İnternet Sitesi

www.zeynepkocasinan.com
Alzheimer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alzheimer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ocak 2012 Pazartesi

Karlı Bir İstanbul Gününde “Başarılı Yaşlanma ve Alzheimer Korkusu”


Uluslararası Lions Dernekleri 118-T Yönetim Çevresi’nin 14 Ocak 2012 Cumartesi günü Sarıyer Belediye Başkanlığı ve Alzheimer Vakfı ile birlikte düzenleyeceği, Lions Alzheimer Projesi kapsamındaki “Demans Alzheimer Semineri”nin duyurusunu gördüğümde o günlerde İstanbul’da olacağım için, katılma fırsatım belki olur, diye geçirmiştim içimden.  Sarıyer İstanbul’daki evime yakın sayılırdı.  İstanbul’un mesafelerine göre yakın en azından.

Seminerin bir gün öncesinde Türkiye’de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurucusu, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın ve Ordinaryüs lakaplı efsane futbolcu Lefter Küçükandonyadis’in vefatı ile ilgili haberler Türkiye’yi sarsmıştı.  İnandıkları doğrular ile yaşamı seçen insanların ruhlarımıza, yüreklere farklı bir dokunuşları var.  Bu haberlerin ertesi günü, yağmurlu ve soğuk bir Cumartesi öğleninde Alzheimer seminerini dinlemek için Boğaz’ın sahil yolundan Sarıyer’e doğru ilerlerken ailelerimizden kaybettiklerimiz ile kişisel tarihimizin de önemli bir kısmı kaybettiğimizi düşünmeden edemedim.

Alzheimer yaşlılıkta görülen bir hastalıktı.  Babamı düşünmeden edemedim.  Bu hastalık ile ilgisi olduğu için değil.  Sevdiklerimizi kaybetmenin acısı üzerine düşünceler geçtiği için belki.  Alzheimer hastalığı sevdiklerimizi yaşarken kaybetmemize neden olan bir hastalıktı.

Salona vardığımda ise sıcak sahlep ikramı ile karşıladı Lions MD 118-T Yönetim Çevresi’nin görevli Lionları.  Hüzün hissi yerini dostluğa bırakmıştı.
Seminerin iki kıymetli konuşmacısı vardı.  Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Geriatri Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Ahmet Turan Işık ve uzmanlık tezini Alzheimer ve Parkinson hastalarının nöropsikolojik ve elektrofizyolojik değerlendirmeleri üzerine yazmış olan Nörolog Dr. Gülüstü Kaptanoğlu.  Yurt içinde ve yurt dışında Alzheimer ve Demans üzerine farklı çalışmalar yapmış olan bu iki hekim yaşlılar, yaşlı yakınları, bunama üzerinde çalışma yapan iki hekimde herhalde en çok ihtiyaç duyulan saygı, sabır ve şefkatli yaklaşımı yaşıyorlardı.  Seminerin iki saati aşan süresi boyunca bu dingin ve sabırlı yaklaşımlarını hiç yitirmediler.  Ben anneme ve aile büyüklerimize yeterince sabırla yaklaşıyor muyum diye kendimi sorgularken yakaladım birkaç defa.

Bundan bir ay kadar önce, 16 Aralık’ta, Fethiye’de, üyesi olduğum Fethiye Lions Kulübü Derneği tarafından organize edilen, Türkiye Alzheimer Derneği Mersin Şubesi Başkanı Sayın Selami Gedik’in bir konuşmasını dinlemiştim.  Alzheimer’a dair ilk bilgilenmem o gün başlamıştı.  Çok ama çok yeni bir konuydu benim için.  Daha fazla bilgi sahibi olmak için elle tutulur bir nedenim de yoktu. Yaptığım kişisel gelişim veya eğitim çalışmalarında bir demans hastası ya da hasta yakını ile de çalışma yapmamıştım.  Şimdi düşününce bu beni biraz şaşırtıyor.  Farklı nedenlerle karşıma çıkan yüzlerce hastalık hakkında fikrim vardı ama Alzheimer bunların arasında değildi.

