz el yazısı ile en az üç sayfa yazmamızı istiyor. Yazdıklarımızın dilbilgisi kurallarına uyması gerekmediği gibi, anlamlı ya da tutarlı olması da gerekmiyor. Cameron diyor ki: “Yazacak hiçbir şey bulamazsanız o zaman ‘Söyleyecek hiçbir şeyim yok’ veya ‘Yazacak bir şey bulamıyorum’ yazarak üç sayfayı doldurun.” Bu sabah yazıları sayesinde içimizdeki negatif düşünceleri, duyguları, önceki günlerin ve gecenin tortularını sistemimizden dışarı çıkarabilir ve yeni güne taze başlayabiliriz. Anlamsız ve gereksiz düşüncelerden kurtulduğumuzda, daha derinlerde gizli olan yaratıcılığımızı, yaratıcı düşüncelerimizi gün yüzüne çıkarma şansına kavuşabiliriz.

Sabah sayfalarını yazmaya başladığınızda, sadece gereksiz düşüncelerden arınmak için değil, kendinizi tanımak için mükemmel bir araç bulduğunuzu fark edeceksiniz. Ben sabah sayfalarımı yazarken karşıma çıkanlara hep çok şaşırdım: Gitmek istediğimin farkında bile olmadığım yerler ortaya çıktı, özlediğimi unuttuğum arkadaşlarımı hatırladım, sevdiğimi zannettiğim bazı şeylerde esasında hiçte hoşlanmadığımı keşfettim.

Düşünce süzgecinden geçirmeden akışa bırakarak yazılan bu sayfalar sayesinde var olan ama adlandırılmayan birçok düşünce ve duygu dışarı çıkıyor. Bu insana muazzam bir rahatlama hissi verdiği gibi, derinde zihni meşgul eden yüklerden de kurtulmuş oluyoruz. Yaratıcılığımızın ortaya çıkabilmesi için kendimizi, duygu ve düşüncelerimizi iyi tanıyor olmamız gerekiyor. Kendimizi tanımadan nasıl kendimize dair yaratabiliriz, üretebiliriz ki?

Cameron’un hatırlattığı diğer konu da “içimizdeki eleştirmene” kulak vermeyi bir süre bırakmak ve kendimizi küçük görmekten vazgeçmek. En azından içimizdeki sanatçı yürümeyi öğrenene kadar. Genelde bizler yeni bir şey öğrenmeye başladığımızda hemen kendimizi en ağır şekilde eleştirmek ve için için hevesimizi kırmak ile meşgul oluyoruz. Diyor ki: “İlk resminizi yaptınız. Ve içinizdeki eleştirmen başlıyor: ‘Bu ne ki, ressamlar neler çiziyor…’ İçinizdeki eleştirmeni susturun ve sizin yaratıcığınızın akmasına mani olan bir engel haline gelmesin izin vermeyin.”

Julia Cameron’un öğrencilerine sorduğu enteresan bir soru var: “Eğer yaşayacak beş yaşamınız olsaydı, her birinde ne yapıyor, hangi işleri ya da mesleği yapıyor olmak isterdiniz?” Bu soruların cevabı ile bu yaşamınızda sizi mutlu edecek iş ya da aktiviteleri bulabilirsiniz. Cevap verirken kalbinizi dinleyin. Ve sonra listenize yazdığınız beş cevap ile hayali yaşamınızda arzuladığınız tadı bugününüze taşıyacak beş adım atın. Mesela diyor Cameron: “Kovboy olarak bir yaşam geçirmek istediyseniz, bir at binme dersine yazılabilirsiniz, ya da atlara dair bir kitap satın alabilir ve okuyabilirsiniz.”
‘Aynı tadı verir mi?’ diyebilirsiniz, ama inanın faydası oluyor. İstekleriniz gerçekleştirmenin tadını almaya başlıyorsunuz. Basit; ama bir o kadar gerçek ve faydalı. Ruhumuzun arzularını dinlemiş ve kısmen de olsa yerine getirmiş oluyoruz böylelikle. Ruhumuz ile bir olmaya başladığımız için, enerjimiz artıyor. Yaşama heyecanımız ve arzumuz artıyor.

Sanatın herhangi bir kolu ile uğraşmaya başlamak için mutlaka bir kursa gitmeniz gerektiğini, ders almanız gerektiğini ya da hazırlanmak için uzun zaman ayırmanız gerektiğini düşünmeyin lütfen. Albert Einstein’ın dediği gibi: “Hayal gücü, bilgiden üstündür.” Önce harekete geçin – yazın, çizin, çalın, söyleyin, sevdiğiniz ve içinizden gelen şeyleri yapın. Ve sonra, hoşunuza giden aktiviteleri keşfettikçe, bir yandan da onlar hakkında bilgilenin. Ancak her zaman ve öncelikle: Yapın, Yapın, Yapın. Yapabildiğiniz kadar. Keyif almaktır, ruhumuzu beslemektir esas olan. Yaşam bize tadını çıkarmamız için de verildi. Yaratıcılığımızı kullanmak inanın yaşamınızda mutluluğunuzu artıracak.

Sophocles der ki: “Bakın, bulacaksınız. Aranmayan, fark edilemez.”

Yaratıcılık yolunuz açık ve yeni keşiflerle dolu olsun.

Z.


Ayın onaylaması:
“Yaratıcılığımı fark ediyorum ve onaylıyorum.”
Louise L. Hay, Düşünce Gücüyle Tedavi adlı kitabın yazarı.


Ayın Sözü:
“Ben yeteneğe fazla saygım yoktur. Yetenek genetiktir. Esas olan yetenek ile ne yaptığınızdır.”
Martin Ritt


Okuma Tavsiyesi:
“İçinizdeki Yaratıcıyı Keşfedin”; Julia Cameron.

Meditasyonun Sihri

Sanırım birçoğunuz Meditasyon kelimesini duydunuz, yada meditasyon hakkında okudunuz. Yada belki de meditasyon yapıyorsunuz. Meditasyon kendimizi ve içinde yaşadığımız dünyayı anlamak için mükemmel bir araç. Aynı zaman da iyileşme gücünü de taşıyor içinde.

Meditasyon, huzur ve düşünce berraklığına ulaşmamızı sağlayan ve bunu hem zihnimizi hem de bedenimizi rahatlatarak sağlayan bir metot. Bizi huzur ve netliği bulabileceğimiz bir seviyeye yükselten bir çalışma. Bu seviye bizin fiziksel, duygusal ve ruhsal olarak iyileşmemiz için de en uygun şartların sağlandığı bir mertebe oluyor. Bu rahatlama seviyesinde zihnimizin engellerinden sıyrılmayı başarabiliyor ve evrensel zekâ ile bağlantı kurabiliyor ve iç sesimizi dinleyebiliyor, ya da duyabilir hale geliyoruz.

Meditasyonun bir çok metodu olduğu gibi konu hakkında birçok kaynak kitabı rahatlıkla bulmak mümkün. Size burada meditasyon hakkında genel bilgi vermek yerine, hemen kullanmaya başlayabileceğiniz bazı meditasyon uygulamaları vermek istiyorum.


***

Meditasyonun karışık, anlaması ve uygulaması zor bir şey olduğunu düşünenleriniz olabilir. Oysa, meditasyon genel olarak bir gevşeme uygulaması olarak ele alınabilir. İsterseniz nefesimizi kullanarak yapabileceğimiz bir meditasyon uygulamasını nasıl yapabileceğimizin üzerinden geçelim.

Nefes Meditasyonu:
- Öncelikle, rahatsız edilmeyeceğinizi bildiğiniz rahat bir yer bulunuz.

- Enstrümantal bir müzik dinleyebilirsiniz uygulama sırasında.

- Oturun ve gözlerinizi kapatın.

- Kendinizi zorlamadan, ama düzenli ve ritmik olarak derin nefesler alın.

- Nefesinizin farkında olun.

- Birkaç dakika nefes alıp vermeye devam edin.

- Nefes aldığınızda “bir” diye sayıp verirken “iki”, alırken “üç” verirken “dört” diye saymaya devam edebilirsiniz.

- “On” sayısına kadar devam edin. “On”sayısına vardığınızda tekrar “bir” den saymaya başlayın.

- Aklınıza farklı düşünceler gelebilir. Almanız gereken ya da yapmanız gereken şeyler gelebilir aklınıza örneğin. Düşüncelerin farkına varır varmaz, bırakın geçip gitsinler. Gündelik yaşama ait bu düşüncelerin farkında olun, ama bırakıp geçip gitsinler. Kendinizi zorlamayın. Zamanla bunu çok rahat yapabilir hale geleceksiniz. Sayıları saymayı unuttuğunuzu fark ederseniz, bunu fark eder etmez saymaya geri dönün. Nerede kaldığınızı hatırlamıyorsanız “bir” sayısından başlayın .

- Bu sayarak nefes alma egzersizini beş ila 20 dakika boyunca yapabilirsiniz. Egzersizin sonunu getirmek için bir saat kurmak isteyebilirsiniz.

- Saatiniz çaldığında, koyduğunuz bir müzik bittiğinde, ya da hazır hissettiğinizde, egzersizi tamamlamak üzere, ellerinizi ve ayaklarınız hafifçe oynatın. Omuzlarınızı aşağı yukarı oynatın birkaç kere ve sonra gözleriniz açın.

- Meditasyondan sonra lütfen en az bir bardak su için.

Böyle kısa bir meditasyon bile zihninizin ve bedeninizin gevşeyip rahatlamasını sağlayacaktır. Genelde meditasyon yapmak için en uygun zamanlar sabahları uyandığınızda ya da daha rahat uyuyabilmek için akşamları yatmadan öncedir. Ancak, gündüzleri de ofiste birkaç dakikalığına da olsa kendinizi bu metot ile tazeleyebilirsiniz.

***

Size bir iki kolay meditasyon örneği daha vermek istiyorum. “Yapmak” en iyi öğrenme metotlarında bir tanesi. Bu nedenle, meditasyon nedir bunu incelemek yerine, “haydi meditasyon yapalım, deneyelim”, diyorum. Meditasyon gerçekten çok geniş ve detaylı bir konu. Bir çok uygulama şekilleri ve yaklaşımları var. Biz burada sıkça kullanılan bazı uygulamalarının üzerinden geçiyoruz. Örneğin biz duygular üzerine meditasyonlar yapabiliriz. Haydi, affetme üzerine bir meditasyon örneğine bakalım.

Affetme Meditasyonu:
- Öncelikle kendinize sessiz, sakin ve rahatsız edilmeyeceğiniz bir yer bulun...


- Enstrümantal bir müzik çalabilirsiniz. (Genelde konsantrasyonu sağlamak için, gevşemeye yardımcı olması için bir müzik çalmak önerilir.)

- Bu meditasyonu tek başınıza yapacak iseniz, aşağıda vereceğim metni meditasyona başlamadan önce okuyun. (Eğer meditasyonu bir grup içinde yapacaksanız, seçeceğiniz bir kişi aşağıdaki metni meditasyona başladıktan sonra okuyarak grubu yönlendirebilir.) :

“Affetmek benim her zaman yanımda taşıdığım bir iyileşme aracı. Ben affetmeye hazırım. Eleştiri, korku, utanç, pişmanlıklarımı bırakmanın getirdiği özgürlük hissini seviyorum. Bunları bıraktığımda kendimi ve başkalarını affedebiliyorum ve affediyorum. Böylece hepimizi özgür bırakıyorum. Eski konular hakkındaki sabit fikirlerimi bırakıyorum. Artık geçmişte yaşamayı kabul etmiyorum. Bu eskiye dair yükleri bugüne kadar taşımaya devam ettiğim için kendimi affediyorum. Kendimi ve başkalarını sevmeyi bilemediğim için kendimi affediyorum. Herkes kendi davranışlarından ve yaşamından sorumludur. Yaşama ne verirsek, yaşam da bize onu geri verir. Kimseyi cezalandırmam gerekmiyor. Affetmeye direnci olan yönlerimi ve özelliklerimi serbest bırakıyor ve arındırıyorum. Kendimiz, herkesi ve her şeyi affediyorum. Benliğimde temizlenen ve açılan yere, Sevgi doluyor. Işık, sevgi, mutluluk, sağlık ve neşe ile doluyorum. Bolluk ve bereket içindeyim. Mutluyum ve huzurluyum. Sevgi ile doluyum.”

- Oturun ve gözlerinizi kapatın. (Uygulamaları uzanarak, yatarak yapmak isteyebilirsiniz, ancak tek başınıza meditasyon yapıyorsanız, bunu oturarak yapmanız önerilir. Eğer bir grup ile beraber ve bir grup liderinin sesli yönlendirmesi ile meditasyon yapıyorsanız, uygulamayı sırt üstü yatarak yapabilirsiniz.)


- Ritmik ve düzenli olarak, ancak kendinizi zorlamadan nefes alıp verin.

- Nefesinizin farkında olun.

- Birkaç dakika nefes alıp verin ve nefesinizi izleyin, farkında olun.

- Başınızı gevşetin, kaşlarınızı, gözlerinizi gevşetin, yanaklarınızı, ağzınızı, dudaklarınızı gevşetin, çenenizi gevşetin, sonra boynunuzu ve omuzlarınızı gevşetin, kollarınızı, ellerinizi, parmaklarınızı gevşetin, sırtınızı gevşetin, kalçalarınızı gevşetin, bacaklarınızı, ayak bileklerinizi gevşetin ayaklarınızı, ayak parmaklarınızı gevşetin. Başınızın en tepesinden, ayak parmaklarınızın ucuna kadar vücudunuzun tamamen gevşediğini hissedin.

- Aklınıza farklı düşünceler gelebilir. Bunların geldiğinin farkında olduğunuzda, bırakın geçip gitsinler. Gelen düşünceler var ise, bunlara bir gözlemci gibi dışarıdan bakın; içlerine girmeyin. Bunların geçip gitmelerine müsaade etmeye çalışın. Bunu yaparken kendinizi zorlamayın ve sıkmayın.

- Derin nefes alıp verin. Kendinizi rahat bırakın, nefes alıp verirken de rahat olun.