Bu soğuk ve yağmurlu İstanbul öğleninde Sarıyer’deki salon doluydu. Bu seminerin ne kadar yerinde bir çalışma olduğunu seminer başladıktan daha sonra anlayacaktım.

Konuşmacılar anlatımlarına başlamadan önce dinleyicilere bir seminerden çok bir sohbet toplantısı yapmak istediklerini, öncelikle dinleyicilerin sorularını dinlemek istediklerini ve sunumlarını ve aktarımlarını bu sorulara göre yapacaklarını aktardılar.  Tüm sorulara yanıt verdiklerinden emin olmak istiyorlardı.   Toplantının başlığını ortaklaşa “Başarılı Yaşlanma ve Alzheimer’dan Korkmamak” olarak koymuşlardı.  Gelen sorulardan Alzheimerlı bir hastaya bakmanın zorluklarını daha iyi anlamaya başlıyordum. Ve sanırım hasta yakınlarında aynı hastalığı yaşama korkusu oluşuyordu.

Benim sorum yoktu.   Alzheimer hastalığını tanımıyordum.  Ben bu hastalığı Lions’ın 2011-2012 Dönemi için tüm Türkiye’de uyguladığı Lions Alzheimer Projesi sayesinde öğrenmeye başlamıştım.  Ailemizde hiç Alzheimer hastası olmamıştı. Rahmetli anneannem ömrünün son yıllarında yaşlılık emareleri göstermişti ama öğrenmeye başladığım yeni bilgilere göre onun yaşadıklarının Alzheimer’la pek ilgisi yoktu.

Alzheimer hastaları eskiyi hatırlıyorlardı ama bir saat önce yaptıklarını, on dakika önce yaptıklarını unutabiliyorlardı.  16 Aralık’ta Fethiye’de yapılan toplantıda buna dair bir bilgi hatırlıyordum.  İlk giren son çıkar prensibi.  Hasta en son öğrendiği şeyleri genelde en erken unutuyordu.  “Az önce ilaçlarını alıp almadığını hatırlamıyor ama torunlarının isimlerini hatırlıyor,” diye paylaştı bir hasta yakını.  Benzer paylaşımlar çoktu.  Eskiyi çok iyi hatırlayan bir kişinin, bir hafta öncesini, bir gün öncesini, bir saat öncesini hatırlamamasını hasta yakınları anlayamıyordu.  Eski daha zor hatırlanmaz mıydı?  Oysa Alzheimer hastalığının bulgularından biriydi bu. 

Yaşlılıkla ilgili sağlık sorunları dünyada artıyordu çünkü dünya nüfusu yaşlanıyordu.  Doç. Dr. Ahmet Turan Işık’ın paylaşımlarına göre 2050 yılında Avrupa nüfusunun yüzde yirmi beşinin altmış beş yaşın üzerinde olması bekleniyordu. 2011 yılının Mayıs ayında yayınlanan bir Geriatri Kongresi’nin basın toplantısında Türkiye'de 50 yıl önce 50 olan ortalama yaşam süresinin günümüzde, 73,8'e uzadığı bildirilmişti.

Demans kelimesinin bunama anlamına geldiği, Alzheimer’ın bir demans şekli olduğu ilk paylaşımlar arasındaydı.  Bir beyin tümörü iyi huylu da olsa demans benzeri bir tablo ortaya çıkarabiliyordu.  Başa alınan her travma bir risk faktörü olabiliyordu.  Ancak çocuklukta yaşana fiziksel baş travmalarının yaralı bir beyin yarattığı söylense de çocukluktaki hızlı fiziksel yenilenme nedeni ile sorun yaşanmayabileceğini de aktarıyorlardı.

Başarılı yaşlanma nedir sorusuna, her işini kendi yapabilen ve tecrübelerini başkana aktarabilen insan olmak şeklinde bir tarif yaptılar.  Tüm soruları, tüm konuları Sayın Işık ve Sayın Kaptanoğlu bir ekip olarak ele aldılar ve yanıtladır.  Gösterdikleri sabırlı, şefkat ve ilgi dolu yaklaşım gerçekten etkileyiciydi.  Tüm soruları aynı önemi vererek yanıtlıyorlardı.

Yıkanmak Alzheimer hastalarında bir sorun olabiliyordu.  Bu hastalar idrar kaçırma sorunu da yaşayabiliyorlardı.  Doktorlarımız bunun hastalığın ilerlemesinin doğal bir sonucu olduğunu, nasıl nezle olan bir kişinin burnunun akmasını doğal karşılıyorsak, bunu da doğal karşılamamız gerektiğini vurguladılar.  Bu hastalığın normal bir davranışıydı.  Bu bir hastalıktı.  Anlaşılıyordu ki bu konu hasta yakınlarının kabul etmekte zorlandıkları ya da utandıkları bir konuydu.  Bu konudaki paylaşımları dinlerken aldıkları cevaplar ile ailelerin rahatladıklarını görüyordum.   Başka ailelerin de aynı sorunlar ile uğraşmakta olduğunu da görüyorlardı.  Hastalığı daha yakından tanıyorlardı.  Tanırsak, bilirsek huzur bulabilirdik.  Bunu hissetmiştim dinlerken Alzheimerlı hastalar ile iletişimde doğruluktan ayrılmamak gerekiyordu.  Hastalar unutkanlık yaşadıkları için ölen bir kişinin yaşadığını zannedebiliyorlardı mesela.  Kimi aileler hasta ile o kişi yaşıyormuş gibi sohbeti sorun yaratmadan sürdürmeyi seçiyorlardı ama bir nokta da hasta kendine gelebiliyor ve neden bana yalan söylüyorsunuz, o öldü diyebiliyorlardı.  Neden böyle bir şey yaşandığını merak etmişti bir aile.  Doğrudan şaşmayın,” dedi Sayın Kaptanoğlu.  Yalan söylemeyin.  Hastalar her an aynı seviyede unutkanlık yaşamıyorlardı.  Ancak hastaları sinirlendirecek bir şekilde itiraz edilmemesi  de gerekiyordu.  Doktorlarımız böyle bir durumda konuyu değiştirmeyi önerdiler.  

Alzheimer hastaları çabuk sinirlenebiliyorlardı.  Çabuk ajite olabiliyorlardı.  Ancak birkaç saat sonra hastaya bahsettiğiniz kişinin hayatta olmadığını bir şekilde söylemek gerekir,” dedi Dr. Gülüstü Kaptanoğlu. “Mesela uzun zamandır kabristana gitmedik, ziyaret mi etsek?” diye konuyu açabilirsiniz diye bir öneri getirdi.  Hastayı üzmeden, kırmadan, sinirlenmeden doğruları söylemenin yolunu bulmak gerekiyordu.  Muhtemelen kolay değildi ama bu net cevap yine birçok aileyi çok rahatlatmış göründü.  Birçoğu hasta ile onun yarattığı hayali gerçeklerle konuşuyorlardı ve ikiliklerden, hatalı şeyler söylemekten rahatsız oluyor ve ne yapacaklarını bilemiyorlardı.  Doğrudan şaşmayın,” diye tekrar etti Sayın Kaptanoğlu.

Gece uyanan Alzheimer hastalarının halüsinasyon diye tanımlanabilecek şeyler söylediklerini paylaştı bazı hasta yakınları.  Bunun nedeni demanslı hastanın derin uykudan aniden uyandığı için rüya ile yaşamı karıştırmasından kaynaklanabileceğini ve genelde normal karşılanması gerektiğini ilettiler.