- Zihninizdeki düşünceler uzaklaşıp boşaldıkça, yukarıdaki metni hatırlamaya çalışın ve hatırladığınız bölümlerini kendinize tekrar edin. Affetme hissini, hissetmeye çalışın. Kendinizi hatalı yaptığınız her şey için affedin. Kendinizi tüm suçluluk duyduğunuz şeyler için affedin. Önce kendinizi affedin; sonra başkalarını.
(Kendiniz üzerinde birkaç defa çalıştıktan sonra, eğer herhangi bir neden ile affedemediğiniz bir kişi var ise, bu defa meditasyonda bu kişiyi affetmek üzere çalışabilirsiniz. Kendinize ve affetmek istediğiniz bu kişiye sevgi gönderin. Eğer meditasyonu bu grup ile yapıyorsanız, bu aşama da yukarıda ki metni bir kişi okuyabilir ve grup içinden tekrar edebilir.)

- “Her şey iyi, doğru ve tam” onaylamasını birkaç defa içinizden tekrar edebilirsiniz.

- Kendinizi zorlamadan, derin ve düzenli olarak nefes almaya devam edin.

- Hazır hissettiğinizde, yada birkaç dakika sonra, 1’den 5’e kadar sayın.

- 5 sayısında gözleriniz açın ve ellerinizi, ayaklarınızı, omuzlarınızı oynatın.

- Bir iki dakika gözleriniz açık olarak oturmaya devam edebilirsiniz.

- Meditasyonun sonunda, en az bir bardak su içmeyi ihmal etmeyin.


***

Affetmek yerine, arzu ettiğiniz herhangi bir duygu ya da konu üzerine de çalışma yapabilirsiniz. Koşulsuz sevgi, kabul etmek ya da aklınızdaki herhangi bir soru üzerine çalışabilirsiniz.

Meditasyon çalışmalarının süresi ile ilgili kesin kurallar yok. Ancak, en az 5 dakika ayırmak uygun olur. Örneğin Louise L. Hay, 20 dakikanın ideal bir meditasyon süresi olduğunu söyler. Siz, öncelikle yapabildiğiniz, sonra da ihtiyaç duyduğunuz kadar yapın. Hay’in dediği gibi: “Yapabildiğiniz kadar yapın. Ancak unutmayın, her gün beş dakika yapılan meditasyon, haftada bir defa 20 dakika yapılan meditasyondan iyidir”

***


Hiçbir şey yapamıyorsanız, en azından oturun, gözlerinizi kapatın, birkaç dakika nefes alıp verin ve kendinize şu onaylamayı tekrar edin: “Kendimi tüm yönlerim ile kabul ediyorum ve seviyorum. Yaşamım her gün daha da güzelleşiyor.”

Bu kısa çalışma ile bile enerjinizin arttığını hissedeceksiniz. Yapmaya niyet edin ve gerisini akışa bırakın. En iyisini ve hayırlısını dileyin. İnanın, kavuşacaksınız. Ve,
Yıldız Savaşları filminde Jedi UstasıYodi’nin Luke Skywalker’e dediği gibi: “YAP. Deneme. Denemek diye bir şey yoktur.”

Yapmanın gücü hep sizinle olsun.

Sevgilerimle,
Z.

______________________________________________________________________
Ayın Onaylaması:
“Bedenim için şükrediyorum. Yaşamı ve yaşamayı seviyorum. ”
Louise L.Hay
_______________________________________________________________________
Ayın Sözü:
“Zihnimiz huzurlu ve rahat olduğunda, içimizde farklı enerjiler uyanır ve bizim çaba göstermemize gerek kalmadan, yaşamda mucizeler ile karşılaşırız.”
Dr. Deepak Chopra
________________________________________________________________________
Ayın Okuma Tavsiyesi:
“Koza Kelebeği Bilmez” Robin Sharma

Suyun Gücü Sizi Bekliyor

Vücudumuz yüzde 70 sudan oluşmakta. Hücrelerimiz doğru çalışmak için suya ihtiyaç duyar. Su vücudumuzu temizler, arındırır. Terleme ile vücut ısımızı dengelememizi sağlar; hazmetmeye yardım eder, toksinlerin gerek idrar gerek terleme yolu ile atılmasını sağlar. Hücrelerimizin ana yapısını oluşturan suyun yokluğunda bedenimiz ancak birkaç gün dayanabilir.

Herhangi bir makineden farklı olarak vücudumuz bazı eksikliklere rağmen fonksiyonlarını sürdürebilme özelliğine sahiptir. Bu sayede vücudumuzda su eksildiğinde, vücut bir dereceye kadar bu eksikliği kendi içinde gidermeye çalışır. Örneğin, bir otomobilin motoru soğutma sistemindeki sıvı eksikliğinin hemen dışarı yansıtır, motorun ısısı yükselir ve bu eksikliği haber verir. Dikkate almadığımızda da çok kısa zamanda arıza baş gösterir. Bedenimizdeki sıvı eksikliği ise hücrelerimizi ve organlarımızı yavaş yavaş öldürür. Vücudumuz çok akıllı bir makine. Bedenimizin herhangi bir bölgesinde eksik ve yetersiz su olduğunu vücudumuz tespit ettiğinde, diğer su seviyesi daha yüksek olan organlarımızdan suyu emer ve bu bölgelere aktarır. Ancak böylelikle geçici olarak problem giderilse de eksilen suyu yeterince su içerek takviye etmediğimiz takdirde organlarımızın bozulmasına müsaade etmiş oluruz.

***

Yeterince sıvı almadığımızda ve özellikle yeteri kadar su içmediğimizde, modern ya da tamamlayıcı tıp olarak hiçbir tıbbi metot tam olarak iyileşmemizi sağlayamaz ve yardımcı olamaz. Reiki, Bio-Enerji veya Refleksoloji tedavilerinden önce, su içmeniz istenilir. Su, adeta şifa enerjisini ileten bir madde görevi de görmektedir. Su bir anlamda tedavi sırasında verilen enerjiyi ve şifa bilgisini gereken yerlere ulaştırmaktadır. Su enerji seviyesindeki bilginin, fiziksel, bedensel seviyeye iletilmesini sağlama görevini yapmakta, bağlantıyı sağlamaktadır.

Meşhur Japon araştırmacı Masaru Emoto suyun duyduğu, gördüğü ve anladığı tezini ispat etmek üzerine çalışmalar yapmıştır. Hazırladığı laboratuarında suya muhtelif sözlük ve kelimeleri göstermiş ve sonra bu suların kristallerinin fotoğraflarını çekmiştir. Örneğin, su şişesine “sevgi ve şükran”, “teşekkür ederim” gibi sözcükler bantlandığında, su çok güzel görüntülü kristaller oluşturmaktadır. Oysa, suya “mutsuzluk” veya “sen aptalsın” gibi sözcükler bantlandığında, bu defa sudan kristal oluşmamaktadır.

Emoto’nun araştırmaları neticesinde vardığı sonuç şu olmuştur: Su, enerji ile etkileşime girmektedir ve bu nedenle eğer biz olumlu şeyler düşünür ve söylersek, vücudumuzdaki suyun kalitesini, değerini artırdığımız için sağlığımızda düzelmektedir.
Japon araştırmacı diyor ki: “Suya saygı göstermeliyiz. Suya sevgi ve şükran göndermeliyiz ve sudan bize gelen titreşimleri olumlu bir niyet ve yaklaşım ile almalıyız. Su değiştiği zaman, olumlu enerji ile dolu olduğu zaman bizde değişiriz, iyileşiriz, çünkü biz öz olarak sudan başka bir şey değiliz.”