Her Alzheimer hastası için kişiye özel tedaviler belirlenmesi gerektiğini iletirken her demanslı hastanın bir anlamda bir anneye ihtiyaç duyduğunu da ilettiler.  Şefkat, ilgi ve sabırla yaklaşacak bir anne.  Kadınların bu bakım görevini erkeklere göre daha iyi yapabildiklerini de ilettiler.  Alzheimerlı bir hasta annesinden sürekli şefkat gören ve büyümek istemeyen bir çocuk gibidir dediler.  Fethiye’deki konuşmada Sn. Selami Gedik’in 13 yıldır annesine baktığını paylaştığını hatırladım bunları dinlerken.

Demanslı hastalara bakmanın paylaşılmış demans denilen bir sürecin yaşanmasına neden olduğundan da bahsedildi.  Bir hasta yakını “Alzheimer hastalarına bakanlar daha çok mu Alzheimer’a yakalanıyor?” diye sormuştu.  “Siz farz edin gözlüğünüzü unuttunuz.  Hasta yakını olmayan bir kişi bunun üzerinde durmazken Alzheimer’ı bilen bir kişi, yoksa ben de mi hasta oluyorum, diyerek endişelenebilir,” diye cevap verdi Dr. Gülüstü Kaptanoğlu. 

Korunmak için ne yapılabilir?  Sorunların bir kısmı da bu konuya aitti.  Sağlıklı dengeli beslenme, egzersiz ve sosyal yaşamın içinde olmak Alzheimer’a karşı koruyan bir yaşam tarzını tarif ediyor.  Tüm ilave besin takviyelerinin bilinç olarak alınması gerektiğini ve gerekli tahlil ve ölçümler yapılmadan alınacak gıda takviyelerinin karaciğer toksititesi ve kanama gibi şikayetler doğurabileceğini özellikle vurguladılar.
Sayın Doç. Dr. Ahmet Turan Işık sayesinde geriatri konusunu daha iyi anlama şansına kavuştuk.    Egzersizin sağlıklı yaşam için ne kadar önemli olduğu belki aşikar ancak yürümenin Alzheimer’ı önlemek için çok önemli olduğunu yine de vurgulamaya gerek var belki. Yerim dar, yenim dar demeden nerede fırsat olursa yürümeyi öneriyor Sayın Işık. 

Ve demansın tedavisinin bir anlamda yalnızlığın tedavisi olduğunu da paylaşıyor hekimlerimiz.
Sosyalleşmenin ne kadar önemli olduğunu seminer boyunca vurguladılar.  “Bir dizi seyredip dedikodusu yapmak da bir zihinsel aktivitedir,” diye paylaştılar. Erken evredeki bir demans hastasının ergene benzediğini.  İnadın hastada ters tepebileceğini de.  “Israr etmeyin ama bezdirmeden hatırlatın,” diye tarif etti Dr. Gülüstü Kaptanoğlu.  Alzhmeimer hastalarının bir çoğu anlaşılan uyku sorunları yaşıyor.  Sık uyanıyorlar, derin uyuyamıyorlar ve biraz da bu nedenle sinirli oluyorlar, düşünceleri net olmuyor.  Uyku uyumayan insanın aklının başında olamayacağını hatırlatıyorlar.  Uykusuz kaldığımda gerçekten ne kadar da huzursuz ve hatta huysuz olabildiğimi düşünmeden edemiyorum.  Gündüzleri hep bir uyku halinde olan hastaların bir çoğunun geceleri uyuyamadıkları için bitkin olduklarını ve hastayı takip eden hekimin verebileceği bir uyku ilacı ile sorunun giderebileceğini aktarıyorlar.  Ancak Alzheimerlı hastalarda ilaç kullanımı konusunda çok dikkatli olunması gerektiğini de vurguluyorlar.
Her unutkanlığın Alzheimer’dan kaynaklanmadığını da bilmek gerekiyor.  Tiroit hastalıkları dikkat eksikliğine yol açabiliyormuş.  Genç yaşlarda yaşanan depresyon bir demans nedeni olabiliyormuş.
Alzheimer seminerinde o kadar çok bilgi paylaşıldı ki.  Ama benim için en doyurucu yönü dinleyicilerin hepsinin sorularının dikkate alınması ve teker teker cevaplanmasıydı.  Hasta yakınları için belki en hassas tavsiye “Siz kendiniz için ne isterdiniz, sevdiğiniz için onu yapın,” ifadesiydi.



Sarıyer Belediye Başkanlığı o Cumartesi günü Evlendirme Dairesi Salonu’nu bu seminer için tahsis etmiş.  Konuyla çok ilgili olduklarını farklı şekillerde gösterdiler. Sağ olsunlar. 

Alzheimer’ı tanımaya devam ediyorum.  Tüm hastalara şifa ve hasta yakınlarına kuvvet ve sağlık diliyorum.  Uluslararası Lions 118-T Yönetim Çevresine,  Dönem Genel Yönetmeni Sayın Lion Nuray Marçak’a, 1. Bölge Lions Kulüplerine, Yaşlılar ve Alzheimer Komite Başkanı Sn. Ln. Zeynep Arslan Gezgin’e,  Aykü Sn. Ln. Nursen Çelikel’e, 1.Bölge Kulüpleri Başkanı Sn. Ln. Ayşen Ağma’ya, Sarıyer Belediye Başkanlığı’na, Alzheimer Vakfı’na ve değerli hekimlerimize bu kıymetli seminer çalışması için yürekten teşekkürler.


İki saati aşkın bir süre sonra Sarıyer’den ayrılırken dışarıda lapa lapa kar yağıyordu. İstanbul kışın en soğuk günlerinden birini yaşıyordu.  Arabama gidene kadar yağan karla ıslanmamak için renkli büyük şemsiyemi açtım.  İçimde tarifi zor bir huzur hissi vardı.

16 Aralık 2011 Cuma

Alzheimer'ın Fethiye'de Düşündürdükleri

Dışarıda yeni başlayan sağanak yağmur Fethiye Belediyesi Kültür Merkezi’nin çatısını dövmeye başladığında Türkiye Alzheimer Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Mersin Şubesi Başkanı Sn. Selami Gedik’in Alzheimer Konferansı başlayalı ancak on, on beş dakika olmuştu. Sayın Selami Gedik, üyesi olduğum Fethiye Lions Kulübü Derneği’nin Kurucu Başkanı Sayın Lion Burcu Döğerli Gül’ün ve eşinin yakın dostuymuş. Türkiye’deki Lions Yönetim Çevreleri 2011-2012 Dönemi için Alzheimer Hastalığını yıl boyunca Türkiye’nin tamamında ele almaya karar vermişlerdi. Fethiye Lions Kulübü olarak bizler de Burcu Hanım’ın katkıları ile Fethiye’de bir konferans organize etmeyi planlamıştık.

Uzun bir süre park yeri aradıktan sonra Uğur Mumcu Parkı’nın içinde otoparkta Kültür Merkezi’ne oldukça uzak bir noktada arabamı park ederek, hızla salona gitmiştim. İçeri girdiğimde ışıklar söndürülmüştü. Sahnede konuğumuz takdim ediliyordu. Hemen müsait bulduğum bir yere oturdum. Not defterimi çıkarmak üzere çantamı açtığımda dün döndüğüm Antalya seyahatimde not defterlerimi bilgisayarımın çantasına koyduğumu hatırladım. Salonda biraz ışık yapacaktı ama telefonumun not defterine not almaktan başka şansım yoktu.