***

Su iç organlarımızı temizleme görevini üstleniyor. Sağlık problemlerimizde ilaç kullandığımızda, doktorlar ilaçların yan etkilerinin azaltılması için su içmemizi öneriyorlar. Tamamlayıcı tıp metotlarından sonra da su içmeniz istenilir. Bunu ana nedeni bu tedaviler sırasında vücudumuzda bir arınma olması ve toksinlerin atılmasıdır. Bu toksinler ancak su aracılığı ile boşaltım sistemlerimizden dışarı atılır. Bol su içildiği takdirde, bu iyileştirme metotlarından sonra toksin atımı nedeni ile görülebilen öksürük, hapşırma, kaşınma ya da ateş gibi geçici “iyileşme sendromlarının” etkileri azalır. Yeterince su içtiğimizde bedenimiz kendini çok daha kısa sürede temizler.

***

Vücuttaki toksin seviyesinin artması bağışıklık sistemimizi düşürür ve organlarımızın ideal şekilde çalışmasına mani olur. Çok yağlı besinler yemek, çok işlem görmüş ve vitamin ve mineral değeri düşük besinler ile beslenmek ve hareketsizlik bağışıklık sistemimizi zayıflatan etkenlerdir. Ancak, içtiğimiz su miktarını artırarak bağışıklık sistemimizin dengeye gelmesini sağlayabiliriz.

“Vücudunuz Sizden Su İstiyor” adlı kitabın yazarı Doktor Fereydoon Batmangheligj, suyun etkileri üzerine uzun yıllar çalıştığı vakalardan değişik örnekler vermektedir. kitabında. Kendisini İran’da bir hapis cezası almış ve bu sırada hapishanedeki bir çok mahkumu su içirerek iyileştirmiştir. Ve bu başarısı ile hapishaneden araştırmalarını sürdürebilmesi için çıkarılmıştır. Kendisi daha sonra Amerika Birleşik Devletleri’ne gitmiş ve araştırmalarını bu ülkede sürdürmüş ve birçok kitap yazmıştır.

Batmangheligj susuzluğun, vücudun susuz kalmasının, hastalıkların temel nedenlerinden biri olduğuna inanmaktadır. Araştırmaları sonucunda, hazımsızlıktan kaynaklanan ağrıların vücutta su seviyesinin düştüğünün işareti olduğunu ve su içilerek azaltılabildiğini görmüştür. 12 parmak bağırsak ve mide ülserlerinde, suyun mide içinde dokuları doldurup üzerlerinde koruyucu bir katman oluşturarak mide asitlerinin bu dokulara zarar vermesini engellediğini tespit etmiştir. İranlı doktorun çalışmalarına göre, baş ağrıları, romatizmaya bağlı eklem ağrıları, boyun ve omurga ağrıları, hasta su içtiğinde azalmakta, hatta kimi vakalarda tamamen geçmektedir.

Dr. Batmangheligj şöyle diyor: “Vücudumuz su, sadece su istiyor, su’ya ihtiyacı var ve su diye sesleniyor” ; ve belirtiyor ki yeterince su içilmediği takdirde, ne ilaçlar yeterince fayda getiriyor, ne de bağışıklık sistemimiz ideal koruma seviyesine gelebiliyor. Dr. Batmangheligj’nin kitapları “okunması gereken kitaplar” listenizde mutlaka yer almalı.


***

Suyun mucizevi yararlarından faydalanmak için, her sabah uyandığınızda, lütfen güne bir iki bardak su içerek başlayın. Ve gün içerisinde de en az 7, 8 bardak su içmeye özen gösterin. Bazen bana başka sıvılar içmenin suyun yerini tutup tutmayacağını sorarlar. Diğer sıvıların tam olarak suyun yerine getirdiği işlevleri yerine getirebildiğini düşünmüyorum. Benim sorum şu: “Suya alternatif olarak içmeyi önerdiğiniz sıvılar ile yüzünüzü yıkar mısınız ya da duş alıp kendinizi temiz ve taze hissedebilir misiniz? Cevabımızın “evet” olması zor; o zaman organlarımızın da cevabının olumlu olması zor.

Ayrıca, vücudunuzdan su atılımını artıran kahve, bira ya da benzeri içecekler tüketiyorsanız, bu ilave su kaybını telafi etmek üzere içtiğiniz su miktarını birkaç bardak artırmanızda fayda var. Bildiğiniz gibi geleneksek olarak Türk kahvesi bir bardak su ile sunulur. Eski nesiller bazı faydalı uygulamaları geleneksel hale ne güzel getirmişler değil mi?

Tabi ki her zaman belirtmekte fayda gördüğüm gibi, herhangi bir sağlık probleminiz olduğunda lütfen konuyu öncelikle doktorunuza danışın. Tüm tamamlayıcı tıp bilgileri ve uygulamaları doktorunuzun onayı ve denetimi altında değerlendirilmeli ve kullanılmalıdır.

Su ile gelen sağlık dolu günler sizinle olsun.
Z.


Ayın Onaylaması:
“Su benim en sevdiğim içecektir. Her gün vücudumu ve zihnimi arındırmak için bol miktarda su içiyorum.”
Louise L. Hay

Ayın Özlü Sözü:
“Hiçbir şey bizi şaşırtmamalı. Zihnimizde ileriye giderek karşımıza çıkacak problemleri önden karşılamalı ve nelerin olamayacağına değil, nelerin olabileceğine odaklanmalıyız.”
Alain De Botton

Okuma Tavsiyesi:
“Vücudunuz Sizden Su İstiyor”; Dr. Fereydoon Batmangheligj.

Sözler Sihirlidir

Sözler sihirlidir. Buna gönülden inanıyorum ben. Problemlerimizi çözmede, zihnimizi kullanmakta ve hatta hastalıklarımızda sözler olayların akışını etkiler. Çünkü biz sözlerimiz ile kelimelerin enerjisini hayata akıtırız. Yaşam enerjidir. Hayal edebileceğimiz her şey enerjiden oluşur. Vücudumuz, düşüncelerimiz, duygularımız, bulutlar, üzerinde oturduğumuz iskemle, her şey, tüm evren – hepsi enerjidir. Ve kelimelerimizde enerjidir. Pozitif kelimeler pozitif enerji verirken, negatif kelimeler negatif enerji akıtır ve bizi ve aktıkları yeri ve şeyi adeta boşaltır. Söz günlük yaşamımızın daimi ve ayrılmaz bir parçası olarak, neredeyse bizi en çok etkileyen enerji kaynağıdır. Bu enerjinin ne olacağını, frekansını seçmek ise, kullandığımız kelime seçimleri ile bizim elimizdedir.

Eski Meksika Toltek bilgeliği hocalarından, Don Miguel Ruiz, “Dört Anlaşma” adlı kitabında der ki: “Söz, kelime sadece yazılı bir işaret ya da ses değildir. Söz bir kuvvettir. Söz iletişim kurmak, ifade etmek, düşünmek için ve böylelikle hayatımızdaki olayları yaratmak için kullandığımız bir güçtür.”