Annemin, babamın ve ailemizde ben dahil birçok kişinin rahatsızlıkları nedeni ile birçok farklı hastalık ile aşinaydım. Danışmanlık ve koçluk çalışmaları sırasında da bir çok kişi rahatsızlıkları paylaşırlardı. Mühendis olmama rağmen hastalık ve tıbbi terimler dağarcığım oldukça genişti. Öyle ki özellikle rahmetli babamın hastane girişleri yaparken hastalıklarını sıralamaya başladığımda kaydı yapan personel istinasız olarak sağlık personeli veya hemşire olup olmadığımı sorarlardı. Alzheimer kelimesinin ise bu dağarcıkta yeri olmamıştı. Bu konferans neredeyse hiçbir fikrim olmayan bu hastalık konusunda bilgi sahibi olmayı sağlayacaktı.

Salon oldukça doluydu. Fethiye Sağlık Meslek Yüksekokulu’ndan öğrenciler de konferansı dinlemeye gelmişlerdi. Sahne dışında karanlık olan salona baktığımda her yaş grubundan insan bulunduğunu fark ettim. Belki de normalde böyle bir havada dışarı çıkmayacak olan yaşlılar da gelmişlerdi. Selami Bey’in konusunu iyi bilen, Türkiye’de bu konudaki önemli isimlerden olduğunu söylemişlerdi.

Geçmiş Dönem Başkanlarımızdan biri bana Selami Bey’in doktor olduğunu aktarmıştı ama konuşmanın başında Selami Bey “Alzheimer konusunu çok iyi bildiğim için beni doktor sanırlar ama ben işletmeyiciyim,” diyerek konuya açıklık getirdi. Aklım rahmetli babamın anlattığı bir hikayeye gitti. Yıllar önce babam bir firmanın baraj inşaatı şantiyesini ziyaret ediyor. Baraj inşaatları inşaat makineleri ile yapılan inşaatlar oldukları için makinelerin bakımı, işletilmesi işin çok önemli bir parçasıdır. Bu tarz inşaatlarda inşaatın başındaki ve genelde inşaat mühendisi olan bir şantiye şefinin yanında bir de makine şefi vardır. Tüm makinelerin alım, bakım, tamir, kullanım ve işletimlerini takip eden, makine operatörleri, formenler, yağcılar, tamirciler, kısaca tüm personelden, makinelerin en üst sorumlusu. Kimilerine göre inşaat şantiyelerinin en zorlu görevlerini yapan kişilerdir makine şefleri. Özellikle baraj inşaatları gibi yolun bittiği bir dağ başında en yakın ilçeden, bazen en yakın köyden kilometrelerde uzakta şantiyeyi çalışır durumda tutmak için muazzam bir çalışma gerektirir. Şantiye şefleri ve makine şefleri şantiyelerin tanrıları gibidir. Emirleri demiri keser ve olmazı oldururlar.

Ne diyordum. Evet, babam şantiyeye ziyarete gidiyor. Makine atölyesine de uğruyor. Makine şefi tertemiz bembeyaz bir önlük ile kendisini karşılıyor. Babam kendisine inşaatta kullandıkları makineler, makinelerde işin özelliğine göre yaptıkları modifikasyonlar ve bunun gibi birçok özel konuda sorular soruyor. Makine şefinin bilgisi babamı çok etkiliyor ve mezun olduğu İstanbul Teknik Üniversitesi’nin büyük bir hayranı olan babam “İTÜ’lü müsünüz?” diye soruyor. “Hayır,” cevabını veriyor şef hafif bir tebessümle. “O zaman ODTÜ mezunusunuz?” diyor babam. Makine şefi birkaç saniye duruyor, “Sinan Bey, ben Çapa mezunuyum,” diyor.

Karşısındaki, hayranlık uyandıracak kalan bilgili makine şefinin tıp doktoru olmuş olması babamın asla unutmadığı bir deneyim oluyor. Bu ve bunun gibi kim bilir kaç deneyim yaşamış olmalı ki “Diploma önemli değildir,” derdi babam. “Diploma bir kağıt parçasıdır. Ne bildiğin, esas önemli olan odur.

Ağabeyin okumasa da olur ama kızım sen mutlaka okumalı ve meslek sahibi olmalısın,” derdi babam. İlkokul yıllarımda bunu söylediğini hatırlarım. O İTÜ’den İnşaat Yüksek Mühendisi olarak mezun olmuştu. Okumanın önemine inanırdı.

Bilginin ne kadar farklı şekillerde edinilebileceğine dair beraber çalıştığımız yıllarda paylaştığı yüzlerce hikayenin bazıları zihnimde çok net; bazıları ise flulaşıyor.

İşte Fethiye Kültür Merkezi Salonu’nda Selami Bey’i dinlemeye başladığımda aklıma gelen hikayeleri bir kenara bırakıp tekrar onun anlattıklarına odaklanıyor. “Alzheimer, Dün Bugün Yarın” olarak isimlendirmiş konferansını Sn. Selami Gedik. Ve Alzheimer üzerinde çalışmaya annesine 13 yıl önce Alzheimer hastalığı teşhisi konulması ile başlamış. 13 yıldır annesine o bakıyormuş. Annesinin aynı şeyi defalarca tekrar tekrar sorduğunu fark etmesi ve bir gün evdeki buzdolabının içinde konulmuş olan kaşık ve çatalları görmesi ile başlıyor annesinin teşhis süresi. Önce evdeki yardımcı hanımın yanlışlıkla buzdolabına çatal bıçakları koyduğunu sanırken, annesinin evdeki farklı eşyaları çok farklı yerlerde saklamaya başladığını keşfediyorlar o gün. “Bir cumartesi günüydü,” diye paylaşıyor Sn. Selami Gedik. O pazartesi günü yapılan bir yazılı test ve MR çekimleri ile annesine Alzheimer teşhisi konuluyor ve Alzheimerlıların dünyasını keşfetmeye başlıyor.

Annesinin hastalığını 1. Evrede yakalamışlar. Alzheimer hastalığı 7 evreden oluşuyormuş en son safhasına kadar. Ve bir hasta bir evrede bir ay ile üç yıl arasında kalabiliyormuş. Evrelerin ilerlemesini yavaşlatmak hastanın ömrünü uzatmak mümkün oluyor. “Bunu duyduğum da mutlu olmuştum,” diyor Sn. Selami Gedik, “Annemi hemen kaybedeceğim korkum hafiflemişti.”

Alzheimer’in genetik bir yönünün olduğunun düşülmesine rağmen bunamanın yaşlanma ile gelen doğal bir sonuç olmadığını paylaşıyor Selami Bey. “İhtiyarlık insan kendini yaşlı hissettiğinde başlar,” diyor. Pasteur’un kuduz aşısını 60 yaşında bulduğunu paylaşıyor. Mimar Sinan’ın kıymetli eserlerini 70 yaşından sonra vermeye başladığını.

Alzheimer’a dair bir çok veri paylaştı. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri’nde her 69 saniye de bir Alzheimer teşhisi konuluyormuş. Türkiye’de farklı çalışmalara göre 250 bin ila 300 bin arası Alzheimer Hastası olduğu tahmin edilmekle birlikte sadece 15 bin hasta tedavi altındaymış. Hastalarından takriben yüzde beşi tedavi görüyor anlamına geliyor bu.

Alzheimer’i önlemek için en çok yürümeyi öneriyor Sn. Selami Gedik. Kardiovasküler kondisyonu sağlayan faaliyetleri öneriyor. Ayrıca daha fazla eğitim almış, yüksek mesleksel başarı sağlamış ve mental-zihinsel stimülasyon ile yaşayan kişiler bu hastalık daha az görülüyormuş. Aşırı zihinsel ve fiziksel yorgunluklar tetikleyici olabiliyormuş. “Dinlenmek gereklidir,” diyor Sayın Gedik. Sonra yıllarda Fethiye ve İstanbul arasında yaptığım, Türkiye’nin ve Dünya’nın farklı köşelerine yapıp durduğum seyahatlerim geliyor aklıma. Kendimi çok yoruyor olabilir miyim? Kulağım tekrar Sn. Selami Gedik’in sözlerine odaklanıyor. “Aşırı diyet de risk yaratır,” diyor.