Peki, siz hiç iyileştirme ve şifa için onaylamalar ile çalıştınız mı? Onaylamalar tamamlayıcı tıpta en çok kullanılan metotlardan biridir. Onlar negatif düşüncelerimizi, duygularımızı, alışkanlarımızı, pozitife çevirmede büyük fayda sağlarlar. Çoğumuz farkında olmadan negatif düşüncelerle yaşıyoruz. Otomatik olarak negatif şeyleri düşünüyoruz; hayatımızda nedense en kötü şeylerin olmasını bekliyoruz. Olumsuz beklentiler içinde yaşıyor ve sanki hayatın bizi teyit etmesini istiyoruz. Ve maalesef ki, biz insanlar düşündüklerimizi hayata geçirme gücüne sahibiz. Çok kuvvetli varlıklarız ve bu güçlerimizin farkında da değiliz çoğu zaman. Olacağına inandığımız şeyler, daha yüksek bir yüzde ile gerçekleşiyor hayatımızda. Büyük bir kuvvet bu. Bu kuvveti neden olumlu şeylerin gerçekleşmesi için kullanmayalım?

“Dört Anlaşma” adlı kitabında Don M. Ruiz kelimelerin gücü hakkındaki düşüncelerini ayrıca şöyle ifade ediyor:
“Her insan bir sihirbazdır ve biz sözlerimiz ile bir insana bir büyü yapabiliriz ya da bir insanın üzerinden bir büyüyü kaldırıp azad edebiliriz. Biz fikirlerimiz yorumlarımız ile daimi olarak büyü yapıyoruz. Mesela, ben bir arkadaşımı görüyorum ve o anda aklıma geliveren bir düşüncemi söylüyorum. Diyorum ki: “Biliyor musun, senin yüzünün rengi genelde kanser hastalığına yakalanan insanlarda gördüğüm renk. Ve eğer arkadaşım beni dikkatli dinlediyse ve benim dediklerime inanırsa, bir yıldan kısa bir zamanda kansere yakalanacaktır. Sözün gücü, kelimelerin gücü bu kadar fazladır. Sözün gücü budur.”

Kişisel onaylamalar konusunda en tanınmış yazarlarda biri Louise L. Hay’dir. Kendisi onaylama adını verdiğimiz pozitif ve kişiyi güçlendiren ve olumlu düşünceye yönlendiren cümleler yazar ve bunların farklı sıkıntılarda kullanımı ile ilgili formüller verir. Louise Hay ölümcül bir hastalık ile karşı karşıya kalmıştır ve bir ayak tabanı masajı olan refleksoloji ve bağırsak temizliği metotlarına ek olarak, kendi ifadesine göre özellikle onaylamaları kullanarak rahatsızlıklarından kurtulmayı başarmıştır. Onaylamaları hakkındaki “Düşünce Gücüyle Tedavi” ve “Pozitif Gücün Büyüsü” gibi kitaplarında Hay, muhtelif sağlık problemleri için, bu sıkıntılarımızı aşabilmemiz için faydası olacak onaylamalar önermektedir. Onaylamaları kullanmanın diğer bir metodu da, bizi rahatsız eden duygu ve düşünceleri fark etmek ve bunları serbest bırakmak ve hayatımızdan çıkarmak içindir. Örneğin: Kendinizi geçmişte yapmış olduğunuz hatalarınızdan dolayı eleştirip duruyorsanız: “Hata yaptığım zaman bunun öğrenme sürecinin bir parçası olduğunu fark ediyorum ve kabul ediyorum” onaylamasını kullanabilirsiniz. Ve ya, sevgi dolu bir ilişki içinde olmak istiyorsanız: “Aşk, sevgi ve romantizmi hayatıma şimdi davet ediyorum ve kabul ediyorum” diyebilirsiniz. Negatif kalıpları kırabilmek ve olumluları ile değiştirebilmek için onaylamaları sık sık tekrar etmemiz önerilir. Hatta bunları ayna karşısında gözlerimizin içine bakarak tekrar etmek, bilinçaltımızda yatan olumsuz kalıpları, düşünce ve duyguları fark etmemizi daha çabuk sağlayabilir.

Hay hastalığı vücudun huzuru ve dengesini yitirmesi olarak tarif eder. Gerçekten de birçok tamamlayıcı tıp hocası ve giderek artan sayıda tıp doktoru, hastalıkların negatif düşünce ve duygularımızdan oluşan bir dengesizlik ve huzursuzluktan doğduğunu kabul ediyor. Bu olumsuz tohumlar ve olumsuz besin, vücudumuzda hastalıklar olarak ortaya çıkıyor. Oysa kelimelerimizi dikkatli seçerek ve özenle kullanarak, bu zararlı iç tohumlamayı durdurabiliriz. Ayrıca, vücudumuzu zehirlemeyi bıraktığımız zaman, vücudumuz kendi doğal dengesini bularak iyileşebilir, sağlıklı haline dönebilir.

Tabi ki tüm tamamlayıcı tıp metotları her zaman modern tıp tedavilerine bir destek olarak kullanılmalıdır. Burada bizim ana hedefimiz yeni hastalıkları yaratmayı bırakmaktır; kendimizi pozitif enerji ile doldurmayı öğrenmektir. Kelimeleri doğru kullanmak bu yolda gerçekten önemli ve kuvvetli bir araçtır. Hayatımızı iyileştirmek ve sağlık getirmek için, tıbba destek olarak birçok metot var. Reiki, refleksoloji, masaj, akupunktur, yoga, meditasyon, bioenerji, hatta sanat çok kuvvetli araçlar. Ancak, çok basit bir yol gibi görünse de sadece ağzımızdan çıkan sözlere dikkat ederek ve bu vasıta ile olumsuz duygu ve düşüncelerimizi olumluları ile değiştirebilir ve birçok hastalığa dur diyebiliriz. Çok mu kolay? Ama inanın bu kadar basit bir şey olmasına rağmen etkisi çok büyük.

Doğaldır ki hastalıkların, rahatsızlıkların birçok nedeni olabilir; ancak, pozitif düşüncenin pozitif kelimeler ile yaşamımızda ses bulması birçok sıkıntımızı büyümeden çözebileceğini kabul etmek çok da hatalı olmaz.

Tamamlayıcı tıp konusunda tanınmış Hint kökenli Amerikalı doktor Dr. Deepak Chopra diyor ki: “Tıp sanatında önce, inanç sanatı gelir. Kültürümüz hastalıkların maddesel boyutta oluştuğuna inanmayı seçiyor. Hastalıkların nedenleri genelde oldukça karışık ve derin. Ancak şunu kesinlikle söyleyebilirim ki, bu güne kadar kimse hasta olmanın gerekli olduğunu, bir mecburiyet olduğunu ispat edememiştir. Biz senaryolar yaratıyoruz ve sonra da hücrelerimize kadar bu senaryolara inanıyoruz.”

İnanıyorum ki, kelimelerimiz, sözümüzün gücü bu senaryoları maalesef mühürleyebilir, ya da, belki de yepyeni ve olumlu hikâyeler yazmamızı sağlar. Tercih sanırım bizim elimizde.

Lütfen sözün gücünün farkında olun ve olumlu sözleri hayatınızın tüm alanına sihir ve mucizeleri davet etmek için kullanın.

Mucizeler mi? Evet. Neden olmasın?

Sevgilerimle,
Z.


Ayın Onaylaması:
“Her gün, yaşamımın her alanında, daha da başarılı oluyorum.”
Dr. Emile Coué
Fransız doktor ve Bilinçli İç Onaylama ile Kişisel Ustalığa Geçiş kitabının yazarı.


Okuma Tavsiyesi:
“Dört Anlaşma” Don Miguel Ruiz.

All for a Piano?


It is 06:05 am and I am sitting in my apartment in Fethiye with a boarding card at hand. The Havas airport shuttle bus passed in front of my house about 45 minutes ago. I told the driver Ramazan that I will not be able to come.

It has been raining in Fethiye for a day now. After a very hot summer, finally rain is here.
Well, why I am not able to go to Istanbul? Because of the rain. Not because of a storm, for I am sure that the flight will not be cancelled. I am sitting in my living room in Fethiye writing because my roof and windows are leaking!

In Fethiye I live in a new building that has been built less than two years ago. Last winter was my first winter and I had many leakage problems. Since I do not live in Fethiye all of the time, I need to say that some of rugs were damaged since they “floated” in the house as we say it in Turkish due to rain waters. And it happened several times. I had informed the builder who has kept an apartment in the building to also partly live in Fethiye.

During the summers, I usually live in the Sovalye Island right across Fethiye. And this summer, although I did not see it, I was sure that the roof was repaired. As I woke up this morning to get ready for the plane at 5 am, I stared walking on a wet floor and started hearing the drippings from the ceiling. The water was dripping from the light bulb in the bathroom (and unfortunately it still is.)

So instead of taking a shower and getting ready to go, I found myself trying to clear the water from the upper floor of my apartment. Of course, I was thinking: “I am leaving for a week, how should I leave the house that the water does not accumulate, and also damage my furniture and paintings. The water drips from the wooden ceiling, which was beautiful when I bought this apartment, but now with huge bumps and discoloration due to the leaks. Then I decided to go to the lower floor to the living room to close up. It was then I realized that I was stepping on a wet floor again. This time water was leaking below my windows. The whole living room was wet. For a second I was very happy that I did not have wood flooring.

Before this apartment of mine in Fethiye, I had always had wood floorings and I still do in Istanbul. When I had bought this apartment in Fethiye, I had seen the tiles next door and decided to have wooden floors. Yet, before I could tell the builders, they had put the ceramic tiles and the topic was closed before I could interfere. This morning I was glad that it happened that way.

I like my furniture, but I have learned that what cannot be taken away from us, ourselves, is what gives us true value and makes us happy. I have one treasure, at least for me, in my apartment in Fethiye, my piano. It is a Schimmel Classic. I do have 2 pianos in Istanbul. A Russian piano, a Lirika, my father bought me when I was seven. That piano waits in my mother’s house. At home in Istanbul I have an electronic piano, a Roland, that I am able to play day or night without bothering the neighbours. So this Schimmel is my third piano.

Actually I was planning to buy another Roland for Fethiye. As I said, using the piano with headphones is very convenient and the sound quality is rather good. I remember the day, which was about approximately a year ago, that I went looking for a piano for Fethiye. I looked at various Rolands, and then suddenly I saw this shiny black piano sitting at a corner with a black baby grand Yamaha and another black Steinway grand. I was planning to spend a certain amount, but I could not resist going to that section. I played just a little, actually very little. The sales rep kept saying “you may play as you wish you are our previous customer”, since I had bought a Roland from them and a few guitars for Fethiye and Istanbul. I loved the piano, but it was expensive. Then the sales rep said “this is a lovely piano, and something your grandchildren can play.” That phrase hit me. It made me feel wonderful. I was choosing a piano for Fethiye and this made me feel as if I was going to grow roots in Fethiye with this piano. I left the shop to have a coffee and to think about it. After I ordered my coffee, I could not wait to finish it and when to the shop, told them I was buying the piano and gave a small amount as a down payment, and told that I would be back on Monday with the rest and asked them to arrange for the transport to Fethiye. This was on a Saturday.

At around Monday noon I was at the store again. The sales representative was there, and even before saying hello he said: “You will not believe it, a gentleman came on Sunday. He wanted the piano and said he would pay in cash and take the piano right away and that he can arrange for the transport. He was so insisting. But you had given us a down payment. We could not believe it. We sell many pianos, but these kinds are not asked for this frequently and so quickly. You and him- so similar.” I smiled to myself. I knew what made me not finish my coffee on Saturday. And my friends know I love coffee.

Well, back to the rain in Fethiye. So it is around 6 am. I am walking on a wet floor in my living room. My piano is in a corner that is surprisingly not touched by the water. So I had to decide. Would I leave it; should I be leaving my apartment with a dripping ceiling in the top floor and a floating floor at the bottom floor? I had planned to be gone for a week and had not checked the weather forecast. And apart from that I needed to clean and clear this water on my floors and furniture first. I decided not to go. I had talked with the Havas yesterday and had asked him to pick me up from my apartment which is on the Havas route. I did not want to keep him waiting; I got my umbrella; waited for him to come; and when he did, I told him that I would not be able to go due to my leaking ceiling. He said “be in health” and left for Dalaman.

I had a few meetings arranged for this afternoon. What will I do now? First, I will sleep a little at least until the office hours. Before starting to write, I more or less finished my cleaning.

This does not happen to me very much. I think this is the second time in three years that I am delaying going to Istanbul due to rain. And the first time with a boarding card at hand. I know and accept that there is a reason for everything and we will see what that may be.

May the abundance and fruitfulness of Rain be always with us.

With love to you all.
Z.
_____________________________________________________________________________
Affirmation of the Week:
“ I pay attention to thoughts and ideas that come to me as answered prayers.”
By Doreen Virtue
Quote of the Week:
“Impulses of intelligence create you body in new forms every second. What you are is the sum total of these impulses, and by changing their patterns, you will change.”
Dr. Deepak Chopra

Zeynep’s Book Recommendation:
“Positive Thinking” by Vera Peiffer. The Turkish translation of this book may be found under the name “Çekim Yasasının Temeli”.

Steve Rother was in Istanbul

Steve and Barbara Rother, who are well-know for their Lightworker seminars, were in Istanbul for a four-day event between April 12th and 15th to teach a complementary healing method called Inverse Wave Therapy. Steve has three books that have been translated to Turkish. His most recent book is called “Spiritual Psychology”. Steve Rother is not a psychologist. Indeed he used to be a contractor. Yet, life had another plans mapped out for him. Now, he is a well-known channel, teacher and a famous author. This down to earth medium has been sharing the messages of “The Group” for about 12 years now. This was the fourth time that he was in Turkey.

His most famous book is his first book called “Re-member”. Why re-member with the indentation? Because Steve wants us to remember who we are and why we came here. When we remember who we are, then we can remember our power to create and we can start to create heaven on earth. According to him to remember is to bring our pieces together, to bring our spiritual family together and to get back on track.