Alzheimer’lı hastaların zaman zaman evden kaçabildiklerini, aşırı saldırgan ataklar yaşayabildiklerini, kaybolduklarında söylemek istedikleri kelimeleri hatırlayamadıkları için evlerini tarif edemediklerini, dertlerini anlatamadıklarını paylaşıyor. Kişi kelimeleri hatırlayamıyor çünkü bu hastalık nedeni ile beyindeki kıvrımlar derinleşiyor, beyin küçülüyor, beta amyloid proteini plaklaşarak hücreler arası iletişimi kesiyormuş.

Beyin bir yandan endüstri mühendisliği eğitimim sırasında öğrendiğim bir sistem ile bilgileri yitirmeye başlıyor. “Last In First Out.” Son giren ilk çıkar. O nedenle yakın geçmişi hatırlamayan bir hasta çocukluk anılarını tüm detayları ile hatırlayabiliyor. Selami Bey’in annesi kendi babasını hatırlıyormuş ama Selami Bey’in babasını ancak bahsi başka bir kişi açtığında hatırlıyor ve bahsediyormuş.

Alzheimer’a dair söylenebilecek o kadar çok şey var ki. Geçmişte farklı akıl hastalıkları ile karıştırılabilen bu hastalığın işaretlerinden bazıları tekrar eden sorular, eşya kullanma becerisinin azalması, basit matematik işlemlerini yapma becerisinin yitirilmesi ve yer ve zamanı karıştırmak. Alzheimer hastaları, hastalık başladığında normal yaşamlarındaki karakterlerden zıt karakter özellikleri gösterebiliyorlar. Çok sakin olan bir kişi çok sinirli olabiliyor. Bir yakınınızın Alzheimer olabileceğini düşünüyorsanız bir nörologa başvurmanız gerekiyor. Daha önce bahsettiğim gibi yazılı bir test ve MR çekimi ile teşhis konulabiliyor. Beta amyloid plakları MR’da görülebiliyor.


Ben hastalıkları zihinsel nedenleri de olduğuna inananlardanım. Korkuların, inançların, düşüncelerin bedenimizi de şekillendirdiğine. Zihinsel düşünceler ile hastalıkları eşleştirmede dünyadaki en ünlü isim Louise L. Hay. O Alzheimer Hastalığı'nın yaşamı terk etme arzusu ve hayatı olduğu gibi kabul edememekten kaynaklandığına inanıyor ve bu düşüncelerden, bu hastalıktan uzaklaşmak adına şu olumlamayı öneriyor: "Her şey doğru zaman ve mekan sıralaması içinde gelişiyor. Her şey olması gerektiği gibi oluyor."

Ve 16 Aralık 2011 tarihinde, Fethiye Belediyesi Konferans Salonu’nda verilen bu önemli konferansın organizasyonu için üyesi olduğum Fethiye Lions Kulübü Dönem Başkanı Sn. Ln. Seniha Öztürk’e, kıymetli katkıları için Kurucu Başkanımız Sn. Ln. Burcu Döğerli Gül’e, Kurucu Üyemiz ve Geçmiş Dönem Bölge Başkanlarımızdan Sn. Ln. Yonca Döğerli’ye ve katkıda bulunan üyelerimize sadece Fethiye Lions Kulübüm ve Lions MD118-R Yönetim Çevremiz adına değil, tüm Fethiye adına yürekten teşekkürler.

Sağlık, mutluluk, bereket ve huzur dolu bir ömür dileklerimle.