He conveys a lot of messages. This week I will go over his reminders about daily life. In the coming weeks, we will look in to more of his channelled messages.

So Steve Rother reminds:

Breathe.
So many of us forget to breathe, especially when we are afraid, worried or busy. Those are the times we need to breathe even more. Especially when you start the day, make sure you take 10 to 15 deep, slow and full breaths.

Bless your food and drinks.
Giving thanks to the food that we put into our system causes them to be better assimilated by our bodily systems. This effects the energy of the food, which in return effects our own energy level.

Empower your children.
Treat your children as independent powerful beings of choice. Teach you kids to make mistakes. Children are changing; treat them with respect. The new children are sensitive, vulnerable, yet powerful. Make space in your life to allow your kids to live as empowered humans.

Define yourself by what you want instead of what you do not want.
Empower yourself. You make the difference in your life.

The key to success used to be to work hard a few generations ago. The new key is to find and follow your passion. Find your higher passion.

Life is about realizing our true identity and potential.

Step out of destiny consciousness to journey consciousness in your life.
Before we needed to set specific goals in life and to focus on them with the aim to reach the result as quickly as possible. Now, in the new higher energies it is more important to enjoy every turn and to be aware that a destiny means creation must end at a point, where as when we are in a journey consciousness, life can become an enjoyable ride.

Love yourself first. Put yourself in the light first. When you prosper then you can help others do the same.
Most of us mistake taking care of ourselves with being selfish. There is a big difference.

Thoughts create you reality. If you do not like your reality, change your thoughts. And do not create worry.
We only have life lessons; there is nothing right or wrong. Live with the consciousness that all things that do not serve you were your creations to start with and can be changed with a shift in you consciousness. The famous movie The Secret discusses this topic in detail. As I mentioned in the previous article, this movie is a must-see. If you can not find the movie, go for the book. I really recommend both.

***

You may think and see that many teachers say the same or similar things. Please do not take it as a repetition, but more so as a confirmation. And when I see similar messages in so many different resources and works of teachers, I feel the need, the pressure to share them and to repeat them even more.

As Steve Rother’s connection The Group says, “For each message, listen and see if it resonates with your heart. If it does, breathe it in. If not, just let it go without judgment. It might be for someone else.” This is true for all of the messages of the universe.
“Treat each other with greatest respect. Nurture one another at each opportunity. And, Play well together.”

With love and light,
Z.

____________________________________________________________________
Affirmation of the Week:
“Love is powerful – your love and my love. Love brings us peach on Earth.
By Louise L. Hay, The Author of You Can Heal Your Life.
________________________________________________________________________
Quote of the Week:
“A dreamer is one who can only find his way by moonlight, and his punishment is that he sees the dawn before the rest of the world.” Oscar Wild.
________________________________________________________________________
Suggested Reading:
“Ancient Secret of the Fountain of Youth” By Peter Kelder.
The Turkish translation of this book is sold under the name “Tibet’in Gençlik Pınarı”.

St. Valentine`s Day

In February we talk a lot about love. Since a day is told to be for lovers, and maybe we feel we have to. Yet, love is the main energy that keeps our body moving, our soul alive and happy.

We all want love in our lives; yet, there are questions that I feel we need to ask before that.

What do we want in life?
What would we want in life that makes us want to live a bit more?
Will a partner to share your days with satisfy that need?
Should we be looking for a perfect soul mate with whom you can be your true self?
Is there such a person? Is the concept of “soul mates” a reality?
What is love?
Is it sexual ecstasy? Is it affection or caring? Is it being cuddled or caressed?

What is love?
Is it what gives meaning to life?
Is it what makes us wake up in the morning and gives us the energy to go through the day?

What is love? And what is love for you?

***
Soul-mate Energy

Enough for questions. What about the answers?

The ancient wisdom of Kabbalah gives some information about love and soul mates. Those who work with energy therapy will tell you that “Love” is the highest energy frequency available.

When a soul comes down to incarnate, it comes in two separate energy polarities. One negative and one positive energy frequency incarnate. The positive energy is the male energy as we know it. However, a male energy might incarnate in a female body. You soul-mate if it enters you life, for even that is not very common, he or she might be a parent, a grandparent, a brother or a sister, or even a very close friend. Only few people ever meet their soul-mate as husband and wife in an incarnation. And this usually occurs only after these souls advance spiritually. Sometimes you see couple in their late ages still walking hand in hand as if they are newly weds. Those people are usually soul-mates.

How can we invite our soul-mate into our lives?

First of all, let us look at the energy of that special day and what it has to say to us.

Energy of February 14th, 2007

14+2= 16
2007+16 = 2023
2023 = 7

7 is the numerological value of this years St.Valentine’s Day.
What does this number signify for this date?

The number 7 usually signifies new beginnings and change for the good.
On that day, seek and create for yourself a loving and secure environment.
A good affirmation for that day would be: “I am putting my life in order and preparing for the new beginning.” You do not have to be with somebody. We are talking about the energy of the day. Regardless of the name of the day, use it for your own benefit. This number signifies that we need to do things which are nurturing for our body and soul. It reminds us that to move in a positive direction in life, we need the support of a loving environment. It also reminds us to avoid chaotic and loveless relationships.

***
Esoteric sciences such as Kabbalah offer some tools that we can use to invite our soul-mate or at least “soul-mate” energy into our lives. When we connect with the energy of our soul-mate, we attain a feeling of completeness that makes us feel unity. In Kabbalah, we can use one of the 72 names of God to meditate and call that energy. The meditation book called “The 72 Names of God” by Yehuda Berg gives information about that connection as well as other tools. The book is available in Turkish as well under the name “Tanrı’nın 72 Adı.”

Also, there is a day every year when we can connect with this energy easily. This date is determined by the Kabbalistic moon calendar and is at the end of summer this year. I will write about that day when the time comes. Up until then, you can, with an open and honest heart, call the other half of your soul. A great healing takes place both for you and you other half when this union occurs. Yet, it is very important to do this with an open heart wishing for the ultimate best for both of you. Some of us might be able to meet with the real soul-mate, and some of us maybe will never find that person yet will have relationships that make us feel complete and loved.

The laws of the Universe operate on a system of total justice. What you wish and intend, happens. Selfish desires bring only negative results. When you wish something for yourself, make sure that you wish with the intent that only what is for the highest good of all happens. The power of intention is very strong, as well as the power of words.

You angles want you to let go of anger, judgment and resentment. Sometimes not forgiving past actions or events keep us stuck in certain situations. Have the courage to forgive both others and yourself. Unforgiveness can only hurt you, and can hurt you more that anyone else. When you clear your heart of old wounds and worries, you will be ready to welcome love and light into your life.

For emotional wounds and worries, rose oil can be of great help. Fill you bath and add a few drops of rose oil to the water and soak yourself in water for 10 to 20 minutes. You will feel the difference. You may also mix water with a few drops of rose oil and spray on your pillow or spray on your skin. In aromatherapy rose oil is known to heal emotional wounds. It increases our capacity for self-love and warms our hearts when and if we have grown cold due to old disappointments and pain. It reminds us that it is possible to love again.

There are no quick fix solutions to find love and fulfilment. It is life long process. Yet, the more we take care of ourselves, the more we love ourselves, the more it is possible to find true happiness in our lives. With or without a partner.


***
Sometimes we just need to surrender. To accept what life is and what life brings.
It is always the process on the journey that is valuable. The end is usually not the reward.

***
The great Sufi Mevlana Celaleddin Rumi who died in 1273, talks about love in many ways. Last month on December 17th we celebrated his death anniversary since Rumi believed that death is a union with the Divine and something to be celebrated.
I would like to share some of his poems with you.

* Some souls have gotten free of their bodies.
Do you see them? Open your eyes for those
who escape to meet with other escapees,

whose hearts associate in a way they have
of leaving their false selves
to live in a truer self.

I don’t mind if my companions
Wander away for a while.

They will come back like a smiling drunk.
The thirsty ones die of their thirst.

The nightingale sometimes flies from a garden
to sing in the forest.

* Love comes sailing through and I scream.
Love sits beside me like a private supply of itself.
Love puts away the instruments
And takes off the silk robes. Our nakedness
Together changes me completely.

* If you love love,
Look for yourself.

I would like to conclude with one of his poems that I love the most.
I wish you love, joy and happiness. May all your hearts’ desires come true.

* I am so small I can barely be seen.
How can this great love be inside me?

Look at your eyes. They are small,
But they see enormous things.

Love,
Z.
_____________________________________________________________________
Affirmation of the Week:
“I deserve the best, and I accept the best now.” By Louise L. Hay
_______________________________________________________________________
Quote of the Week:
“We are born into the world of nature; our second birth in into the world of spirit.”
By Bhagavad Gita

________________________________________________________________________
Suggested Reading:
“Men are from Mars, Women are from Venus” By John Gray.
The Turkish translation of this book is sold under the name “Erkekler Mars’tan, Kadınlar Venüs’ten.”

So The Teachers Say

“When the student is ready, the teacher appears.” That is what so many masters are known to have said over the years. My teacher Moshe had told it in his class that I first attended. Louise Hay is known to say it many times. And I find myself saying it because I have been very grateful for the many teachers that appeared in my life at the most appropriate times. It is assurance that when we are ready to listen, the answers that we are seeking will be revealed to us, hopefully one after another.

Has it ever happened to you that you look at a view that you think you know and it feels as if you are seeing it as if for the first time? Every time I live such an experience, and yes it happens on and off, I realize how at times we are actually usually far-off from the moment we are living.

There are many books on the importance of being in the now, being present in the moment. Eckhart Tolle’s famous book “The Power of Now” and its workbook are some of the best on the subject. How else can we improve our presence in the moment?

The famous actor of the movies Van Helsing and X-Men Hugh Jackman says that acting is a wonderful activity for learning to be and to stay in the moment. I was watching an old interview yesterday about the Broadway musical “The Boy from Oz” with which Jackman won a Tony Award. He describes acting, especially in the theatre, to be an activity that is only achievable through being in each and every moment. I wonder if there are any amateur theatre groups in Fethiye. There was one in The Fethiye Cultural Centre of the Municipality last year. I wonder if there is a theatre group in English. Wouldn’t it be nice to have one?

***

Anyway. Would our lives be radically different if we could indeed stay in the moment? When I am painting, I find myself not able to think of anything else. I feel free. Musicians say similar things. When we engage in an activity that we really love, all concerns, worries and problems seem to dissolve. That is also one of the key elements of happiness. Talents are given for a reason. Look for your talents and the hidden gifts you have. Everybody has a purpose and a function in the world. You just have to find out what it is. Easy said than done. Once in a while I am sceptical about it, yet time and time again I am assured that every event that takes place has a purpose. Each life we touch and person we meet has a place in our life. What happened had to be that way. For a reason. Yet, we need to remember also that each next moment is there to be created anew. We are not anchored in our past. Using the power of intention and honest desire, we can create anything no matter how late we think it is.

There are so many methods and suggestions and books. You know what, we need them all and we do not need anything at the same time. Yet, until every one of us is totally content with life, I guess this search for the better will probably go on.

***


This week I would like to share some quotes from some of my favourite teachers and books. Here is wisdom from the masters:

- “When we create something, we always create it first in a thought form.” Shakti Gawain


- “It is looking at things for a long time that ripens you and gives you a deeper understanding.” Vincent Van Gogh

- “Prepare your mind to receive the best that life has to offer.” Ernest Holmes

- “Magic has often been thought of as the art of making dreams come true; the art of realizing visions. Yet before we can bring birth to the vision… we have to see it.” Starhawk

- “Do. Not try. There is no try.” Yoda from Star Wars

- “It is good to collect things, but it is better to go on walks.” Anatole France

- “It takes a long time to become young.” Pablo Picasso

- “A man cannot be comfortable without his own approval.” Mark Twain

- “Some people actively retain illness and energy blockages usually because it is more convenient or familiar to live this way.” Caitlin Matthews

- “No one can make you feel inferior without your consent.” Eleanor Roosevelt

- “Every day the energy you need for that day will be given to you. What you need for tomorrow will be given tomorrow. Do not try to carry tomorrow’s load with today’s energy.” Moshe Abudaram

- “I saw my Lord with the eye of my heart, and I said: Who art Thou? He said: Thou.” Al-Hallaj

- “Miracles do not happen in contradiction to nature, but only in contradiction to that which is known to us of nature.” St. Augustine

- “When we pay attention to nature’s music, we find that everything on the earth contributes to its harmony.” Hazrat Inayat Khan

- “The warrior of light tries to establish what he can truly rely on. And he always checks that he carries three things with him: faith, hope and love.” From Manual of The Warrior of Light by Paulo Coelho.

- “The simple things are also the most extraordinary, and only wise men can see them.” From The Alchemist by Paulo Coelho.

- “When you change the way you look at things, the things you look at change.” Wayne W. Dyer.

- “The birth and death of leaves is part of that greater cycle that moves among the stars.” Rabindranath Tagore

- “We shall not cease from exploration. And the end of all our exploring will be to arrive where we started and know the place for the first time.” T. S. Eliot

- “Just imagine that the purpose of life if your happiness only – then life becomes a cruel and senseless thing. You have to embrace the wisdom of humanity. Your intellect and your heart tell you that the meaning of life is to serve the force that sent you into the world. Then life becomes a joy.” Leo Tolstoy

- “The power of the word is real whether or not you are conscious of it.” Sonia Choquette

- “Life is not a problem to be solved, but a mystery to be lived.” Thomas Merton

***

Please remember that you are your own true master. All of the rest are your torch carriers, your light towers. Your story is the one that waits for you to be written.

With love and light to you all.
Z.
__________________
Affirmation of the Week:
“Each day is a new opportunity. Yesterday is over and done. Today is the first day of my future.”
By Louise L. Hay

Quote of the Week:
“What if I should discover that the poorest of the beggars and the most impudent of offenders are all within me, and that I stand in need of the alms of my own kindness; that I myself am the enemy who must be loved – what then?”
Carl Jung

Book of the Week:
“The Chronicles of Narnia” By C.S. Lewis.
There are 7 stories in this series. “The Lion, The Witch and The Wardrobe” is the one we know from the movie. There are six more stories. I recommend reading all seven.
The Turkish translations of these stories are available under the name “Narnia Günlükleri.”